Bu nasıl bir iştir kardeşim.  Bu nasıl bir iştir…

Hadi savaşı anlarsın… Mecbur kalırsın canını, vatanını ve bayrağını korumaya… 

Askerler ölür, siviller ölür, şehirler köyler darma duman olur.

Ağlarsın dövünürsün. Yüreğinin en yangın yerinden ağıtlar yakarsın.

Ama sonunda savaştır işte dersin. Kendi kendine bir açıklamasını bulursun.

Sonra dağlarda, kadın erkek, çoluk çocuk sivillerin olmadığı yerlerde bir örgütle çatışırsın.

Haindir dersin, kandırılmıştır dersin. Büyük güçlerin taşeronudur dersin. Lanet okursun. Ciğerin dağlanır, yüreğin yanar, Şehit oldu askerim, yavrum vatana kurban oldu dersin.

Tabi ki de çok zordur.

Allah’ım kimsenin başına vermesin. Bütün ana kuzularını korusun…

 

Ama ya bu canlı bombalar.

Ankara Kızılay’da ve son olarak İstanbul İstiklal Caddesi’ndeki… Son olarak dedim inşallah bu en sonuncusu olur.

Neye inanıp da hem kendilerini hem de hiçbir şeyden habersiz masum insanları katlederler.

Bu nasıl bir davadır?  Bu nasıl bir inançtır?

Bunun adı nedir?

Vahşet mi?  Katliam mı? Canilik mi? …

Geçin bu kelimeleri geçin.

Hiç biri karşılık gelmiyor canlı bombaları ve elebaşlarını anlatmaya…

Namussuzluğun bile bir namusu vardır.

Ey siz!..  Bombaları patlatan ve patlattıranlar!..

Hangi davanın, hangi halkın, hangi amacın savunucularısınız?..

Siz, yeryüzünün bütün dilleri ve bütün sözlükleri taransa dahi, yaptığınız eylemin karşılığı bulunamayacak, ruhları ve beyinleri satın alınmış yürüyen et yığınları…

Şunu asla unutmayın, sizi insanlık tarihi sonsuza dek lanetle anacaktır.

 

Peki, ne yapacağız bunlara karşılık. Ne yapmalıyız.

Gönül ister ki her şehirde; 

Her partiden, her düşünceden, her dilden, her mezhepten, sadece bu cennet vatanın vatandaşlık ve bu güzel dünyamızın insanlık paydasında buluşan yüz binlerle, milyonlarla terörü lanetleyelim.

Toplanalım.

Yürüyelim.

Korkmadığımızı, dik durduğumuzu, bir olduğumuzu ve bu bombaların her ne kadar ciğerimizi yaksa da bizi birbirimize daha çok bağladığını, vatan, millet, devlet ve insan sevgimizi kat be kat arttırdığını haykıralım…

Ama…

Bizde bu fanatikler olduktan sonra.

Hem iktidarın, hem muhalefetin fanatikleri…

Tarafsızlıktan uzak, belli bir grubun sözcüsü ve savunucusu durumunda olan medya kalpazanları…

Niyeti üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olan muhalefet olduktan sonra,

Bir de bu geminin “dediğim dedik, çaldığım düdük” kaptanı ve dümencisi…

Zor.

Çok zor.

Yalnız altını çizerek söylüyorum, fanatizmden ve bu birbirlerine karşı olan yıkıcı nefretten halkımızın büyük bir çoğunluğunu tenzih ederim.

Gerçekte bu fanatik at gözlüklü insanlar azınlıktadır. Ama etkindirler işte. Liderdirler.  Hep ortalıktadırlar. Sakat fikirlerinin çoğunluk tarafından kabul gördüğü algısını oluşturmaya çalışırlar.

Onlara da fırsat vermeyelim. Efendilerine bir aşk ile bağlanmadığımızı bilsinler. Bilsinler ki daha dikkatli, daha sevecen, daha demokrat, daha hoşgörülü, daha dürüst ve daha adaletli olsunlar.

 

 Sonuç olarak;

Şimdi kesinlikle panik yapmayalım. Terörizmin amacı halkta tedirginlik ve korku yaratmaktır.

Şunu samimi olarak söylüyorum; Milletimiz ve devletimiz gayet güçlüdür. Bu terörizmin ve canlı bombacılarının üstesinden mutlaka gelecektir. Mutlaka…

 

Sağlıcakla kalın…