Otellerin, apartmanların arasına sığınmış narin bir köknar çamını kendine sahne edinen küçük siyah kuş.. İnsanlar, ne zamandır seni unutmuş, kendi dertlerine düşmüşler. Güzelim ada melteminin üzerine betonları sıra sıra dikmişler, üstelik de çoğunun boyaları dökük, demirleri paslı…

                İyi ki şu ağacı unutuvermişler kesmeyi… Gerçi manzaramı kesiyor diye ağacı budamayı isteyen komşuya hep birlikte hayır demeseydik, anlardın sen, o zaman artık buraların neden Kuşadası değil de Ada diye anıldığını…

                Sen şu küçücük boyunla; nasıl da arabaların, kornaların, televizyonların çirkin sesini bastırıyorsun? Nasıl bu kadar güzel ötüyorsun, bütün şarkıcıları kıskandıracak kadar… Senin ne bangır bangır bağıran hoparlörlere, ne de cami minarelerine ihtiyacın var… Senin sadece şu küçücük kalmış toprakcıkta;  bilge kadınlar gibi dimdik yükselen ulu ağaçlara isteğin var. Çam ağacının en tepesine tüneyip konserlerini oradan veriyorsun güneş doğmadan önce… Horozlardan, ezanlardan önce uyandırıyorsun duyan kulakları derin uykulardan…

                Güzel kuş, ağaca aşık kuş, şakacı kuş, neşeli kuş ne olur gitme buralardan… Boyarız o beton duvarları, paslı demirleri gerekirse, sarmaşıklar ekeriz duvar diplerine balkonlara çiçekler asarız rengârenk, her karış toprağa beton apartmanlar değil,  ulu ağaçlar dikeriz… Efes gibi güzellikler yaratırız belki günün birinde, dillere ve gözlere destan… Budatmayız o ağaçların dallarını odunculara… Fıstık çamları dikeriz bol bol, Ulu ağaçlara dönüşsün, senden başka kuşlar da konserler versin diye üzerinde uzun uzun… Güvercin adası civarlarına bembeyaz kelebekler gibi yelkenliler salarız. Oturturuz küçücük çocuklarımızı içine, denizi, dalgaları uzaktan görünen yemyeşil ağaçların manzaralarını sevsin, gönlüne yerleştirsin diye küçücükken…

                Ne olur, gitme kal! Küçücük, ama sesi her sesten güzel ve büyüleyici kuş…

 

Resim 1, 2: Kuşu arayan objektifin kaydettiği manzaralar

 

y-1.jpg

y-2.jpg