14 Mayıs seçimlerine 40 günden kısa bir süre kalmışken dünyanın büyük bir bölümü de bu seçime odaklanmış durumda. Öyle ki başta ABD olmak üzere Avrupa, Orta Doğu ve Asya'daki ülkelerin çeşitli gazeteleri, Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi durumu satırlarına taşıyor.

İşte dünya basınında Türkiye gündemi...

ABD BASINI

BLOOMBERG: "FİNLANDİYA'NIN NATO'YA KATILACAK OLMASIYLA İTTİFAK KUZEYE DOĞRU GENİŞLİYOR"

"Finlandiya NATO'nun 31. üyesi olarak Rusya'nın, Avrupa'nın güvenlik görünümünü altüst eden Ukrayna işgalinin sebep olduğu çalkantılı üyelik sürecini tamamlamış oldu. Finlandiya 5. Maddenin güvenlik garantilerini ve caydırıcılığını kazanacak ancak NATO'nun eşiği ardında kalan yakın komşusu İsveç'i acı-tatlı bir şekilde geride bırakmak zorunda kalacak. NATO dışişleri bakanları bunu, salı günü ilerleyen saatlerde Brüksel'de bir bayrak töreniyle kutlayacak. İskandinav ülkelerinden yalnızca birinin kabul edilmesi, NATO Arktik bölgesindeki mevcudiyetini artırmak isterken İttifakın kuzeye genişlemesini yarım bırakacak.

Finlandiya'nın eklenmesi aynı zamanda NATO'ya Rusya ile 1,300 kilometre daha sınır ekleyerek doğu kanadını iki katına çıkaracak. Finlandiya ordusu açısından üyelik, İttifakınki ile halihazırda uyumlu savunma güçlerinin kullandığı teçhizatla birlikte yıllardır süren yakın iş birliğinin bir doruk noktası olacak. NATO'ya katılma isteği, Rusya'nın komşusu Ukrayna'ya saldırmasıyla tetiklendi ve Finliler, aynısının kendi başlarına gelebileceği çıkarımına varınca üyelikle ilgili kamuoyunda bir U dönüşü gerçekleşti. Finlandiya tam teşekküllü bir üye olarak 5. Maddenin karşılıklı savunma taahhütlerinden yararlanacak -yani müttefikler, birinin saldırıya uğraması halinde yardıma gelmek zorunda- ve İskandinav ülkesinin de diğerlerini savunması gerekecek.

Rusya Ukrayna'daki savaşa saplanmış durumdayken sınırlı bir tehdit yaratsa da müttefikler, Moskova'nın, savaşın ardından güçlerini yeniden konuşlandırma kapasitesini hafife almıyor. Finlandiya'nın kabul edilmesi, Blokun, üyeleri Estonya, Letonya ve Litvanya'yı savunmak için Baltık Denizi civarındaki bölgeyi güvene almasını sağlayacak zira bu ülkeler Rusya'nın saldırganlığına karşı potansiyel birer hedef olarak görülüyor. Aynı zamanda, ordusu soğuk savaşlar konusunda eğitimli olan bir Arktik ülkesi daha ittifaka katılıyor ki bu da Kuzey'in, Rusya ve Çin'in artan mevcudiyeti ışığında stratejik önem kazandığı bir döneme denk geliyor.

NATO açısından Finlandiya'nın katılması tarihindeki en hızlı üyeliğe işaret ediyor zira Finlandiya, iki İskandinav ülkesi geçen yılın mayıs ayında başvurduğundan beri bir yıldan az bir süre içerisinde üyelik kazanmış oldu. En son katılan ülke Kuzey Makedonya idi ve 20 yıl sürmüştü. İsveç ile birlikte Ukrayna ve Gürcistan da NATO'nun kapısında bekliyor. Finlandiya'nın askeri ekipmanı arasında çok sayıda ağır silah ve tank yer alıyor. Aynı zamanda yaşlanmakta olan F/A-18 Hornets filosunun yerine Lockheed Martin Corp.'tan 64 tane F-35A savaş uçağının teslimatını bekliyor."

AL MONITOR: "ERDOĞAN VE KILIÇDAROĞLU ARASINDAKİ KIYASIYA YARIŞ"

Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilli seçimlerine altı haftadan az bir süre kala, kamuoyu yoklamaları iki baskın aday Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasında sıkı bir rekabet olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin en saygın anket kuruluşlarından biri olan MetroPoll'un hafta sonu yayımladığı ve mart ayında yaptığı seçmen davranışları araştırması, Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakının cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu'nun yüzde 2,6 gibi az bir farkla önde olduğunu ortaya koydu.

Yılın başından bu yana MetroPoll'un yaptığı araştırmalardan elde edilen sonuçlar Kılıçdaroğlu'nun açığı kapattığına işaret ediyor. Erdoğan'a verilen destek ocaktaki yüzde 45,9 seviyesinden martta yüzde 42 seviyesine geriledi. Bu, Türkiye'nin yıkıcı depremlerle sarsıldığı ve hükümetin tepkisinin eleştirildiği bir dönemdi. Kılıçdaroğlu'na destek oranı ise yüzde 43'ten yüzde 44,6'ya yükseldi. Bununla birlikte, daha ayrıntılı bakıldığında sonuçlar iki favori isim arasındaki yarışta daha incelikli bir manzarayı resmediyor.

Kılıçdaroğlu'nun 14 Mayıs'taki cumhurbaşkanlığı yarışını kazanıp kazanmayacağı sorusuna, katılımcıların yüzde 43'ü kazanır şeklinde yanıt verirken yüzde 50'ye yakını kazanamaz cevabını verdi. Ayrıca Kılıçdaroğlu'nun kazanmayacağını söyleyenlerin oranı aralık ayında yaklaşık yüzde 32 iken, şimdi katılımcıların yaklaşık yüzde 60'ı Kılıçdaroğlu'nun zafer kazanmasını bekliyor. MetroPoll Direktörü Özer Sencar, "Üç ayda fark büyük ölçüde kapandı." dedi. Erdoğan ile ilgili aynı soruya katılımcıların yaklaşık yüzde 48'i cumhurbaşkanının üçüncü dönem için seçimleri kazanmasını beklediği, yüzde 45'i ise kaybedeceği şeklinde yanıt verdi. Kılıçdaroğlu'na oy verme olasılıkları sorulduğunda, yaklaşık yüzde 45 olumlu yanıt verirken, yüzde 49'dan fazlası vermeyeceğini söyledi.

Bu arada, yaklaşık yüzde 44 Erdoğan'ı destekleyeceğini söylerken, yüzde 52 adaylığını desteklemeyi reddetti. Kılıçdaroğlu'nun yüzde 2,6'lık üstünlüğüne ilişkin yorum yapan Sencar, verilerin "seçimin kaderini Muharrem İnce ve kararsızların belirleyeceğini" gösterdiğini söyledi. İnce, dört cumhurbaşkanı adayından biri. İlk turda mağlup olduğu 2018 seçimlerinde CHP liderliğindeki ittifak adına Erdoğan'a karşı yarışmıştı. Washington Enstitüsü Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü Soner Çağaptay, İnce ve diğer aday Sinan Oğan'ın Kılıçdaroğlu'nun oylarını çekip "14 Mayıs'ta muhalefeti bölerek yarışın 28 Mayıs'taki ikinci tura kalmasına neden olabileceğini" söyledi.

Diğer anketler, Kılıçdaroğlu'na daha fazla destek verildiğini gösteriyor. TAG Araştırması geçen hafta CHP liderinin yaklaşık yüzde 51,8, Erdoğan'ın ise yüzde 42,6 oy aldığını gösterdi. Diğer adaylar İnce ve Oğan, sırasıyla yüzde 3,2 ve yüzde 2,5 oy aldı. Ancak Türkiye'deki partizan kamuoyu yoklamaları dünyasında, Erdoğan'ın kazanacağını tahmin edenler var. Optimar Research tarafından mart ayında yapılan bir ankette Erdoğan yüzde 47,4 ile öndeyken Kılıçdaroğlu yüzde 45,3 ile onu takip ediyor. Araştırmalar, seçmen grupları arasındaki kadın ve gençlerin muhalefetten yana olduğunu gösteriyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte yapılacak milletvekilliği seçimlerinde kadınların oy kullanma niyetlerine ilişkin Sosyal Demokrasi Vakfı tarafından perşembe günü yayımlanan araştırma, Erdoğan'ın Adalet ve Kalkınma Partisinden (AK Parti) CHP'ye bir geçiş olduğunu gösterdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 38'i 2018 parlamento seçimlerinde oylarını AK Parti'ye verdiğini ancak bunların yalnızca yüzde 27'si bir sonraki seçimde iktidar partisine oy vereceğini söyledi. 2018'de yüzde 28 CHP'yi desteklediğini söylerken, önümüzdeki seçimler için bu oran iki puan yükseldi.

Diğer bir önemli demografik sınıf ise genç seçmenler. Erdoğan'ın 20 yıllık iktidarından başka bir şey bilmeyen yaklaşık altı milyonluk bu grup önümüzdeki ay ilk kez oy kullanacak. 25 yaş altı yaklaşık 13 milyon seçmen var. Bupar Araştırma ve Danışmanlık Başkanı Erdal Akaltun'a göre 10 gençten sekizi AK Parti liderliğindeki Cumhur İttifakı dışındaki adaylara oy verecek. Akaltun, firması tarafından yakın zamanda yapılan bir ankete atıfta bulunarak, "Mevcut düzende ilk kez bir iktidar değişikliği olasılığı gençleri heyecanlandırıyor." dedi.

IstanPol Enstitüsünün kurucu ortağı Edgar Sar, genç seçmenlerin çoğunun hükümetin giderek artan otoriter yaklaşımından etkilendiğini söyledi. Sar on yıl önce ülke çapındaki hükümet karşıtı protestolara atıfta bulunarak, “2013 Gezi Parkı döneminde Z kuşağı 15 yaşındaydı. O yaştan itibaren AK Parti'nin otoriterleşmeye başladığı dönemi gördüler ve bir önceki neslin sahip olduğu sosyal imkanlara ulaşamadılar.” dedi.

CNN INTERNET: "ERDOĞAN’IN SİYASİ KADERİ TÜRKİYE’DEKİ KÜRTLER TARAFINDAN BELİRLENEBİLİR"

Türkiye'nin baskı gören Kürt yanlısı partisi, ülkenin yaklaşan seçimlerinde belirleyici bir rol oynayarak yirmi yıldır iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan'ı koltuğundan edebilecek kadar dengeyi değiştirebilir. Analistlerin söylediğine göre Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisinin (HDP) geçen ay, kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmayacağını açıklaması Türkiye Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı için ciddi bir darbe oldu. Analistler bu hamlenin HDP destekçilerinin Erdoğan'ın rakibine oy vermesine imkân tanıdığını belirtiyorlar. HDP’den 23 Mart'ta yapılan açıklamada, "Türkiye'nin ve toplumunun geleceğini şekillendirecek bir dönüm noktasıyla karşı karşıyayız.

Tek adam iktidarına karşı tarihi sorumluluğumuzu yerine getirmek için 14 Mayıs seçimlerinde cumhurbaşkanı adayımızı çıkarmayacağız.” denildi. Bu karar, seçmen tabanı daralmaya başladıktan sonra son on yılın yarısını HDP’ye baskı yaparak geçiren Türk güçlü adamı için bir ironi. HDP’nin eski lideri Selahattin Demirtaş yaklaşık yedi yıldır hapiste ve parti, militan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve bağlantılı gruplarla irtibat ve iltisakı olduğu şüphesiyle mahkeme tarafından kapatılma olasılığıyla karşı karşıya. Ancak etkisi yine de Türkiye siyasetinin gidişatını belirleyebilir. HDP'nin aday göstermeme kararı, Erdoğan'ın ana rakibi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun HDP eş başkanlarını ziyaretinden sadece üç gün sonraya rastladı.

Türk medyasına göre Kılıçdaroğlu gazetecilere yaptığı açıklamada, “Kürt sorunu dahil” Türkiye'nin sorunlarının çözümünün parlamentoda olduğunu söyledi. Altı partili Millet İttifakı adlı muhalefet bloğunu temsil eden Kılıçdaroğlu, Erdoğan'a karşı yıllardır yarışan en güçlü rakip. HDP, bütün gücüyle Kılıçdaroğlu’nun destekleyip desteklemeyeceğini henüz açıklamasa da analistler seçimlerin belirleyicisinin HDP olduğunu söylüyorlar. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu Diyarbakır ilinin Milletvekili olan Hişyar Özsoy, CNN'e yaptığı açıklamada, "Açıklamamız, özenle hazırlanmış bir siyasi söylemdir. Cumhurbaşkanı adayımız olmayacak ve bu hamleyi nasıl istiyorlarsa o şekilde yorumlamayı uluslararası topluma bırakıyoruz.” dedi.

Uzmanlar, HDP'ye yönelik baskının, bu partinin Erdoğan için yarattığı siyasi tehditten ve ayrılıkçı bir militan hareketin neşet ettiği etnik azınlık durumundaki Türkiye’nin Kürtlerini temsil eden ana partilerden birisi olma konumundan kaynaklandığını söylüyor. HDP ile Kürt halkının Erdoğan ile karmaşık bir ilişkisi var. Erdoğan, daha önceki yıllarda Kürtlere daha fazla hak vererek ve dillerinin kullanımı üzerindeki kısıtlamaları kaldırarak bu topluma yönelik jestler yapmıştı. Geçmişte HDP ile samimi ilişkiler kuruldu, Erdoğan, PKK ile kısa süren bir barış sürecindeyken HDP ile işbirliği yaptı. Ancak Erdoğan ile HDP arasındaki ilişkiler daha sonra bozuldu ve HDP, PKK ve bağlantılı örgütleri hedef alan kapsamlı bir baskıya maruz kaldı. Uluslararası Azınlık Hakları Grubu'na göre Kürtler Türkiye'deki en büyük azınlık ve nüfusun yüzde 15 ila yüzde 20'sini oluşturuyor. HDP'nin Kılıçdaroğlu'nu destekleyip desteklemeyeceği belli değil ancak analistler, Kılıçdaroğlu ile HDP arasında kasıtlı olarak konulmuş bir mesafenin muhalefet adayı için faydalı olabileceğini söylüyorlar. --Belirsiz Durum-- HDP'ye yöneltilen suçlamalar, onu seçimler sırasında belirsiz bir duruma sokuyor.

Şu anda HDP; Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanımlanan PKK ile bağlantılı olduğu şüphesiyle Anayasa Mahkemesinde açılan bir dava ile karşı karşıya. Her an kapatılabileceğinin farkında olan HDP’nin adayları TBMM’ye seçilmek için Yeşil Sol Partinin şemsiyesi altında yarışacak. İstanbul'daki Koç Üniversitesinde Siyaset Bilimi Profesörü ve “Sıfır Noktasına Dönüş” adlı Türkiye'deki Türk-Kürt sorunu üzerine bir kitap yazan Murat Somer, muhalefetin HDP ile ittifak yaptığı görülürse Erdoğan'ın lideri olduğu AK Partinin, medyadaki etkisini, muhalefeti PKK yanlısı olarak göstererek muhaliflerin itibarını sarsmak için kullanabileceğini belirtiyor. HDP'nin Erdoğan'ın iktidarına yönelik tehdidi, katıldığı ilk genel seçim olan Haziran 2015 seçimlerinden sonra ortaya çıktı.

Seçimlerde yüzde 13 oranında oy alarak AK Partiye 2002'den bu yana ilk kez Parlamentodaki çoğunluğunu kaybettirdi. Fakat Erdoğan beş ay sonra erken seçim çağrısı yaptı ve yapılan seçimlerde HDP'nin desteği yüzde 10,7'ye düştü ve AK Parti de çoğunluğunu yeniden sağladı. "Bu seçimlerde HDP belirleyici çünkü Türkiye'deki Kürt oylarının yaklaşık yarısını alıyor." diyen Somer, daha muhafazakâr Kürt seçmenlerin geleneksel olarak Ak Partiye oy verdiğini belirtiyor. Geçen ay, küçük bir Kürt-İslamcı parti olan HÜDA-PAR seçimlerde Erdoğan'ı destekleyeceğini açıkladı. Hüda Par daha önce hiçbir zaman parlamentoya girememişti. HDP, pozisyonunun önümüzdeki ay yapılacak oylamanın sonucu için kilit öneme sahip olduğunu biliyor ancak aynı zamanda hassas bir durumda.

"Oyunu akıllıca oynamak istiyoruz ve çok dikkatli olmamız gerekiyor." diyen Özsoy, partisinin “çok çirkin bir aşırı milliyetçi söylemle seçimlerin Kılıçdaroğlu ile diğerleri şeklinde kutuplaştırıldığı kirli bir siyasi ortamdan" kaçınmak istediğini belirtiyor. Partinin 2012 yılında çeşitli amaçlarla kurulduğunu söyleyen Özsoy, bunlardan birinin "Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü" olduğunu belirtiyor. Somer, partinin PKK'nın "bir inisiyatifi" olarak görüldüğünü bunun daha sonra hükümetin terörle mücadele adına HDP’ye ağır bir baskı uygulamasına yol açtığını söylüyor. Partinin eski lideri Demirtaş etkili bir figür olmaya devam ediyor.

Washington DC'deki Brookings Enstitüsü'nde misafir araştırmacı olan Aslı Aydıntaşbaş, Türk hükümetinin HDP ile PKK arasında bağlantı kurmaya çalıştığını ancak şimdiye kadar ikisi arasında "gerçek bir bağlantı" olduğunu kanıtlayamadığını söyledi. Aydıntaşbaş, CNN'e verdiği demeçte, Erdoğan sonrası bir Türkiye'nin Türkiye'deki Kürtlere ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu partilere biraz nefes alma alanı sağlayabileceğini belirterek birçok Kürt seçmenin yakın zamanda Erdoğan'ın kampından ayrıldığına dikkat çekti. Aydıntaşbaş, “HDP için bu seçimler, ideolojik bir seçimden daha fazlasıdır. Bu, bir hayatta kalma meselesidir." diyor. Hişyar Özsoy, partisinin yalnızca Türkiye'deki Kürtler için değil tüm azınlıklar için tehlikede olan şeyii anladığını belirterek, “Burada sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Rolümüzün farkındayız. Belirleyici konumunda olduğumuzu biliyoruz." diyor.

THE WASHINGTON POST: "NEDEN İSVEÇ DEĞİL DE FİNLANDİYA NATO'DA"

Finlandiya salı günü NATO’nun 31. üyesi oldu. Bu, Avrupa'nın güvenlik manzarasını değiştirecek ve Rusya’nın NATO ile olan sınırını artıracak. Finlandiya ayrıca ittifakın 5. maddesindeki kolektif savunma mekanizması kapsamında koruma elde edecek. İsveç'in üyelik süreci ise Macaristan ve Türkiye’nin desteğini almadığı için şimdilik duruyor. --Rusya Finlandiya’nın NATO’ya Katılmasına Nasıl Bir Tepki Verdi?-- Rus yetkililer, Finlandiya’nın NATO üyeliği o kadar önemli değilmiş gibi gösterdi ve Ukrayna’nın aksine Finlandiya’nın Rusya’ya tehdit teşkil etmediğini -dolayısıyla da Rusya’nın Finlandiya’ya tehdit teşkil etmediğini- öne sürdüler. Yine de Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, NATO’nun bu yeni üyeye ilişkin adımlarını izleyeceklerini belirtti.

Peskov, Finlandiya’da neler olduğunu, NATO’nun Finlandiya topraklarını silah, sistem ve altyapı konuşlandırma açısından nasıl kullanacağını yakından izleyeceklerini belirtti. Peskov, Finlandiya’nın NATO’ya resmen katılmasından önce gazetecilere verdiği brifingde “Buna bağlı olarak önlemler alınacak.” dedi. --İsveç Neden NATO’da Değil?-- Hem Finlandiya hem de İsveç için onay süreci şaşırtıcı derecede uzun sürdü. En büyük engellerden biri, İsveç’i militan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı “teröristleri” iade etmeyi reddettiği için eleştiren Türkiye oldu. İsveç’te Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı düzenlenen ve bir Kur'an’ın yakıldığı protestolar ilişkilere daha da zarar verdi. Macaristan da İsveç’in NATO üyeliğini henüz Mecliste oylamış değil.

Macar hükûmetinin sözcüsü Zoltan Kovacs, geçen hafta bir blog yazısında, Macaristan’ın onay vermeden önce İsveç konusunda yaşadığı çok sayıda sorunu çözmek için zamana ihtiyaç duyacağını belirtti. Her ne kadar ilk etapta Finlandiya ve İsveç’in üyelik konusunda aynı yolu izleyeceği düşünülmüş olsa da iki ülkeden yetkililer, İsveç’in muhtemelen daha çok adım atması gerekeceğini kabul etti. Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, cuma günü Ankara’da Erdoğan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Finlandiya’nın NATO üyeliği İsveç olmadan yarım kalır gibi hissediyorum.” dedi. Başkan Biden da salı günkü açıklamasında İsveç’in NATO üyelik girişiminin kısa sürede onaylanmasını umduğunu belirtti ve “İsveç’i en kısa zamanda NATO üyesi olarak kabul etmeyi dört gözle bekliyorum ve Türkiye ile Macaristan’ı onay süreçlerini gecikmeksizin tamamlamaya teşvik ediyorum.” dedi

ALMANYA BASINI

HANDELSBLATT: "TÜRKİYE VE YUNANİSTAN... ERDOĞAN ROTASINI BATI İSTİKAMETİNE ÇEVİRİYOR"

--Onlarca Yıldır Süregelen İhtilafların Ardından Türkiye ve Yunanistan Birbirlerine Doğru Adım Atıyor. Erdoğan’ın Batı'ya Her Zamankinden Daha Çok İhtiyacı Var-- İki NATO ülkesinin savunma bakanlarının bir araya gelmesi, normal zamanlarda önemli bir haber değildir. Ama bu vakada öyle zira burada Yunanistan ve Türkiye söz konusu. Nikos Panagiotopoulos ile Hulusi Akar arasında salı günü gerçekleşecek olan buluşma, Washington'da, NATO’da ve AB’de yakından izlenecek. Atina ile Ankara arasındaki yakınlaşma, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dış politikasında önemli bir rota değişikliğine işaret ediyor. Bakanlar toplantısı, Türkiye'nin güneydoğusundaki Hatay'da gerçekleşecek. Şubat ayı başlarında bölgede meydana gelen yıkıcı depremlerde 50 binden fazla insan öldü.

Yunanistan, daha felaket günü kurtarma ekipleri ve yardım malzemeleri gönderen ilk ülkelerden biriydi. Hükümet yanlısı Türk gazetesi "Hürriyet", Yunanca "Efharisto poli file" yani "Çok teşekkürler, arkadaşlar" manşetini attı. Daha birkaç hafta önce Erdoğan, Atina'yı roketli saldırılarla tehdit etmişti. Ardından sürpriz bir şekilde 25 Mart’taki Yunanistan ulusal bayramı için diplomatik tebrik mesajı gönderdi ve "iş birliği ve ilişkilerimizi geliştirme çabaları" sözü verdi. Erdoğan sadece dostane ifadelerle yetinmedi. Yıllardır haftada birkaç kez Ege adaları üzerinden büyük bir gürültü kopararak alçaktan uçan Türk askeri pilotları, geçen yılki 234 uçuşa kıyasla şubat ve mart aylarında bir tek uçuş bile gerçekleştirmedi. Yunanistan Savunma Bakanı Panagiotopoulos, "Rahatlama kayda değer." diyor.

Atina ile yakınlaşma, Türkiye'nin Batı'ya açılımının bir parçasını oluşturuyor. Ankara'daki hükümet, mart ayının başından bu yana daha önce katılmadığı Rusya'ya yönelik Batı yaptırımlarını kısmen uyguluyor. Boeing gibi Amerikan uçak tiplerini kullanan ve dolayısıyla yaptırımlara tabi olan Rus hava yolları yakında Türk havalimanlarına iniş yapamayabilir. Finlandiya'nın NATO üyeliğine onay vermesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Batı'nın hoşuna gidecek adımlarından biri olsa gerek. Aylarca süren müzakerelerin ardından Türk Meclisi geçen hafta sonunda İskandinav ülkesinin katılımını onayladı. Erdoğan'ın çark edişinin nedenleri, jeopolitik durumun yeniden değerlendirilmesiyle ilgili olabilir. Türkiye, savaşın başında bir yanda Batı ile diğer yanda Rusya arasında bir ara bulucu olarak tarafsız duruşundan yararlanarak tahıl anlaşması gibi anlaşmaların yapılmasını sağladı ve bundan ekonomik olarak da muazzam avantajlar elde etti.

Savaş başladığından beri Rusya ile ticaret, artan fiyatlar nedeniyle üç katına çıktı. ABD, Rusya'ya yönelik bu yaptırımların aşılması halinde Türk şirketlerini defalarca yaptırım uygulamakla tehdit etmişti. AB de Rusya'ya yönelik yaptırım paketlerinden birinde, AB kurallarını aşan şirketlere yönelik ikincil yaptırımlar tehdidinde bulunmuştu. Savaş uzadıkça Erdoğan'ın riskli denge oyununu sürdürmesi daha da zorlaştı. En önemli siyasi ve ekonomik ortaklarının çoğu Türkiye'nin batısında yer alıyor. Mayıs ayındaki seçimlerde cumhurbaşkanlığı yarışını kazanmak istiyorsa, Batı'nın siyasi desteğine ihtiyacı var. Erdoğan'ın deprem felaketinden sonra yeniden yapılanma için de Batı'nın yardımına ihtiyacı var.

FRANKFURTER RUNDSCHAU-INTERNET: "HÜKÜMET EKONOMİ RAKAMLARINI GÜZELLEŞTİRİYOR... ERDOĞAN SEÇİMLERİN ÖNCESİNDE TÜRKİYE'Yİ DOĞRU YOLDA GÖRÜYOR"

--Devlet İstatistik Kurumu TÜİK, Türkiye Seçimleri Öncesi Enflasyon Rakamlarını Yüzde 50,51'e İndiriyor. Bağımsız Ekonomik Kuruluşları ise İki Kat Fazlasından Yola Çıkıyor-- Türkiye’de 14 Mayıs'ta yapılacak seçimlerden kısa bir süre önce Türk İstatistik Kurumu (TÜİK) yıllık enflasyon rakamını yüzde 55,18'den yüzde 50,51'e indirdi. TÜİK'e göre enflasyon, bir önceki aya göre sadece yüzde 2,29 arttı. Ancak bağımsız ekonomi araştırmacıları çok daha yüksek enflasyon oranlarından yola çıkıyor. 7 --Et, Ayakkabı ve Giyim Yüzde 10'un Üzerinde Pahalılaştı-- Ekonomik araştırma enstitüsü ENA Grup'a göre yıllık enflasyon, yüzde 112,51 oldu. Enflasyon oranı, bir önceki aya göre yüzde 5,08 arttı.

Tek başına dana eti fiyatı bir önceki aya göre yüzde 12,93, giyim ve ayakkabı fiyatları yüzde 11,62 arttı. İstanbul Ticaret Odası da TÜİK'in bildirdiğinden daha yüksek bir enflasyon oranı bildiriyor. Onlara göre fiyatlar yüzde 73,01 arttı. “Bir kilo kıyma 350 TL, 1 kilo peynir 200 TL, 1 kilo soğan 20 TL.” Milletvekili Murat Emir (CHP) Twitter'da durumu, "İnsanlar tek tek ve gramla almaya başladı.” sözleriyle yorumladı. --Avro ve ABD Doları 12 Ayda Yüzde 30 Arttı-- Para biriminde devam eden değer kaybı, Türkiye halkını mustarip etmeye devam ediyor. Bir avro şu anda 20.90 TL'den, ABD doları ise 19.2 TL'den fazla. 12 ayda avro yüzde 29,7, ABD doları yüzde 30,6 değer kazandı. Özellikle yurt dışından çok fazla ithalat yapmak zorunda kalan bir ülke için para birimindeki çöküş her alanda hissedilen büyük bir sorun.

Türkiye'de özellikle düşük gelirliler çok zorlanıyor. Burada asgari ücret sadece 8.500 TL (407 avro). --Erdoğan, "Türkiye'nin Yüzyılı"ndan Bahsediyor-- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise ülkesini doğru yolda görüyor. Erdoğan, “Bugüne kadar 2023 hedeflerimiz ışığında yol kat ettik. Bundan sonra Türkiye'nin asrın vizyonuna doğru ilerleyeceğiz." diyor. Erdoğan’ın Maliye Bakanı Nureddin Nebati de feci ekonomik rakamlara rağmen iyimser açıklamalarda bulundu. Nebati, “En önemlisi, enflasyondaki bu düşüş sırasında Türkiye yatırım, istihdam ve üretimde herhangi bir kayıp yaşamadı aksine bu dönemde hem istihdam hem de cumhuriyet tarihindeki ihracat rekorları aynı anda kırılmıştır.” dedi

EVANGELISCHE ZEITUNG: "SURİYE: ERDOĞAN YEZİDİLERİ DİN DEĞİŞTİRMEYE ZORLUYOR"

Suriye'nin kuzey bölgesinin bir kısmı yıllardır Türkiye'nin kontrolünde. Tehdit Altındaki Halklar Topluluğu insan hakları aktivistleri, işgalcilere ve federal hükümete karşı ciddi iddialarda bulunuyor. Tehdit Altındaki Halklar Topluluğuna (GfbV) göre Türk hükümeti, Suriye sınır bölgesindeki dini azınlıklara baskı yapmayı sürdürüyor. GfbV'nin bildirdiğine göre işgal altındaki Suriye şehri Afrin'deki Yezidiler ölümle tehdit ediliyor ve zorla din değiştirmeye maruz kalıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgede sadece Sünni Müslümanlara müsamaha gösteriyor.

Diğer dinlere ve Kürt azınlığa mensup kişilerin İslam'a geçmek zorunda bırakıldığı, aksi takdirde sınır dışı edilecekleri bildiriliyor. --Federal Dışişleri Bakanlığı Milisleri Destekliyor-- Suriye'nin kuzeyindeki bazı bölgeleri Türkiye’nin kontrolünde. Bu yerler arasında, bir zamanlar çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı Afrin şehri de bulunuyor. Mart 2018'den beri Türk kuvvetleri tarafından işgal edilen bölgede yaşayan yerel nüfusun çoğu buradan kaçtı. Sivil toplum kuruluşları yıllardır insan hakları ihlallerinin olduğundan bahsediyor. GfbV, federal hükümete Afrin ve Suriye genelinde İslamcılara yönelik siyasi, diplomatik ve özellikle mali desteği durdurma çağrısında bulundu. Federal Meclis Yezidilere yönelik soykırımı resmen tanıdığından yardımları durdurması özellikle önemli. Oradaki milisler, Türkiye yanlısı Suriye muhalefet grubu Suriye Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonunun silahlı kanadı. Bu grup, Federal Dışişleri Bakanlığı tarafından destekleniyor

REDAKTIONSNETZWERK DEUTSCHLAND: "TÜRKİYE'DE ÜRETİLEN İLK YERLİ ELEKTRİKLİ SUV ARTIK PİYASAYDA... İLK SİPARİŞ ERDOĞAN'A TESLİM EDİLDİ"

Türkiye, kendi geliştirdiği ilk SUV'unun seri üretimine başladı. Arabaya olan talep o kadar fazla ki ilk araçların muhtemel sahipleri için çekiliş gerekiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ise teslimatta öncelik tanındı ve kendisi aracını teslim aldı bile. Hanımefendi’ye "Anadolu Kırmızısı", Beyefendi’ye ise "Gemlik Mavisi"… Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, pazartesi günü Ankara'da Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde, tamamen elektrikli SUV olarak üretilen ilk iki TOGG T10X modelini teslim aldılar. Erdoğan, "60 yıllık bir hayal bugün gerçek oluyor." dedi. Bu, 1961 yılına bir imaydı. Türkiye o dönem ilk yerli üretim olan ancak seri üretime hiç geçemeyen Devrim otomobilini tanıtmıştı. Bu sefer ise işleri yolunda gitmeliydi ve gitti de. Orta boy elektrikli SUV'dan bu yıl 20 bin adet üretilecek. Bunlardan 8 bini devlete ve şirket çalışanlarına satılacak. Yani başlangıçta sadece 12 bini piyasaya satışa sunuluyor.

177.400 talip, 3 bin avroya eş değer bir depozito ile bekleme listesine alındı. Yoğun talep nedeniyle araçlar için çekiliş yapılacak. Yıllık üretimin daha sonra 100 bin araca çıkartılacağı ifade ediliyor. Bağımsız tekerlek süspansiyonu, çok sayıda yardımcı sistem, ses kontrolü, EuroNCAP çarpışma testinde beş yıldız… TOGG teknik açıdan da son derece güncel bir donanıma sahip. İhracatın ise 2024 yılında başlaması planlanıyor. Otomobil, barok tasarımı ve bol miktarda kromu ile öncelikle yerel alıcıların beğenisini hedefliyor. Versiyona bağlı olarak 45.300 ila 58.100 avroluk bir ödeme yapmanız gerekiyor. Dolayısıyla TOGG'un maliyeti bir VW ID.4 veya bir Tesla Model Y'den daha az değil. Hükümet bu arada TOGG'un pazar fırsatlarını iyileştirmek için Çin menşeli elektrikli arabaların ithalat vergilerini yüzde 40 artırdı. TOGG'un menzili, batarya boyutuna bağlı olarak kağıt üzerinde 314 ile 523 kilometre arasında değişiyor.

Şehir içinde ise bu daha az oluyor elbette. Şarj işi bir sorun çünkü Türkiye'de büyük şehirler dışında çok az şarj istasyonu var. Türk otomotiv sanayi, ülkenin en önemli ihracat kolu. Ancak ülke şu ana kadar kendine ait bir model üretmemiş, bunun yerine Ford, Fiat, Toyota, Renault, Hyundai, Mercedes ve MAN gibi yabancı markaların araçlarını monte ediyor. TOGG, şanssız Devrim'den bu yana yerli üretim anlamında ilk gelişme. Ancak aracın bileşenlerin yüzde 49'u hala yurt dışından geliyor.

Yeni araba Erdoğan için, seçim kampanyasında bir yıldız oldu. Erdoğan için TOGG'la asıl amaç, cumhurbaşkanlığı seçimlerine altı hafta kala, Türk ekonomisinin verimliliğini göstermek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, araç tesliminde "TOGG, ülkemizin küresel itibarını simgeliyor." dedi. Erdoğan’ın TOGG'u ne sıklıkla kullanacağı ise belirsiz çünkü kendisi genellikle Mercedes Maybach ile dolaşmayı tercih ediyor. Türkiye Cumhurbaşkanı, yurt dışı gezilerine de uçakla götürdüğü bu zırhlı makam arabalarından oluşan bir filoya sahip. Bu şekilde ABD Başkanı Joe Biden ve Kremlin patronu Vladimir Putin ile eşit düzeyde olduğuna inanıyor

VORWARTS: "TÜRKİYE SEÇİM ARİFESİNDE... "ERDOĞAN SIKINTI YAŞAYABİLİR"

Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkan Yardımcısı Serpil Midyatlı, mart ayı sonunda siyasi temas ve görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye'deydi. Midyatlı gazetemize verdiği mülakatta, deprem bölgesi hakkındaki izlenimlerini anlattı. Kendisi ayrıca mayıs ayındaki seçimlerin ardından yaşanabilecek olası bir hükûmet değişikliğinin nedenlerini de aktardı.

Kai DOERING: Mart ayının sonunda SPD Genel Başkanı Lars Klingbeil ve beraberindeki küçük bir SPD heyetiyle birlikte üç günlüğüne Türkiye'ye gittiniz. Bu seyahate dair izlenimleriniz nedir?

Serpil MİDYATLI: Seyahati önceden planlamış olmamıza rağmen tüm görüşme, inceleme ve temaslar, şubat ayı başlarında Türkiye'nin güneydoğusunda meydana gelen korkunç depremden etkilendi. Şunu net olarak söyleyebilirim ki Erdoğan hükûmetine yönelik büyük memnuniyetsizlik tüm temas ve görüşmelerimizde öne çıktı. İnsanlar felaketle baş başa bırakılmışlık duygusuna kapılmıştı.

Bu durum, mayıs ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimleri öncesinde ülkede var olan değişim havasını güçlendiriyor.

DOERING: Peki, ülkede -deprem felaketi dışındaki- mevcut durum ve genel hava nasıl?

MİDYATLI: Durum çoğu vatandaş açısından oldukça sıkıntılı ve çok zor. İstanbul'da çeşitli sivil toplum temsilcileriyle görüştük. Bir sendika temsilcisi bize, örgütlenmek isteyen işçilerin kovulduğunu ve grev haklarının kısıtlandığını söyledi. Türkiye'de yaşayan çok sayıdaki Suriyeli sığınmacının durumu da özellikle kötü. Kadınlar da ciddi şekilde baskı altında ve kısıtlanmış vaziyette. Bu nedenle olası yeni bir hükûmete ilişkin temel taleplerden biri, Türkiye'nin gelecekte İstanbul Sözleşmesi'ne yeniden uymasıdır.

DOERING: Peki, deprem bölgesindeki durumu nasıl gördünüz, buraya dair izlenimleriniz nedir?

MİDYATLI: Durum hâlâ çok zorlu ve sıkıntı da çok. Biz Gaziantep yakınlarındaki bu devasa deprem alanın ancak çok küçük bir bölümünü ziyaret edebildik. İnsanların, tüm zor şartlara rağmen pes etmemesini etkileyici buldum. Kardeş partimiz CHP'nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milletvekilleri ve diğer CHP'li siyasetçileri çok hızlı bir şekilde bölgeye kanalize ederek çok satıda yardım faaliyetini organize etti. Parti böylece muhalefet içinden büyük bir sorumluluk almış oluyor. Seyahat ettiğimiz bölgeden -aynı zamanda CHP kadın kolları başkanı da olan, bir nevi kadın hareketi koordinatörü de sayılan- Milletvekili Aylin Nazlıaka sorumlu.

DOERING: Siz daha ziyade Gaziantep ilinin depremden ağır etkilenen ilçesi Nurdağı'ndan bahsediyorsunuz. Depremden iki ay sonra bölgede durum nasıl şimdi?

MİDYATLI: Durumu tarif etmek çok zor. Birçok insan muhtemelen daha önce yıkık veya çökmüş bir ev görmüştür, ancak artık orada gerçekten ortada hiçbir şey yoktu. Her yer tamamen moloz ve yıkıntıdan ibaretti. Nurdağı'nda artık tamamı evsiz ve çadırlarda yaşamak zorunda olan yaklaşık 40 bin kişi bulunuyor. Hayatta kalanlar evlerini ve işlerini kaybetti. İçme suyu temini sürekli olarak güvensiz ve aksıyor. İnternet ise ara sıra kullanılabiliyor ki bu da iletişim halinde olmak ve aynı zamanda çocukların okula gitmesini sağlamak için önemli bir etken. Nurdağı gibi yüzlerce ilçe var. Gördüklerimi kesinlikle hemen unutamayacağım. Ziyaretimize verilen ilk tepkinin şükran duygusu olması ise daha da dikkat çekiciydi. Türkiye'deki insanlar Almanya'nın yardım ve desteğininin ilk günden beri farkındalar.

DOERING: Almanya'nın yapabileceği daha fazla bir şey var mı?

MİDYATLI: Şu aşamada hemen değil. Daha fazla yardım daha ziyade yeniden yapılanmayla ilgili. Deprem sonucunda yeniden yapılanma için son derece önemli olan çok sayıda kamu sektörü çalışanı 7 da kayıp. CHP adına Hatay bölgesiyle ilgilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile milletvekili seçimlerinden sonra yeniden yapılanmanın düzenlenmesine yardımcı olmak için Türkiye'ye şehir plancılarından oluşan bir heyet göndermeye çalışacağımız konusunda anlaştık. Bir başka özel yardım projesi de SPD ile ilgili: Çocuklar için hala çadırı olmayan bir Roman köyündeydik. Bu, SPD içinde toplamak istediğimiz 3 bin avroya mal olacak. Böyle bir çadır, çocukların nihayet okula dönebilmelerine de yardımcı olacaktır. Bunu kendileri de çok isterler, böylece biraz normallik nihayet geri dönebilir.

DOERING: Siyasi bir değişim havasından da söz ettiniz. Deprem ve nasıl ele alınacağı mayıs seçimlerini ne kadar etkileyecektir?

MİDYATLI: Bu konuda bir tespit veya yargıda bulunamak zor. Ama insanların hükûmetin yetersiz kriz yönetimine duyduğu öfke kadar, bir değişim havası da aşikar. Hem muhalefet hem de hükûmet, seçimlerin ertelenemeyecek kadar önemli olduğu konusunda hemfikir. Muhalefet bu kez erkenden pozisyon aldı ve altı partiden oluşan geniş bir ittifakla mücadele ediyor. Türkiye'de daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı ve bence bu adım Erdoğan için oldukça sıkıntılı olabilir. Kemal Kılıçdaroğlu şu anda kamuoyu yoklamalarında önde.

DOERING: İttifak, bazıları çok farklı olan altı partiyi bir araya getiriyor. Burada kararlılık ve istikrar ne denli sağlam?

MİDYATLI: Tarafların zaten mutabık kaldıkları konularda bir tür ön koalisyon anlaşması yapmış olmalarını olumlu buluyorum. Bu ön koalisyon anlaşması 260 sayfadan oluşuyor. Kilit nokta, hepsinin hukukun üstünlüğünü istemesidir. Parlamenter sistemin rolünün güçlendirilmesi ve tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmasından da var. Bunların hepsinden seçimden önce bahsediliyor olunması bana fazlasıyla güven veriyor. CHP'de, diğer şeylerin yanı sıra, milletvekili seçimleri için listedeki 600 koltuk için 3 binden fazla adayın olması da olumlu havayı ifade ediyor. Erdoğan'ın AKP'si ise aday bulmakta zorlandı.

DOERING: Aynı zamanda defalarca hükûmet baskısına maruz kalan Kürt HDP'yi de ziyaret ettiniz. Orada seçime nasıl bakılıyor?

MİDYATLI: Tüm muhalefet partileri çok sakin davranıyor. İktidarın özel denetim ve baskısı altında olduğu kesin olan HDP, oy kullanamama riskini göze almamak için seçimden kısa bir süre önce kendisine yeni yol buldu. Parti seçimlere "Yeşil Sol Parti" olarak adlandırılan bir hareketle girebilir. HDP ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu'na dolaylı fiili destek anlamında kendi cumhurbaşkanı adayından da vazgeçiyor. Özetle, demokratik seçimlerle değişim yaratma arzusu çok büyük.

DOERING: Son olarak: bu seyahatten SPD-CHP ilişkisi açısından yanınızda, aklınızda nasıl duygu ve düşüncelerle ayrılıyorsunuz?

MİDYATLI: İki kardeş parti arasındaki ilişkiyi kesinlikle güçlendirmek istiyoruz. Lars Klingbeil, bir SPD Genel Başkanı'nın son ziyaretinin on yıl önce olmasının saçma olduğunu vurguladı. Bu nedenle, iki taraf arasında düzenli aralıklarla toplantı ve konferanslar yapılmasını da önerdi. Ayrıca Alman ve Türk kadın sosyal demokratlarını daha yakından bir araya getirmek istiyorum. Kemal Kılıçdaroğlu da Jusos'u yazın Ege'de CHP’li gençlerin yürüttüğü bir gençlik kampına davet etti. Bütün bunlar önümüzdeki yıllarda iş birliğini güçlendirebilir

WEB.DE: "UZMANLARA GÖRE TÜRKİYE'DEKİ SEÇİMLERDE MUHALEFETİN ŞANSI YÜKSEK"

--Türkiye, 6 Şubat'ta Yaşanan Depremin Ardından Hem Siyasi Hem Toplumsal Açıdan Zorlanıyor. 14 Mayıs’ta Yeni Cumhurbaşkanı’nın Kim Olacağına Karar Verilecek. Recep Tayyip Erdoğan Açısından Şartlar Hiç Olmadığı Kadar Olumsuz. Türkiye Uzmanı Günter Seufert’in Durum Değerlendirmesi--

JAN-HENRIK HNIDA: Sayın Seufert, deprem sonrasında Türkiye’de güncel durum nasıl?

GÜNTER SEUFERT: Depremin etkilediği bölgelerde yaşayanların yüzde 25 ila 30'u, Türkiye'nin diğer bölgelerindeki akraba ve arkadaşlarının yanına sığındı. Bu durum ekonominin yeniden canlanmasını zorlaştırıyor.

HNIDA: Peki insanlar ne durumda? Yeterince yardım alabiliyorlar mı?

SEUFERT: Konteyner temini halen yetersiz. Yurt dışından gelen arama kurtarma ekipleri döndüğünden beri bölge hiçbir şekilde sakinleşmedi. Hükümetin, afet bölgelerine malzeme tedarikinde ve bölgeye ulaşımda dindar-muhafazakar sivil toplum kuruluşlarını tercih ettiği yönünde hararetli tartışmalar var. Ebeveynlerini kaybeden çocuklara ne olacağı konusu da muamma. Bu çocukların dindar-muhafazakar vakıflara teslim edildiklerine dair şüpheler söz konusu.

HNIDA: Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı, deprem bölgesinde en az 105 bin binanın tamamen veya 10 kısmen yıkıldığını belirtti. Yıkılan bina sayısı bu denli yüksek olmasaydı can kaybı da daha düşük olabilir miydi?

SEUFERT: Hiç şüphesiz. Türkiye’de, 1999 yılındaki depremin ardından imar yönetmeliği şartları sıkılaştırıldı. Son depremde yıkılan binaların neredeyse yarısı, bahsedilen yönetmelikten sonra inşa edildi. Bu noktada, mevcut sistemde imar yönetmeliğine uyulmadığı, kuralların yerine getirilmediği şüphesi ortaya çıkıyor.

HNIDA: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2019 yılında “imar barışı” adıyla kusurlu binalar için af çıkardı.

SEUFERT: Aynı affı depremin vurduğu bölgede, son yerel seçimlerden önce de uyguladı. Yapılaşmayı kolaylaştırarak oy kazanmak istedi. Bundan dört yıl önce, Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliğini yapı denetim prosedürlerinin dışına iten iktidar partisi AKP, denetim yetkisini belediyelere verdi. Böylece yolsuzlukların önü açılmış oldu zira yeni sistemde yetkililerden birine rüşvet vermek, işin yürümesi için yeterli hale geldi.

HNIDA: Bu, karın canın önüne geçtiği anlamına mı geliyor?

SEUFERT: Aynen öyle. Müteahhitler inşaatlarını daha ucuza mal ederken AKP de oyunu artırdı. Deprem bölgesinin üçte ikisi AKP'li belediye başkanları tarafından yönetiliyor. Bu noktada iktidar partisinin hem ulusal hem de yerel açıdan sorumluluğu var. AKP, seçmenlerin yüzde 35 ila 40'ının desteğini aldığının da farkında. Erdoğan'ın felaketin ilk günlerindeki düşük performansının, sadık seçmenler üzerinde pek bir etkisi olmadı. Düşük performans yalnızca kararsız olan seçmenleri iktidar partisinden uzaklaştırdı. Yapılan anketlerde muhalefetin açık ara önde olduğu görülüyor. Depremden önce ise başa baş bir yarış söz konusuydu.

HNIDA: Muhalefet adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 Mayıs seçimlerinde başarı yakalama şansı var mı?

SEUFERT: Yıllardır sönük bir performans sergileyen Kılıçdaroğlu, son dönemde umut vadeden bir adaya dönüştü. Erdoğan gibi her şeyi bilen bir otokrat görüntüsü çizmemesi girdiği pek çok seçimi kaybetmiş olmasına rağmen Kılıçdaroğlu’na altı muhalefet partisini Erdoğan'a karşı savaşmak için ortak bir masada buluşturma gücü verdi. Hararetli tartışmalara sükunet, içerik ve siyasi fikir birliği özelliklerini ekledi. Deprem bölgesine hızla intikal etti, doğru isteklerde bulundu ve kararlı bir şekilde hükümeti eleştirdi. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın tam tersine daha az popülist ve daha çok takım oyuncusu kimliğiyle karşımıza çıkıyor.

HNIDA: Erdoğan’ın kaybetme ihtimali ne kadar gerçekçi?

SEUFERT: Muhalefet şu anda ciddi bir şans yakalamış durumda. Hükümet, dış politika krizleri üretme yeteneğini kaybetti. Yunanistan'a yöneltilen tondaki değişim bunun bir örneği. Erdoğan, depremden önce Doğu Akdeniz'deki Yunan adalarından birini işgal etme tehdidinde bulunurken şimdi bu konuyla ilgili çıt çıkmıyor.

HNIDA: İç politikayla ilgili ne söylemek istersiniz?

SEUFERT: AKP’nin toplumu kendi arkasında birleştirme isteği bağlamında şaibeli terör saldırıları yaşanabilir. Mevcut durumda değişim olasılığından bahsetmek mümkün.

HNIDA: Sizce Cumhurbaşkanı seçim yenilgisini kabul eder mi?

SEUFERT: Halk, sonuçların birbirine çok yakın olmaması halinde Erdoğan’ın yenilgiyi kabul edeceğini düşünüyor. Öte yandan pek çok kişi de hükümetin sonuçları manipüle edeceği fikrinde. Muhalefet buna karşı koymak için seçim gözlemcileri görevlendirecek. Erdoğan, kaybetmesi durumunda tıpkı Netanyahu gibi ilk üç ila altı ay içinde geri dönmeye çalışabilir. En olası senaryo bu zira Erdoğan, muhalefetin zorlu bir mücadele verdiğinin farkında ve aksi bir durumun toplumu memnuniyetsizliğe sürükleyebileceğini biliyor. Kimse, Erdoğan’ın görev döneminde yaşanan dev yolsuzluk skandalları nedeniyle yargılanacağına inanmıyor. Devlet içinde söz konusu yargılamayı engelleyecek güç mekanizmalarının olduğu varsayılıyor

İNGİLTERE BASINI

THE TELEGRAPH: "BU GÜZEL ÜLKE BU YIL HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA İNGİLİZ TURİST İSTİYOR"

Türkiye’nin her zaman olduğu gibi 2023 yılında da ziyaretçilere açık ve misafirperver olması, Akdeniz’in bu güzel noktasına sürekli gidenler için sürpriz olmayacaktır. Bir Türk’ün tabiatında olan sıcaklığı, misafirperverliği, mukavemeti ve soğukkanlı yapısı göz önüne alındığında şubat ayında meydana gelen korkunç afet karşısında bile başka bir şey beklemezler. Türkiye’nin misafir ağırlamaya yönelik şiddetli arzusu, ülkenin trajik kaybını hiçbir şekilde azaltmıyor. 50 bini aşkın insanın ölümünün yasının yanı sıra trajediden etkilenen milyonlarca insanın karşı karşıya olduğu zorluklar da devam ediyor. Bu arka plan dikkate alındığında birçok kişi, bu yıl Türkiye’yi ziyaret etmenin doğru bir karar olup olmadığını merak edecektir. Hareketli İstanbul’dan karlı bozkırlardan geçerek ülkenin doğusundaki Erzurum’a uzanan uzun bir tren ve kara yolu yolculuğundan yeni dönmüş biri olarak sizi temin ederim ki yerel halk neden tereddüt edildiğini anlamıyor. Türkiye’nin başkenti Ankara’da istasyondan inerken bir yolcu arkadaşımızın da dediği gibi “İnsanların Türkiye’den uzak durması yarardan çok zarar verir”.

Turizm gelirlerinin gayrisafi milli hasılanın yüzde 12’sini oluşturduğunu bilen İstanbul merkezli Talisman Tur’dan Erkan Karpuz yolculuğumuzun başında, “Güneydoğu bölgesinde birkaç özel gezi turunu iptal ettik ancak turlarımızın çoğu devam ediyor ve bundan sonra Türk ekonomisinin ziyaretçilere her zamankinden daha fazla ihtiyacı bulunuyor.” dedi. Türkiye’nin büyük bir ülke olduğunu ve depremin merkez üssünün İstanbul’a 700 mil, Fethiye'ye 600 mil ve jeolojik harikalar diyarı Kapadokya’ya 300 mil kadar uzaklıkta olduğunu belirtmek gerekiyor. Akdeniz’in tatil merkezi Antalya’daki Mithra Seyahat’ten Berry Voss, “Tabii ki şu anda Hatay ve Kahramanmaraş’ı (depremden en kötü etkilenen illerden ikisi) ziyaret etmek istemezsiniz ama Türkiye’de çok sayıda güzel yer bulunuyor. Birlikte çalıştığımız Hollandalı ajanslardan biri olan Rosetta Reizen, Türkiye turlarında güneydoğu destinasyonlarını aynı derecede inanılmaz güzellikteki kuzeydoğu bölgesindeki diğer yerlerle değiştirdi ve depremzedelere yolcu başına 50 avro bağış yapıyor.” şeklinde konuştu.

Depremzedelere bu şekilde fayda sağlamak için turizmi kullanmak takdire şayan bir hareket. Akdeniz sahillerinin gözdesi Kalkan yakınlarındaki Patara Viewpoint Otel’den Anne Louise de şunları dile getirdi: “Bizimki gibi turistik bölgelerdeki otel ve bar çalışanlarının çoğu depremden etkilenen bölgelerdeki ailelerin çocuğu ve bu zor zamanda ailelerini desteklemek amacıyla para kazanmak için işlerine ihtiyaçları bulunuyor. Dolayısıyla bu yaz Türkiye’ye gelin. Türkiye’nin size ihtiyacı var.” Türkiye’de insanların hayatlarını yeniden kurmasına destek olmak, bu muhteşem ülkeyi ziyaret etmek için sadece bir neden.

Alkol hükümetin koyduğu vergiler nedeniyle orantısız bir şekilde pahalı ancak birbirleriyle rekabet eden restoranlar ve barlardaki fiyatlar İngiltere’deki Wetherspoons’daki fiyatlarla hemen hemen aynı. Normal bir yılda Türkiye’nin karşı konulamaz güneş, deniz, kum, sıcak misafirperverliği, mükemmel mutfağı, tarihi yerleri ve muhteşem manzaralarının pazarlamaya çok ihtiyacı olmuyor. Bu yıl ise biraz farklı. Türk halkı, ülkelerinin harika yerlerini ziyaretçilerle paylaşmaya için her zamanki gibi 9 geçmişten ziyade geleceğe bakıyor

EL ŞARK EL EVSAT: "MOSKOVA MÜZAKERELERİ... RUSYA VE SURİYE'NİN TÜRK VARLIĞIYLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ BİRBİRİNE UYMUYOR"

Rusya, Türkiye, Suriye ve İran'dan heyetler, Şam-Ankara normalleşme sürecini aksatan engelleri ortadan kaldırmak hedefiyle Dışişleri Bakan Yardımcıları düzeyinde ikili müzakereleri başlattı. Rus Dışişleri Bakanlığından bir kaynak, pazartesi günü, "halihazırda Moskova'da düzenlenmekte olan istişareler dizisinin, Rusya, İran, Suriye ve Türkiye Dışişleri Bakanları toplantısına hazırlık" bağlamında olduğunu söyledi. Kaynak yapılan hazırlık müzakerelerinin doğası veya masadaki gündem hakkında detaylı izahatta bulunmasa da görüşmelerin ikili turlarla başladığı biliniyor. Kapalı kapılar ardında yapılan hazırlık toplantılarının Moskova ile Şam arasında görüş farkı olduğunu göstermesi ise dikkat çekti.

Bu durum hükumete yakın haber ajansı SANA'nın paylaştığı haberlerde de görüldü, Rus diplomasi kaynaklarından sızan bilgilerde de. Rus basınının SANA'dan aktardığına göre "Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı ve Türkiye'nin Suriye'deki yasa dışı varlığını sonlandırmak bakımından Rusya ve Suriye'nin görüşleri uyumluydu." Oysa bir Rus diplomatik kaynak "el Şark el Evsat'a", "Rus Dışişleri Bakanlığında Suriyeli heyetle dörtlü Dışişleri Bakan Yardımcıları görüşmesine hazırlık bağlamında yapılan görüşmeyle ilgili olarak" SANA tarafından aktarılanların doğru olmadığını anlattı. Kaynağın anlatımına göre "Suriye ve Rusya'nın Türkiye'nin Suriye'deki yasa dışı mevcudiyetiyle ilgili olarak aynı görüşte olduklarına dair söylenenler asla doğru değil." Kaynak şunları söyledi: "Rusya ve Astana grubu, arkasından Suriye ve Türkiye Cumhurbaşkanlarının buluşmasının gelmesi beklenen Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantıya hazırlık olması için bu görüşmeyi düzenleme girişimlerinde bulundular.

Rusya, özellikle Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin rolünün önemini takdir ediyor. Askerî varlığının şu anda sükûnet ve çatışmasızlık durumunun muhafaza edilmesi noktasında önemi var. Türkiye'nin Suriye topraklarındaki askerî varlığının geleceği Türkiye ile Suriye arasındaki müzakerelerin ekseni olmalı. İki taraf da koşulları mevcut durumuna getiren şartları göz önüne almalı ve bu koşulları iyileştirmenin yollarını bulmalı." Rus diplomat, "Rusya'nın daima altını çizdiği tutumun bu olduğunu, bunun Astana grubu, Soçi konferansları ve BM ile iş birliği içinde anayasa komitesi yazım grubu buluşmaları düzeyindeki çok sayıda buluşmayla birlikte mevcut durumun çözüm hazırlığına katkı sağladığını" vurguladı, ayrıca Rusya'nın girişimiyle Şam'da mültecilerle ilgili iki uluslararası konferans düzenlendiğini hatırlattı. Kaynak, "Rus Dışişlerinde Suriyeli heyete Suriye-Türkiye ilişkilerinin çözüme ulaştırılmasının önemine dair vurgu yapıldığını, zira Türkiye'nin Suriye krizinin çözümüne etkili ve büyük bir katkı sağlayabileceğini, Suriyeliler arası uzlaşının Suriye'nin toprak bütünlğünü, topraklarının tamamı üzerinde egemenliğini ve yabancı güçlerin çıkışını garanti altına alacağını" da ekledi.

REUTERS: "TÜRKİYE'DEKİ ÇEKİŞMELİ SEÇİMLERDE CHP'DEN AYRILAN ADAY, ERDOĞAN'I KURTARABİLİR"

Analistlere ve anketlere göre Tayyip Erdoğan’a 2018 yılındaki bir seçimde yenilen, ikinci kez aday olan siyasetçi Türkiye’de mayıs ayında gerçekleştirilecek olan seçimi ikinci tura bırakabilir ve Cumhurbaşkanı’nın kazanma olasılığını artırabilir. Ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisinin(CHP) eski mensubu Muharrem İnce, geçtiğimiz ay mücadeleye dahil oldu ve hafta sonunda oy pusulalarındaki yerini aldı, Erdoğan’ın rakipleri arasında muhalefetin oylarının bölüneceği yönündeki endişeleri artırdı. 18 Bazı anketlerde İnce’ye verilen destek yüzde 5’ten fazla görünüyor, Panoramatr tarafından geçtiğimiz ay gerçekleştirilen bir ankette bu oran yüzde 10’u gördü. Anketörler ve analistler, İnce’nin destekçilerinin normal şartlarda ana muhalefetin adayı ve Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarına seçimdeki en büyük meydan okumayı gerçekleştirecek olan kişi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vereceğini belirtiyor.

Panoramatr araştırma direktörü Osman Sert Reuters’a ,”İnce’nin adaylığının en önemli sonucu seçimleri ikinci tura götürmek olacaktır.” yorumunda bulundu. Sert, İnce’ye verilen geçtiğimiz ayki anketlerde yüzde 10 olan desteğin seçim yaklaştıkça düşebileceğini savundu, “Ancak böyle bir erime olsa bile seçimin ikinci tura kalmasını engellemez.” dedi. Bazı analistler İnce’nin Kılıçdaroğlu ile anlaşarak muhalefetin oylarını artırmak için seçimden önce çekilebileceğini belirtti. Kılıçdaroğlu anketlere göre görevdeki Erdoğan’dan önde. Ancak İnce bu yönde bir baskıya boyun eğmeyeceğini vurguladı, Habertürk televizyonunda muhalif basında kendisini eleştirenlere atıfta bulunarak, “Muharrem İnce çekil deniyor. Seçimi kaybedeceğiz, suçluyu şimdiden ilan edelim, dertleri bu.” ifadelerini kullandı. Meselenin hassasiyeti nedeniyle adını belirtmek istemeyen üst düzey bir muhalefet yetkilisi, İnce’nin adaylığının Erdoğan’ın ilk turda mağlup edilmesini zorlaştıracağını ancak bunun aşılabileceğini çünkü muhalefetin İnce’ye ve Sinan Oğan’a verilen desteğin seçim gününde yüzde 5’e kadar düşmesini beklediğini söyledi.

İSRAİL BASINI

THE JERUSALEM POST: "TÜRKİYE NEDEN ABD'YE YİNE SERT TEPKİ GÖSTERDİ?"

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, ABD'yi Kıbrıs ile bir anlaşma yaptığı için eleştirirken aynı zamanda devlet medyası TRT de ABD'ye tepki gösteren bir makale yayımladı. ABD ile gerilimi yükseltmeye yönelik olduğu belirgin olan hamle, Türkiye ve Rusya'nın daha yakın bir ortaklığa yöneldiği bir dönemde yaşanıyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı bir açıklamada şunları ifade etti: "GKRY’nin geçen ekim ayında ABD Savunma Bakanlığı bünyesindeki Ulusal Muhafızlar Bürosu Eyalet Ortaklığı Programına dahil edilmesinin ardından New Jersey Eyaleti Milli Muhafızlarının söz konusu program çerçevesinde GKRY Savunma Bakanlığı ile bir anlaşma imzalamasını kınıyoruz." Türkiye'nin neye itiraz ettiği net değildi ancak Ankara, ABD ve Kıbrıs'ın yakından birlikte çalıştığını ve bunun Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyindeki işgaline zarar vereceğini düşünüyor gibi görünüyor.

TRT ayrıca şu iddiada bulunan bir makale yayımladı: "Ankara ile Washington arasındaki uzun anlaşmazlık ve gerilimlerin listesi tek bir dinamiğe bağlanabilir; yani Washington'ın Ankara'nın ulusal güvenliğini ve önemli çıkarlarını görmezden gelmesine. Benzer şekilde (ABD Dışişlerinin 2021 yılı Teröre İlişkin Ülke Raporlarında) Ankara'nın tepkisini çeken birçok nokta olmasına rağmen rapor net bir mesaj veriyor: ABD, Türkiye'ye yönelik öteden beri süren görmezden gelme politikasını devam ettiriyor." Makalede ABD, Türkiye'nin "terörle mücadele" çabalarını desteklememekle suçlanıyor.

Ankara "terörle" mücadele kisvesi altında muhalif siyasetçileri sık sık tutukluyor. Bu yüzden ABD'nin destek vermemesi şaşırtıcı değil. Ayrıca Türkiye'deki hükümet yanlısı medya, Erdoğan'ın yakın gelecekte Akkuyu’daki nükleer santralin açılışı için Putin'i ağırlayabileceğini söyledi. Kıbrıs konusunda ABD'yi kınamak, ABD'nin Büyükelçisi'ne soğuk davranmak ve savaş suçlarıyla itham edilmesine rağmen Putin'i kucaklamak için yapılan bu hamleler, Ankara'nın mayıstaki seçimler öncesinde ABD ile gerilimi tırmandırma süreci kapsamında olabilir.

İTALYA BASINI

LA VOCE Dİ NEW YORK: "SIFIR ATIK... BM GEZEGENİ KURTARMAK İÇİN ÇÖP VE ATIKLARA KARŞI SAVAŞ İLAN ETTİ"

İnsanlık yılda iki milyar tondan fazla evsel katı atık üretiyor ve buna plastikler, tekstiller, çürüyen yiyecekler, hurda elektroniklerin yanı sıra madenlerden ve şantiyelerden çıkan döküntüler dahil. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres perşembe günü BM Genel Kurul Salonu’nda ilk Uluslararası Sıfır Atık Günü münasebetiyle düzenlenen bir etkinlikte kelimenin tam anlamıyla gezegenin çöp içinde boğulduğunu ve onu temizleme zamanının geldiğini söyledi. Üst düzey toplantı, sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarını teşvik eden "yeşil" ve döngüsel bir ekonomiye doğru hareket etmenin acil ihtiyacı konusunda farkındalığı artırmak için düzenlendi. Bu şekilde hükümetlere milyarlarca dolar değerinde tasarruf yaptırmanın yanı sıra yüz binlerce iş yaratılabilir.

Guterres'in açıkça ifade ettiği üzere temelde "gezegenimize bir çöplük gibi davranıyoruz. Tek evimizi yok ediyoruz". Genel Sekreter ayrıca ülkeleri aynı zamanda Sıfır Atık Danışma Kurulu Başkanı olan First Lady Emine Erdoğan'ın liderliğindeki Türkiye'nin Sıfır Atık projesi gibi örneklerden ilham almaya teşvik etti. Emine Erdoğan tercüman aracılığıyla programda yaptığı konuşmasında dünyadaki tüm yaşamın birbiriyle bağlantılı olduğunu ancak sanayileşmenin gezegeni kirleten aşırı tüketime yol açtığını belirterek, “Bu korkunç manzarayı insanlar yarattı. Fakat biliyoruz ki bu yıkımı durdurmak ve ortak evimiz olan dünyayı kurtarmak bizim elimizde.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “İnsanlık olarak şimdi ve birlikte hareket etmek zorundayız çünkü bu denklemde birlikte kazanacağız veya kaybedeceğiz.” dedi. Erdoğan, Sıfır Atık projesiyle yaklaşık 650 milyon ton ham madde tasarrufu yapıldığını ve geri dönüşümle dört milyon ton sera gazı emisyonunun ortadan kaldırıldığını bildirdi. Türkiye'nin First Lady'si, gezegeni koruma ve iklim değişikliğiyle mücadele söz konusu olduğunda adalet ve eşitlik gereğine de vurgu yaptı. Sonra -BMGK’nın beş daimi üyesi olan Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD’den bahsettiği- "dünyanın beşten büyük olduğunu haklı olarak öne süren” eşi Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sözlerine atıfta bulundu. Erdoğan, “Adil bir sistem kurmak ve iklim değişikliğinin sonuçlarından derinden etkilenen ve üstlenecek hiçbir rolü olmayan ülkelere dikkat edildiği, sorumluluk paylaşımına dayalı tedbirler almakla yükümlüyüz.” şeklinde konuştu.

CORRIERE DELLA SERA: "ERDOĞAN ŞİMDİ TAHTINDAN EDİLME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA"

14 Mayıs, Recep Tayyip Erdoğan açısından gerçeğin ortaya çıkacağı gün olabilir. Mart 2003’te Hükümet Başkanı seçildiğinden beri “krallığı” ilk kez çatırdıyor gibi görünüyor. Yapılan son anketler, rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’nu dört puan önde -her ne kadar birinci turda kazanacak kadar olmasa dagösteriyor. Motto Research tarafından mart ayının ikinci yarısında yayınlanan veriler, Millet İttifakı liderinin, MHP’nin milliyetçilerini de kapsamına alan ve Cumhurbaşkanı’nın desteklediği oluşumun yüzde 38,6’sına karşı yüzde 42,2 seviyesinde olduğunu gösteriyor.

Erdoğan’ın şu ana kadar neredeyse mutlak gücünü tehlikeye atan iki unsur bulunuyor: İlki, 6 Şubat tarihinde Türkiye ile Suriye arasındaki bölgeleri vurarak 50 binden fazla insanın ölümüne neden olan dehşet verici deprem. Yardımlardaki yavaşlık ve pek çok binanın yapısındaki yetersizlik (Erdoğan’ın) paslanmaz popüleritisini krize soktu. İkinci nokta ise sosyal demokratları, merkez sağı, sağı ve İslamcı oluşumları kapsayan ittifakın farklı ruhları arasındaki mesafelere rağmen tek bir aday etrafında birleşen muhalefet bloğunun oluşturduğu birlik oldu.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı mağlup etmek için Kürt yanlısı parti HDP’nin oylarına da -bu durumun Meral Akşener’in İYİ Partisinin anketlerde yüzde 12,5 seviyesinde olan milliyetçileriyle sürtüşme yaratmasına neden olmadanihtiyacı var. CHP lideri, şimdiye kadar bu durumun Akşener ile bir kopma yaratmasına neden olmadan yüzde 10,2 seviyesinde olan HDP’nin hiçbir aday çıkarmamasını elde etti. Tabii ki müsabaka hala açık. Erdoğan, her türlü krizden sağ çıkmayı başaran oldukça başarılı bir siyasetçi: Ekonomik resesyonlar, sığınmacı acil durumları, yolsuzluk skandalları, protesto hareketleri ve hatta bir darbe girişiminden sağ çıktı. Bu yıllar zarfında yargı, medya ve ordu üzerinde tam kontrol elde etti. Kaybetmemek için her şeyi deneyecektir ama yeterli olmayabilir.

JAPONYA BASINI

SHUKAN EKONOMIST: "TÜRKİYE’NİN UKRAYNA BARIŞINDA HİSSEDİLEN VARLIĞI… KRONİK ENFLASYONLA MÜCADELE"

-Ukrayna Barış Görüşmelerinde Güçlü Bir Varlık Gösteren Türkiye, Politika Yönetimi ve Yapısal Sorunlar Nedeniyle Kronik Enflasyondan Muzdarip. Ülke Ayrıca Depremlerden de Ağır Darbe Aldı-- Son birkaç yıldır küresel ekonomiyi sarsan Koronavirüs krizi birçok ülkeyi olumsuz etkiledi. Bunun en belirgin olduğu 2020 yılında küresel ekonomi negatif büyüme yaşadı. Bu koşullara rağmen Türkiye, 2020 yılında yüzde 1,9'luk pozitif ekonomik büyümeyi sürdürdü ve Koronavirüsün ülke ekonomisi üzerindeki etkisinin çok az olduğu görülüyor. Ancak bu durumun nedeni, 2018 yılında liranın çöküşüyle tetiklenen uluslararası finans piyasalarında yaşanan “Türkiye şoku”nun ardından 2019 yılında yüzde 0,8’lik düşük bir ekonomik büyümeyle sonuçlanmasıdır.

Aslında Korona salgını sırasında Türkiye'de çok sayıda enfeksiyon teyit edilmiş ve enfeksiyon kontrol önlemlerinin bir sonucu olarak ekonomi ciddi şekilde olumsuz etkilenmiştir. Bununla birlikte ekonomi Korona salgınının etkilerini tamamen atlatmış, 2021 yılında ekonomik büyüme oranı yüzde 11,4 ile küresel mali krizden sonra 2011'den (yüzde 11,2) daha yüksek olmuş ve 2022’de yüzde 5,6 ile istikrarlı bir şekilde büyümeye devam etmiştir. --Nüfus Artışı İç Talebi Artırıyor-- Türkiye gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 60'ından biraz daha azını oluşturan hane halkı tüketimi ve yüzde 90’ından biraz daha azına ulaşan kamu yatırımları ve kurumsal sermaye yatırımları dahil sabit sermaye yatırımları ile iç talebe oldukça bağımlı bir ekonomik yapıya sahiptir. Ayrıca yaklaşık 85 milyonluk bir nüfusun yüksek oranda gençlerden oluşmasının yanı sıra orta ve uzun vadede beklenen istikrarlı nüfus artışının hane halkı tüketimi de dahil olmak üzere iç talebi artıracak itici bir güç olacağı tahmin edilmektedir.

Korona krizini takip eden ekonomik toparlanma sürecinde yüksek emtia fiyatları nedeniyle özellikle gıda, enerji gibi günlük ihtiyaçlar merkezli enflasyonun artmasına rağmen ülkenin Merkez Bankası, kendini “faizi düşmanı” olarak konumlandıran Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın baskısı altında faiz oranlarının düşürülmesi gibi ekonomi kurallarına göre düşünülemeyecek politika manevralarına ek olarak asgari ücrette önemli bir artış, sübvansiyonlar ve düşük faizli krediler gibi ekonomik teşvik tedbirlerinin bir kombinasyonu da hane halkı tüketiminin artmasına yardımcı olmuştur. Türkiye'nin GSYH içindeki ihracat oranı göreceli olarak yüksek olup neredeyse yüzde 40'a yakın bir paya sahiptir. İhracatın yaklaşık yüzde 40'ını ve yabancı turistlerin yüzde 40'ından fazlasını Avrupa Birliği (AB) oluşturmaktadır.

Türkiye’nin AB ekonomisiyle yüksek düzeyde bağımlılığı bulunmaktadır. Bu nedenle Korona salgınını takip eden ekonomik toparlanma aşamasında liranın değer kaybıyla fiyat rekabet gücünün artması ve Avrupa ekonomisindeki toparlanma eğilimiyle birlikte özellikle AB’ye yönelik ihracat artmaktadır, AB başta olmak üzere Avrupa ülkelerinden gelen turistin artışı da dış talebi artırmaktadır. Bunun yanı sıra kısmen coğrafi konumu nedeniyle Türkiye geleneksel olarak hem Rusya hem de Ukrayna ile yakın ilişkilere sahiptir. Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden önce yabancı turistlerin yüzde 20’sini her iki ülkeden gelenlerin oluşturması nedeniyle özellikle turizm açısından güçlü bağlar 13 bulunuyordu.

Bununla birlikte işgalden bu yana Ukrayna'dan gelen turist sayısı önemli ölçüde azalırken özellikle Rusya'dan varlıklı sınıfın yoğun bir şekilde Türkiye’ye kaçtığı görüldü. Ayrıca zengin Ruslardan kaçırdıkları varlıklarının etkisiyle Türkiye'de konut yatırımlarında yaşanan artış, ekonominin Korona krizinin etkilerinden toparlanmasına yardımcı oluyor. Ancak Türkiye'de enflasyon, kısmen petrol ve diğer enerji kaynaklarının ithalatına olan bağımlılık gibi nedenlerle on yılı aşkın bir süredir Merkez Bankasının belirlediği enflasyon hedefinin üzerinde seyrediyor.

Buna ek olarak makroekonomik açıdan yetersiz finansmanın enerji kaynakları konusunda ithalata dayalı bir yapıya sahip olması nedeniyle kronik cari açığı da bulunmaktadır. Bunlara ek olarak ödemeler dengesi de açık vermeye devam etmiş ve Korona krizinden sonra mali durum daha da kötüleşerek ülkeyi uluslararası finans piyasalarındaki çalkantılar gibi dış ortamın etkilerine karşı savunmasız hale getirerek “ikiz açıklar” olarak adlandırılan duruma yol açmıştır. Sonuç olarak uluslararası finans piyasalarında çalkantı yayıldığında ülke sermaye çıkışları için artan bir baskıyla karşı karşıya kalmış geçen yıldan bu yana uluslararası finans piyasalarında ABD dolarının güçlenmesi ve liranın değer kaybetmesi nedeniyle ithal enflasyona yol açarak enflasyonu daha da yukarı çeken bir kısır döngü yaratmıştır. --Deprem Hasarı GSYH'nin Yüzde 10'unu Aştı-- Geçen yıl ekim ayında zirve yapan enflasyon oranı dengelenmeye başladı ama hedefin oldukça üzerinde kalmaya devam ediyor. Dahası yukarıda da belirtildiği üzere kendini “faiz düşmanı” olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan döneminde Merkez Bankasının yüksek enflasyona rağmen faiz oranlarını düşürmek zorunda kalması Bankanın tarafsızlığı konusunda şüphe uyandırmaktadır.

Sonuç olarak geçtiğimiz yılın sonuna doğru uluslararası finans piyasalarında doların yükselişinin hızı biraz yavaşlasa da liraya olan güvenin azalmasını yansıtacak şekilde lira kuru dalgalanmaları devam etti ve şu anda ithal enflasyon baskısı altında düşük seviyelerde seyrediyor. Dahası Erdoğan hükümeti enflasyonla mücadele önlemi olarak bu yıl asgari ücretlerde önemli ölçüde artışın yanı sıra emeklilik yaşını etkin bir şekilde düşürme yönünde adım attı. Bunlar işgücü arz-talep dengesinde sıkışmayla birlikte enflasyonun yüksek seviyelerde kalma riskini artırmaktadır. Ayrıca bu yıl şubat ayında ülkenin güneydoğusunu vuran büyük depremde çok sayıda ölü ve yaralının yanı sıra milli gelirin yüzde 10'undan fazla olduğu tahmin edilen büyük hasar meydana gelmiştir. İleriye dönük olarak büyük miktarlara varacak toparlanma ve yeniden yapılanma maliyetleriyle karşı karşıya kalacak ekonominin olumsuz etkileneceği, üzerinde yeni bir enflasyonist baskı oluşacağı öngörülmektedir.

Bununla birlikte Türkiye'de bu yıl mayıs ayında cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılması planlanmaktadır. Son kamuoyu yoklamaları Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) zor durumda olduğunu göstermektedir. Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütünün (NATO) bir üyesi olmakla birlikte yukarıda da belirtildiği üzere Rusya ile yakın bağlara sahip olup Ukrayna konusunda “ara bulucu” olarak önemli bir rol oynamıştır. Fakat seçimlerin sonucunun Türkiye'nin Ukrayna sorunu ve komşusu Suriye'ye yönelik dış politikasının yanı sıra Avrupa ve Orta Doğu'daki durum üzerinde de çeşitli etkilerinin olabileceği öngörülmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin gidişatına her zamankinden daha fazla dikkat etmek gerekiyor.

YUNANİSTAN BASINI

GRIECHENLAND ZEITUNG: "MERİÇ SINIR ÇİTİNİN UZATILMASI... "KATI AMA ADİL GÖÇ POLİTİKASI"

Yunanistan'ın kuzeyindeki Meriç bölgesindeki sınır çitinin 35 kilometre daha uzatılmasına yönelik proje 31 Mart Cuma günü imzalandı. Vatandaşı Koruma Bakanı Takis Theodorikakos, hükümetin "Yunan-Türkiye sınırını korumak için elinden geleni yaptığını" belirtti. Yeni çit, Psathades ile Kornofolia arasına inşa edilecek ve beş metre yüksekliğe sahip olacak, temelleri ise yerin altı metre derinine inecek. Çalışma yıl sonuna kadar tamamlanacak. Bu sınır tahkimatının maliyetinin 99,2 milyon avro olacağı tahmin ediliyor. Şimdiye kadar 37,5 kilometre uzunluğunda bir çit vardı. Hükümet bilgilerine göre bu engel, 2022'de yaklaşık 260 bin kişinin Yunanistan'a yasa dışı yollardan girmesini önledi. Meriç Nehri’ndeki çitin uzunluğu toplam 140 kilometreyi bulacak. Theodorikakos, Natura 2000 alanlarının korunmasının dikkate alındığını ve sınır çitinin sele karşı da koruma sağlayacağını açıkladı. Yunanistan'ın kuzeydoğusundaki Orestiada, Didymoticho ve Soufli şehirlerini ziyaret eden Başbakan Kiryakos Miçotakis de sözleşme imzalanırken hazır bulundu.

Miçotakis, sınır korumasının her egemen ülke ve halk için önemli olduğunu vurguladı ve komşu ülke Türkiye'yi göçmenleri sık sık Yunanistan ve AB’ye siyasi baskı uygulamak için kullanmakla suçladı. Etkinliğe katılan Göç Bakanı Notis Mitarakis de Yunanistan'ın kendisinin görev süresi boyunca "katı ama adil bir göç politikası uyguladığını" sözlerine ekledi. Sınırdaki çitin uzatılması sol muhalif parti SYRIZA tarafından eleştirildi. Parti lideri Aleksis Çipras, her şeyden önce "halkın refahını elinden alan adaletsizliğe, fahiş fiyatlara ve bankaların uluslararası fonlardaki keyfiliğine karşı bir çit" örülmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca SYRIZA'ya seçilen Avrupa milletvekili Dimitris Papadimoulis, sınır çitinin uzatılmasının Avrupa fonlarıyla finanse edilmesini durdurmak için geçen hafta AB Parlamentosunda bir yasa değişikliğine gitti. Papadimoulis, Avrupa Parlamentosunun 14 başkan yardımcısından biridir

AZERBAYCAN BASINI

OXU.AZ: "RAMİYE MEMMEDOVA: TÜRK SEÇMEN, ERDOĞAN'IN KARİZMATİK BİR LİDER OLDUĞUNU ANLIYOR"

Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimleri için kampanya geçen haftadan itibaren resmen başlatıldı. Türkiye'de önümüzdeki seçimlerde milli azınlıkların oylarının alınmasının çok önemli olduğu düşünülüyor. Bu nedenle muhalefet, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisinin (HDP) oyları için mücadele ediyor. Konuyla ilgili olarak Oku.az’a konuşan siyaset bilimci Ramiye Memmedova, seçimlere etnik Azerbaycanlıların da aktif olarak katılacağını fakat net sayılarının ancak 8 Nisan'dan sonra bilineceğini söyledi. Siyaset bilimci, Türk seçmenin partisi yerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a oy vermeyi tercih ettiğini belirtti.

Mevcut Cumhurbaşkanı'nın seçimdeki en büyük rakibi Kemal Kılıçdaroğlu’dan bahseden Memmedova, kendisinin daha önce ilk turda kazanacağından eminken, şimdi buna pek inancı kalmadığını kaydetti ve “Kendisi aday Muharrem İnce'yi destekleyen siyasi çevrelere ve gençlere büyük umutlar besliyordu. Ancak İnce ile Kılıçdaroğlu arasında geçen hafta yapılan görüşmeden bir sonuç çıkmadı. Kılıçdaroğlu, kendisine cumhurbaşkanı yardımcılığı sözü vermesine rağmen, İnce adaylığını geri çekmeyi reddetti. Bu pozisyonlar daha önce Ankara ve İstanbul Belediye Başkanları Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu'na da teklif edilmişti. Gençlerin aktif olarak Muharrem İnce'yi desteklediğini bir kez daha vurgulamak isterim. Kendisi yeterince genç ve temaslara açık bir politikacı. Kılıçdaroğlu ise genç seçmenin desteği olmadan ilk turda kazanamayacak.” dedi.

Siyaset bilimci, belirttiği hususlar dışında madalyonun bir başka yüzünün daha olduğunu, Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) meclis seçimlerinde oy kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşündüğünü vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, ülkedeki ekonomik durumla ilgili. Gençler de dahil olmak üzere halk yüksek enflasyondan, liranın değer kaybetmesinden ve diğer sorunlardan AK Partiyi sorumlu tutuyor. Şimdi bu parti ile koalisyon ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) taraftarları aktif olarak kampanya yürütüyor, kelimenin tam anlamıyla kapı kapı dolaşarak gençleri onlara oy vermeye ikna etmeye çalışıyor. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan Türkiye'nin şu anda ihtiyacı olan karizmatik bir lider ve vatandaş bunu anlıyor. İran, ABD, AB ülkeleri ve Rusya, Türkiye'ye karşı hibrit ve bazen de saldırgan bir politika yürütüyor. Ancak Türk Cumhurbaşkanı ustaca manevralar yapıyor ve ülkenin karşı karşıya olduğu sorunları çözüyor.

En çok da Batı, Recep Tayyip Erdoğan'ı iktidardan uzaklaştırmak istiyor. Altı muhalefet partisi ise tamamen Amerika yanlısı güçler (ABD'nin Ankara Büyükelçisi Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştü ve bu olay, Türkiye Cumhurbaşkanını kızdırdı). Türkiye muhalefeti Batı'yı dinleyerek egemenliğini kaybetmiştir. Lakin Türklerin çoğunluğu bunu istemiyor. Ayrıca altı partili muhalefet koalisyonu, uzun süre cumhurbaşkanlığı seçimleri için tek aday üzerinde ortak karara varamayarak zayıflık göstermiş oldu.

FRANSA BASINI

AFP: "IRAK... ERBİL İLE BAĞDAT, KÜRT PETROLÜ İHRACATININ YENİDEN BAŞLAMASI KONUSUNDA BİR ANLAŞMA İMZALADI"

Bağdat ile Irak Kürdistanı yerel makamları, uzun bir anlaşmazlığı sona erdirmek için "geçici" bir uzlaşma olarak 10 gün önce kesintiye uğrayan özerk bölgeden Türkiye'ye petrol ihracatının yeniden başlamasına imkân tanıyan bir anlaşmayı salı günü imzaladı. Anlaşma, Irak Başbakanı Muhammed Şia es Sudani ile Kürt Başbakan Mesrur Barzani'nin huzurunda Bağdat'ta imzalandı.

Iraklı bir Kürt yetkiliye göre anlaşma, Ceyhan'a Kürt petrolü ihracatının "bugün" (salı) yeniden başlamasını sağlıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir Irak hükümet yetkilisi ile Iraklı bir Kürt kaynak, Kürt petrolü satışlarının artık sadece Irak Kürdistanı makamları tarafından değil Irak Devlet Petrol Şirketi (SOMO) vasıtasıyla yapılacağını belirtti. Ayrıca Kürt ihracat gelirleri, Erbil tarafından yönetilen ve Bağdat tarafından denetlenen bir hesaba yatırılacak. Barzani, Twitter'da, bu anlaşmanın "geçici" olduğunun altını çizdi çünkü Irak Parlamentosu tarafından petrol ve gazla ilgili bir çerçeve yasanın oylanmasına kadar sürdürülebilecek: “Ancak bu, Erbil ile Bağdat arasında uzun süredir devam eden anlaşmazlığı sona erdirmek için hayati bir adım."

20 MINUTES: "PKK: FRANSA'DA 11 YÖNETİCİ TERÖR FİNANSMANINDAN YARGILANIYOR"

Bağımsız Bir Kürdistan İçin Mücadele Eden Türkiye Merkezli Örgüt, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Gibi Kendisini "Terörist" Olarak Gören Ankara'nın Baş Düşmanı-- PKK yargının hedefinde. Fransız adalet sistemi, salı gününden 14 Nisan'a kadar 11 liderinin Paris'te yargılanması yoluyla Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) Fransa'daki işleyişini inceliyor. Paris Ceza Mahkemesinde özellikle terörizmi finanse etmek ve gasp suçlarından yargılanan 11 Türk'ten hiçbiri örgütün üyesi olduğunu açıkça kabul etmiyor. Örgütün sadece Kürdistan'ın "dağlarında", yaşadıkları Fransa'dan uzakta var olduğunu savunuyorlar. Ancak soruşturmacılar PKK üyesi olduklarından eminler. Almanya ve Hollanda gibi Fransa'nın da Kürt toplumunu (Fransa'da 120 ila 150 bin, Hollanda'da 100 bin, Almanya'da 1 milyon kişi) "harekete geçirmek" için çalışan çok hiyerarşik "gizli hücrelerin" bulunduğu "arka üsler" olduğuna inanıyor. 

Soruşturma 2020 yılında Fransa'nın güneydoğusunda 18 ve 19 yaşlarında iki Kürt kadının birkaç ay arayla endişe verici bir şekilde ortadan kaybolduğuna dair iki raporla başladı. Avrupa'daki "eğitim 11 kamplarına" katılmak üzere PKK'ya "katılım" olasılığı hızla ortaya çıktı. Bu durum, bölgede aktif olan ve özellikle PKK'nın ana finansman kaynağı olan devrim vergisinin toplanmasından sorumlu, Marsilya'da resmi olarak bir "Kürt derneği" olan bir ağın tespit edilmesini sağladı. Kürt toplumundaki "sessizliğe" rağmen ifadeler ve telefon dinlemeleri diaspora üyelerine yönelik "gerçek bir taciz" ve "haraç" benzeri toplama yöntemlerini ortaya çıkardı.

Yılda bir kez toplanan katkı payı, her bir kişinin tahmini gelirine göre keyfi olarak belirleniyor. Soruşturmaya göre "bazı" Kürtler, vergiyi ideolojik inançları ve PKK'ya "tam bağlılıkları" nedeniyle ödüyorsa da "çoğu" bunu "bir zorunluluk" olarak görüyor ve hem toplumun onaylamamasından hem de ödenmemesi halinde misilleme yapılmasından "korktukları" için vergiden kaçınmaya cesaret edemiyor. Fransa'nın "güneydoğu bölgesi" için toplanan yıllık miktarın iki milyon avro olduğu tahmin edilmektedir.

FRANCE 24: "CLAUDE GUIBAL: RECEP TAYYİP ERDOĞAN TAVLA OYUNCUSU"

Radio France'ın uluslararası yazı işleri ekibinin kıdemli muhabiri Claude Guibal, Türkiye'yi 20 yıldan beri demir yumrukla yöneten liderin yaşamının ve siyasi kariyerinin izini süren podcast "Erdoğan, İmparatorluğun Cazibesi" podcast'ini hazırladı. Ona göre Erdoğan iyi bir tavla oyuncusu olarak her zaman uyum sağlayabilen bir lider. Recep Tayyip Erdoğan 14 Mayıs'ta, korkunç bir depremin ardından yasta olan ve ekonomik açıdan yara almış bir ülkede belirsizlikle dolu bir seçimle karşı karşıya.

SUNUCU : Ve bugünkü konuğumuz sizsiniz, Claude Guibal. Merhaba Claude ve sete hoş geldiniz. Radio France'ın uluslararası yazı işleri ekibinde kıdemli muhabirsiniz. Recep Tayyip Erdoğan, hakkında çokça konuştuğumuz ve sonunda sizi dinleyerek hakkında çok az şey bildiğimizi anladığımız bir lider. Bu lider hangi açıdan heyecan verici bir siyasi özne?

CLAUDE GUIBAL (RADIO FRANCE ULUSLARARASI YAZI İŞLERİNDE KIDEMLİ MUHABİR): Aslında o bir siyaset adamı, aslında bu liderlerden çok az var gibi. Çünkü unutma eğilimindeyiz ama 20 yıl önce Türkiye'nin başına geldiğinde, hepimiz bugün sahip olduğumuzla aynı olan bir Recep Tayyip Erdoğan algısına sahip değildik. Bugün otoriter bir cumhurbaşkanı, hatta bir diktatör algısına sahibiz. Türkiye aydınların, gazetecilerin, uzaktan yakından muhalife görünen herkesin şiddetle bastırıldığı aşırı baskıcı bir ülkenin simgesi. Ama 20 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan geldiğinde tam tersine, demokrasiye dair tüm umutları somutlaştırmıştı. Arkasında ve dindar muhafazakar tabanının çok ötesinde, ülkenin değişmesini isteyen çok çok geniş bir koalisyonu birleştirmeyi başarmıştı. Ayrıca Avrupa Birliği üyelik başvurusu meselesinin savunucusu olarak gelmişti. Bugün Recep Tayyip Erdoğan ile Avrupa arasındaki ilişkilerin ne durumda olduğunu gördüğümüzde, bu kişinin ne kadar değiştiğini görüyoruz. Her halükarda, bu 20 yılda her şeyden önce gördüğümüz şey, onun bir bukalemun gibi olduğu.

SUNUCU: Tüm katılımcılardan, yani bu podcast için mülakat yaptığınız herkesten, birkaç kelimeyle Türkiye cumhurbaşkanını tanımlamalarını istediniz ve en çok gündeme gelen kelimelerden biri « bukalemun ». Yapmayı ve yeniden yapmayı başaran bir liderin hikayesi.

GUIBAL: Yapmak ve tekrar yapmak, kesinlikle. Bir şeyi ve sonra aksini söyleyebilen biri. Podcast'teki her şeyi burada söylemeyeceğim ancak benim için oldukça çarpıcı görünen ve Recep Tayyip Erdoğan'ın 2000'lerin başında seçim kampanyası yürütürken nasıl biri olduğunu oldukça açıklayıcı biçimde gösteren bir arşiv buldum. Kendisi bir televizyon programına davet edilmiş ve kendisine eşcinseller konusu sorulduğunda, eşcinsellerin hakları ihlal edildiği için saygı gösterilmesi gereken hakları olduğunu söylüyor. Burada 20 yıl sonra, LGBT topluluğundan sapkın, sapık, vandal diye söz eden, gay pride’ı coplarla bastıran aynı kişiden bahsediyoruz.

SUNUCU: Bukalemun tarafını göstermek için, Türkiye'de çok önemli bir kişiyle, ulusun babası Atatürk ile olan ilişkisine bakalım. Orada hem babayı öldürebiliyor hem de onun oğlu olabiliyor. Bu oldukça çılgınca.

GUIBAL: Bu oldukça çılgınca. Yani Türkiye'ye gidenler bilir. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntılarından, küllerinden Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk imgesini. Atatürk kelimenin tam anlamıyla Türklerin babası, ulusun babasıdır. Her yerde onun resimleri var. Gerçek bir lider kültü var. Özellikle mecburi laikleşme adımıyla Türkiye'yi tamamen dönüştüren oydu. Atatürk yüzünü 13 Batı'ya, Avrupa'ya döndü, Arap alfabesini Latin alfabesine çevirdi. Ve Erdoğan'ın ailesi derin, muhafazakar, kırsal Türkiye'den geliyordu. Hiç de beyaz Türkiye denen Batılılaşmış elitlerin Türkiye'sinden değil. Bu Türkiye bir nevi siyaseten Atatürk karşıtlığı üzerinden kendini inşa ediyordu. Erdoğan'ın kendisi de siyasi olarak Atatürk karşıtlığı üzerinden kendisini inşa etti. Bilinmelidir ki Erdoğan, bir tarih fetişistidir. 2023 yılındayız, yani Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılındayız ve Erdoğan 2023 yılını yeniden seçilmesinin parlayan bir sembolü haline gerçekten getirmek istiyor. Çünkü Atatürk tarafından Cumhuriyetin kuruluşundan 100 yıl sonra bugün, Atatürk'ten daha fazla bir süre boyunca liderlik etmiş kişi olacak. Ve Atatürk'ün ötesinde Türkiye tarihine damgasını vurmak niyetinde.

SUNUCU: Elbette onun siyasi kariyerinden söz ediyorsunuz ama aynı zamanda özel yaşamına da değiniyorsunuz. Onun hakkında neyi bilmek gerekiyor veya bugün olduğu otoriter Cumhurbaşkanı'nı daha iyi anlamanıza olanak tanıyan ne öğrendiniz?

GUIBAL: Yani iki şey var. Öncelikle, futbolcu ya da yarı profesyonel futbolcu olduğunu öğrendim ki biz bunu bilmiyoruz. Resmi tarih, onun harika bir futbolcu olduğunu söylüyor. Resmi olmayan tarih, büyüdüğü yoksul mahalle Kasımpaşa'nın sokaklarında fena oynamadığı yönünde. Hatta İmam Beckenbauer olarak anılır. Sahip olduğu şey şu ki onda rekabet duygusu, kazanma, intikam alma vesaire duyguları var. İmam Hatip lisesinde yetişmiştir, eğitim almıştır. Ve bu oldukça ilginç çünkü çok az bilinen bir şey ki Erdoğan şiiri seviyor. Türklerin bunu bildiği söyleniyor çünkü sahnede, mitinglerde şiir okuyor, hatta bu sebeple cezaevine giriyor. İmam Hatip lisesinde, vaizlik sanatını öğreniyor, konuşma sanatını öğreniyor, gençken gece vakti Boğaz'daki gemilerin boş güvertesine çıkıp, hayali kalabalığın önünde idman yapıyor çünkü zaten kendini o zamandan lider görüyor. Ve kalabalıklara nasıl hitap edileceğini biliyor, o gerçekten bir popülist. Bu anlamda kalabalıkları nasıl harekete geçireceğini bilen biri. Yani konuşacak, şiirler okuyacak, İslami dönemden eski hikayeler anlatacak ve sonra birdenbire, kalabalık neredeyse transa geçtiğinde, aniden derin bir öfkeye bürünecek. Türkiye'nin bütün düşmanlarının adı sıralanacak.

SUNUCU: Kurması 20 yılını alan rejimi nasıl değerlendirirsiniz? Temel soru, Erdoğanizm veya Yeni Osmanlıcılık nedir?

GUIBAL: Yeni Osmanlıcılık tam da imparatorluğun cazibesidir. Yani tabii ki imparatorluğun cazibesi dediğimizde Erdoğan, Osmanlı İmparatorluğu'nu toprak sınırı anlamında yeniden kurmak niyetinde değil. Böyle sınırsal bir boyut yok ama Erdoğan'ın Osmanlı'da gördüğü şey onun gücü ve büyüklüğü, nüfuz gücü. Ve şurası kesin ki Erdoğan her zaman Türkiye'yi milletler ittifakında, o zamanlar sahip olduğu etkiye yeniden kavuşturmaya, bu dünyanın en büyükleri arasında yer almasını sağlamaya çalıştı ve hala da çabalıyor. Dolayısıyla bu uluslararası politikanın kaynağı budur. Türkiye bugün kesinlikle her yerde. Bugün Türkiye’yi elbette Ukrayna ihtilafında arabulucu olarak görüyoruz. Ve haklı olarak, Karadeniz'in bir kısmını hala Türkiye kontrol ediyor. Ama her yerde var, Afrika'da, Avrupa'da, Somali'de görüyoruz. İHA üretimi de dahil olmak üzere bugünün Türk savunma sanayisi, Türkiye’nin bu nüfuzunu dünya çapında yansıtmaya devam etmesine de olanak sağlıyor.

SUNUCU: Yine burada da bukalemun tarafı var değil mi ? Çünkü Erdoğan, rüzgar gülüne benzer bir uluslararası politikası olan bir lider. Örneğin Suudilerle olan ilişkisi.

GUIBAL: Suudilerle. Ama ya Ruslarla ya da Avrupa ile olsun, bu aynı zamanda « bir şey » ve « onun tam tersi.» Kesinlikle hiçbir şeyden korkmuyor. Tam olarak bu. Biraz Vladimir Putin gibi. Örneğin Vladimir Putin ile ilişkilerini oldukça hususi biçimde sürdürüyor. Sonuçta hala Ruslardan petrol alıyor, Ukraynalılara insansız hava araçları satıyor, iki ülke arasında arabuluculuk yapıyor. İki lider arasında oldukça çelişkili bir ilişki var. Aslında bir yerlerde, birbirlerini aynı zamanda anlıyorlar da, birbirlerine çok benziyorlar. Ve bu podcast'teki dinleyicilerimden biri bana birşey söyledi. Recep Tayyip Erdoğan'ı mükemmel bir şekilde tanımladığını düşündüğüm bir şey. Erdoğan, o zaman, bir satranç oyuncusu diyordum. Hayır hanımefendi, biz Türkiye'de satranç oynamıyoruz, tavla oynuyoruz, tavla Türkiye'de adeta milli bir oyun dedi. Bilirsiniz ki satranç oyununda birkaç ileri 14 hamle yaparız. Tavla ise çok farklı. Zarları atarız ve duruma uyum sağlarız. Vladimir Putin bir satranç oyuncusudur. Recep Tayyip Erdoğan ise bir tavla oyuncusudur.

SUNUCU: Güzel formül. Bu siyasi yolculukta önemli bir tarih var. 2016 yazı. Ordunun bir kısmı tarafından Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bir darbe girişimi oldu. Bu, hem Türkiye tarihinde hem de Erdoğan'ın siyasi kariyerinde bir öncesi ve sonrası durumu meydana getiren bir hadise.

GUIBAL: Evet, çünkü bunu beklemiyordu. Erdoğan, siyasi kariyerinin başından beri toplumu önce seçime yönelik hedefler için kontrol altına almaya çalışıyor. Daha sonraki yıllarda ve özellikle 2012, 2013'den itibaren yolsuzluk suçlamaları çevresini sarmaya ve gücünü zayıflatmaya başladı. Ardından Gezi isyanı oldu. Hatırlayın ki bu, İstanbul'un ve bir yığın kentin sivil toplum tarafından işgali…

SUNUCU: Şiddetle bastırıldı.

GUIBAL: Şiddetle bastırıldı. Birşeylerin ısınmaya başladığını hissetmeye başladı. Ve kuruluşundan bu yana birçok darbeyle her zaman istikrarı bozulmuş bu ülkede Erdoğan'ın saplantısı, kendisinin de indirilmesi idi. Birçok şeyin kontrolünde olduğunu sanıyordu, gücü ordudan almak için orduda tasfiyeler yapıldı. Ve sonra 2016'daki bu darbe oldu. Gerçekten yalnız kaldığını hissetti. Uluslararası toplum ona pek sahip çıkmadı. Darbenin arkasında olmakla suçladığı -çünkü darbenin ardındaki her şey hala çok karmaşık- rakibi haline gelen eski müttefiki, vaiz Gülen’e ABD ev sahipliği yapıyor. Bu yüzden kendini çok tecrit edilmiş hissediyor, çok yalnız hissediyor. Ve bu yıl, yeni seçim yaklaşırken, Erdoğan aynı şekilde şu anda tüm cephelerde oynuyor çünkü bir belirsizlikle karşı karşıya. Erdoğan'ın sahip olduğu tek kesinlik, bizim Erdoğan'la ilgili sahip olduğumuz tek kesinlik onun gerçekte kim olduğu ve ideolojisidir ve o da her ne pahasına olursa olsun tek arzusunun iktidarda kalmak olduğudur.

SUNUCU: Evet, siyasi programı o, iktidarda kalmak. Yani gerçekten de bu 14 Mayıs seçimi, iki trajedi içinde bulunan bir Türkiye’de gerçekleşecek. Birincisi deyim yerindeyse büyük bir ekonomik kriz içinde olan ve üstelik son yılların Türkiye'siyle hiçbir ilgisi olmayan bir Türkiye'de gerçekleşecek. Ve sonra tabii ki 50 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği bu korkunç deprem var. Üstelik orada çok acımasız bir döngü olduğunu söylüyorsunuz, 2003'te iktidara geldiğinde Türkiye 1999'da meydana gelen korkunç depremi yeni yaşamıştı. Bu onun açısından açıkça elverişsiz bir bağlam.

GUIBAL: Yani, açıkça öyle. Tarihin bumerangı ürkütücü çünkü iktidara geldiğinde tam da 1999 yılında İzmit'te deprem oldu. O sırada yaklaşık 18 bin kişi hayatını kaybetmişti. O da Türkiye'yi yeniden kuracağız, ben konut yapacağım dedi. Ve birkaç hafta önce yine söylediği şey de tam olarak buydu. Çünkü ben konut yapacağım, sismik standartlar olacak vesaire diyerek iktidara gelmişti. Ve aslında, Erdoğan'ın 20 yılına, bu şehirleşme, Türkiye'nin bu topyekûn inşası, birdenbire inşaata açılan araziler üzerinde -görünen o ki- deprem karşıtı standartlara çoğu zaman uymayan ve birkaç ay içinde bitirilen binalar damga vurdu. İşte bugün Recep Tayyip Erdoğan'ın suçlandığı konu da budur. Yani, harap olmuş bir ülkede ve bunu siz söylediniz, çok ciddi bir ekonomik krizin damgasını vurduğu bir ülkede yeniden aday olacak. Birkaç ay önce Türkiye enflasyon açısından yüzde 85'lerdeydi. İnsanlar bazen domatesi tek tek alabiliyorlar, o kadar ki tüketim mallarının fiyatları aynı gün içinde patlıyor. Çünkü Recep Tayyip Erdoğan'ın izlediği para politikası tamamen tabiata aykırı görünüyor. Kendisine açıklanmasına rağmen faiz oranlarını yükseltmeyi reddediyor. Ve yapacak bir şey yok. Türkiye gerçekten de, her halükarda, şu anda feci bir ekonomik durum içerisinde bulunuyor.

SUNUCU: Evet kötü durumda bir ülke.

GUIBAL: Bugün kötü durumda bir ülke. Erdoğan’ın her halükârda hala bir destekçi tabanı var ve bu seçimin ne kadar başabaş olacağını ve muhtemelen 20 yılın açık ara en başabaş geçecek seçimi olacağını göreceğiz. Ülkede muhalefet, bugün tek programının Erdoğan'dan kurtulmak olduğunu söylüyor. Ortaya çıkan bu koalisyon Erdoğan’a karşı bir aday buldu ve programı gerçekten çok ama çok net: Erdoğan dışında ne olursa olsun. Bir de darbe sonrası kurduğu hiper-başkanlık rejiminden kurtulmak. Yani artık bir başbakan yok. Parlamento bir kayıt bürosu konumuna indirgenmiş. Herkesi doğrudan atıyor, üniversite yöneticilerini atıyor. Her şeyi o yönetiyor ve ülke kendisini de yeniden inşa etmek durumunda kalacak. Sonuç olarak, kurumları düzeyinde de.

LÜBNAN BASINI

EL MUDUN: "TÜRKİYE SEÇİMLERİ: MUHALEFETİN BİRBİRİNE TUTUNMASI OYLAMA GÜNÜ PUSULAYI BELİRLEYECEK"

Türkler 14 Mayıs günü, 2017 Anayasasına göre seçim sandıklarına gidiyor. 2002 yılından beri iktidarı tutan Adalet ve Kalkınma Partisi ise, muhalefetin Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı tek bir aday üzerinde anlaşmasıyla bu seçimde büyük bir meydan okumayla karşı karşıya kaldı. Seçimler, Türkiye'nin bölgedeki ve uluslararası sahadaki konumuna, seçim sonucunun iç ve dış politika üzerindeki etkilerine bakıldığında, uluslararası ve bölgesel sahadan da yakın ilgi görüyor. --Adalet ve Kalkınma Partisinin Karşı Karşıya Olduğu Meydan Okumalar--

1- Ekonomi: Türkiye ekonomisi son yıllarda büyük bir gerileme yaşadı, bir yanda da şubat ayının başında yıkıcı bir deprem meydana geldi. Ekonomik gerilemenin, pahalılıktan ve alım gücünün zayıflamasından şikayet eden seçmenin eğilimlerini değiştirdiği düşünülüyor. Hükûmetin ekonomik krizi çözmeye ve halkın güvenini yeniden kazanmaya yönelik programının ne denli başarılı olduğu ise net değil. Hükûmet düşük taksitlerle büyük konut projeleri duyurmuş, memurların maaşlarını yükseltmiş, çok sayıda memur almış, emekli maaşlarını yükseltmiş, öğrencilerin ve kırılgan kesimlerin borçlarını silmiş, ekonomiye olan güveni geri getirmek için enflasyonla mücadele programları duyurmuştu. Gelecek haftalarda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçmenin güvenini tekrar kazanmak adına son bir çabayla yeni programlar ve hamlelerin duyurusunu yapması bekleniyor.

2- Muhalefetin Birleşmesi: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinden beri ilk kez çeşitli kesimlerden, yanı sıra iktidar partisinden ayrılmış şahsiyetlerden ve partilerinden oluşan muhalif bir ittifakla karşı karşıya. Bu partiler tek bir hedef üzerine bir araya geldiler, o da Adalet ve Kalkınma Partisiyle Başkanı'nı iktidardan almak, parlamenter sistemi geri getirmek. Halihazırda bu sürecin kalın hatlarında yedi muhalefet partisi var. Bu partilerin bir kısmı 2019 belediye seçimlerinde Ankara ve İstanbul'u alarak daha büyük güven kazandı. Adalet ve Kalkınma Partisi ise ittifakını genişleterek bu meydan okumayla baş etme arayışında.

3- Laik Muhalefete Muhafazakâr Örtü: Geçen 20 yılda Adalet ve Kalkınma Partisi ülkenin muhafazakâr kesiminin büyük bir kısmını kendine çekmeyi ve muhalefete karşı doldurmayı başardı. Muhalefete ise geniş çapta dinî muhafazakâr eğilimlerin karşıtı olarak bakılıyor. Fakat muhalefet son yıllarda muhafazakâr sokağa yaklaşarak bu imajı değiştirmeyi başardı; özellikle de Ahmet Davutoğlu liderliğindeki Gelecek Partisi ile Temel Karamollaoğlu liderliğindeki Saadet Partisinin muhalif saflara katılması sonrasında. Adalet ve Kalkınma Partisi muhalefetin inanırlığından kuşku duysa da, muhalefetin muhafazakâr sokağa yaklaşması ve muhafazakârları ifade eden güçlerle ittifak kurması görmezden gelinemeyecek bir meydan okuma oluşturuyor Bu korkular Adalet ve Kalkınma Partisini, kendisine katılmaya ikna etmek, böylece Saadet Partisi seçmenini çekmek amacıyla Yeniden Refah Partisiyle zorlu müzakerelere soktu.

4- Kürt Seçmen: Milliyetçi Kürt partileri hariç Türkiye'de Kürtlerden en fazla oy alan parti Adalet ve Kalkınma Partisiydi, ama MHP ile kurduğu ittifak ve Kürt meselesinin çözümü için başlatılan barış sürecine bağlanan umutların yıkılması, Kürt seçmeni uzaklaştırdı. Buna rağmen CHP Kürt muhaliflerle ortak bir zemin bulamadığı için muhalefet bu durumdan yararlanamadı. Ama şimdi durum değişti; zira son dönemde iki taraf arasında uzlaşmanın ana hatları belirdi. Bu durumun Adalet ve Kalkınma Partisi açısından önemli bir meydan okuma oluşturması bekleniyor. Adalet ve Kalkınma Partisi yeni doğan bu ittifakı şu yollarla zayıflatmaya çalışıyor: HDP ile PKK arasında bağlantı kurarak ve HÜDA Par'la ittifak kurarak. İktidar partisi Kürt çevrelerden daha iyi sonuçlar almak için parlamentoya etkili Kürtleri aday göstermeye de çalışıyor.

5- İktidar Partisine Destekte Gerileme: Kamuoyu yoklamaları Adalet ve Kalkınma Partisinin desteğindeki gerilemenin devam ettiğini gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Meclise oldukça özenle seçilmiş bir aday listesi sunmaya çalışıyor. Bunun bir göstergesi de popüler bazı bakanların seçimde aday olmaya itilmesi. Müttefik MHP'nin oy oranı ise şu anda yüzde 8. Bu da seçim barajına yaklaştığı anlamına geliyor. MHP'nin desteğindeki düşüşün temel nedeni İYİ Partinin seçmen tabanının önemli bir bölümünü kendine çekmeyi başarması -yoklamalara göre bu partinin destek oranı şu anda yüzde 12'lerde.

6- Yeni Bir Seçmen Kuşağının Seçime Girecek Olması: 64 milyonluk seçmenin 13 milyonu "Z" kuşağına mensup. Bunların altı milyonu ilk kez oy kullanacak. Adalet ve Kalkınma Partisinden ve liderinden başkasını tanımamış olan bu kesimde genel bir değişim eğilimi var; özellikle de ilgi alanları daha büyük yaş grubundakilerden farklıyken, sosyal medya içeriklerine çokça maruz kalıyorken ve Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiği yıldan bu yana ülkede meydana getirdiği büyük farkı idrak edemiyorken. İktidar partisinin bu kuşakla iletişim kurmak için gösterdiği büyük çabaya rağmen bu çabaların, bu kesimin seçimdeki kararları üzerindeki etkisini değerlendirmek zor; özellikle de sosyal medyada geniş çaplı yanıltıcı kampanyalar yürütülüyorken.

7- İkinci Tur Meydan Okuması: Her iki rakip de cumhurbaşkanı seçimini ilk turdan kazanmaya çalışacak fakat mevcut veriler, seçimin ilk turdan alınmayacağını gösteriyor, özellikle de aday sayısı çokken. Dolayısıyla ikinci turdan iki hafta önce çıkacak Parlamento seçim sonucu yeni veriler dayatabilir ve katılım oranıyla seçmenin düşüncesinin Parlamento seçimlerinden etkilenme olasılığı bu husustaki önemli göstergelerden biri olabilir. Partici olmayan seçmenin bir kısmı bir çeşit denge sağlamayı amaçlayarak oyunu parlamentoda çoğunluğu sağlayamayan tarafa verebilir; bir kesimse istikrarı seçerek oyunu Parlamento seçiminde kazanan tarafa verebilir. Bu bağlamda tereddütlü seçmenin sayısının az olmadığına dikkat çekmekte yarar var.

8- 6 Şubat Depremi: 50 bin insanın ölümüne sebep olan depremin seçimde önemli bir etkisinin olması bekleniyor. Kamuoyu yoklamalarına göre halk hükûmeti sorumlu tutmasa da, hükumetin refleksi tartışma konusu; özellikle de muhalefet bu durumu, depremin ilk günlerinde hükûmetin çalışmalarındaki kusurlara ışık tutmakta kullanmışken. Buna karşılık Adalet ve Kalkınma Partisi, depremzedeleri tazmin etmek amacıyla büyük programlar sunarak deprem felaketini fırsata çevirmeya çalıştı. Adalet ve Kalkınma Partisi depremden zarar görmüşe benzemiyor; zarar gören vatandaş aksak görünen hükûmet çalışmalarına bel bağladığı, çalışmalar yardım ve yeniden imar düzeyinde yoğun ve başarılı bir çalışmaya dönüştüğü için durum tam tersi.

9- Mülteciler Dosyası: Deprem sonrasında mülteci dosyası geriye düştü ama muhalefet geçen yıllarda bu dosyadan sonuna kadar yararlandı, iktidar partisini bu sorundan sorumlu tutmayı, vatandaşın ekonomisindeki gerilemeyi bu dosya ile ilişkilendirmeyi başardı. Sonrasında Adalet ve Kalkınma Partisi krizi çözmek ve muhalefetin elinden almak için birtakım icraatta bulundu. Bununla birlikte meselenin seçim tarihinin yaklaşması ve ekonominin gerilemeye devam etmesiyle tekrar öne çıkması bekleniyor.

10- Dış İlişkiler: Hükûmetin geçen iki yılda bazı bölge devletleriyle ilişkileri normalleştirme çabalarının ışığında muhalefet de kendi açısından seçmeni Türkiye'nin dış ilişkilerinde sorun olduğuna, bunun sorumlusunun iktidar partisi olduğuna, iktidara gelmesi halinde büyük güçlerle ve komşularla ilişkileri vatandaşın ekonomik durumunu iyileştirmeye katkı sağlayacak biçimde onarmaya çalışacağına ikna etmeye çalışıyor. Seçimlerin yaklaşmasıyla kamuoyu yoklama şirketleri seçmen eğilimini ölçmeye çalışıyor. Bazı yoklamaların seçmeni manipüle ediyor olabileceğine dair kuşkulara rağmen kimi ciddi yoklamalar, rakipler arasında büyük bir yakınlık olduğuna işaret ediyor; buna göre her ikisine de destek yüzde 42-46 arasında değişiyor. Buna binaen sonucun ne olacağını kestirmek zor. Adalet ve Kalkınma Partisinin desteğinde az önce sayılan nedenlerle açıkça gerileme görülse de, her türlü değişim muhalefetin bir arada durmasına bağlı olacak.

RUSYA BASINI

TASS: "TÜRKİYE’DE MUHALEFET TEMSİLCİSİ CUMHURBAŞKANLIĞI YARIŞINDAN ÇEKİLME OLASILIĞINI İHTİMALLER ARASINDA TUTMUYOR"

Memleket Partisinin Türkiye Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce cumhurbaşkanlığı yarışından çekilme olasılığını ihtimaller arasında tutmadığını yazdı. 2018 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde İnce, Türkiye lideri Tayyip Erdoğan’ın en büyük rakibi olup oyların yüzde 30’ndan fazlasını topladı. İnce ayrıca Erdoğan'ın şu anki ana rakibi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eski yandaşıydı. Yapılan anketler İnce’nin ne kadar oy toplayabileceğine ilişkin henüz kesin bilgi vermiyor.

İnce Twitter sayfasında konuyla ilgili şunları yazdı: “Cumhurbaşkanlığı adayı adaylığına gelince hakkımda ‘aday olmayacak’ dediler. 100 bin imza toplamayacağımı dediler. Şimdi ise liste onaylandı ve adaylığımı geri çekip çekmeyeceğimi soruyorlar. Bu beklentileri ve yorumlarından vazgeçin. Alternatif olamayan seçimlerde zafere ulaşabilme dönemi sona erdi. Bu Erdoğan'ı istifa ettireceğiz." dedi. Birkaç Türk analiz uzmanı daha önce bulunduğu değerlendirmelerde İnce’nin Kemal Kılıçdaroğlu'nun lehine Cumhurbaşkanı adaylığından çekilebileceği görüşündeydi.