Merhaba sevgili dostlar,

Başlık Erdem Beyazıt’ın’’Sana, Bana, Vatanıma ve Ülkemin İnsanlarına Dair’’ şiirinden aşırma oldu. Kusuruma bakmayın artık.

Günlerden Cumartesi.

Bir haftanın yorgunluğu ve hafta sonu tatilinin başlamasının rahatlığı birbirine karışmış bir halde, bu hafta ne söylesem, ne yazsam diye düşünüyorum.

Aydın’da ki 2 kişinin öldüğü 14 öğrencinin yaralandığı trafik kazasını mı?

 Bu kazaya karışan araçlardan birinin okul servisi olmasından dolayı, son yıllarda pek gündeme gelmeyen okul servislerini mi?

Ölümlü kazalar olmadıktan sonra gündeme de gelemezler zaten; Milyonlarca öğrenciyi paşaya kelle yetiştiriyormuş gibi evden okula, okuldan eve çoğunlukla kelle koltukta taşıyan bu okul servisleri.

Sadece emniyet kemerine bakalım; İddia ediyorum öğrencilerin en az yüzde doksanı kemer takmadan yolculuk eder ve ya ettirilir, gerisini bilmem artık…

***

Yine ne yazsam diye düşünüyorum. Canım sıkılıyor. Facebook’ta gelen bildirimlere bakıyorum.

Germencik Çevre ve Doğa Derneği’nden gelen bir paylaşım dikkatimi çekiyor.

Germencik’te Özlem Sitesi’ne oldukça yakın bir yerde zeytinlik alana açılan Jeotermal kuyularının resimlerini koymuşlar. Biraz üzgün ve daha çok kızgın bir şekilde…

Kim bilir bu güzelim zeytinliklerin ve incir bahçelerinin bağrına, bir küflü hançer gibi saplanan kaçıncı kuyudur bunlar.

Bazen de pervasızca yerleşim yerlerinin hemen yanı başına açılan… Toprağı, suyu, havayı ve insanlığı yavaş yavaş öldüren…

Paylaşımın altında yorumlar var.

Biri diyor ki, dava açalım…  Davayı açıyoruz zaten diyor dernek yetkilisi gönüllü Germencik sevdalılarından Mehmet Güngör. Yalnız para yok, geçenlerde bilirkişi ücretini ödemek için yapmış olduğumuz kermesten arttı biraz, ama yetmeyecek. Bulamazsak kendim vereceğim… diyor.

Geçenlerdeki kermeste görüşmüştük kendisiyle. Ben okuldan çıktıktan sonra akşamüstü gitmiştim. Dernek başkanı Oral Erbay ve diğer birkaç dernek üyesi de oradaydı.

 Kendi özel işleri değildi. Maaş aldıkları bir devlet işi de değil. Zannedersem birileri de zorlamamıştı. Onları orada kermes yaptıran, akşama kadar insanlara bir şeyler anlatmaya çalıştıran güç, eminim ki Germenciğe, Aydın’a ve insanlığa olan karşılıksız sevgileriydi.

Jeotermal şirketlerinin Aydın ve çevresine vermiş oldukları zararlarla ilgili olarak açılan davalarda Avukat Akın Yakan’ın fazlasıyla yardımcı olduğunu söylediklerinde ise, avukatlığının yanı sıra bir hikayeci, bir besteci ve bir fotoğraf sanatçısı olan, toplumsal duyarlılığı ile ön plana çıkmış, gazetemiz yazarlarından Akın Yakan ile gurur duydum.   

Bilenler bilir, hakkınızı aramak için açacağınız davalarda ödemeniz gereken dava harcı, dosya parası ve gerekirse bilir kişi ücretleri vardır. Bu ücretleri ödemeden dava açamaz, açılan davayı tamamlayamazsınız.

Ne acı ve ne kadar saçma değil mi? İnsanın bazen cebinde bir çay parası veya evine götürecek bir ekmek parası dahi olmazken, en doğal haklarından olan hakkını arama hakkı için illaki paranın lazım olması. Paran yoksa dava açamıyorsun yani…

Buradan yaşanabilir bir Aydın için mücadele eden AYÇEV’e, Dr. Metin Aydın’a, Halil Çetinkaya’ya, Oral Erbay’a, Mehmet Güngör’e, Gülseren Barış’a, Efgan Çetin’e, Aydınpost yazarlarından Akın Yakan’a ve isimlerini yazamadığım tüm insan ve çevre dostlarına teşekkür ediyorum.

***

Bu kez televizyonu açıyorum.

Ekrana düşen ilk görüntü bir kadın… Yalnız bir insan değil bu, sanki bir anakonda. Avuç avuç makarnaları ağzına sokuşturmaya çalışıyor. Makarnaların bir kısmını çiğnemeden yutmaya çalışırken yutamadıkları sağa sola saçılıyor. Nerdeyse boğulacak. Sonra diğerlerini görüyorum. Kadınlı erkekli masanın etrafını çevrelemiş, masada ne varsa öyle bir yiyorlar ki… Sarmalar, dolmalar, makarnalar, köfteler… Yiyeceklerin kimi yerde kimi gökte.

Meğer altı dakikacık zamanları varmış. Bu altı dakikada hangi çift daha fazla yiyip, daha fazla kilo alırsa yarışmanın sonunda otomobil kazanacakmış.

Hey be gözünü sevdiğimin dünyası… Hey be gözünü sevdiğimin insanlığı… Hey be gözünü sevdiğimin Türkiye’si… Daha ne diyeyim…

Sonra diğer bir kanalda evlendirme programı…  Daha diğerinde zehir hafiye Müge Anlı… Haberlere bakayım diyorum siyasetçilerin mahalle kavgaları… Aynı siyasi grup içindeki Dallas dizisini kıskandıracak koltuk kavgası… Özenle seçilmiş tacizler, tecavüzler…

Şehit haberleri derseniz artık söyleyecek hiçbir şey yok.  Ne kadar acı ve sıradanlaşmış bir tamlama. Spor haberler der gibi, ekonomi haberleri, ne bileyim magazin haberleri der gibi.

Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın sözü aklıma geliyor. İki haftadır Türkiye’deyim. Şu iki şeyi yapmadım, yapamadım diyor. Bir Televizyonu açmadım, diğeri de gazeteleri hiç okumadım. Çünkü hep kavga var.

***

Bu can sıkıcı durumların üstüne bir de güzel bir şey söyleyeyim sevgili dostlar. Güzel bitirelim güzellikler olsun.

Aydın şehrimizin gururlarından Efespor Aykim Alüminyum Basketbol Takımının başarısı bu.

Kısıtlı imkânlarına rağmen, sevenlerinin maddi ve manevi destekleriyle; sevgi, saygı, disiplin ve özveriyi basket potasında eritip, bölgesel ligden yenilgisiz 2.lige çıkan bu güzel takımı tebrik ederiz.

Geçen günlerde takımın başkan ve koçluğunu yürüten Engin ve Erdinç Vence kardeşler Aydınpost’a konuk oldular.  33 haftalık zorlu maratonun birbirinden ilginç başarı öyküsünü Aydınpost canlı yayınında anlattılar.  Söyleşiyi izleyebilirsiniz.

Her şey gönlünüzce olsun. Sürçü lisan ettiysek af ola.

Sağlıcakla kalın…