Günümüz dijital çağında ister siyasette ister bürokraside beklentisi olanlar kendilerini Haluk Alıcık gibi zorda bırakmak istemiyorlarsa özellikle basının olduğu ortamlarda sözlerini ölçüp tartarak söylemelidirler.
Muhatabın bir soruya verdiği cevabın bir kelimesini, cümlesini keserek metin dışına çıkmadan bağlamından bağımsız bir anlam yüklemek gazeteciliğin cilvelerindendir.
Bu konuyla ilgili mizahi bir örnek anlatılır: Rivayete göre vakti zamanında papanın ABD’yi ziyaretinde basın mensupları soru yağmuruna tutarlar ve bu arada bir muhabir “genel evini de ziyaret edecek misiniz,” der.
Beklemediği bu soru karşısında bir hayli şaşırmış görünen papa: ”New York’da genel evi de mi var,”der.
Papanın bu yanıtı ertesi gün gazetelerde “Papa New York’a ayak basar basmaz genelevi sordu” şeklinde yer alır.
Bağlamından koparılan ve ömrü boyunca sahibinin sırtında taşıdığı cevaplara Türk Siyasi Tarihi’nde de rastlanır.
1950 öncesi bakanlardan CHP Sinop milletvekili Cevdet Kerim İncedayı’nın 1949 yılında Meclis’te yaptığı bir konuşmada okuma yazması olmayan halkı ima eder tarzdaki “bizi Hasolar, Memolar mı yönetecek” sözleri Siyasi Tarih’e geçenlerdendir.
Bir elitist olan Cevdet Kerim’in bu iması bile halkı küçümseyenlere örnek verilmeye yetmiştir ve bir örnek olarak anlatılmaya halen de devam etmektedir.
Bir diğer tarihte yerini alansa eski Cumhurbaşkanlarından, Başbakan ve aynı zamanda Adalet Partisi,Doğru Yol Partisi Genel Başkanı da olan Süleyman Demirel’dir.
Onun partisinin 1968 Ankara İl Kongresinde yaptığı konuşmada söylediği “Yollar yürümekle aşınmaz,”sözü yıllarca muhaliflerinin dillerine pelesenk olmuştur.
Her ne kadar gösteri ve yürüyüşlerin anayasal bir hak olduğunu belirtmek istese de o günlerdeki öğrenci ve işçi eylemlerinden hayli tedirgin olan halk Demirel’in bu sözünü demokratik bir hak bağlamından ayrıştırarak anarşik olayları bastırmadaki acizliğine yorumlamışlardır.
Çünkü siyasi söz ve demeçlerin doğruluğundan çok söylendiği zaman ve mekân şartlarında kamuoyunun o sözü ya da açıklamayı satın alması da önemlidir.
Bu tür olayların toplumlarda yol açacağı yankının şiddetini en iyi anlatan Churchill’in: “Gerçek çizmesini giyene kadar yalan dünyayı üç kez turlar” sözüdür. Siz bu sözde “yalan” yerine “haber,” sözcüğünü koyabilirsiniz.
Hele günümüzde sosyal medya mecralarında kesilerek, biçilerek istenilen şekle sokulan gerçekler yapılan dezenformasyonla müşterilerine ulaştırılmaktadır.

Daha yeni MHP Aydın İl Başkanı Haluk Alıcık’ın Nazilli Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaretlerinde sarf ettiği “Bu millet haline şükretmiyor, parayla ilgili beklentileri çoğaldı. Şükürsüzlük bu memleketin sonu olacaktır, ben ondan korkuyorum,”şeklinde özetlenebilecek bir soruya cevabı muhalefet partileri ve emekli kesim tarafından satın alındı..
Sonrasında yayınlanan tekzipte her ne kadar kastedilenin basında yer aldığı şekilde emekliler olmadığı “özellikle gıda ve temel tüketim alanlarında fahiş fiyat politikası izleyen firmalardır ve marketlerdir” dense de haber belleklerde istenilen yerini çoktan almıştı..
Diğer taraftan Haluk Alıcık’ı tanırız, sözünde ve davranışlarında samimidir, onun yaptığı açıklamada şükürsüzlük ifadesinden kastının emekliler değil, toplumun ekonomik beklentilerinin artmasına ve devletin ayakta tutulması gerektiğine vurgu yapmaktır, demesi de doğrudur.
Ama ne çare ki, onun bu açıklamaları gerek sosyal medya platformlarında gerek gazete ve TV kanallarında şükürsüzlük haberinin kitlelerde yaptığı yankının onda birini yapmadı. Nedeni ilkini kamuoyu satın almıştı bir kere...
Çünkü Haluk Alıcık’ın açıklamasının zamanlaması en düşük emekli maaşının TBMM’de karara bağlandığı ve emeklilerin bu karara içinden isyan ettiği zamana denk geldi.
Dahası gerek yazılı ve görsel basın gerek siyaset yaklaşık dört aydır muhalefetin de baskılarıyla, 2026 yılında yapılacak iyileştirmelerle asgari ücretin, işçi ve memurların aylıklarının ne olacağını konuşuyor.
Bir de bu sıcak gündeme maaşları iyileştirmeye ilişkin Yeni Yol Partileri ve CHP’nin verdiği önergeyi iktidar bileşenleri AK Parti ve MHP tarafından reddedilmesi, yerine kendi önergeleriyle emeklilerin karşı çıktıkları,en düşük maaşın 20 bin TL olması eklendi.
O nedenle tam da Ankara’da ortamın gerildiği bir sırada Haluk Alıcık’ın şükürsüzlük çıkışıyla gündeme gelmesi sosyal medyanın da yardımıyla ateşin üzerine benzin dökme etkisi, yaptı ve sıcak olan gündemi daha da ısıttı.
Ve sosyal medyanın da yardımıyla muhalefet ürettiği siyasetle kamuoyunda emekli kesimin çektiği ekonomik sıkıntıya iktidar bileşenlerinin ahlaki kılıf hazırladıklarına dair algıda başarılı oldu.
Demek ki,kamuoyunun bir haberi satın alması zaman ve mekân boyutuyla da elverişli olmasıyla mümkündür.. Onun içindir ki Haluk Alıcık’ın taşrada söylediği bu söz genel siyasetin gündemine girmesi sonucu Ankara Siyaseti’nin tansiyonunu daha da yükseltti.
Haluk Alıcık açısından bakıldığında yaşadıkları talihsizlik olabilir ama gazetecilik yönüyle bakıldığında ise bu tür haberler-asparagas olmadığı sürece- bir başarı örneğidir.
O nedenle günümüz dijital çağında ister siyasette ister bürokraside beklentisi olanlar kendilerini Haluk Alıcık gibi zorda bırakmkı istemiyorlarsa özellikle basının olduğu ortamlarda sözlerini ölçüp tartarak söylemelidirler.
Neyse... Haluk Alıcık’a geçmiş olsun, olur böyle vakalar, Aydın basını yakalar.