Şu bir gerçektir ki, her insan gibi bizim insanımız da yönetici olmayı sever ve ister, bu bizim milletimizin doğuştan gelen bir özelliğidir. İstemesine ister de fakat ne ile yöneteceğini de pek bilmez. Biz buna yönetim kültürü diyoruz.
Prof.Dr. Osman Selçuk Akdemir’in 2018 Ocağında Adnan Menderes Üniversitesi rektörlüğüne atanması sürpriz karşılanmakla birlikte Aydın’da yeni bir umuda yol açmıştı.
Akademi camiası önceki dönemde yapılan keyfiliklerin sona ereceği ve üniversitede kaybolan güven ortamının geri geleceği velhasıl huzurlu bir çalışma ortamının tekrar sağlanacağı beklentisine girmişti.
Ama yönetime tekrar geleceğine inanan ancak onun atanmasıyla bu hayalleri suya düşen selefi enerjisini boşa harcatmak için bir türlü Osman Selçuk Aldemir’in peşini bırakmadı.
Muvaffak da oldu. Ona başarıyı biraz da Osman Selçuk Aldemir’in bagajının dolu olması sağladı. Onun geçmişiyle ilgili ne kadar kirli çamaşır iddiası varsa hepsi ortaya çıkarıldı
Yerel ve ulusal basın bir zamanlar Osman Selçuk Aldemir’e ait ne kadar olumsuz haber varsa onunla çalkalandı ve bu hem onu yıprattı hem de üniversite adına kamuoyunda kötü bir reklam oldu.
Eski yönetimin bu yöndeki girişim ve eylemlerine biraz da devlet aklı yerine kendi burnunun doğrultusunda giderek engel olmayı seçen yeni rektör Osman Selçuk Aldemir oldu.
Şu bir gerçektir ki, her insan gibi bizim insanımız da yönetici olmayı sever ve ister, bu bizim milletimizin doğuştan gelen bir özelliğidir.
İstemesine ister de fakat ne ile yöneteceğini de pek bilmez. Biz buna yönetim kültürü diyoruz. O kültürü ayakta tutan payandalar vardır.
BİR: Eğer rektörlük gibi devasa bir kurumu yönetmeye talipseniz ilk önce yönetme iradesine sahip olmanız gerekir.
Zira yumuşak huyludan, emir verme iradesinden yoksun olandan yönetici olmaz aksi takdirde hem kendine hem de seçildiği kuruma zarar verir.
İKİ: Ayrıca yönetmek tecrübeyle olur. Çünkü yasalar kadar, uygulamayı da bilmek gerekir ki, işlerin yürütülmesinde kişiler de devlet de zarar görmesin, yani kalite öne çıksın.
Kamu kurumlarında devlet aklının gerektirdiği, kurulacak bir komisyon marifetiyle önceki dönemi denetim sonucu teslim almak, eksik varsa kayıt altına almak ondan sonra hesap sormaktır.
Aksi takdirde varsa bir eksiklik ya da kusur yeni yönetim yüklenmiş olur ki, o takdirde selefin ensesinde boza pişirmesi de yenilerin yanlarına kar kalır.
Nitekim Osman Selçuk Aldemir bu yola başvurmak yerine göreve başlamasından sekiz ay sonra düzenlediği basın toplantısında selefine yönelttiği suçlamalarla İktisadi İşletmenin geçen dönemde zarar ettiğini, yıllardır göreve gelmeden maaş alanların olduğunu söylemişti.
Bu açığını iyi değerlendiren selefinin organize çalışması sonucu Osman Selçuk Aldemir muhakkiklere ve YÖK’e ifade vermekten rektörlüğe ayıracak zaman bulamaz olmuştu..
ÜÇ: Rektör Prof.Dr. Osman Selçuk Aldemir’in enerjisini bitiren ikinci konu ise yönetim kültürünün olmazsa olmazı birleşik akıldan yeterince yararlanmamasıdır
.Bir üniversite yönetişim(birleşik akıl) kurallarına göre yönetilmiyorsa orada ne verimlilikten ne de başarıdan söz edilebilir.
Nitekim URAP’ın 2018-2019 Türkiye Üniversiteleri sıralamasında 157 üniversite arasında Adnan Menderes Üniversitesi 61.ci sırada kendine yer bulabilmişti.
2020-2021 sıralamasında ise 179 üniversite arasında ADÜ bir basamak başarıyla 60.cı sıraya yükselebilmiştir.
Bir üniversitede yardımcılarla rektör arasında güvensizlikten iletişim kopukluğu yaşanıyorsa orada başarıda birinci şart olan ortak akıldan söz edilebilir mi?
En büyük ortak akıl platformu olan senatoda üniversiteyi ilgilendiren konular yerine kişisel konular günden olur, sonrasında da şikâyet üzerine YÖK tarafından konu soruşturma konusu olursa hangi senatör çekinmeden düşüncesini söyler?
DÖRT: Yönetim kültürünün bir diğer olmazsa olmazı güvendir. Onun da şartı yöneticinin devlete karşı olan eylemlerle kendisine karşı olan eylemleri birbirinden ayırmasıdır.
Yöneticiden beklenen adalettir ve kendisine yapılmasını istemediği bir eylemi başkasına yapmamaktır.
Kendi öfkesini, hıncını, sevgi ve sempatisini devlet işlerine karıştırmaması gerekir ki, güven ortamı oluşabilsin.
Ne yazık ki, önceki dönemde kaybolan güven ortamı ADÜ’de Osman Selçuk Aldemir döneminde de sağlanamadı.
Ayrıca adalet yalnız personele karşı davranışlarda adil olmakla sağlanmaz. Bir üniversitede görevlendirmelerde de ehliyet ve liyakati ilke edinilmelidir.
Örnek hastane baştabipliği gibi nitelik isteyen görevler bol gelecek olanlara verilirse sistem çalışmaz, tıkanma noktasına gelir.
Hali hazırda hastanede çoğu branşlarda poliklinik yapan öğretim üyesi doktor bulunamıyor.
Onkoloji gibi öncelikli servislerde tek doktor öğretim üyesi hastalara ait raporları okuyacak zor zaman bulmakta izin alması halinde muayene hizmeti durmaktadır.
Hastanenin kalbi konumundaki radyoloji bölümünde de örnek ultrason çekimi için hastaya dört ay sonrasına sıra verilmektedir.
Ayrıca çoğu öğretim üyesi doktor dışarıda muayenehane açtığı için ameliyat ve poliklinik yapmamaktadır. Buna neden yalnızca döner sermaye kaynaklı maddi kayıplar değildir,o da varsa da, asıl neden yönetim zafiyetinden kaynaklı keşmekeşliktir.
BEŞ: Yönetim kültürünün olduğu ve uygulandığı bir kurumda bir yönetici eşitler arasında birincidir. Yani kendi adını kurumun önüne çıkarmaz, çünkü devletin imkânlarını kendi reklamı amaçla kullanmak hem kuruma zarar verir hem de ahlaki değildir.
Ayrıca bir üniversitede başarı ödüllendirilmeli, ödül alanlar takdir edilmelidir. Eğer yöneticiler bunu personelden esirgerlerse o üniversitede bilim insanı kalmaz, fırsatını bulan kaçar. ADÜ’de böyle bir durum söz konusu.
Son birkaç dönemdir ne yazık ki, ADÜ’ de yöneticiler üniversiteyi bıraktılar kendi propagandalarını ve reklamlarını yapmada siyasetçiyi solladılar. Bir öğretim üyesinden esirgenen zaman alt kademede bir siyasetçiye ayrılıyorsa orada roller değişmiş,işler ters gidiyor demektir.
Oysa yönetim kültürüne göre bir yönetici üniversite ile siyaset kurumu arasında dengeyi sağlayacak bir konumda olmalıdır.
Çünkü bilim adamı kimliği olan bir bürokrat gerçeği söyler propaganda siyasetçinin işidir.
Bir TV Programında Adnan Menderes Üniversitesinde Robotik ve Yapay Zeka Enstitüsü’nün varlığından söz edilmiştir, bu cümle bu enstitü var da mı kurulmuştur yoksa propaganda amacına mı yönelikti demekten insan kendini alamıyor.
ALTI: Yönetim kültürünün diğer bir şartı da kurum bütçesini yönetmek, yapılacak yatırımları yerinde ve zamanında yapmaktır. Hali hazırda Sağlık Bilimleri Fakültesi olan binanın yıkım kararı verileli hayli zaman oldu ama ödenek bütçeden yeni ayrıldı.
Ayrıca dört yıldır yenilenmeyi bekleyen Merkez Laboratuarı göreve ilk gelindiğinde ihale edilseydi 7 milyona mal olacaktı, bu gün ise maliyeti 50 milyonu buluyor.
Ayrıca ilk göreve geldiğinde yaptığı eleştiride Osman Selçuk Aldemir İktisadi İşletmenin eski yönetim döneminde zarar ettiğini söylemişti, şimdi kar da mı zararda mı acaba?
YEDİ: Bir üniversiteden asıl beklenen Ar-Ge’dir.2 bin dekar arazi üzerine kurulu bir Ziraat Fakültemiz var. Ar-Ge yerine kurbanlık koyun ve süt ineği yetiştiriciliği yapıyor.
89 teknokent içinde30.sırada, kuluçkada 40 teknokent arasında 2.ci olan bir teknokentimiz var ama barakalardan henüz kurtulabilmiş değil. Yöneticiler başarıyı kendi çabalarıyla sağladılar.
SEKİZ:En önemlisi de insan kaynaklarını yerinde kullanmaktır.Kişiye özel ve onun bunun hatırı için kadro görev tanımı olmayan bölümlere kadro tahsisi üniversiteye zarar vermekle kalmaz,batırır da…
Benim Osman Selçuk Aldemir hakkında diyeceklerim bunlar…Gerisi size kalmış bir mesele…