Aydın’ın tek düze apartmanları ile dolu, ağaç ve yaprağın neredeyse hiç olmadığı, kaldırımlarında sadece gövdesi kalacak şekilde budanmış birkaç ağacın olduğu bir mahallede oturan Ayşe anlatıyor:

”Kargalar balkonumdaki çiçeklerimi ve kafesteki kuşumu yedi, içim gitti”.

Çiçekli bahçelievler mahallesinde yaşayan ben,  ekledim:

 “Hiç böyle bir şey duymamıştım; bizim mahallede neden böyle şeyler  olmuyor Ayşe? Benim çiçeklerimi neden yemiyorlar?

Ayşe: “ Bizim mahalledeki kargalar ortalıkta hiç yeşillik görmüyor ki!,  açlar aç, o yüzden benim balkon çiçeklerimi  yiyorlar “ diye ekledi.

 Başımızı sallaya sallaya kargalara mı; yoksa Ayşe’nin çiçekleri ve kuşuna mı üzülsek karar veremeden düşüncelere daldık…

   Çıldırmış kargalar bir yanda dursun; “insanlar da çıldırmış olmalı” diye düşünmeye başladım.  Kuşadası-Çamlık ile ortaklar arasındaki, tren yoluyla paralel yeşil dağları geçerken çıldırmışlık yine gözümün önüne dikildi.  Güzelim zeytinlerle, çam ağaçları ile bezeli binlerce yılın mirası dağlar birdenbire bıçakla kesilmişçesine yarıldı (Resim 1) . Bir insanın derisini kezzap ile soyarcasına dağın batı yüzü kazınmış, çırılçıplak bırakılmış; çam ağaçlarına, papatyalara yeşerecek bir avuç toprak bile bırakılmamış…

   Aç gözlü insanların eliyle adına “mıcır üretme tesisi” denilen ve güya insanların karnını doyuracak çıldırmışlık gelip geçen herkesin önünde gerçekleşiyor.  Üstelik bir de ormanın önündeki “ orman yangını felakettir, alo 172” tabelasını görünce gülüyorum (Resim 2) . İçimden ,” aç gözlü ve cahil insan felakettir ‘’ diye yazmak istiyorum”,  görünebilecek her yere…

Toz diğer tüm canlıların üzerine konuyor;  yeşil yaprakların nefes deliklerini tıkayarak öldürüyor, bozuyor, çirkinleştiriyor…  Binlerce yılın, nesillerin mirası aç gözlü çılgınların ve buna göz yumanların gözü önünde mahvedilip yok ediliyor. Dağlar çırılçıplak; kayalar binlerce yılın uykusundan uyandırılıp canavar dozerlerinin altında eziliyor… Üstelik halkın uyumasından cesaret almış başka çıldırmış insanlar, “girişimcilik” adı altında Kuşadası’nın dibindeki Gökçealan köyüne de el atmaya karar veriyorlar.  Güzelim Gümüş Dağ’ını da hançerleme planları yapmak, çirkinleştirmek hiç onları rahatsız etmiyor…  (Resim 3).  Bu insanları nasıl ve neden kimseler engellemiyor?,  İnsanlık nasıl da çılgınca, arsızca emanete hıyanet ediyor! Anlayamıyorum, inanamıyorum, öfkeleniyorum, kendi kendimi yiyorum… İçin için ağlıyorum, uzaktan görünen güzel dağlarım için.

RESİM 1, 2.   Aydın Ortaklar ile -Kuşadası arasındaki kara yolundan çekilen fotoğraflar. Yol kenarına rastgele yığılmış ,  çirkin artıklar, kamyonlar ve arkasındaki tıraşlanmış dağ görünümü,  taş ocakları ve mıcır üretme tesislerinin orman yangınından da daha fazla çevreye ne kadar zarar verdiğini gözler önüne seriyor. Yangından sonra dağ yeniden ağaçlandırılabiliyor. Oysa yangından da daha beter böyle bir insan felaketinin geriye dönüşü yok.

y1.jpgy2.jpg

RESİM 3. Aydın- Ortaklar ile Kuşadası arasındaki doğa felaketine ses çıkarılmadığını gören çıldırmış girişimciler şimdi de Gökçealan köyünün dağlarına el  atmaya karar vermişler. Köylülerin bilinçli direnişi, politikacılar ve çıldırmış girişimcileri biraz olsun durdurabilecek mi?

 

y3.jpg