Yıl 1936. Aralığın son günleri. İstanbul’da Beyazıt Meydanı…
Uzaktan üstü çıplak bir tabut görülür birkaç kişinin omuzlarında.
Görenler bir fukara cenazesi sanırlar.
Cenaze Beyazıt’ta Emin Efendi Lokantasının önüne bırakılır. Lokanta sahibi Mahir Usta elinde bayrakla dükkânından fırlar.
Bir anda ortalık yüzlerce üniversite öğrencisi ile dolar. Cenazeyi Ay yıldızlı Al bayrak ve siyah Kâbe örtüsüne sararlar.
Cenaze yüzlerce üniversite öğrencisinin omuzlarında, arkasında boş cenaze arabası mezarlığa doğru yola çıkar.
***
Bir gün dostlarından Mithat Cemal Kuntay evine misafirdir.
Sohbet esnasında evdeki çocukların bayağı kalabalık olduğunu görür. Önce komşusunundur diye düşünür. Akşam yemeğine beraber otururlar. Derken vakit çok geç olur. Sonra sormadan edemez. İlk kez gördüğü üç çocuğu gösterip:
Bunlar kimindir? der. Ev sahibi mahcup ve kısa bir şekilde: ‘’ Hani sana daha önce söylemiştim ya… Baytar mektebinde iken bir arkadaşımla anlaşmıştık, ilerde hangimiz önce ölürsek çocuklarına o bakacak diye… İşte o arkadaşım öldü de; onun yetimleri…’’
Birinci Dünya Savaşı çıkmıştır.
Osmanlı sekiz cephede yedi düvelle çarpışmaktadır.
O, bu yıllarda Kuşçubaşı Eşref’le Arabistan’da, Suriye’de ve Mısır’da Teşkilat-ı Mahsusa içinde yapar vatan hizmetini.
Bir yandan da Çanakkale destanını yazar, coşturur yılgın yürekleri.
Çanakkale Destanına rağmen Birinci Dünya Savaşından yenik ayrılırız.
Vatan işgal altındadır.
Ama Kurtuluş Savaşı da başlamıştır.
TBMM açılmış, düzenli Türk ordusu kurulmuştur. Yunana karşı Birinci İnönü zaferi kazanılmıştır. Memleket sevinç içindedir. Daha mücadelenin başlarıdır ama bu zafer millete büyük umut olmuştur.
İşte tam bu zamanlarda bir marş yarışması açılır. Söz konusu olan İstiklal Marşıdır. Ve ondan iyi kimsenin yazamayacağını her kes bilmektedir.
Fakat bir sorun vardır. O, yarışmaya katılmamıştır.
Bir sorun da O’nun için vardır. Yarışma 500 lira para ödüllüdür.
Hayatta katılmaz.
Sonra kendisine ödül verilmeyeceğine dair söz verilir de öyle katılır. Öyle yazar İstiklâl Marşını…
Yine bir gün, Mithat Cemal onunla tanışıklıklarının ilk zamanlarında gençliğinin de verdiği densizlikle: ‘’Biliyor musunuz ki dinler avamı aldatmak için kullanılan asticot’lardır.’’ der. Sonra da yüzüne bakarak onun anlamadığı kanaatine vararak Fransızca olan asticot kelimesini de inadına açıklar. O ise hiçbir şey söylemez. Sonra vedalaşarak yanından ayrılır.
Birkaç hafta sonra ise başka bir ortamda karşılaşırlar.
Bir bakar ki o bir başkası ile ana dili gibi Fransızca konuşmaktadır. Ve bahsi geçen kelimelerden biri de asticot’tur.
Böyle biridir o. Alçak gönüllüdür. Sevdiğinin kusurunu yüzüne vurmaz. Sadece birkaç konuda hiç tavizi yoktur.
Din,
Vatan,
Verilmiş söz,
Ve kendisinin değil, bir başkasının haksızlığa uğraması…
Mesela veteriner hekim iken sırf müdürüne yukarıdan haksızlık yapıldı diye memuriyetten anında istifa etmiştir.
İnsanı insan olduğu için sever. Dil din ırk ayrımı yapmaz. Onun için esas ölçü karakterdir.
Din ve bilim onun için et ve tırnak gibidir. Pastör’e hayrandır.
Çocuk ruhludur.
Kıyıcı Osman Pehlivan hadi güreşelim deyiverse hemen ceketini çıkarıp güreşmeye hazırdır.
Yahut deseniz taşı en uzağa ben atarım, buna hemen itiraz eder ve sizi taş atmaya çağırır.
Birine küstü mü semtine şehrine de küser. Birini sevdi mi her şeyini sever.
O’nu değişik mekan ve ortamlarda herkes başka başka tanır. Çünkü kendisini öne çıkarmaz ve kendisinden bahsedilmesini de sevmez.
Kimi bir pehlivan, kimi Arapçaya hakim bir din adamı…
Kimi paytar, kimi şair…
Kimi Avrupa medeniyeti ve edebiyatını bilen bir aydın…
Kimi de acemi bir siyasetçi diye başkaca tanır.
Ama hepsinde ortak bir nokta vardır.
O, bazen gürül gürül, çoğu da sessizce, kendisine hiçbir zorluğu engel olarak görmeden sonsuzluk denizine akan tertemiz bir ırmaktır…
O ki, karakter abidesidir.
O ki, Mehmet Akif Ersoy’dur.
***
Cenazede devlet erkânından kimseler yoktur. Ne bir vali. Ne bir başbakan. Ne de bir komutan…
Dostları ve üniversite öğrencileri vardır.
Duaların yanı sıra, gerçekte kendi eseri olan ama Kahraman Türk Milletinin bağrından çıkmış Kahraman Ordumuza armağan ettiği, İstiklal Marşı ile verilir toprağa.
Sağlıcakla…