• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021

    Kurufasulyecide bakanlık dersi aldım

    29.05.2011 06:51
    Kurufasulyecide bakanlık dersi aldım
    32 Yaşında milletvekili, 36 yaşında genel başkan yardımcısı, 38 yaşında ise bakan olan başmüzakerecimiz Egemen Bağış, 41 yaşında kabilenin en genç bakanı.
    Kurufasulyecide bakanlık dersi aldım Kurufasulyecide bakanlık dersi aldım Kurufasulyecide bakanlık dersi aldım

     

     
     
     
    Genç yaşta makam sahibi olan Bağış, diğerlerinden farkının sadece 'çok çalışmak' olduğunu söylüyor. Öyle ki iş seyahetleri dolayısıyla ailesiyle haftanın sadece bir günü evde kalabiliyor. Vakit buldukça çocuklarıyla televizyon seyretmeyi ve sinemaya gitmeyi sevdiğini söyleyen Bağış, eşi Beyhan Hanımın desteğine müteşekkir olduğunu söylüyor ve ekliyor; "Ben babalar gününde çocuklarıma "annenize hediye alın" diyen biriyim."
     
    17 yıl Amerika'da yaşadınız. Orada yaşamak size ne kattı?
     
    Amerika, insana disiplinli yaşamayı ve olmayı öğretiyor. Her şey rekabet üzerine olduğundan vakti, kaynakları iyi kullanmanız ve planlı yaşamanız gerekir. Hem ticari, siyasi hem de sosyal alanda çok faydasını gördüm. Amerika'da 17 yıl boyunca sivil toplum örgütlerinde de bulundum. Gençlik Derneği'nde başladım, federasyon başkanlığı yaptım.
     
    Peki gurbet psikolojisi yaşadınız mı?
     
    Tabii. Yurt dışında yaşayan Türkler en az yurt içinde yaşayanlar kadar sevdalıdır. Türkiye'de Türkçülük yapmak kolaydır. Yurt dışında o dönemlerde Türkiye'nin o kadar çok ayıbı varken, kendi vatandaşları arasında ayrımcılık yaparken, her şeye rağmen ele güne karşı ülkenizi savunmak zorunda kaylmak çok enteresan bir histir. Sıla hasreti insanı ülkesine daha da bağlar.
     
    O yüzden mi erken yaşta siyasete atıldınız?
     
    Yaptığım dernekçiliğin de siyasetle bir bağı vardı. Tayyip Bey ile tanışmama da dernekler vesile olmuştur. İlk 1995 yılında belediye başkanı olduğu dönemlerde tanışmıştım. 2001'de partiyi kurduktan sonra 11 Eylül olayından dolayı New York'ta dayanışma olması için, İsviçre'de yapılan Davos Zirvesi New York'ta yapılmıştı ve Tayyip Bey konuşmacı olarak davet edilmişti. Amerika'da Gençlik Derneği Başkanlığı yaptığım dönemlerde futbol takım kaptanı olan Mevlüt Çavuşoğlu'nun vesilesiyle, bende Tayyip Bey'i ağırlayan bir toplantı düzenlemiştim. O toplantıdan sonra aramızda bir muhabbet oluştu. Zaman içinde ortak dostları aracılığı ile siyasete davet etti. Ben de eleştiri hakkımı kaybetmemek için başladım.
     
    "Çok eleştirdim biraz da içinde olayım" mı dediniz?
     
    Çok doğru. Çünkü dışındayken "Neden böyle oluyor?" diye sorarsınız. Onları değiştirme imkânı ve siyasetin içinde olma imkânını doğru zamanda kullanmazsanız bir daha eleştirme hakkını yitirirsiniz.
     
    Amerika'dan Türkiye nasıl görünüyordu?
     
    Hangi dönemde baktığınıza bağlı... Her dönemde Türkiye çok farklı görünüyordu. Türkiye'nin içinden nasıl görünüyorsa durumu, dışarıdan da bir kaç kere çarpmanız gerekiyor. Mesafe uzadıkça merceğin boyutu artıyor.
     
    Olumlu mu yoksa olumsuz anlamda mı?
     
    Her ikisi de. Türkiye iyiyse, iyi kötüyse kötü gözükür. Türkiye'de faili meçhul cinayetler, işkence varsa, vatandaşını hor gören, "Bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam" diyen bir zihniyet iktidardaysa Türkiye dışarıdan çok kötü gözükür. Ama kendi vatandaşıyla muhabbet köprüleri kurabilmiş, ekonomisini düzeltmiş, sağlık sektöründe kimsenin atamadığı adımları atmış, ekonomide eğitimde, sağlıkta Türkiye'yi şaha kaldırmış bir anlayış varsa dışarıdan daha iyi gözükür.
     
    Şu an nasıl gözüküyor?
     
    Tarih olarak en görkemli dönemini yaşıyor. Şu ana kadar hiç dışarıdan bu kadar güzel gözükmemişti.
     
    Eşik neydi peki?
     
    Milli iradenin söz sahibi olması... Avrupa Birliği, küresel, çağdaş standartlar diyoruz. Hiç bir ülkede atanmışların asil halkın üzerinde iradesi söz konusu olamaz. Başarılı modellerde milletin iradesi, temsilcileri ve seçtikleri son kararı verirler. Ama Türkiye'de öyle değildi maalesef. Bir takım karanlık odaklar millet yerine karar veriyorlardı.
     
    Sizde Amerikan hayranlığı var mı?
     
    Hayır. Ben 15 yaşında Amerika'ya gittim. 32 yaşına kadar orada kaldım. Orada onların çok büyük zaaflarını da gördüm. Türk değerlerinin Amerika için de çok ilham olacağına da şahit oldum.
     
    32 yaşında milletvekili, 36 yaşında genel başkan yardımcısı, 38 yaşınızdayken ise bakan oldunuz. 41 yaşındaki bir siyasetçi olarak "en verimli dönemim" diyebiliyor musunuz?
     
    Geriye dönüp baktığımda geçmişten daha verimli olduğumu hissediyorum. Ama geleceği bilmediğim için şu anda mı verimliyim, yoksa daha ileride mi olacağım bilmiyorum. Bu ülkede verimli olmak için siyaset içinde olmak şart değil. Bu ülkenin ticaretinde olan, istihdam yaşatan, işveren, açları doyuran insanlara da benim büyük bir saygım vardır. Sivil toplumda görev yapıp, Türkiye'nin önünü açacak projeleri ortaya koyan, o vizyonu geliştiren insanlara büyük saygım vardır. Yahut akademik çevrelerde genç ve yaşatıcı bir nüfusun yetişmesine vesile olan hocalarımıza da öyle... Ülkeyi sevmek bu ülke için çalışmakla olur. Eğer seviyorsanız nerede olursanız olun onun hakkını vermeye çalışırsınız.
     
    Genç yaşta bir takım misyonları üstlendiniz. "Diğer"lerine göre hangi özelliğinizle fark attınız? Zekânızla mı?
     
    Yoo. Sadece çalışkanlık konusunda iddialıyımdır. Kolay kolay yorulmam. Benim bunları başarabilmiş olmam aslında herkesin başarabileceğinin bir göstergesidir. Türkiye'nin bugün bölgede en önemli ilham kaynağın olmasındaki sebep budur. Bugün Kayseri'deki tornacı ustasının oğlu Cumhurbaşkanı olabiliyorsa, boğazda klavuz kaptanlık yapan birinin oğlu Türkiye'nin başbakanı olabiliyorsa, Siirt'in Mehmetçik İlkokulu'nda eğitim almış birisi Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne taşımaya çalışan baş müzakereci olabiliyorsa, demek ki bu ülkede çalışan, azmeden kendine inanan herkese fırsat var. Yeter ki gençlerimiz bu konuda azmedip çalışsınlar. Bu ülkenin belki de en önemli özelliği bu. Bu ülkede elitler yok. Her şey herkesin hakkı...
     
    Mevki sahibi olmak sizi nasıl biri yaptı?
     
    Bakan olduğumda bakanlar kuruluna katılmadan evvel Tarım ve Köy işleri Bakanımız Mehdi Bey beni kuru fasulye yemeğe götürdü. Dedi ki; "Sana bir ağabey tavsiyesi, bu ülkede Bakan olduğunu hiç unutma, bunun sana verdiği bir sorumluluk var, her şeyine dikkat etmek durumundasın." O benim kulağıma hep küpe olmuştur. Herkesin dışa vurumları farklıdır. Duyguları, kızgınlıkları, arzuları ve talepleri vardır. Artık siz topluma örnek olma konumunda olduğunuzda her şeyinize dikkat etmek zorundasınız. Çünkü iyi bir siyasetçi sorumluluğunun bilincinde olmalı.
     
    Bakan olmanın nasıl bir şey olduğunu ilk ne zaman anladınız?
     
    Bir iki tane hata yaptığınızda size fark ettiriyorlar.
     
    Santral İstanbul ve İstanbul Modern'in kurucularındansınız. Sanat konusunda yetenekli misinizdir?
     
    Yok ama sanatla demokrasi arasında hep bir bağlantı olduğuna inanmışımdır. Özellikle modern sanatla ilerlemiş ülkelerin demokrasinin gelişmesinde direkt bir paralellik görmüşümdür. Cumhuriyet tarihinin ilk modern sanat müzesini açan başbakanımız ve onun iradesidir. Daha önce Türkiye'de tek bir modern sanat müzesi dahi yoktu. Ortadoğunun ikinci modern sanat müzesidir. 11 Aralık gecesi müzeyi açmıştı Sayın Başbakan. Altı gün sonra Bürüksel'e gittik. Kiminle görüşsek Avrupa basınından okuduğu İstanbul Modern'i soruyordu. Benim birçok arkadaşım, "Ne işin var, Modern Sanat Müzesi'ne kim gider?" diyordu. Şu anda üç milyona yakın ziyaretçisi oldu. Her gün, her kesimden üç dört bin insan gidiyor. Demek ki bir potansiyel ve ihtiyaç varmış.
     
    Sanata karşı ilginizin eşinizin modacı olmasıyla bir ilgisi var mı?
     
    Onun yeteneği benden fazladır. Modacı olduğu için çizimi iyidir. Tasarım konusunda da çok yeteneklidir.
     
    Danışır mısınız?
     
    Her konuda! Özellikle de kendi kıyafetlerim konusunda danışıyorum. Onun benimle ilgili koyduğu standartlar vardır.
     
    Bu kadar şeyden sonra kendiniz için kurduğunuz bir hayal var mı?
     
    Dünyanın en güçlü en müreffeh, en zengin, en huzurlu insanlarının yaşadığı bir Türkiye'de yaşamak.
     
    Peki kendiniz için?
     
    Hiç önemi yok. Onlardan biri olmak yeterli. Amerikalıların bir atasözü vardır; "Eğer tanrıyla şakalaşmak istersen plan yap" Uzun vadeli kendinle ilgili çok plan yapmayacaksın. Günlük plan yapmayı çok önemsiyorum, vakti iyi kullanmayı çok önemsiyorum. Takım ruhuna çok inanıyorum.
     
    Hırs gibi duygular uğramıyor mu size?
     
    Uğramaz olur mu! Ama onları bir şekilde yönlendirmek ve doğru enerjiye kanalize etmek de bir yerde benim elimde.
     
    Kimden akıl alıyorsunuz?
     
    Herkesten. Hatta bazı konularda ofisimdeki çaycıya danışıyorum. Eşime danışırım. Aklına en çok güvendiğim kişi sayın başbakanımızdır. Kritik her konuda ondan görüş alırım. Bundan on yıl evvel Egemen Bağış diye birini kim tanırdı? Eğer ben bugün Türkiye'nin kabinesindeki 25 kişiden biriysem bu milletin Tayyip Erdoğan'a olan sevgisinden ve muhabbetinden dolayı o noktadayım. Onun için attığım adımlarda mutlaka kendisine danışırım.
     
    9 yıllık göreviniz süresinde neler gördünüz?
     
    İnsanlık, muhabbet, samimiyet, içtenlik... Kendi milletine ve ülkesine sevdalı olmak. Ülkesini kendinin önüne koymak. Bugüne kadar hiçbir lider "Bu ülke kazanacaksa ben kaybedeyim" dememiştir. Onu diyen ilk liderle beraber çalışmak apayrı bir onur.
     
    Güzel bir şehre gittiğimde keşke ailem de olsa diyorum
     
    Siz Beyhan Hanımla 18 yıllık evlisiniz. Ailedeki Egemen Bağış, siyasette olduğu kadar başarılı mı?
     
    Ben babalar gününde çocuklarıma "annenize hediye alın" diyen biriyim. Çoğu zaman evde olmuyorum. Çocuklarımın bütün mesuliyetini eşim üstlenmek zorunda kalıyor. Evde olduğum az zamanda bile onlarla birlikte olmaya çalışırım. Onlarla aramızda ayrı bir muhabbet ve diyalog vardır. Çocuklarımın ve eşimin, sabrı, olgunluğu olmasa ben siyasette bunları yapamazdım. Onların üzerimde muazzam hakkı vardır.
     
    Baba, eş ya da evlat... Hangi konumuzdan daha memnunsunuz?
     
    Her birinin ayrı bir hazzı var. İyi bir evlat olmaya çalışırım. Babamı 22 yıl önce kaybettim. Annemi çok sık göremesem de üzerine titrerim. Onun ihtiyaçlarını her zaman önemsemişimdir. Bir eş olarak da eşimin iş tempoma gösterdiği sabra müteşekkirim. Baba olarak da çocuklarım gösterdiği anlayışa şükran duyuyorum. Onların önemli anlarında yanlarında olmaya gayret ederim.
     
    Siz işinizden dolayı sürekli seyahat halindesiniz. Bu seyahatlerde kendinizi yalnız hisseder misiniz?
     
    Bazen. Çok güzel bir şehre ya da kasabaya gittiğim zaman keşke çocuklar da olsaydı onlar da görseydi dediğim oluyor.
     
    Vaktiniz olduğunda ne yaparsınız?
     
    Çocuklarla televizyon seyretmeyi çok seviyorum. Genelde de yabancı dizileri izliyorum. Polisiye ve sağlık içerikli dizileri seviyorum. Çok nadiren de olsa çocuklarımla dışarı çıkarım, birlikte sinemaya gideriz. Yılda dört - beş gün çocuklarımla mutlaka tatil yapmaya çalışıyorum.
     
    Bir haftalık süreyi nasıl kullanırsınız?
     
    Haftada bir gece evde uyumaya çalışıyorum. Haftanın bir buçuk gününü İstanbul'da, üç gününü Ankara'da, bir buçuk günümü Anadolu'da, bir buçuk günü Avrupa'da, bir günüm ise uçakta geçiyor.
     
    Şu sıralar ne okuyorsunuz?
     
    Tanrılar Okulu diye bir kitap okuyorum.
     
    Avrupa Türkiye'den çekiniyor
     
    Siz yoğun bir AB programı uyguluyorsunuz. Hatta bu konuda ciddi bir iletişim stratejisi yürürlüğe koyduğunuzdan bahsetmiştiniz. Şu anda hangi noktada?
     
    Açılan fasıl sayılarına bakarsanız 33 faslın 13'ücüsünü açmış durumdayız. Aslında biz 29 faslı açacak kadar da reform yaptık. Meclisten geçirdiğimiz kararlar ve yayınladığımız yönetmeliklerle... Türkiye AB yolunda çok önemli adımlar attı. Bundan elli yıl evvel kendi başbakanını idam eden bir ülke konumundayken bugün Avrupa Birliği standartlarında gıda güvenliğini, hava temizliğini, vergi standardını, sosyal politikaları uygulamaya başlayan bir ülke haline geldi. Bu sadece demokrasiyle alakalı bir durum değil. Bunları yaparken Avrupalıların hangi fasılları engellediklerine bakmıyoruz. Kendi ulusal programımızı uyguluyoruz, ulusal programımız 2013 yılının sonuna kadar Türkiye'nin AB ile uyumlu hale gelmesini sağlamak.
     
    Seçim bu süreci nasıl etkiler?
     
    Olumlu etkiler. Seçimden sonra Türkiye'deki istikrarın devamı AB süreciyle ilgili hem Avrupalıları biraz daha kamçılayacaktır hem de Türkiye'nin içinde güçlü bir irade olacaktır. Çünkü bakın en büyük reformlar 2001 ile 2005 yılları arasında yapıldı. Seçimsiz bir dönemdi ve iktidar muhalefet birlikte çok iş yaptık. 2011-2014 arası seçimsiz bir üç yıllık dönem olduğu için çok önemsiyorum. Orada da biz çok önemli reformları yaparız.
     
    Türkiye hangi anahtarı elinde tutuyor?
     
    Avrupa uzun vadede kendi sorunlarını Türkiye olmadan çözemez. Bugün Avrupa'nın en genç nüfuslu büyüyen ekonomisi biziz ve en güçlü ordusu bizde. Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarını en rahat biz sağlıyoruz. Çünkü Avrupa'nın ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde yetmişi bizde bulunuyor.
     
    Bir konuşmanızda "Avrupa Türkiye'den çekiniyor" ifadesini kullandınız. Neye dayanarak söylediniz bunu?
     
    Bunu Avrupalı bir bakan sohbet esnasında itiraf etti. Birçok yerde de hissediyorum. Türkiye üye olduğu gün bir çok AB kurucu üyesinin önüne geçecek. Nüfusu ve ekonomik gücü anlamında. Bu da kendi kurdukları konum içerisinde ikinci üçüncü konuma gelmelerine sebep olacak. Bu da onları tedirgin ediyor. Ama bizi tamamen de öteleyemiyorlar, onun için geciktirmeye çalışıyorlar. Bize "Türkiye Avrupa'ya hiç gelmesin" demiyor. Ama tam üye olmasını de istemiyor. Biz de buna karşı çıkıyoruz ve bu işin tam üyelikle olabileceğini söylüyoruz. Bizim bütün çalışmalarımız tam üyelik için. Ama asıl hedef vatandaşlarımızın yaşam standardını yükseltmek.
     
    Nihal Çarıkçı size yumurtalı protestoda bulunmuştu. O olay size siyasetin hangi yüzünü gösterdi?
     
    O kardeşimizi her şeye rağmen seviyorum. Ona da hiçbir şekilde kırgın veya kızgın değilim. Ama o genç dimağları kullanan, zehirleyen, hastalıklı, Türkiye'nin o karanlık günlere dönmesini arzu eden zihinlere kırgınım. Aslında mücadelem onlarla. Benim o yumurta sürecinde de tek bir beklentim vardı. O da bu kardeşimizin yaptığı şeyin yanlış olduğunu anlamasıydı. Sonuçta da anladı. Davanın düşmesi ve o kardeşimizin beraat etmesi ondan daha çok beni sevindirdi.
     
    Beraat etmesine sevinecektiniz de neden dava açtınız o zaman?
     
    Eğer ben o tepkiyi ortaya koymasaydım ve kanunların çiğnenmesi karşısında duyarsız kalsaydım, Türkiye kadın budu köfteye dönerdi. Her önüne gelen birbirine yumurta atmaya başlardı. Çok şükür artık o günler geride kaldı. Ben insanların protesto haklarına saygı duyarım. Ama başkalarına zarar vermeden de protesto yapılabilir.
     
    Gelip gösteri yapabilirler, pankart açabilirler, bildiri dağıtabilirler, basın toplantısı yapabilirler. Bunlara saygı duyarım. Daha evvel beni protesto edenlere de iki dakika Avrupa standartlarında hakkınız var dinliyorum sizi diyerek çok fırsat vermişimdir. Ama iki dakika sonra beni oraya dinlemek için gelen insanların haklarına girilmesine müsaade etmem.
    yenişafak
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Demirtaştan Akla Ziyan İddia!05 Ekim 2012 Cuma 08:37
  • Vekilin İsteği Başka!05 Ekim 2012 Cuma 08:36
  • Hüseyin Çelik: Panik yapmayın!04 Ekim 2012 Perşembe 20:18
  • Hüseyin Aygünden ilginç iddia04 Ekim 2012 Perşembe 20:07
  • MHPnin Neden Evet Dediği Belli Oldu04 Ekim 2012 Perşembe 14:46
  • Muharrem İnce Meclisi birbirine kattı04 Ekim 2012 Perşembe 14:44
  • CHPli heyetten ilk açıklama03 Ekim 2012 Çarşamba 22:45
  • Seçim teklifi komisyondan geçti03 Ekim 2012 Çarşamba 21:00
  • CHPden sağduyu çağrısı03 Ekim 2012 Çarşamba 20:55
  • BDPden ilk yorum Kaplandan03 Ekim 2012 Çarşamba 20:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim