Merhaba dostlar,

“Doksan yıllık reklam arası” sözünü duymuşsunuzdur. Bir ara gündemdeydi hani. 

 Ruh olarak yaşamaya ve yaşatılmaya devam etse de, en azından kavram olarak unutulmuştu. Geçenlerde yine rastladım. Kocaman harflerle birisi paylaşmış.

Şimdi bu filmi unutanlar için hatırlatayım, bilmeyenler için de bilgi olarak sunayım.

Başta da özellikle belirteyim, bu film hepimizin filmiydi.

Mademki doksan yıllık reklam arası diye teşbih yapıldı, ben de teşbihten gideyim. Yalnız, “Teşbihte hata olmaz, hatasız da teşbih olmaz” derler, şimdiden sürçü lisan edersem af ola.

Filmin adı:  Devlet-i Ali Osmani,

Yapımcı, yönetmen, başrol oyuncuları, yardımcı oyuncuları, figüranları ve set işçileri filmin bölümlerine göre değişmekte.

Bölümler şöyledir.

Kuruluş,

Yükseliş,

Duraklama,

Gerileme ve dağılış.

Bu filmin, yapımcısı, yönetmeni ve başrol oyuncuları zaman zaman değişirken tek değişmeyen, halkın oynatıldığı figüranlık ve çalıştırıldığı set işçiliğidir.

İzninizle bölümlerini kısaca özetleyeyim.

Kuruluş:

Beylik düzeyindeki Osmanlı hanedanı ağır ağır devlet olma yolunda ilerlemektedir. Adalet, askerlik, ahlak ve ekonomi devletin temelini oluşturmaktadır. Bilim önemlidir.  Hükümdarlar saltanat sarhoşu değildir. İhtişam ve ihtiras yoktur.

Yükseliş:

İstanbul fethedilmiş, Balkanlar dahil olmak üzere orta Avrupa’ya kadar yerleşilmiştir. Eğitim, adalet, askerlik, ekonomi ve ahlak devletin temelini oluşturmaktadır. Yalnız, Yavuz Selim döneminden itibaren dini anlayışta olumsuz yönde bir değişim başlamıştır. Mezhepçilik ön plana çıkmış, aklın yerini kadercilik almaya başlamıştır. Devlet oldukça zengin ve güçlü olduğu için ekonomik ve dini anlayıştaki olumsuzluklar etkisini hemen göstermemiş, yükseliş devam etmiştir. Şekle dayalı İhtişam başlamıştır.

Duraklama:

Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümü olan 1579’da başlar. Sokullu, bir proje adamıdır. Coğrafi keşiflerle önemini kaybeden Akdeniz’i eski haline getirmek için Süveyş Kanalını; Rusya’ya karşı da güvenlik amaçlı Don-Volga Kanal projesini tasarlar. Ama gerçekleştirilemez. Artık ordu eski ordu değildir. Adalet eski adalet, eğitim eski eğitim, dini anlayış da kuruluştaki gibi değildir. Bilim ve din hiç geçinemez. Hurafeler kazanmaya çoktan başlamıştır. Şehzadeler saraya hapsedilmiş, kafes usulü denilen bir sistemle de hükümdarlar tecrübesiz ve beceriksiz hale getirilmiştir. Şekle dayalı İhtişam oldukça ihtişamlıdır.

Gerileme ve Dağılış:

Aslında bu bölümü ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Eğitim, adalet, askerlik, ekonomi ve ahlak oldukça zayıftır. Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut dönemlerinde askeri, eğitim ve idari alanlarda Batı tarzı yeniliklerle devleti ayağa kaldırma çalışmaları olsa da kurtarmamıştır. Ardından Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerindeki demokratikleşme çabaları da devleti doğrultmaya yetmemiştir. Adalet, eğitim, ekonomi, askerlik ve ahlak yerlerdedir. Şekle dayalı ihtişam oldukça ve oldukça ihtişamlıdır.

 Bu gösterişe dayalı ihtişama rağmen devlet, kendi valisinin şerrinden kurtulmak için (Bkz. Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı) İngiltere ve Fransa’dan sonra denize düşen yılana sarılır misali Rusya’ya el açmıştır. Son dönemece girerken ise Düyunu Umumi idaresi ile devletin maliyesine haciz gelmiştir.

Film budur.

Yanlış anlamayın başta da belirttiğim gibi bir zamanlar hepimizin filmiydi bu. Gurur duyacağımız yerleri de vardı, utanç duyacağımız da… Örnek alınacak yerleri de, hiç hatırlanmak istenmeyecek yerleri de… Kahramanlıkları da…  Yenilgileri de…

Ama bitti gitti.

16 Mart 1920’de fiilen, 1 Kasım 1922’de de resmen bitti.

Atatürk’ün önderliğindeki bu cefakâr millet, üç buçuk yıllık bir Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bu topraklar üzerinde Millet Egemenliğine dayalı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurdu.

Şimdi;

Doksan yıllık reklam arası bitti derken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin halkına, milletine getirdiği eşit vatandaşlık haklarını bırakıp, tekrardan bir nevi kul mu olalım?

Cumhuriyeti bırakıp saltanata,

Din ve vicdan özgürlüğünü bırakıp baskılara, dayatmalara,

Hepimizin cumhurbaşkanı bile olma şansı ve hakkı varken geriye dönüp sıradan bir teba olmalara,

Ve bırakın kadınların seçme seçilme gibi yasal haklarını, sosyal ve ev hayatında insan yerine konmayan zamanlara mı dönelim.

Bunu kime benzemek için yapalım, söyleyin.

Halbuki saltanat, ruhbanlık, kayıtsız şartsız bir lidere kulluk, bizim eski devlet kültürümüzde yoktur.

İslam’dan önceki devletlerimizde hükümdarı denetleyen bir kurultayımız vardı. Kurultayın hayır dediğine hükümdar evet diyemezdi. O kurultay ki günümüzün modern meclisleri gibiydi. Kanun koyma yetkisi de bu kurultaydı.

İslam medeniyetinde ise Hazreti Peygamberden sonra gelen Dört Halife döneminde bir nevi cumhuriyet vardı. Saltanat sonradan çıktı. Muaviye başlattı saltanatı. Muaviye bu yönüyle cahiliye devrine dönmüş oldu.

Şimdi Ebubekir’in kendisinden sonra yerine geçecek oğlu yokmuydu, vardı. Ya Ömer’in, onun da vardı. Ama yapmadılar. Çünkü İslam’ın ruhu Cumhuriyete uygundu. İslam’da ruhbanlık, asillik, kölelik yoktu. Kaldırmıştı. Halifelik de başlangıçta hükümdar demekti. Sadece siyasi bir sıfattı yani.  Sonradan Emevilerle birlikte dini bir anlam yüklendi, diğer devlet ve ailelere üstünlük sağlamak için.

Tekrar filme dönelim.

Hayalimizin başköşesine oturttuğumuz muhteşemlik fragmanını bir kenara bırakıp bakalım.

Bir kişiliğin yok, kıymetin yok, sadece askerlik için bir kıymetsindir.

Devletinin hazinesi alacaklı devletlerin elindedir.

Limanların, demir yolların, iletişimin, maden yatakların, ticaretin her şeyin azınlıklar ve ya Batılıların elindedir.

İçerde ve dışarıda devletinin saygınlığı yoktur.

Yanlış anlamayın yine söylüyorum bir zamanlar hepimiz Osmanlıydık, daha önce Selçuklu, daha daha öncesi Karahanlı olduğumuz gibi… Uygur, Göktürk ve Hun olduğumuz gibi…

Şimdi çok şükür Türkiye Cumhuriyetiyiz.

Türkiye Cumhuriyeti.

Bu reklam arası tabiri çok ağır, çok komik, çok cahilane, çok nefretli ve çok nankör bir tabirdir. Büyük bir yanılgıdır bu. Büyük bir şaşırmışlık.

Yapmayın Allah aşkına, etmeyin eylemeyin!..

Sırf şu partiye veya bu partiliye kızdınız diye, sevmiyorsunuz diye, canımızın, namusumuzun inancımızın, malımızın, bayrağımızın, ezanımızın teminatı bu yüce devletimize böyle demeyin.

Yazık olur sonra. Çok yazık olur…

Bu devlet bizim. Bu memleket bizim. İnan ki sen ben yok hepimizin.

Sağlıcakla.

 

 

 

 

Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR!   Aydınpost APPSTORE'da TIKLA