Aksi halde sizden istenen para ise vermeniz halinde dolandırılmış olursunuz gelen mesaj ise yanıtlarsanız bankamatik ve kredi kartlarınızla ilgili bütün gizli bilgilerinizin dolandırılmak üzere birilerinin eline geçmesine kendi elinizle yardım edersiniz.

Etimololjik olarak hırsızlık başkasına ait olanı çalmaktır. Dolandırıcılık ise hileli yollarla bir kimseyi aldatıp kendisine ya da başkalarına yarar sağlamaktır.

Hırsızlık kişinin haberi olmadan, gizlilik içeren bir iştir, Dolandırıcılık ise akıl oyunlarına ve yanıltmaya başvurularak gerçekleştirilen bir eylemdir.

Aralarındaki benzerlik haksız bir eylem olması ve gerek hırsızlığın gerek dolandırıcılığın mazisinin insanlık tarihi kadar eskiye dayanmasıdır.

Bu açıdan bakınca İyi ve dürüstlerle, dolandırıcılar çağlar boyunca yarış halinde olmuşlar ama çok mağdur olanlar olsa da iyiler yarışı daima önde tamamlamışlardır.

İyilerin galibiyeti dolandırıcıları hiçbir zaman yıldırmamış, insanların iyi niyetini ve saflıklarını istismar eden sözüm ona uyanıklar her devirde oltalarına takılacak av bulmada pek zorlanmamışlardır.

Çünkü hiçbir devirde gerek devletler gerek vatandaşlar tarafından geliştirilen önlemler ne dolandırıcıları yıldırabilmiştir ne de kurbanlarını av olmaktan kurtarabilmiştir.

Her devir yeni yöntemler kullanan dolandırıcılarını ve bunlara kanan yeni saflarını üretmiştir.

1950-60’lı yıllarda Sülün Osman adıyla namlı Osman Ziya Sülün İstanbul’un en değerli yerlerini satmayı başarmıştı ve adı tarihe geçmişti.

Neler satmamıştı neler…

Denk getirdiği cebi para dolu biraz saf biraz da mal düşkünü fırsatçılara Taksim Meydanı’ndan turun da Galata Köprüsü’ne, İstanbul Üniversitesi’ne kadar satma becerisi gösteren bir dolandırıcıydı Sülün Osman…

O sahte emlakçilikle de yetinmemiş, cennetten arsa satmış, falcılık ve medyumluk yapmış, Dolma Bahçe Sarayı önünden geçerken saate bakanları haraca bağlamış.

Galata Kulesi’ni sattığı kişinin şikâyeti üzerine mahkemede: “Kusura bakma hâkim bey, memlekette Galata Kulesi’ni satın alacak eşekler olduğu sürece ben de bu kuleyi satarım,” diyerek kendini savunabilmiş birisidir Sülün Osman…

Onun hakkında en ilginç olansa 20 Nisan 1962’de hapisteyken “Alın teri ile Yaşamak “ konulu verdiği konferanstır.

Övünülecek bir şey değil ama dolandırıcılıkta uluslar arası alanda internet üzerinden ticarette Sülün Osman’ı aratmayacak, hatta onu da geçecek yetenekte(!) dolandırıcılarımız günümüzde de var.

Bir sivri zekâlı Çin’e ayakkabı siparişinde bulunur ve kalanı mal tesliminde ödenmek üzere istendiği şekilde peşinat olarak paranın yüzde 20’sini havale eder,

Ancak sipariş verirken ayakkabıların bir tekinin Ankara gümrüğüne diğer tekinin ise İstanbul gümrüğüne gönderilmesini ister. Tabi Çinliler bunun ne anlama geldiğini anlamazlar.

Sipariş ettiği ayakkabılar geldikten sonra geri kalan borcunu göndermez. Bunun üzerine Çinliler astarı yüzünden pahalıya mal olacağından hareketle mallarını geri istemezler.

Gümrük İdaresi belirli süreyi tamamladıktan sonra ayakkabıyı teslim alan çıkmayınca prosedür gereği ihale ile satmak ister ancak tek ayakkabı kimsenin işine yaramayacağından alıcı çıkmaz.

Böylece sipariş sahibi her iki gümrükten ucuz yoldan aldığı ayakkabıları tekleri birleştirdikten sonra satışa sunar.

Bu tür şeytana bile pabucu ters giydiren bir ticari kurnazlık Çinlilerin aklına bile gelmez.

Günümüzde bu tür dolandırıcılıklarla birlikte en moda olan tuzak telefonlar aracılığı ile yapılan tele-dolandırıcılıktır.

İçişleri Bakanlığının ve emniyet yetkililerinin bütün uyarılarına rağmen maalesef dolandırıcıların ağlarına düşürdükleri oluyor.

Demek ki, bazen insanların saflığına bazen de gafletine rast gelebiliyor. Bu olay kimlerin başına gelmedi…

Emekli savcılar, polisler, üniversite hocaları,”beni kandıramazlar” iddiasında olanlar ve akla gelmeyen daha kimler, kimler…

Genelde kullanılan yöntem sabit telefonlar…

BİR: Arayan şahıs emniyetten aradığını, adının da x polis memuru ya da komiser olduğunu, terör örgütlerince nüfus bilgilerinizin ele geçirildiğini ve bazı olaylara adınızın karıştığını bunu halletmek için şu kadar para-çoğunlukla 10 bin TL- gerektiğini söyler.

Genellikle bu yöntemi kullananlar Toplum Destekli Polis’i adres gösteriyorlar ve inandırıcı olması için fonda telsiz seslerinin yer almasını ihmal etmezler.

Bu durumda ilk yapacağınız muhatabın konuştuğu telefon numarasını istemenizdir, karşılığında telefonun kapatıldığını göreceksiniz.

İKİ: Sizin adınızın bir terör olayına karıştığını onun için de karakola gelerek ifade vermeniz gerektiğidir.

Hangi karakol “ dediğinizde de genelde “merkez karakolu” derle ve Aydın’da bu adla bir karakol bulunmadığı için de dolandırıcı oldukları kolayca anlaşılır.

Üç: Bazı cep telefonlarına benzer mesajların gelmesidir.

Her ne şekilde olursa olsun bir kimseyi terörle iltisaklı gösteren bir olay insanları panik havasına sokar.

Bu tepkiye Muharrem Sarıkaya Byung Chul Han’dan alıntıyla Hakikat Krizi adını veriyor.

Kısaca her gün dolandırıcılıkla ilgili anlatılanlar işitilenler, gelen mesajlar insanları yeterince tedirgin eder, fazlasıyla endişelendirir(Haber Türk 13,11,2022)

Kaynağı ne olursa olsun fark etmez insanın adının terörle birlikte anılması eğriyi, doğrudan ayırma melekesini zayıflatır, adeta şok etkisi yapar.

Ve ilk önceliği terör gibi bir belayla adı anılmaktansa istenileni yerine getirmeyi seçmek olur ve son çare olarak da elindeki avucundakini dolandırıcıya boca eder.

Hâlbuki bu durumda ilk akla gelecek çare istenen parayı kesinlikle reddetmektir, gelen mesaj ise yanıtsız bırakmaktır.

Aksi halde sizden istenen para ise vermeniz halinde dolandırılmış olursunuz gelen mesaj ise yanıtlarsanız bankamatik ve kredi kartlarınızla ilgili bütün gizli bilgilerinizin dolandırılmak üzere birilerinin eline geçmesine kendi elinizle yardım edersiniz.

Aman dikkat!