Ortadoğu’yu artık politikacılara, devlet adamlarına, tarihçilere değil bir Ortadoğu Ermiş’ine sormak istiyorum: Halil Cibran’a
Çünkü siyaset bilimi ile uğraşanlar, kafaları karıştırıp, durmadan suçlular arayıp felaket senaryoları yazmaktan öteye gidemiyor gözümde… Çözüm arıyorum ben, acıların hemencecik durmasını… Ve Ortadoğu’yu önce yürekle ve bilgelikle hissetmeyi…
Halil Cibran diyor ki, “Acı içinizdeki hekimin hasta nefsinizi iyileştirmekte kullandığı acı ilaçtır.” Acınız idrakinizi saran kabuğun kırılmasıdır. Nasıl meyvenin çekirdeği kırılmak zorundaysa, can evinin güneşi görmesi için, siz de acıyı tanımak zorundasınız… Acıların çoğu kendi seçiminizdir… Ve atmak istediğiz bir korkuysa, o korku sizin yüreğinizi mesken tutmuştur, korkulanın elini değil… O yüzden özgürleşmeye, önce kendinizde başlamalısınız…
Düşünüyorum da. Gerçekten Ortadoğu’nun savaşı, aslında insanda biten bir nefis savaşı. Bu nefis ‘farklı olan insanı hoş görme, düşüncelerini beğenmiyorsan yok et’ diyor. ‘İnsanın özgür iradesi gücün için bir tehdittir, özgürlüğü ve özgür insanı ez; dünyanın ve doğanın kaynaklarını arsızca gösterişle kullan, bir şark kurnazı gibi yönet ve tüket’ diyor. ‘Sevgiden uzaklaş, egonu ve sadece sana tapınanları yücelt’ diyor. Kısacası Ortadoğu’yu “Nefis” yönetiyor.
Acıları kabullenin dese de Halil Cibran “Artık can evine güneş değmesi gerek” diyen ben, dalıyoruz hayallere, acı yerine neşenin ve sevginin hâkim olduğu günlerin güneşine…
Aydınlanmanın ve farkındalığın acılarımızı bilgeliğe ve dinginliğe dönüştürdüğü; kendini bilen, seven ve hoş gören insanların üflediği, Ortadoğu Ney’lerine…

Resim: Suriyeli karikatürist Akram Rasian’ın durumu basitçe özetleyen sosyolojik ve estetik bir yorumu