Avşar'ın yazısı şöyle:

CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde kazandığı Keçiören’de Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın istifası siyasetin birinci gündemi haline geldi. Herhalde bu yönde daha önce en çok gürültü koparan örnek Aydın’da Özlem Çerçioğlu’nun istifası ile yaşanmıştı.

Normaldi de:

Aydın büyükşehirdi…

Çerçioğlu ‘Topuklu Efe’ namıyla tanınmış popüler bir kadın siyasetçiydi…

Aydın yıllardır CHP’deydi…

Şimdi Keçiören’de Mesut Özarslan için söylenenler, onun çok konuşulmasına neden olanlar, bunlar değil hatta tersi bile denebilir:

Türkiye’nin en büyük ilçelerinden olsa da Keçiören sonuçta il belediyesi bile değil…

Mesut Özarslan özel bir ‘namı’ olmayan, bildiğiniz ‘sağ-erkek’ siyasetçi…

Keçiören daha önce uzun yıllar sağ partilerdeydi…

Peki neden bu kadar çok konuşuldu?

Akla ilk gelen gerekçe belli:

İktidarın muhalefet belediyelerine yönelik harekatında ‘Ankara sayfası’ açılmış oldu.

Sürecin ‘sıcaklığı’ içerisinde yeni eklenen ve meselenin tansiyonunu yükselten bir diğer önemli konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Özarslan’a attığı söylenen telefon mesajları. Ana muhalefet partisinin tabanında ‘Az bile denmiş’ diyenler olabilir.

Zeydan Karalar yükseldi, Çerçioğlu eriyor
Zeydan Karalar yükseldi, Çerçioğlu eriyor
İçeriği Görüntüle

Sonuçta bunca operasyona maruz kalan ve yine de yerel seçimden bu yana ‘birinci sırada’ görünen siyasi partinin oylarıyla oturulan koltuğu alıp gidiyor giden. Ancak genel başkanından, neredeyse bir yıldır cezaevinde tutulan cumhurbaşkanı adayına ve diğer bütün sözcülerine varana dek, ‘İlk seçimde iktidar olacakları’ iddiasını öne süren partide, ‘Solcu olmayan adayın CHP’den belediye başkanı seçilmesi’ tartışmasından başlayıp şimdi sona teyellenen ‘küfürlü’ kısma gelene kadar acaba bütün bu tartışma kime yarar, yaradı, yarayacak?

Yanıt üzerine kafa yormadan önce CHP Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın’ın meseleye dair ‘öz eleştirisini/öz eleştiri yapma önerisini’ hatırlatalım. Kendi seçim bölgesinde olduğu halde Keçiören’de belediye başkanlığına hiç gitmediğini, çünkü Mesut Özarslan’ı ‘tanıdığını’ söyledi Günaydın ve ekledi: “Bütün bu aday belirleme yöntemleri dahil olmak üzere bir öz eleştiri yapma zamanımızdır. Bu tip insanları Cumhuriyet Halk Partisinde makam mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor. Bunları yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor.”

Bir ‘öz eleştiri’, çünkü söz konusu adaylar belirlenirken de Günaydın şimdiki görevindeydi, defalarca kurultay sınavından geçmek durumunda kalan parti üst yönetimi de aşağı yukarı aynı durumdaydı. Ve aynı zamanda bir öz eleştiri yapma çağrısı, çünkü parti yine bu yönetimle genel seçime gidecek. Ancak böyle bir öz eleştiriyi hakkını vererek yapabilmek mümkün olabilecek mi? Bunun ilk şartı da herhalde doğru soruları sorarak başlamak olmalı. ‘Öz eleştiri’nin konusu ne olacak?

Örneğin yerel seçimlerden bu yana muhalefetten iktidara doğru onca geçiş olmuşken neden şimdi işler ‘küfürlü mesaj’ aşamasına geldi? Öncekiler bunu hak etmiyordu da Mesut Özarslan mı bu aşamaya getirdi? Yoksa konu aslında öncekiler yaşandığında iktidarın bugün olduğu kadar güçlü görünmemesi olabilir mi? Ana muhalefet partisine de yansıyan bir ‘güçlenme’ durumu yaşandığı mı düşünülüyor iktidar tarafında?

Halka verdiği 20 bin lira emekli maaşı, 28 bin lira asgari ücretle 2026’yı geçirip, Suriye’de ve Kürt sorunu konusunda ‘güçlenmiş’, uluslararası alanda ‘başarılı’, yeni özelleştirmelerle ve Gazze’nin-‘yeni Suriye’nin inşası gibi ‘seçim ekonomisi’ni besleyecek yeni kaynaklar ile kendisini seçim sandığına atacak bir iktidar görme ihtimali yok mu? Yeni anayasa tartışması ile estirilecek bir ‘demokrasi’ propagandası eşliğinde üstelik?

Bunlar aslında sadece CHP’nin değil, bir ‘değişim’ ihtimali yaratmaya çalışan her siyasetin yanıt vermesi gereken sorular. Ve sadece seçime odaklı da değil. Asgari ücretten, toplu sözleşmeden, emekli maaşından, işsizlikten şikayetçi kitlelere her gün ve her an nasıl ulaşılıyor, ulaşılacak? Onlara ‘gerçekler’ nasıl anlatılıp ikna edilecekler de sandık başına gittiklerinde bir değişim için oy verebilecekler? Mesela Günaydın’ın söz ettiği öz eleştirinin sonucunun sadece, ‘sağdan transferlerle’, ‘sağa açılımlarla’ bu işin olmayacağının söylenerek bitirilmesi ve bu defa ‘soldan’, ‘solcu bilinen’ aday göstererek seçime gitme meselesi olmadığını bilerek doğru rotada ilerlenebilecek mi? Fabrikadaki mesaisiyle yaşayamayıp işten çıkınca taksicilik yapan işçinin, üniversitedeki kulüp odasına gitmek isteyince polis barikatıyla karşılaşan gencin, ‘süreç’ diye diye bekleme odasına atılmaya çalışılan Kürt’ün, her gün yeniden yoksulluk sınavına sokulan milyonların meselesi “solcu” ya da “sağcı” siyasetçilere oy verip vermemekten çok, tepkisinin hakkını verecek gerçek bir alternatif görebilmektir. Aslında CHP ve ittifak ettiği güçler (Bugün bunca saldırıya uğrayan) yerel seçim zaferi ile güçlü bir örnek verebildi. Şimdi ikinci aşamasına girilen sınav o zamanki ilk aşamanın ‘tamamlayıcısı’ olacak mı? Sonucu, adayların politik yelpazedeki yerlerinden, ‘solcu’ ya da ‘sağcı’ olmalarından çok, bu konudaki samimiyetin belirleyeceği bir aşama…

Günaydın’ın öz eleştiri çağrısı için değil belki, ama ‘Böyle adayları belirleyenlerin hesap vermesi gerektiği’ne dair Özgür Özel’in dünkü grup toplantısındaki sözlerine bakarak doğru bir yerden yaklaştığını söyleyebiliriz: Konu “solculuk-sağcılık” değil.

YAZININ TAMAMI