İnsanların kimseyle paylaşamadıkları derin acıları vardır. Bunlar kimseyle derinliğine ve bütünlüğüne paylaşılmaz. Ama ne var ki, hayat böyle yaşanır. Bu acıların tesellisi kitap yazmak, araştırmak, akademik çalışma yapmak. Resim, müzik gibi sanatlar ve sosyal aktivitelere katılmak ve benzeri insanların derinlemesine hayat uğraşılarıdır,
O nedenle olmalı, İskender Öksüz romancıyı tanımlarken; “ olağanüstü bir insandır” der. Tanımını açarken de:”Hani ermişler Tayy-ı Mekan ve Tayy-ı Zaman yaparlar ya, romancı bunları her romanında yapar.
(Tayyi-Mekân: Tasavvufta fiziksel mesafelerin bir anda kat edilerek aynı anda farklı yerlerde bulunma halidir.Tayy-i Zaman ise:zamanın genişleyerek kısa sürede uzun işlerin yapılması ya da geçmişe-geleceğe yolculuktur.)
Romancı gerekirse her romanında birkaç defa Tayy-i Mekan,Tayy-i Zaman yapar. Yetmez... Ermişler bir de don değiştirirler ya... Suret değiştirmeler. Romancı daha iyisini yapar. Don veya aynı anlamdaki suret değiştirmek, nihayet aynı insanın başka bir bedene geçmesi demek.
Tayy-i İnsan yapıyor. Başka bir bedene geçmekle kalmıyor o bedenin ruhunu da üstleniyor. Bu her halde suret değiştirmenin ötesidir,” der.
Avukat Akın Yakan da gerek önceki romanı “Ayın Yüzü Suya Düştü” de gerek yeni romanı “Kara, Beyaz ve Alaca” da Tayy-i Mekan ve Tayy-i Zaman konusunda ya da Tayy-i İnsanda tarihin- buna okyanusun demek kanımca daha doğru bir tanımlama olur-derinliklerine dalma cesaretini gösteriyor.
Akın Yakan “Kara, Beyaz ve Alaca’da” geçen bir dizi gizemli olay ve cinayeti olay yerinde bırakılan semboller üzerinden Tayy-i Mekan ve Tayy-i Zaman yaparak ilki İslam Tarihi’nde Hallac-ı Mansur’a, diğeri Osmanlı Dönemi’nde önemli kırılma anları Şeyh Bedrettin’e bağlıyor.
Vermek istediği mesaj da açık....Baskı,zulüm,siyaseten katiller yalnız günümüzün ürünü değildir kökleri tarihin derinliklerindeki kırılmalara kadar gidebilir. Toplumlar geçmişleriyle yüzleşmedikleri sürece olaylar da Tayy-i Mekân ve Tayy-i Zaman yaparak-içinde bulunduğumuz coğrafyanın da bir özelliği- sürgit devam eder,gider.
Bu biraz da Oğuz Atay’ın dediği gibi “bizim hem eski düşüncelerimizden hem de eski eşyalarımızdan kolay kolay vazgeçmeyen bir millet,” oluşumuzla ilgili bir konudur...
Bölgemiz toplumlarında yaşanan bu gerçek bireyler için de geçerlidir. Geçmişte yaşanan mahrumiyetler, şiddet olayları, üzüntüler,tacizler benzeri insan hayatına ilişkin travmalar hafızalardan silinmez şuuraltında varlığını sürdürürler. Kara, Beyaz ve Alaca’nın kahramanlarında görüleceği üzere kişi geçmişiyle yüzleşmediği sürece yaralar kanamaya devam ederler.
Muhsin Kızılkaya anlatır:19.Yüz yılın ortalarında Napolyon’u Fransa’ya kadar kovalayarak Rusya’yı kurtaran mujiklere fedakarlıklarına ödül olarak özgürlüklerini bahşeden asiller onları Rusya için bir kurtarıcı gibi görmüşlerdi.
Özgürlüklerine kavuşan köleler hırsızlık, çapulculuk ve şiddete başvurmada eskiyi mumla aratmaları, asillere büyük bir hayal kırıklığı yaşatmıştı. Hatta bu hayal kırıklığı intiharlara neden olmuştu.
Sonuçta Rus aydınlar umutlarını Turgenyev, Dostoyevski, Tolstoy ve Çehov başta “Biz neyiz?” yerine “biz ne olmalıyız” sorusunun peşine düşen“Gogol’un paltosundan çıkan” edebi kişiliklere bağlamıştı.
Bu yazarların her biri bu soruya usulünce bir cevap veriyordu. Örnek Turgenyev bütün Rusları Avrupa’ya taşıma derdine düştü. Dostoyevski peygamber, Tolstoy şeyh ilan edildi.
Onlar Rusya’nın o günkü derdine ne kadar merhem oldu bilinmiyor ama insanlığa insan ruhundaki zarafeti, insan olmanın ahlaklı olmaktan geçtiğini, insanın karanlık iç dünyasını, günah ve inançla yüzleşmeden insanın insan olamayacağını öğrettiler.
Bu yüzleşmeyi gerçekleştiremeyen bizim toplumumuzda insanı insan yapan ahlaki ilkelerden izler taşıyan Kara, Beyaz ve Alaca bu konuda bir ilktir denebilir. Bir farkla ki, örnek Dostoyevski Suç ve Ceza’da yaptırdığı kendi içine yolculukta Raskolnikov’u kendi vicdan mahkemesinde sorgular.
Akın Yakan ise yeni romanıyla topluma dolayısıyla insanlığa ayna tutar ve topluma Kara, Beyaz ve Alaca’nın bir renk olmadığı ve bir güç halinde aynı anda bulunan tek varlığın insan olduğu mesajını verir.
Ona göre
Kara: Sistemin bir ürünü toplumun yüzleşmediği gizli kalan gerçekleri, sistemin karanlık yüzünü, adaletsizlikler karşısında yalnız ve çaresiz kalanları temsil eder.
.Beyaz: Hakikati, saflığı, adalet arayışını, insanın iyiye karşı inancını.ve ruhani yönünü...
Alaca ise: Ahlaki gri alanları, ne tamamen iyi ne tamamen kötü arafta kalan insanı kararsızlığı ve insanın dönüşümünde Kara ile Beyaz arasındaki köprüyü temsil eder.
En güçlü olanı da karadır. Bir dolunayda Beyaz ve Alaca hilal ise geri kalanı Kara’ya aittir. Ama Kara’nın bu gücüne rağmen, dünyayı değiştiren, şekil veren ise çoğunlukla Alaca’dır.
Akın Yakan Hallac-ı Mansur ve eseri Tavasin, Vahdeti Vücut,Hurfilik,Muhiddin-i Arabi Şeyh Bedrettin ve eseri Varidat gibi metafiziğe ilişkin konulara çerçevenin dışından bakan birisi olarak romanda sahicilik hissini güçlendirir.İçinde olsaydı işin teferruatına girer,romanı,derin sularda boğabilirdi..
Çünkü defteri kapanmayan olaylar ne kadar derinde ise Bacon’a göre insan zihni gelecek kuşaklara gerçekleri olduğu gibi yansıtmak yerine çarpıtarak aktardığı için -- uzmanları hariç- insanlar o olayları zamanın ruhuna uygun anlayamazlar...
Bu tür çetrefil konuları linç edilmekten korkmadan cesaretle anlatabilmek İskender Öksüz’ün deyimiyle olağanüstü insanlara özgü bir Tayy-i Mekan ve Tayy-i Zaman ustalığıdır.
Bir önceki Ayın Yüzü Suya Düştü romanını okuyan Türkiye’de ve İslam Dünyası’nda Mezhepler Tarihi alanında otorite olan Prof Dr.Ethem Ruhi Fığlalı’nın Akın Yakan’a ilk sözü “Siz Mevleviliğin içinde misiniz, dışında mısınız,” sorusu olmuştu.
“Dışındayım” yanıtını alınca da:“Eğer içinde olsaydınız anlatmada bu kadar başarılı olamazdınız,” demişti.
Diğer taraftan,Martin Heidegger’e göre modernitenin temel sorunu dogma diyerek metafiziğin reddiyle oluşan anlam daralmasıdır.Bu kilidi açacak anahtarsa metafizik gerçekliğin varlığıdır..”Kara,Beyaz ve Alaca” o konuda da bir öncüdür,denebilir.

Velhasıl “Kara, Beyaz ve Alaca” örnek Börklüce Mustafa’nın mezarı Efeler/Telli Dede Mezarlığında mı, değil mi, Kapalı Kazan olayı nedir, ne değildir, Hallacı Mansur, Şeyh Bedreddin, bütün bunlar düşünce mahfillerinde üzerinde durulacak,söyleşilere konu olacaktır.
Kara,Beyaz ve Alaca Türk Edebiyatı’na ve okuma meraklılarına hayırlı olsun.
