Savaş tamtamları çalıyor bu günlerde.
Ortadoğu zaten orta ölçekli bir savaş alanı.
Karma karışık bir ateş fırtınası.
Büyük güçlerin ellerinde birer ikişer maşa. Yanarsa maşa yansın. Nasılsa yeni maşalar bulmak zor değil.
***
Hani bir delikanlı bekâr iken deli dolu olur ya, her bir şeye parlar. Ufacık meselelerde kavga çıkarır. Ölecekmiş, öldürecekmiş aklına bile gelmez.
Ama evlenip çoluk çocuğa karıştı mı mecburen durulur. Ufak tefek şeylere gözü karalık etmez olur. Çünkü çoluk çocuğu vardır arkasında. Sorumluluk sahibidir artık.
Bir devletin karar verici makamlarında bulunmak da böyle bir şeydir.
Artık tek başına değilsindir. Kendi duygularınla hareket edemezsin. Delikanlılık falan olmaz. Milletin her bir ferdini düşünmek zorundasındır.
Tarih de söyler bunu geçmişe baktığımız da. Özellikle de Birinci Dünya Savaşına…
Birinci Dünya Savaşı başladığında henüz bize hiç kimse saldırmamış ve saldırma ihtimali de çok düşükken Almanya ile gizli anlaşma yapmıştık. İllaki savaşacağız, illaki savaşacağız diye…
Sonra, onların gemilerini sahiplenerek Rus limanlarını bombalayıp savaşa girmiş, dört yıl sürecek savaştan da, milyondan fazla Mehmetçiğin şehadetine rağmen yenik ayrılmış ve vatanımızın neredeyse tamamını kaybetmiştik
Sonrasında ise işgalcilere karşı giriştiğimiz İstiklal Savaşında önderliği, bizi Birinci Dünya Savaşına sokanlar değil, savaşa girmemizi istemeyen olgun akıllı ve cesur vatanseverler yapmıştı.
Başta Mustafa Kemal olmak üzere, Kazım Karabekir, Celal Bayar, İnönü ve Yörük Ali gibi…
Ve Mehmet Akif, kutlu zafere yürüdüğümüz o günlerde, milletimize ve bayrağımıza şöyle seslenmişti:
‘’Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak,
O benimdir, o benim milletimindir ancak.’’
Demek ki bir savaş, İstiklal Savaşı olunca kazanılıyormuş değil mi?
İstiklal Marşı’ da anamızın ak sütü gibi helâl, böyle şanlı bir zafere giderken yazılıyormuş.
Bir gün Mehmet Akif’e sorarlar; bir daha yazman gerekse böyle bir marş yazabilir misin? diye. Akif; biraz çocuksu, biraz olgun yüzündeki buğulu gözleriyle uzaklara bakar da şöyle der:
‘’Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın’’…
Akif’in bu bir cümlelik cevabı savaşın ne beter bir şey olduğunu en kısa ve en anlamlı bir şekilde fazlasıyla anlatmaya yeter.
Evet dostlar,
Savaş şarkıları çalıyor ve söyleniyor bu günlerde…
Bolca da kahramanlık türküleri…
Bir şef ve çok milyonluk korosu tarafından.
Ama inanın savaş şarkılarının ve kahramanlık türkülerinin zamanı değil. Bu bizim savaşımız hiç değil.
Ey korodaki bizim insanlarımız!..
Kiminiz komşumuz, kiminiz arkadaşımız, kiminiz kardaşımız, dostumuz, dindaşımız, vatandaşımız…
Hepsinin üstünde de aynı Bir Allah’tan halk olmuşuz.
Bu şarkılar da bir yanlışlık var.
Bu savaş nağmeleri yanlış.
Bunu önce sizler görün ve hemen söyleyin şefe…
Bizim beğenip beğenmememiz para etmeyecek. Sizler söyleyin bunu.
Söyleyin ki farkına varsın.
Şarkılarımız, akıl, sevgi ve birlik; yani ‘’Yurtta barış, dünyada barış’’ şarkılarından olsun. Hepimizin söyleyeceğinden…
Bakınız!..
Devletse bu devlette,
Vatansa bu vatanda,
Salonsa bu salonda,
Gemiyse bu gemide,
Hepimiziz, hepimiz yaşıyoruz.
Allah bir daha yazdırmasın yeni bir İstiklal Marşı, ama bu daha çok bizim elimizde…
Sağlıcakla kalın…