‘Boğazdaki serseri mayınlar büyük bir sorun’

Çanakkale Harekâtının yapıldığı günlerde yani 1915 yılında İngiltere Başbakanı, Liberal Parti'den H. H. Asquith idi (1908-1916 arası görev yaptı). I. Dünya Savaşı'nın başlarında ülkeyi yöneten Asquith, 1915'te Muhafazakâr ve İşçi Partisi ile koalisyon kurdu ancak savaş stratejisindeki zayıflıkları nedeniyle 1916'da yerini David Lloyd George'a bıraktı.
Boğaz Harekâtının başarısızlıkla sonuçlanması Deniz Kuvvetleri Bakanı Winston Churchill’e de pahalıya patladı. 25 Kasım 1915 tarihinde istifa etti. Kendi deyimiyle bu görev ona siyasette 20 yıl geriye gitmesine neden oldu. Bu sözleri de yıllar sonra Enver Paşa’nın oğlu Ali Enver ile yaptığı bir görüşmede söyledi.
İlginçtir. o tarihte kardeşi Binbaşı John Churchill, İngiliz Donanmasında görevli idi. Görev yeri de Çanakkale’ydi. Bu dönemde abisi ile mektuplaştı. Bu mektupların üç tanesi Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivinde bulunmaktadır. Yoğun mesai içinde yapılan mektuplaşmalarda savaşın durumu da belli oluyor. Bir mektupta Bakan Churchill, “Evet, savaş bir kumardır. Başka bir şey de olamaz... Yargıları en sona saklamalıyız. Tüm aklım, gönlüm sende ve komutanınızda.” değerlendirmesini yapıyor. Bu tür sözler bölgedeki Başkomutan General Ian Hamilton tarafından da söylenmişti. Onlara göre “kumar” bize göre ise “vatan savunması” idi. İşte o mektuplardan satırlar:
‘ZOR BİR GÖREV OLACAK’
Binbaşı John Churchill’in 18 Mart 1915 tarihli, Franconia gemisinde görevli iken yazdığı mektup:
“Çok coşkulu ve heyecanlı bir günün ne korkunç bir bitişiydi bu! Gemilerin boğaza saldırışı harika bir manzaraydı. Savaş gemileri Asya kıyılarına sokulmuş bir şekilde, sürekli bombardıman ediyorlardı. Ancak, Queen Elizabeth ilerlemiş ve boğazın ortasında, yan dönmüştü. Çok etkileyici görünüyor ve ilk bakışta dikkat çekiyordu. Heybetli büyük topları, bu tablonun ana noktasını oluşturuyordu...” (Prof. Dr. Mete Tunçoku- Doç. Öğ. Kd. Alb. Cemalettin Taşkıran, Çanakkale, Churchill ve Anzaklar, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Yayınları, 2000, s.61.)
“Bu çok zor bir iş olacak. Onların (Türklerin) seyyar bataryaları var ki, ancak karadan vurulabilirler. Ayrıca seyyar projektörleri var. Kalelerin susturulduğuna ilişkin alınan haber, tümüyle saf dışı edildikleri anlamına gelmiyor.
Boğaz girişindeki iki kale yıkılıp, yerle bir olunmuştu. Ancak, ben bunların sadece iki kale olduğunu ve kaldı ki onlarda bile, yakınlarında bir yerlere saklanmış silâhlar olduğuna inanıyorum.
Bu kaleleri geçip boğaza girdiğimizde, bize ateş edildi. Daha önce hiç denizde iken atışa hedef olmamıştım. İsabet almadığın sürece çok masum ve uysal görünüyor. Saatte 26 millik bir hızla yol alırken gürültü ve sürekli sarsıntı, patlamaları ve havadaki ıslığı işitmemizi engelliyordu. Oysa ki, karada bu, çok asap bozucu bir şeydir. Askerlerimiz, yerlerini tespit edemedikleri hedeflerden ateşe tutulduklarından şaşırmışlardı.” (Churchill ve Anzaklar, s.61.)
MAYINLAR BÜYÜK SORUN
“Çok gemi yitirdik ve bu bekleniyordu. Ancak, boğazdaki serseri mayınlar büyük bir sorun. Onlar olmasa daha çok şey yapılabilirdi. Mayın tarayıcılar aynı yeri her gün yeniden taramak zorunda kalıyorlardı ki, bu çok anlamsızdı. Birliklerimizin (kara kuvvetlerimizin) de burada olmalarını ve on beş gündür bombardımanı sürdüren gemilerimizin de ilk kez ateşe başlıyor olmalarını isterdim.” (Churchill ve Anzaklar, s.62.)
AĞABEY: ‘SAVAŞ KUMARDIR’
W. Chuurchil’in kardeşine 3 Ağustos 1915 tarihli mektubu:
“Kabinedeki muhalif görüşlere aldırma. Nasıl olsa hepsi gırtlağına kadar Çanakkale’ye batmış durumda. Sizler, sadece ilerlemeye bakın. Daha sonra bu konuda konuşuruz.
Sanırım mektubum sana tüm bu gelişmeler arasında ulaşacaktır. Evet, savaş bir kumardır. Başka bir şey de olamaz... Yargıları en sona saklamalıyız. Tüm aklım, gönlüm sende ve komutanınızda.
Bu savaşta, başka hiçbir büyük saldırı, Müttefiklerin davası için böylesine çok şey sunmamıştır...
Hiçbir zafer, bundan daha zevkli ve zamanlı olamayacaktır. Çok ciddî olarak umutluyum. İyi bir üstünlüğe sahip olduğumuzu ve onların (Türklerin) çok yıpranıp yorulduklarını, zarar gördüklerini düşünüyorum.
Kayıplar kuşkusuz acı olacaktır. Ancak olsun. Yprestek’ki (Fransa cephesinde) hiçbir şey sağlamayan kıyımdan daha iyidir... (Churchill ve Anzaklar, s.62-63.)
‘BAŞARISIZ OLMAYACAĞIZ’
Winston Churchill’in, kardeşi John Churchill’e yazdığı, 2 Ekim 1915 tarihli mektup:
“Yazık. Dünya çok kararıyor. Cesaret ve gayret. Başarısız olmayacağız. Gerçekler her şekilde hem bu nesil hem de bizim için sonunda egemen olacaktır. Ayrıca, Çanakkale’yi de nihaî zafere götüreceğimize inanıyorum. Ne olursa olsun karamsarlığa düşme ve kimsenin de düşmemesini sağla. Seninle, orada olmayı çok isterdim. Ama burada, sıkıntılarla birlikte olmam gerekiyor...” (Churchill ve Anzaklar, s.64.)
YILANLARLA MÜCADELE
27 Mayıs: “Burada Türklerden çok, yılanlarla mücadele etmek zorundayız. Siper boyunca ilerlerken, arkadaşlarımın uzun saplı bıçaklarıyla öldürdüğü bir düzineye yakın yılan gördüm. Bazılarının uzunluğu 1,5 m’yi buluyordu.
Birlikteki arkadaşlardan birisi, sabah uyandığında, ufak bir yılanın boynuna dolandığını görmüş!..” (Churchill ve Anzaklar, s.68.)
KESKİN NİŞANCILAR
28 Mayıs: “Bulunduğumuz yerin hemen arkasında bulunan plâjda yüzen arkadaşlarımız keskin Türk nişancılarının hedefi oluyordu. Bunlardan birine tanık oldum: Asker kirlenmiş matarasını yıkıyordu ki vuruldu ve beş dakika içinde öldü. Her gün plâjda, birkaç kişiyi vuruşlarına bakılırsa, gizli nişancıların çok keskin atıcı olduklarından kuşkum yok.” (Churchill ve Anzaklar, s.68.)
MAJESTİC 40 DAKİKA İÇİNDE BATTI
“Dün düşman denizaltıları, Majestic savaş gemimizi batırdı. Torpidolandıktan sonra kırk dakika içinde battı. Batışını göremedim. Çünkü gemi, yakınımızdaki burnun öbür tarafındaydı. Bulunduğum siperin kapısından, solumuzdaki tepelere gizlenmiş olan bir Türk bataryasını topa tutan destroyerlerimizi seyrediyorum. Son birkaç gündür bize çok zarar veren ve tam yeri tespit edilmesi çok zor olan batarya o.” (Churchill ve Anzaklar, s.68.)
5 ASKERİMİZ ÖLDÜ
30 Mayıs: “Önceki gece yarısından beri, fazla bir şey yemeden, gerginlik ve heyecan içinde olduğumuzdan, sabaha karşı dörde doğru geri çekildiğimizde çok rahatladık. Sığınaklarımıza doğru ilerlerken yorgunluktan, çok düzensiz yürüyorduk. O sabah tepede, kil toprak altına oyulmuş sığınağıma döndüğümde, kuş tüyü yatakta bile olmadığım kadar rahattım! Dün, buraya geldiğimizden beri en iyi uyuyabildiğim geceydi.
Bu sabah Türkler ateşe erken, tam biz kahvaltı ederken başladı. Benim bölükten zavallı Len Hughes, bitişiğimdeki sığınağına girmek üzereydi ki, bir şarapnel parçası sırt kemiğinden yaraladı. Üç dakika içinde de öldü. Mısır’dan ayrıldığımızda 34 genç ve güçlü adam iken, 5 askerimiz ölmüş, beş asker ve bir subayımız da yaralanmıştı.” (Churchill ve Anzaklar, s.71.)