Bu satırları gökyüzünü tellerin arasından görebildiğim cezaevinden yazıyorum. Tutukluyum. Yayınladığım haberden dolayı tutuklandım.

Konu zaten ülke gündeminde olduğu için bu satırları okuyan herkesin konuyu bildiğini düşünerek haberin ne olduğu detayına girmeyeceğim. Bana en çok sorulan iki soruyu açarak ilerleyeceğim.

Soru 1: AK Parti Milletvekili Seda Sarıbaş’ın oğlunun okula silah getirdiği haberi doğru mu, neden tutuklandınız?

Buyurun cevaplayalım:
Bir gazetecinin temel sorumluluğu; kamu yararını gözeterek gerçeği araştırmak, doğrulanmış bilgiyi topluma aktarmak, iktidarı ve güç odaklarını denetlemek, ifade ve haber alma özgürlüğünün taşıyıcısı olmaktır. Gazetecilik yalnızca “haber vermek” değil; aynı zamanda toplum adına gözetim yapmak, şeffaflığı sağlamak ve demokratik tartışma alanını korumaktır. Gazetecinin “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti”, “Basın Hürriyeti” hakkı anayasa ile güvence altına alınmıştır.

Şimdi olayı anlatalım;
Aydınpost’da malum haberin çıkmasından önce zaten konu yerel basında gündeme gelmişti. Ben de konuyu iddialar olarak köşe yazıma taşımıştım. Bu köşe yazısı nedeniyle gözaltına alındım, hakkımda “yalan haberi yaymak” suçlaması ile dava açıldı.

Gözaltına alındığım haberi çıkınca sosyal medyadan bir veli bana ulaştı. Olayı anlattı ve milletvekili çocuğu olduğu için olayın üstünün örtüldüğünü aktardı. Böylece ilk kez olayı dolaylı kaynaktan değil, yaşayan birinin ifadelerinden öğrendim. Fakat hala belge yoktu… Ta ki CİMER şikayetleri ortaya çıkana kadar…

Bana sosyal medyadan ulaşan kişinin ifadelerini savunmama eklemek için UYAP sistemine girdim. Dava dosyalarını incelerken CİMER şikayetlerini gördüm. Önce olayla ilgili kayıt yok diye bilgi veren İl Milli Eğitim Müdürlüğü daha sonra “bilgi yok demiştik ama CİMER şikayetleri gelmiş” mealinde bir üst yazı ile sisteme CİMER şikayetlerini ve bir fotoğraf (!) eklemişti.

CİMER şikayetleri o sınıfta öğrenim gören 4 öğrenci ve 1 veli olmak üzere toplam 5 evraktı. Tamamı olayın doğru olduğunu anlatıyor, can güvenliğimiz yok diyor, okul yönetiminin olayı örtbas ettiğini ifade ediyor, silahlı öğrencinin bazı öğrencilerin başına silah dayadığını ve bu anların fotoğraflandığını söylüyor, kurumlardan yardım talep ediyordu.

Fotoğrafı dikkatlice inceledim, açık kaynaklardan Seda Sarıbaş’ın oğlunun en güncel ve yüzü en net fotoğrafını buldum. O fotoğrafı yayınlamadım. Sonuçta 18 yaşınan altında bir çocuk fotoğrafı. Ancak er geç o fotoğraf kamuoyuna ulaşacak diye tahmin ediyorum. O vakit silahlı fotoğraftaki kişinin kim olduğunu kamuoyu takdir edecektir.

Başa dönelim, gerçeğin peşinde olan bir gazeteci, bunca belgeyle ne yapar?
Yapmam gerekeni, mesleğime ve bana yakışanı yaptım, haberi yaptım…

Savcılık “halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak” suçlamasıyla tutuklanmamı istedi, yıldırım hızıyla tutuklandım.

Başsavcılık açıklaması ise tarihi bir vesikadır. İleride hukuk fakültelerinde okutulacak bir belgedir.
Açıklayalım:
CİMER başvuruları beni suçtan korumaya yönelik yapılmış. Yani CİMER sahte demek istiyor Başsavcılık…

Ortalama zekaya sahip birine sorsak bile bu çıkarımı yapmadan önce CİMER başvurusunda bulunan öğrenciler ve velinin ifadesinin alınması gerektiğini bilir. Aslında savcılık da bilir. Fakat bu duyduğunuza şaşırmayın başvuru sahiplerinin ifadesi alınmadı. Bu ifadeler alınmadan savcılık bu şikayetlerin gerçek dışı olduğuna hükmetti. Bu şikayetleri yapan öğrencileri ya da veliyi tanımıyor, kim olduklarını bilmiyorum. Tek bildiğim CİMER’e bu şikayetlerin yapıldığı…

İfadem sırasında adli koridorlarda 2022-2023 yıllarında bir olay olmuş fakat o olay bu olay değil dedikodusu kulaklarımdaydı. Başsavcılık açıklamasında “2024 yılında yaşanan bir olay var” ifadesiyle neyse ki (!) 2024’te karar kılınmış. Oysa CİMER şikayetlerinin tamamında olayın 2025 yılında yaşandığı anlatılıyor.

Diğer taraftan savcılık olay doğru mu diye kime sormuş? Okul yönetimine… Yani anlayacağınız zaten olayı örtbas ettiği iddia edilen kuruma sormuş. Burada unutulmaması gereken bir ayrıntı var. Zaten okul yöneticileri de öğrencilerin ve velilerin olayı örtbas etmekle suçladığı yapı. Yani aslında şüpheli durumunda olması gerekli. Peki savcılık kime soruyor bu olay yaşandı mı diye, öğrenci ve velilerin can güvenliğimizi sağlayamıyor, olayı örtbas ediyor diye suçladığı okula. İşte bu noktada takdir kamuoyunun…

Şikayeti yapan öğrenciler ve velilere hiçbir soru sormayan, şikayetlerin sahte olduğunu ima eden savcılık, silahın boncuk tabancası olduğunu pek çabuk tespit etmiş. Silah boncuk mu atar mermi mi atar orasını bilemem…

Gelelim bence en kritik hususlardan biri olan fotoğraf konusuna. O fotoğraftaki kişi madem Milletvekilinin oğlu değil fotoğrafı kamuoyunu açıklayın. Fotoğrafı gördüm ve fotoğraftaki kişinin kim olduğunu kamuoyuna duyurmak üzere fotoğrafın bağımsız bilirkişi kuruluşlarınca incelenmesi için Aydınpost olarak gerekli çalışmalara başlayacağız.

Sonuç olarak yaptığım haber resmi evraka, şahitlere ve bir fotoğrafa dayanıyordu. Başsavcılık açıklamasından açıkça anlaşılacağı gibi resmi evrakların kurmaca, fotoğrafın olayla ilgisiz, silahın da boncuk tabancası olduğu gerekçesiyle, OLAYI ŞİKAYET EDEN ÖĞRENCİ VE VELİLERİN İFADESİ ALINMADAN, yıldırım hızıyla tutuklandım.

Soru 2: Pişman mısın?

Bir gazeteci gerçeğin peşine düştüğü için pişman olmaya başlarsa, toplumun haber alma hakkı da sessizce ölür.
Bugün demir kapıların arkasındayım ama vicdanım özgür.
Asıl korkulması gereken şey, bir gazetecinin değil; toplumun gerçeği konuşmaktan vazgeçmesidir.

Müsadenizle 2 soru da ben sorayım, cevabı kamu vicdanına bırakayım:

1.⁠ ⁠Bu olayda öğrenci velisi Milletvekili değil de sıradan bir vatandaş olsaydı tutuklanır mıydım?
2.⁠ ⁠Eğer şikâyet edilen kişi güçlü bir siyasi figürün yakını değil de sıradan bir öğrenci olsaydı, öğrencilerin ve velilerin ifadeleri alınmadan bu kadar hızlı “olay yok” sonucuna varılır mıydı?

Son söz; adalet bir gün herkese lazım olur denir. Ben bugün o cümlenin tam ortasında, imza attığım haber nedeniyle tutuklanmış bir gazeteci olarak demir kapıların arkasında oturuyorum.