Kurtuluş Savaşı 11 Ekim 1922 Tarihli Mudanya Ateşkes Antlaşması ile sona ermiş, sıra barış görüşmelerine gelmiştir.
İngiltere’nin başını çektiği İtilaf devletleri, 27 Ekim 1922’de Türkiye’yi barış konferansına davet ederler. Konferans 13 Kasım’da İsviçre’nin Lozan şehrinde başlayacaktır.
Zaman kısadır.
Bu dar zamanda, hem Türkiye’yi Lozan’da temsil edecek delegeler, hem de hangi konunun nasıl savunulacağı, nasıl karar verileceği, hangi taktik ve stratejilerin uygulanacağı belirlenmelidir.
Baş delegenin ve delegelerin kimler olacağı kulislerde konuşulmaya başlanır.
Başbakan Rauf Bey(Orbay) barış görüşmelerine baş delege olarak katılmakta çok isteklidir. Bu isteğini Meclis Başkanı Mustafa Kemal’e bildirir. Ama Mustafa Kemal bu isteğe sıcak bakmaz. Onun aklında başka birisi vardır.
Mustafa Kemal için baş delegenin diplomasi tecrübesinin olup olmaması çok önemli değildir. O’na göre Lozan’a gidecek delegeler ve özellikle baş delege, kesinlikle Batı karşısında ezik durmayıp dik duracak, aynı zamanda zeki, inatçı, soğukkanlı, güvenilir ve savaş meydanlarında da bizzat kendisini dosta düşmana ispat etmiş birisi olmalıydı.
Bu kişi İsmet Paşa’dan başkası değildir.
Üstelik kendisini diplomasi konusunda Mudanya Ateşkes Antlaşması ile de ispat etmiştir.
Ayrıca İsmet Paşa, Osmanlı diplomasi geleneğinden gelmeyen yeni tip bir devlet adamıydı ve Batılılar karşısında hiçbir eziklik taşımıyordu.
Osmanlı bürokrasisi ve aydınının Batı karşısında kendisinde oluşturduğu eziklik duygusunun kısa hikâyesine gelirsek:
Osmanlı 16. Yüzyılda Dünyanın en nüfuzlu devletidir. Bu yüzyılda Batı’ya olan üstünlüğünü Avusturya ile yapılan 1533 tarihli İstanbul Antlaşması ile belgeler.
Bu anlaşmaya göre Avusturya Kralı Padişaha değil, sadrazama denktir.
Batılılar bu yüzyıla Türk yüzyılı derler.
Hiçbir şey sonsuz değildir. Osmanlı üstünlüğü de böyle olur.
Avrupa’daki Coğrafi Keşiflerin, Rönesans-Reform hareketlerinin ve ülke içindeki idari, askeri, ekonomik, eğitim ve toplumsal alanlarda görülmeye başlayan bozulmaların sonucunda 1606 Zitvatorok Antlaşmasıyla Batılılar Osmanlı Devleti ile eşit seviyeye gelir.
Yaklaşık bir yüz yıl sonra 1699 Karlofça Antlaşması ile de Batı’nın üstünlüğü kabul edilir.
Yine bir yüz yıl sonra 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile tarihte ilk kez bir devlete, Rusya’ya tazminat ödemek zorunda kalınır.
1856 Paris Antlaşması ile de Osmanlı Devleti, kendi kendini koruyamayıp, illaki güçlü bir devletin koruyuculuğuna muhtaç olduğunu kabul etmek zorunda kalır. Bu koruyucu devlet bazen İngiltere, bazen Fransa, Bazen Rusya ve en son da Almanya’dır.
Evet Dostlar;
Ardı ardına on defa yenilmiş birinin on birinciyi kazanması çok zordur. Artık o, öz güvenini yitirmiştir. Osmanlı bürokrasi ve diplomasisinin Batı karşısındaki ezikliğinin kısa somut tarihçesi böyledir.
Bunun en son örneği de Mondros ve Sevr’dir. Düşünebiliyor musunuz Osmanlı’nın taraf olduğu bir antlaşma olan Sevr görüşmelerine Osmanlı heyeti katılmamıştır. Sadece imzalamaya gitmiştir. Ve de Padişahın görevlendirdiği Saltanat Şurası bu antlaşmayı tabiri caizse okumadan imzalamıştır.
İşte Atatürk, Batı karşısında eziklik duygusunun zirvede olduğu böyle bir diplomasi geleneğini reddetmiştir. Rauf Orbay’ da bu gelenekten gelmekteydi. Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalayan kişiydi. Bu yüzdendir ki Mustafa Kemal’in, Rauf Bey’in isteğine olumlu bakması mümkün değildi.
Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşa, Fevzi Paşa, Yusuf Kemal Bey, Rauf Bey ve İsmet Paşa’nın da görüşlerini aldıktan sonra İsmet Paşa’nın heyet başkanı olmasıyla ilgili kararını açıklar.
Bu karara Hükümet Başkanı Rauf Bey çok bozulur.
Rauf Bey, ilerde Lozan görüşmeleri devam ederken İsmet Paşa ile hükümet arasında ancak telgraflarla yapılabilen görüş alışverişlerinde bu kişisel meseleyi neredeyse Türkiye menfaatlerine zarar verdirecek boyutlara getirecek, Mustafa Kemal’de sık sık bu duruma müdahale etmek zorunda kalacaktır.
Nihayet delege işi belirlenip oluşturulmuştur.
Artık Dışişleri Bakanı İsmet Paşa Baş delege, Sağlık Bakanı Dr. Rıza Nur ve Maliye Bakanı Hasan Saka delege olarak Türkiye’yi Lozan görüşmelerinde temsil edeceklerdir.
Lozan’a doğru yolculuk vakti gelir.
Baş delege İsmet Paşa ve aralarında Yahya Kemal Beyatlı ve Celal Bayar’ında bulunduğu 40 kişilik Türk Heyeti 9 Kasım 1922’de İstanbul Sirkeci Garı’ndan Lozan’a doğru yola çıkar.
Üç günlük bir tren yolculuğu sonunda12 Kasım’da Lozan’a varırlar.
Bir bakarlar ki Lozan’da kimse yok.
…
…
Yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere…
Sağlıcakla…