675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 29.10.2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlülüğe girdi.

 

 

675 ve 676 sayılı KHK’lar ile gerçekleştirilen değişiklikleri inceleyelim.

 

1)675 sayılı KHK’nin 1.maddesi (Ek 1 sayılı Liste) ile 10 bin 131 kişi kamu görevinden çıkarıldı. Resen emekli edilen, meslekten ihraç edilen ve kendi isteğiyle meslekten ayrılan bin 82 emniyet teşkilatı mensubunun rütbesi alındı.

 


2)675 sayılı KHK’nin 3.maddesi ile daha önce 668 ve 672 sayılı KHK'larla görevden alınan memurlardan bir kısmı görevlerine iade edildi.

Görevlerine iade edilenlerin, 29.10.2016 tarihinden itibaren 10 gün içinde göreve başlaması gerekiyor. Aksi halde göreve başlamayan memurlar çekilmiş sayılacak. Göreve başlayan memurlara, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları tarihe kadar geçen süre içerisindeki mali ve sosyal hakları ödenecek, özlük hakları korunacak.

 

Anlamı ne?

Kamu görevinden çıkarılma kararlarına karşı gelen tepkileri bir ölçüde de olsa dengeleyebilmek için bir kısım kamu görevlisi görevine iade edildi. Görevine iade edilenler için 10 günlük süreye dikkat edilmesi gerekiyor.

 

 

3)675 sayılı KHK’nin 4.maddesi ile yurt dışında öğrenim gören 68 kişinin öğrencilikle ilişikleri kesildi. Bu kişilerin bu kapsamda gördükleri eğitimlere ilişkin olarak denklik işlemleri yapılmayacağı ve eğitim kapsamındaki akademik unvan ve derecelerine bağlı haklardan yararlanamayacakları hükme bağlandı.

 

 

4)675 sayılı KHK’nin 4.maddesi ile Dicle Haber Ajansı ve Azadiye Welat gazetesinin de aralarında bulunduğu 10 gazete, 2 haber ajansı ve 3 dergi hakkında kapatıldı.

akin-yakan---31102016.jpg

 

 

 

5)675 sayılı KHK’nin 8.maddesi ile olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe giren KHK’lar ile kapatılan kurum ve kuruluşlar ile faaliyetleri sonlandırılan şirketlere ve gerçek ve tüzel kişilere, ilgili mevzuatı uyarınca sağlanan fon, kredi ve benzeri finansal hizmetlerden dolayı banka ve finans kuruluşları ile çalışanlarına cezai sorumluluğu bulunmadığı hükmü getirildi.

Anlamı ne?

BankAsya’da mevduatı olan sıradan vatandaş tutuklanırken, suça karıştığı iddia edilen kurum,şirket ve gerçek kişilere bankacılık hizmeti verenlerin hiçbir sorumluğu olmayacak.

 

 

6)675 sayılı KHK’nin 8.maddesi ile terör örgütüyle bağlantısı olduğu düşünülen gerçek ve tüzel kişilerin, %50 den az ortaklık payı olan şirketlerde, bu payların yönetimi ve temsili için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133.maddesi uyarınca yetkili hakim veya mahkeme tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanacağı hükmü getirilmiştir.

Anlamı ne?

Terör örgütüyle bağlantısı olduğu düşünülen gerçek ve tüzel kişilerin, başka şirketlerde %50 den az ortaklık payı için kayyım atanabilecek.

 

 

7)675 sayılı KHK’nin 11.maddesi ile atanan kayyım ve yöneticilerin sorumsuzluğu ilkesi kabul edilmiştir. Madde ile atanan kayyımlar ile mevzuatı gereği ilgili kurumlar tarafından görevlendirilen yöneticiler ve tasfiye memurlarına, atandıkları veya görevlendirildikleri kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ve şirketlerin doğmuş veya doğacak kamu borçları ile Sosyal Güvenlik Kurumu borçlarının, her türlü işçi alacakları ile diğer mevzuattan kaynaklanan borçlarının ödenmemiş olması nedeniyle şahsi sorumluluk yüklenemeyecektir.

Anlamı ne?

Atanan kayyım ve yöneticilere hiçbir şekilde hukuki olarak başvurulamayacaktır. Şirketin ve gerçek kişilerin doğmuş veya doğacak kamu borçları ile Sosyal Güvenlik Kurumu borçlarının, her türlü işçi alacakları ile diğer mevzuattan kaynaklanan borçlarının ödenmemiş olması nedeniyle sorumluluğu olmayacaktır. O zaman şu soru akla geliyor. Bu kayyım ve yönetici atanan şirketlerden alacaklı olanlar nasıl bir yol izleyecek?

 

 

8)675 sayılı KHK’nin 12.maddesi ile olağanüstü hal kapsamında kapatılan özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurtları ve pansiyonlarının faaliyetlerinin sürdürüldüğü dönemde üzerlerinde bulundukları, mülkiyeti kapatılanların sahibi gerçek veya tüzel kişilere ait taşınmazların, 01.01.2014 tarihinden kapatılma tarihleri arasında üçüncü kişilere yapılan devirler muvazalı kabul edilmiştir.

Anlamı ne?

Kapatılan özel öğretim kurumların adına kayıtlı taşınmazların, 01.01.2014 tarihinden kapatılma tarihleri arasında üçüncü kişilere devredilmeleri halinde, işlem muvazalı yani danışıklı kabul edilerek, derhal Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü adına re’sen tescil edilir. Taşınmaz üzerindeki haciz, ipotek ve her türlü yükümlülük ortadan kalkarak tescil edilecektir. Biraz daha konuyu açacak olursak; bir örnek üzerinden açıklayalım. Kapatılan bir özel okulun 01.01.2014 tarihinden sonra sattığı bir taşınmaz, üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın tapu kaydı resen devlet adına tescil edilecektir. Kapatılan bu okulun bankadan aldığı kredi için taşınmaz üzerine konulan ipotek konulması halinde de, bankalar devletten hiçbir hak talep edemeyecektir. Bu düzenleme açıkça Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde korunan mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir.

 

 

9)675 sayılı KHK’nin 13.maddesi ile 15.07.2016 tarihinden, olağanüstü halin ilan edilmesine kadar geçen süre zarfında ve olağanüstü halin devam ettiği süre içinde görevden uzaklaştırılanlar hakkında ilgili mevzuatta bu tedbir için öngörülen süre sınırlaması, olağanüstü hal süresince uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

Anlamı ne?

13.madde 675 sayılı KHK’nin belki de en önemli maddesi. 675 sayılı KHK yayınlanmadan önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılacak davaları (ve gerekçelerini) ortadan kaldırabilmek için Hükümet tarafından bir takım düzenlemeler getirmeye yönelik çalışmaların olduğu ifade ediliyordu. Bu madde ile amaçlanan AİHM sürecini yönlendirebilmektir.

13.madde ile Hükümetin ciddi bir çelişkisi ortaya çıkmaktadır. 15.07.2016 sonrası çıkarılan KHK ler ile meslekten ihraç edilenler için kanun yolunun kapalı olduğu ifade edilmişken, 675 sayılı KHK’nin 13.maddesi ile  “…görevden uzaklaştırılanlar hakkında ilgili mevzuatta bu tedbir için öngörülen süre sınırlaması, olağanüstü hal süresince uygulanmayacağı…” hükmünün getirilmiş olması son derece ilginçtir. Kamu görevinden çıkarılanlar için yargıya başvurma yolu kapalı ise başvuru sürelerinin olağanüstü hal süresince işlememesinin anlamı nedir?

Bu düzenleme ile sorular gündeme gelmektedir. İdari yargılama Usulü Kanunu hükümleri uyarınca, idari işleme karşı, tebliğ veya ilanından itibaren 60 gün içerisinde dava açılması gerekir. Kamu görevinden çıkartılan kamu görevlisi için bu 60 günlük süre hangi tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır? Olağanüstü halin kaldırılmasından sonra işleyecekse, 60 günün ne şekilde hesaplanacağı, açık, net bir şekilde belirlenmelidir.

 

 

10)676 sayılı KHK’nin 1.maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasına “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir.” hükmü eklenmiştir.

Anlamı ne?

Bu hüküm ile Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan savunma hakkı sınırlanmış olup, AİHM sürecinde kırılma noktalarından birini oluşturacaktır.

 

 

11)676 sayılı KHK’nin 3.maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 154 üncü maddesine fıkra eklenerek, “terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ile örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçları bakımından gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşme hakkı Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hâkim kararıyla yirmidört saat süreyle kısıtlanabilir; bu zaman zarfında ifade alınamaz” hükmü getirlmiştir.

Anlamı ne?

Şüpheli ile avukatın görüşmesinin 24 saat süreyle sınırlanabilmesi, çok ciddi bir sorundur. Savunma hakkı hiçbir şekilde sınırlanamaz. Avukatla, şüphelinin görüşmesini sınırlamak savunma hakkının açık ihlalidir. Anayasaya ve AİHS açıkça aykırıdır.

 

 

12)676 sayılı KHK’nin 4.maddesi ile 5271 sayılı Kanunun 178 inci maddesinin birinci fıkrasına “Ancak, davayı uzatmak amacıyla yapılan talepler reddedilir.” hükmü eklenmiştir.

Anlamı ne?

5271 sayılı Kanunun 178.maddesi “Mahkeme başkanı veya hakim, sanığın veya katılanın gösterdiği tanık veya uzman kişinin çağrılması hakkındaki dilekçeyi reddettiğinde, sanık veya katılan o kişileri mahkemeye getirebilir. Bu kişiler duruşmada dinlenir.” hükmünü içermekteydi. Bu madde ile yargılama aşamasında sanığın ve katılanın her türlü tanık ve uzman kişiyi mahkemede hazır edebileceği, mahkeme tarafından dinlenmesi gerektiği açıkça belirtilmişken, 676 KHK’nin 4 maddesi ile bu mahkemenin takdirine bırakılmıştır. Hangi talebin, davayı uzatmak amacıyla yapıldığının takdiri sübjektif bir değerlendirmedir. Bu düzenleme açıkça savunma hakkını zedelemektedir ve Anayasaya ve AİHS’ne aykırıdır.

 

 

13)676 sayılı KHK’nin 4.maddesi ile “TCK’nun 220 nci maddesinde ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12.04.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir” hükmü getirilmiştir.

Anlamı ne?

Şuan itibariyle cezaevlerindeki hükümlüler ile avukatları arasındaki tüm görüşmeler kamerayla görsel ve işitsel olarak izlenmekte ve kaydedilmektedir. Bu anlamda bu değişiklik sadece yaşanan sürecin yasa maddesine aktarılmış halidir. Savunmanın gizliliği, savunma hakkının temelidir. Bu nedenle, savunma hakkını açıkça zedelemektedir.

 

 

14)676 sayılı KHK’nin 4.maddesi ile 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafı “Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır. Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak aynı Devlet üniversitesinde iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör, mütevelli heyetinin Yükseköğretim Kuruluna teklifi ve Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.” şeklinde değiştirilmiştir.

Anlamı ne?

Bu düzenleme ile Üniversitelerde rektör seçimi tarihe karıştı. Artık YÖK tarafından önerilecek üç isim arasından veya doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanacaktır. Bu uygulama, üniversitelerin bilimsel kimliğini ve özerkliğini etkileyecek çok ciddi bir adımdır.

 

 

15)Olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleri, Anayasanın 91. maddesinin olağan kanun hükmünde kararnameler hükmünde kararnameler için koyduğu konu sınırlandırmalarına bağlı olmadıklarından, bu tür kanun hükmünde kararnamelerle temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasî haklar ve ödevler de düzenlenebilir. Ancak Anayasa, 121. maddenin ikinci fıkrasında saydığı “belirli konuların Olağanüstü Hal Yasası’nda düzenlenmesini zorunlu görmektedir. Anayasa’nın 121. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, “Olağanüstü hal KHK’leri, Olağanüstü Hal Yasası ile saptanan sistem içersinde “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” uygulamaya yönelik olarak çıkartılabilir.

 

Bu tür KHK’lerle yalnızca olağanüstü hal ilânını gerektiren nedenler gözetilerek bu nedenlerin ortadan kaldırılması için o duruma özgü kimi önlemler alınabilir. Olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda çıkartılabilecek KHK’lere Anayasa’nın 121. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları birlikte incelendiğinde başkaca işlevler yüklenemezBunun tersi bir anlayış; Anayasa ve Olağanüstü Hal Yasası dışında yeni bir olağanüstü hal yönetimi yaratmaya neden olur. Oysa, Anayasa, olağan anayasal düzenden ayrı ne gibi olağanüstü yönetimler kurulabileceğini saptamış ve bunların statülerinin de yasayla düzenlenmesini öngörmüştür. Olağanüstü yönetim usulleri; olağanüstü haller ve sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinden ibarettir. Anayasa, bu olağanüstü yönetimlerin hangi ilkelere göre düzenleneceğini açıkça göstermiştir. O halde, bu sayılanlar dışında farklı bir olağanüstü yönetim usulü, yasayla dahi düzenlenemez [1].

Olağanüstü hallerde Anayasa’nın 121. maddesinin üçüncü fıkrasına göre çıkarılabilecek KHK’lerde konu sınırlaması yoktur. Ancak bu, olağanüstü KHK’lerin düzenleme alanının sınırsız olduğu anlamında değildir. Bu tür KHK’lerin düzenleme alanları, Anayasa’nın 121. maddesinin üçüncü ve 122. maddesinin ikinci fıkrası gereğince “olağanüstü halin veya sıkıyönetim halini(n) gerekli kıldığı konular”la sınırlıdır. Olağanüstü halin gerekli kılmadığı konuların olağanüstü hal KHK’leriyle düzenlenmesi olanaksızdır. Olağanüstü halin gerekli kıldığı konular, olağanüstü halin neden ve amaç öğeleriyle sınırlıdırOlağanüstü halin amacı, neden öğesiyle kaynaşmış bir durumdadır. Başka bir anlatımla, olağanüstü halin varlığını gerektiren nedenler saptandığında amaç öğesi de gerçekleşmiş demektir. Bu nedenlerle, olağanüstü hal KHK’lerinin “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” olağanüstü halin amacı ve nedenleriyle sınırlı çıkarılmaları gerekir [2].

675 ve 676 sayılı KHK’ler ile “olağanüstü halin veya sıkıyönetim halini(n) gerekli kıldığı konular”la sınırlı olmaksızın her konuda düzenleme yapılmıştır.

Kayyım ve yöneticilerin hukuki sorumluluğu, gazilik sıfatının verilmesi, Milli Savunma Üniversitesi Kurulması, geçici köy korucuları, Pasapor Kanunu ve Rektör atamasına ilişkin düzenlemelerin “olağanüstü halin veya sıkıyönetim halini(n) gerekli kıldığı konular”la bir ilgisi bulunmamaktadır. Bu düzenlemeler TBMM’nin yasama yetkisini kullanarak yapabileceği, düzenlemelerdir.

Bu nedenlerle, 675 ve 676 sayılı KHK’ler açıkça Anayasaya aykırıdır.

 

 

 

 

 

 

 

[1] AYMKD Sayı 27 Cilt 1, s. 99, 396-397. Anayasa Mahkemesine göre, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin kanunla belirlenmiş statülerinde olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnameleriyle değişiklik yapılması, ayrıca Anayasanın 6. maddesindeki “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” hükmüne, 7. maddesindeki yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesine, Başlangıç kısmındaki “… Kuvvetler ayırımının, … belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu” temel ilkesine ve 11. maddesindeki Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine de aykırılık oluşturur (AYMKD Sayı 27 Cilt 1, s. 99, 397).

[2] AYMKD Sayı 27 Cilt 1, s. 99-100, 397-398. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği bir kararda, 1982 Anayasasının yürütmeye 8. maddedeki deyimle bir “yetki” olma gücünü veren hükümlerine değinirken de, olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararnamelerinin“sözü edilen hallerin gerekli kıldığı konulara hasren” çıkarılabileceğini belirtmişti (E. 1986/18, K. 1986/24, k.t. 9.10.1986, AYMKD Sayı 22, s. 264).