Her ne kadar bu gün aktif siyasetin dışında olsalar da bir Ergüven Yakan, bir Engin Polat onların gözünde il başkanlarıdır, bir Mehmet Aydınoğlu bir Arif Gürdal, Nazilli’den bir Mustafa Acar yeri geldiğinde görüşlerine başvurulacak, özgül ağırlığı olan birer köşe taşıdır.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin kurulduğu dört yıl içinde biri partiden ihraç edilen, dört il başkanı eskiten, beşincisi yolda olan sorunlu il Aydın’a geldi.
Partisinin ilk kuruluşunda o zamanki adıyla Anemon Otel’de düzenlenen toplantıda MHP’li taraftarlar arasında yaşanan protokol krizi meğerse partisinin bu günkü dar alana sıkışmışlığının bir habercisiymiş.
O toplantıda protokol masasında oturacaklar, oturmayacaklar çatlağı yaşanınca Meral Akşener odasından salona inememişti.
O ziyaretten hatırda kalan o protokol kriziydi.
Bu gelişlerinde açıklanan programa göre Nazilli, Efeler ve İncirliova’da çarşı, pazar gezecek, birinci elden halkın sorunlarını tespit edecek, dertlerini dinleyecek.
İl başkanlığına ayıracağı zamanı Büyükşehir Belediyesini ziyarete ayırması ise il başkanına “başkanla iyi geçin” mesajı olmalı.
Meral Akşener ne kadar bilgi sahibi bilinmez ama Aydın, İYİ Parti için sorunlu bir şehir. Bunun göstergesi dört yılda dört il başkanı değiştirmesidir.
İşin ilginci yanlış tedavide ısrar edilmesidir.
Sorun her değişen başkanın aynı gelenekten gelmiş olması ve bunun sonucunda da farklı sonuç bekleme yanlışlığıdır.
Ta ilk başta gerek yönetim konusunda gerek milletvekilliği sıralamasında Aydın’ı iyi analiz ederek halkın karşısına çıkılsaydı bu partide büyük ihtimalle bu günkü dar alana sıkışmışlık krizi ve ürettiği sorunlar yaşanmazdı.
Her iyi insan ne yazık ki, aynı derecede iyi bir siyasetçi olamayabiliyor. İyi siyasetçi olma biraz da insanın yaşadığı ortamla da ilgilidir.
İsmet Berkan’ın da dediği gibi Darwin’in evrim teorisine göre bütün canlıların gelişiminin içinde bulunduğu ortamla da ilgisi vardır.
Mesela bir Japon balığı küçük bir kavanoza konacak olursa minik kalmaya devam eder. Büyükçe bir akvaryuma konulduğunda da ilerleyen süreçte büyür, irileşir.
Aynı Japon balığı bahçedeki havuza konacak olursa haftalar içinde kocaman bir balığa dönüşür.(Karar,03.02.2022)
Bu teori siyasal ve toplumsal alanlar için de geçerlidir. Ömrü küçük hacimli bir şirket yöneticiliğinde geçen vasat bir işletmeciden bir holding kurmasını beklemek beyhude bir bekleyiştir.
Aynı şekilde hayatı küçük partilerde küçük hesap peşinde koşmakla geçen bir siyasetçiden de herkesi kucaklayan bir yönetim tarzı beklenemez.
Denirse ki, günümüzde siyaset merkezden kurgulanıyor ve gerçekleştiriliyor, taşra yönetimlerinin bunda payı yüzde 10’nu geçmez, o takdirde yeni kurulan bir partiye nasıl alan kazandıracaksınız?
O nedenle taşra teşkilatlarında her kesimden üyenin bulunması o partinin oturduğu zemini göstermesi bakımından da önemlidir.
Yoksa o parti küçük olsun benim olsun, düşüncesinde olanların elinde ne büyür ne de kurumsal kimlik kazanır olsa olsa bir koalisyon ya da ittifakın küçük ortağı olur.
Kaldı ki, iktidar adayı bir partinin her kademedeki akıllı, kendine güvenen yöneticileri rakibi olabilecek şahsiyetleri bilerek yanlarında taşır.
Örnek Süleyman Demirel… Kurucu Lider Ragıp Gümüşpala sonrası Adalet Partisi’nde Genel Başkanlıkta rakibi olan Sadettin Bilgiç’i partiden ihracını hiçbir zaman düşünmemişti.
Bir siyasetçiyi lider yapan işte bu irade gücüdür.
O gücü sayesindedir ki, Süleyman Demirel kendi ifadesiyle altı kez düşmüş, yedi kez düştüğü yerden kalkmıştır.
Diğer taraftan yeni kurulan partilerin finansmandan tutun da toplumda rıza oluşturmasına varıncaya kadar bir yığın dezavantajı yanında bir de avantaj vardır.
O da geçmişle ilgili bagajlarının olmamasıdır. Kuruluşunda birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalan İYİ Parti de böyle bir avantaja sahipti.
En büyüğü de Meral Akşener’in geçmişte merkez sağ bir parti olan Doğru Yol Partisi’nden milletvekilliği, kısa süreliğine de olsa İç İşleri Bakanlığı yapmasıydı.
Merkez sağ denince akla çok partili dönemde genelde Demokrat Parti ve onun türevleri Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi kısmen de Anavatan Partisi’ne oy veren seçmen akla gelir.
Bu kitle CHP ile birlikte Türkiye’nin en köklü siyasi ekolüdür. Celal Bayar “partim” deyince kendisini tanıyanlar onun bu sözüyle İttihat ve Terakki’yi kastettiğini bilirlerdi.
Parti de değiştirseler başka partilere oy da verseler merkez sağ gelenekten gelenler hem duygudaşlık hem de ahde vefa bağlamında Celal Bayar örneğinde olduğu gibi eski partilerine bağlıdır.
Her ne kadar bu gün aktif siyasetin dışında olsalar da bir Ergüven Yakan, bir Engin Polat onların gözünde il başkanlarıdır, Mehmet Aydınoğlu, Arif Gürdal, Nazilli’den Mustafa Acar, yeri geldiğinde görüşlerine başvurulacak, özgül ağırlığı olan birer köşe taşıdır.
Merkezde olanların bir diğer özelliği de ahde vefa duygularıdır.
Babası geçmişte Adalet Partisi delegesi olmasının hatırına 2014 yerel seçimlerinde çoğu demokratın da katkısıyla Büyükşehirde Özlem Çerçioğlu rekor denecek bir oyla seçim kazanmıştı.
Özlem Çerçioğlu onların şifrelerini Menderes’in köyü Çakırbeyli’ye yaptığı evle ve seçimlerde CHP bayrağını görünür şekilde kullanmamakla kırmıştı.
Diğer taraftan Ali Uzunırmak ve Haluk Alıcık ikilisinin de bu kesime yönelik dokunuş ve aralarında tesis ettikleri duygudaşlık bağlarıyla MHP hem 2007’de üç milletvekili çıkarmıştı hem de 2009’da Nazilli Belediyesini kazanmıştı.
Aynı şans Meral Akşener için de vardı. Aydın’da onun adına hareket edenler o basireti gösteremeyince İYİ Parti bu gün oldukça dar bir alanda siyaset yapmak zorunda kalmış durumdadır.
Eğer Meral Akşener partisinin merkez sağın ve demokrasinin anayurdu Aydın’da başarılı olmasını isteseydi iş insanları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı toplantının bir benzerini de vakit ayırır, merkez sağın köşe taşlarıyla yapardı.
O takdirde hem siyaset alanı genişlik kazanırdı hem de alacağı oy artardı.