Havada bulut yok bu ne dumandır,

Mahlede ölü yok bu ne  şivandır.

Şu Yemen Elleri ne de yamandır.

Ano Yemen’dir gülü çimendir,

Giden gelmiyor acep nedendir?...

 

Hiç bir türkü bu Yemen Türküsü kadar işlemez içine insanın. Boğazını bu kadar yumru yumru düğümlemez.  Hiçbir türküde de böyle bir kabul edilmiş ve cevabı zaten biliniyormuş bir soru sorulmaz.

  ***

Yemendeki Türk hakimiyeti  kısmen Yavuz Selim, kesin olarak da  Kanuni döneminde başlar. Fakat Yemen’in aşiret ve kabileciliğe dayalı sosyal yapısı bu hakimiyetin sağlamlığına engel olur. Çoğunluğu Şii kökenli Zeydi imamlar Osmanlı Hilafetini tanımazlar ve isyan üzerine isyan çıkartırlar. Belki bu yüzden Osmanlı 19.yüzyıla kadar Yemen’e pek karışmaz.

 Zeydilerin ve Sünnilerin iki ayrı bölgede aşiret ve kabileler halinde yaşam sürdüğü Yemen’de,  Osmanlı da artık pek karışmadığı için 1800’lere kadar kayda değer bir sorun çıkmamıştır.

Fakat bu tarihten sonra 1830’lu yıllarda işler değişir. Artık Yemen Hint deniz yolunun güvenliğinden dolayı İngiltere, Mekke ve Medine’nin güvenliğinden dolayı da Osmanlı için hayati bir öneme sahip bölge durumuna gelir.

Yemen Arabistan Yarımadasının güney ucunda , Kızıldeniz ve Hint Okyanusuna kıyı,  Arabistan’ın kalesi gibidir.

Diğer yandan ise Yemen, Osmanlı için her şeyden önemlisi bir vatan toprağıdır.  

İngiltere Osmanlı’ya karşı hoşnutsuzluk tohumlarını ekmeye başlamıştır bile. Bunlara bir de Osmanlının kötü yöneticilerini de eklersek aralıklarla yaklaşık seksen yıl sürecek isyanlar dönemine girilir.

Osmanlı bu isyanlar için de tabii ki yine vefakar ve cefakar Türk insanına başvurur. Artık Anadolu’nun  Rize’sinden  Edirne’sine, Diyarbakır’ından Aydın’ına, Isparta’sından  Ardahan’ına kadar, Yemen’e dönüşü pek olmayan yolculuklar başlayacaktır.

 

Kışlanın önünde redif sesi var

Bakın çantasına acep nesi var

Bir çift kundurayla  bir de fesi var…

 

19. Yüzyıla gelindiğinde Savaştan savaşa, isyandan isyana koşan Osmanlı’ya asker yetmemektedir. Redif diye tabir edilen askerliğini yapıp gelmiş yedek askerlere başvurulur. İşte asıl acı, asıl yoksunluk böyle başlar.

Anadolu insanı askerlik çağına gelmiş evladını, saçlarına ve avuçlarına kına yakıp, vatana kurban eyledim inancıyla davul zurna eşliğinde ve de en son dualarla yollar. Hem bir gurur vardır bu işte, hem bir sevinç, hem de saklı bir hüzün…

Fakat Redif askeri için böyle olmaz. O askerliğini daha önce yapıp gelmiş, artık çoluk çocuğa karışmış bir baba, bir eş, bir evlattır…

Rediflerin uğurlanmasında bu yüzden  sevinç ve gurur hiç yoktur.  Gözü yaşlı eşler, boynu bükük çocuklar ve gözleri arkada kalmalar vardır.

Yolculuk ise zor mu zordur…

Anadolu’nun değişik şehirlerinden, trenin geçtiği yerlerden günlerce süren tren yolculuğu ile, olmadığı yerlerde haftalarca süren yaya yapılan yolculukla İzmir limanına gelinir. Yollarda açlık, yokluk ve hastalıklardan bitkin düşüp limana ulaşamayanlar mutlaka vardır.

İzmir limanında çağın şartlarının daha altındaki gemilere, haddinden daha fazla Mehmetçik bindirilerek en az bir ay sürecek deniz yolcuğu başlar. Gemilerdeki oturuş şekli ve imkanı bile o kadar zordur ki birkaç saatte bir askerler,  komutanlarının emri ile ayağa kaldırılır ki ayaklarında kan dolaşımı olabilsin diye...Bir rahat nefes almak dahi meseledir.

Böyle bir yolculuktan sonra, yolculuğu  tamamlayabilenlerle Yemen de limana yanaşılır. Gemiden indikten sonra önlerinde yaya gidecekleri  bir hafta-on günlük çöl yolcuğu vardır. Gündüzün cehennem sıcağı, geceleyin çöl soğuğundaki yolculuk dayanılmazdır.

 

 Burası Huştur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir…

 

Bundan sonra yolu,  Huş denilen bir yerleşim yerinden geçen başkent San’a’ya doğru dağ yolculuğu başlar. San’a 2400 metre rakımlı yüksek bir şehirdir.

Yine aç susuz yolculuk ve eşkıya baskınları derken ulaşabilenler San’a ve etrafındaki karakollara dağılırlar. Ve artık en az yedi yıl sürecek askerlik başlamıştır.

Yemen isyanlarının en büyüğü İmam Yahya isyanıdır. 1905’de isyan eden İmam Yahya başkent San’a’yı teslim alır. Bu isyancıların kuşatması esnasında binlerce Mehmetçik sadece açlık ve yokluktan şehit olur. Sonunda İmam Yahya ile anlaşma yapılarak isyan sona erdirilir. Fakat Yemen’in muhtelif bölgelerindeki aşiretlerin isyanlarının ardı arkası kesilmez. Mücadele hep devam eder.

Giden ilk redif kafilesinin hayatta kalanları için yedi yıllık askerlik böylece biter. Eğer başka bir görev, yeni bir seferberlik yoksa artık memleketlerine dönebilecekler, çoluk çocuklarına kavuşabileceklerdir.

Ama ne yazıktır ki Yedi yıl öncesine göre daha bitkin, daha yorgun daha eksiktirler.

Aynı yolculuk başlayacaktır.

 Dağ, çöl ve deniz…

Kimi bu yolculuğu hiç göze alamaz…

Yedi yıl dile kolay, yedi yıl…Gözden ırak olan gönülden ırak olur mu?

Hiçbir yol bu kadar ırak olur mu? Oluyor işte…

Evet… Kimi bu yolculuğu göze alamaz. Yapabilir ise Yemende kalır. Tekrardan evlenir, barklanır…

Dağ, çöl ve deniz yoluna düşenler mi?

 

Mızıka çalınır düğün mü sandın

Al beyaz bayrağı gelin mi sandın

Yemen’e gideni gelir mi sandın

Dön gel ağam dön gel dayanamirem

Uyku gaflet bastı uyanamirem…

 

Şimdi söyleyin hadi…

Nasıl gelsin Yemen’e giden… Nasıl gelsin…

 

Sağlıcakla…

Bu hafta Hasan Efendi Mahallesindeydik. Mahalleli ısrarla Doğalgaz diyor…Trafik ve Park sorunumuz var diyor…Buradan yetkililere duyurulur.