• BIST 97.559
  • Altın 144,656
  • Dolar 3,5587
  • Euro 3,9715

    Yakın tarihin adli kara kutusu

    07.08.2011 13:45
    Yakın tarihin adli kara kutusu
    Son zamanlarda Aziz Yıldırım'ın avukatı olarak tanısak da pek çok önemli davada izi var.
    Yakın tarihin adli kara kutusu Yakın tarihin adli kara kutusu Yakın tarihin adli kara kutusu

    Televizyonlardaki tartışma programlarında son günlerde sıkça gördüğümüz hararetli tartışmaların odağındaki Faik Işık, Aziz Yıldırım’ın avukatı. Şike soruşturmasının yanı sıra, Süleyman Mercümek davası, kayıp Bosna paraları davası, Sivas olayları davası gibi kamuoyunda çokça tartışılan birçok önemli davanın da avukatlığını yaptı. Yakın tarihin bu adli kara kutusu çok önemli iddialar ortaya atıyor

    O dünyaya, doğuştan ‘olaylı’ gelenlerden...
    Doğumdan sonra hastanede neredeyse başka bir aileye veriliyordu.

    Bir devlet memurunun çocuğuydu. Babasının işi gereği değişen şehirlerde hep ‘öteki’ hissetti kendisini.

    Çocukken hayran olduğu ağabeyi dolayısıyla kendini ülkücü kabul ediyordu. Ortaokul sonrası Akıncılar grubunda buldu siyasal düşüncesini.
    Mezar taşlarındaki Osmanlıca yazıları okuma merakı, Nurcular’ın Yazıcılar koluyla tanışmasını sağladı. Tasavvufa ilgisi önemli tasavvuf önderleriyle tanışmasına yol açtı. İskenderpaşa Cemaati’nin sohbetlerini takip etti. Bu cemaatın üniversite temsilcilerinden biri oldu.
    Hukuk Fakültesi’nde okudu. Bir dönem Milli Gazete’de gazetecilik yaptı. Para kazanamayacağını anlayınca gazeteciliği bıraktı, yoluna hukukçu olarak devam etti.

    Müzik hayattaki en önemli tutkularından biri oldu. Bu tutkusu, çeşitli dans, müzik ve sanat toplulukları kurmasına sebep oldu. 

    İngilizce, Fransızca, Rusça ve Osmanlıca biliyor. 
    Refah Partisi döneminde Recep Tayyip Erdoğan’ın, İstanbul İl Başkanlığı döneminde Basın Halkla İlişkiler Başkanı Kadir Topbaş’ın yardımcısıydı.
    Yasin El-Kadı, Sadettin Tantan, Kazım Abanoz, Süleyman Mercümek, Milli Gazete, Kanal 7 gibi kişi ve kurumların yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan’ın da avukatlığını üstlendi.
    Şimdi Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın avukatı...

    BİR DEĞİŞTİREBİLSELER ALTI KIZ KARDEŞİN İÇİNDE AĞA ÇOCUĞU OLACAKTIM

    Yozgat’ta, 1963 yılı kasım ayının soğuk bir günü. Yıldız Işık, üçüncü çocuğunu dünyaya getirmek üzere Yozgat Devlet Hastanesi’ne gider. Aynı anda doğum için bir başka kadın daha gelmiştir. Daha önce altı kız çocuk doğurmuş, Yozgatlı bir toprak ağasının eşi. Kadın yedinci çocuğunun erkek olması için Tanrı’ya yalvarırken, sabırsızlıkla doğumu bekleyen kocası da, çocuğun oğlan olması halinde hemşire ve doktorları hediyeye boğacağını söylemektedir.

    İki doğum yakın aralarla gerçekleşir. Yıldız Hanım’a, doğumu gerçekleştiğinde doktor ve hemşireler bir oğlu olduğunu söyler. Ancak odasında kendine geldiğinde yanında bir kız çocuk bulur. Bu duruma şaşırır ve erkek evladı olduğunun söylendiğini çevresindekilere anlatır. Zaten, yanındaki bebeğin teni de esmerdir. Halbuki ne kendisi ne de eşi esmer tenlidir. Gerçek kısa süre sonra anlaşılır; hemşirelerden biri, ağanın eşinin isteğine boyun eğmiş, bebekleri değiştirmiştir.

    Şimdilerde, Aziz Yıldırım’ın savunmasını üstlenen Faik Işık, böylece doğuştan vukuatlı dünyaya gözlerini açar. “Beni değiştirebilselerdi, altı kız kardeşin içinde rahat bir ağa çocuğu olacaktım. Hep memur çocuğu olmanın zorluğunu yaşıyorum deyip kızdırırdım annemi” diyor.

    AKINCILAR’DAN NURCULAR’A ORADAN TASAVVUFA

    İlk gençlik yıllarında, kendisini abisinin etkisiyle ülkücülere yakın hisseder. Erzurum’da, sonradan Refah Partisi Erzurum milletvekili seçilen dayısı Şinasi Yavuz’un dükkanında; Lütfi Doğan, Recai Kutan ve Korkut Özal gibi önemli politik şahsiyetlerle tanışır. Babasının atandığı Kayseri’de henüz lise çağlarında, kendini Akıncılar’ın arasında bulur. Mezar taşlarını ve tarihi binaların üzerindeki Osmanlı’ca yazıları okuma merakı bir anda Nurcular’ın Yazıcılar koluyla tanışmasına sebep olur. Uzun bir zaman aralarında kalır. Hacı Hasan Efendi’den, Adıyaman Menzil’deki Muhammed Raşit Erol’a, Kayseri’deki Necmettin Nursaçan’a kadar birçok cemaat liderinin sohbetine katılır. “Bu yıllarda, Erbakan Hoca’nın ‘Kadayıfın altı kızardı’ gibi sloganları yüzünden, evde de çok sopa yediğimden, Hoca’ya hep mesafeli kaldım” diyor.

    DERS KİTABINDAN ÇOK SOL YAYINLARI OKUDUM

    12 Eylül öncesinin siyasi sürecinde yaşanan ideolojik kamplaşmaların, kendi üzerindeki etkilerini şöyle anlatıyor: “Bütün sol dergileri okurdum. Bir Akıncı olarak fikri tartışmasında solcuları alt edebilmek için, ders kitaplarından ziyade onların konuştuğu konuları bilmek zorundaydım. Tıp öğrencisi ağabeyimin biyoloji, fizik kitaplarını bile okumalıydım. Çünkü evrenin oluşumundan ilk canlıların varoluşuna; üretim araçlarının mülkiyetinden artı değerin paylaşımına; alt üst yapı kurumlarından diyalektiğe kadar sınavlarda sorulmayacak bir sürü konuyu konuşuyorlardı. Bu yüzden ayrıca astronomi ve felsefe derslerini de seçtim.”

    DARBECİLER PEŞİNEN ZAYIF NOT VERDİ

    Hep takdirnameyle sınıf geçen Faik Işık, hayatının ilk zayıfını lise son sınıfta aldı. 12 Eylül sonrası askeri yönetim henüz iktidarı ele almıştır. Milli güvenlik dersinin yazılı sınav sonuçları açıklandığında tüm okulda zayıf not alan üç öğrenciden biridir. Zayıf alan bu üç öğrenci; solcuların lideri, ülkücülerin lideri ile beraber Akıncıların lideri Faik Işık’tır. “Darbeciler iktidara gelir gelmez bize zayıf not verdi” sözleriyle anlatıyor bu anısını.

    Kendi siyasal düşüncesindeki arkadaşlarının 12 Eylül’de cezaevine girmiş olması, Faik Işık’ı hukuk fakültesi okumaya iter. 1981-1982 öğretim döneminde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisidir. Bir dönem Atatürk Öğrenci Sitesi’nde (AÖS) kalır.

    AZİZ YILDIRIM’LA NASIL TANIŞTI

    Avukat Faik Işık’ın son müvekkili Aziz Yıldırım ile tanışıklığı 12 yıl öncesine gidiyor. Dönemin Siirt Jet-Palı futbolcuları Alpay, Sergen ve Oktay ile ilgili transfer pazarlığı sürerken tanışırlar. Hatta o dönem Maliye’nin Siirt Jet-Pa’ya haciz koyması üzerine Fenerbahçe’nin bu futbolcuları daha ucuza transfer etme girişimi sırasında Aziz Yıldırım ile sert şekilde tartışırlar. Yıllar sonra ise Aziz Yıldırım, Ankara’da Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakkında, ‘Askeri suçları açığa vermek’ iddiasıyla açılan davada Faik Işık’ın avukatlığını yapmasını ister. Son şike soruşturmasından bir ay önce bu davanın ilk duruşmasına, Aziz Yıldırım’ın vekili sıfatıyla giren isim Faik Işık’tır. Şike soruşturmasına kadar Beşiktaş’ı tutan Faik Işık bu soruşturmadan sonra sıkı Fenerbahçeli olmuş durumda. Ofisinde bile zaman zaman hem kendisi hem de çaycısı, Aziz Yıldırım’ın fotoğrafı basılı tişörtle dolaşıyor. Bunu da davaya konsantrasyonunu canlı tutmak için yaptığını söylüyor.

    ÇOCUKLUK ARKADAŞIMI ERGENEKON SANIĞI YAPTILAR

    Ergenekon sanıklarından avukat Kemal Kerinçsiz’in, ‘Hakkı’cım’ diye hitap ettiği Şişli Adliyesi hakimlerinden Hakkı Yalçınkaya çocukluk arkadaşım. Kendisi hukuk fakültesindeyken babası bir mera davası yüzünden yargılanıyordu ve tutuklanmıştı. Bunun üzerine Hakkı, mahkemeye ‘adalet istiyorum’ diye başlayan bir mektup göndermiş. Henüz 1’inci sınıf öğrencisiydi. Bu mektup üzerine tutuklandı. Ancak 2’nci sınıf başlarken okula gelebildi. Bacaklarının her tarafında koca koca yaralar vardı. Devlet şefkatinin izleriydi bunlar. Hakkı okulu dereceyle bitirdi, çok başarılı bir hâkim oldu. Her gün Sabah namazına kalkan bir arkadaşımdı. Şimdi her fırsatta suçlanıyor. Sayın Erdoğan’ın siyasi yasağının kalkması gerektiği lehinde oy kullanmış bir hukukçudur. Komediye bakın ki, bazıları ısrarla ona Ergenekoncu diyor. Gülmek mi lazım, ağlamak mı?

    KEMAL KERİNÇSİZ SOSYAL DEMOKRATTI

    “Okul ve yurt yıllarımda son sınıfta okuyan Kemal Kerinçsiz’e, aynı siyasi görüşleri paylaşmasak da hukuk bilgisi, nezaketi ve centilmenliğiyle hayranlık duyardıkı. Çok kibar bir sosyal demokrattı. İçinden çıkamadığımız konularda, Kemal Abi’ye danışırdık. Aynı Kemal Abi’yi, seneler sonra Hrant Dink ve Orhan Pamuk davalarında aşırı derecede sinirli, karşı tarafa taarruz ederken gördüm. Üstelik karşısındaki avukatlardan biri de, benim baro mücadelesinde beraber olduğum Yücel Sayman’dı.”

    İSKENDERPAŞA CEMAATİ’NDEN REFAH PARTİSİ’NE

    Üniversitede İskenderpaşa Cemaati’nin hem sözcüsü hem temsilcisi durumundaki Faik Işık, bir süre sonra üniversiteli gençlerle Refah Partisi arasında köprü durumuna gelir. O yıllarda Refah Partisi’nin İl Başkanlığı’na da o güne seçilmişler arasında en genci olan Recep Tayyip Erdoğan getirilmiştir. O yılları şöyle özetliyor: “Üniversitelerin temsilcisi konumundaydım. İskenderpaşa cemaati o zaman Ankara ve Konya’da da çok güçlüydü. Bu topluluğun Ankara kolunda Hasan Hüseyin Ceylan, Zahit Akman ve Zekeriya Karaman gibi çok gayretli ve samimi insanlar da vardı. İstanbul ayağında da ben vardım.”

    PADİŞAHTAN UZAK DURUN

    Refah Partisi’nin İstanbul İl Yönetim kadrosunda da yer aldı. Kadir Topbaş’ın İstanbul İl Yönetimi’nin Halkla İlişkiler Başkanlığı’nı yaptığı dönemde yardımcısıydı. O dönem il yönetim kadrosundakilerin yüzde 80’i Faik Işık’ın deyimiyle bugün siyasetin içinde ya milletvekili, ya bakan ya da belediye başkanı. Siyasetten uzak duruşunu ise şöyle açıklıyor: “O il yönetiminde ne milletvekilliği, ne belediye başkanlığı, ne de kamudan ihale isteyen tek kişi Faik Işık’tır. Mensubu olduğum Hanefi mezhebinin imamı İmam Hanefi der ki, ‘Padişahlardan uzak durun.’ Bu aynı zamanda bir tasavvuf ilkesi. Ben de bu söze sadık kaldım.”

    DAVALAR KISMI

    YASİN EL-KADI DOLANDIRILDI


    Faik Işık’ın meslek hayatı ise ilk olarak bugün Ak Parti İstanbul Milletvekili olan ve dört dönem İstanbul Bağcılar Belediye Başkanlığı yapmış Feyzullah Kıyıklık’nın ofisinde şekillenir. Tam da o yıllarda Yasın El-Kadı Türkiye’dedir. Milli Gazete yazarlarından M. Fatih Saraç, Faik Işık ile Yasin El-Kadı’yı buluşturur ve Türkiye’deki yatırım planlarını anlatır.

    Yasin El-Kadı bir süre sonra Saraç ve iki Suudi Arabistanlı yatırımcıyla Türkiye’ye gelir. Çizgi film üretmek, sanat atölyeleri kurmak istediklerini söylerler. Işık, hükümetten yatırım izinlerini alır ve şirketleri kurar. Ella Film ve Prodüksiyon isimli şirket, ‘İstanbul’un Fethi’ ve ‘Çanakkale Zaferi’ gibi çizgi filmler üretir. Caravan (Kervan) ismiyle kurulan gıda şirketiyse daha sonra BİM marketlerine dönüşür. “BİM’in avukatlığını yapacaktım. Ancak diğer kurucu ortak Cüneyt Zapsu’nun talebiyle her dönem iktidara yakın ilişkiler kurma ustası Aydın Coşar üstlendi avukatlığı.”

    O döneme ait Faik Işık’ın anlattığı çarpıcı bir ayrıntıysa Yasin El-Kadı’nın BİM kuruluşu sırada Türk ortaklarından yediği bir darbeyle ilgili: “BİM’in kurucu ortağı meşhur Türk’ün şirketinin, Araplar’a ucuza bulduğumuz kiralık mağazaları kabul etmeyip bizim ayrılmamızdan sonra aynı yerleri daha yüksek kiralarla BİM’e kiralamıştı.”

    “Necati Ceylan, Şerafettin Petek, Hüsnü Tuna, Muharrem Balcı gibi ‘İslamcı’ denilen, ‘ağabey’ konumundaki avukatlar Sivas davasında benim gibi meslek hayatlarının başlangıcındaki pek çok avukatı, bir mesleki ve imani zorunlulukmuş gibi ikna ederek hiç tanımadığımız bazı sanıkların vekalanetmelerini çıkarttılar. Benim gibi pek çok genç avukatın sadece birkaç celsede gördüğü oydu ki; Sivas’taki o dehşet verici olayların aydınlatılması ve gerçekte kimler tarafından yapıldığının ortaya çıkartılması söz konusu değildi. Bunun yerine, o zaman davaya bakan Ankara DGM’de sağcılık-solculuk, alevilik-sünnilik, laiklik-gericilik gibi ideolojik tartışmaların tiyatrosu yapılmaktaydı. Biz davaya bir çeşit figüranlar gibi yerleştirildiğimizi fark ettik.”

    MERCÜMEK DAVASINI SEÇİM SONRASINA ERTELETTİ

    İstanbul Fatih Savcılığı 21 Mayıs 1994’te Süleyman Mercümek’in hesaplarına el koyarak tüm bankalardan hesap kayıtlarını istedi. Kayıtlar incelendiğinde, Mercümek’in çeşitli bankalarda 14 ayrı döviz hesabı bulunduğu ve o zamanki değerle 16 trilyon 548 milyar 500 milyon lirayı kontrol ettiği ortaya çıktı. Bu meblağın Bosna için toplanan için ancak yerine hiç ulaştırılmayan paralar olduğu iddia edildi. Faik Işık anlatıyor: “1995 genel seçimi öncesindeyiz. Bosna’da savaş devam ediyor. O zaman Avrupa’daki İHH adlı yardım kuruluşu aracılığıyla yardımlar toplanıyor. Refah Partisi olarak topladığımız paraları Erbakan Hoca’ın muteber kabul ettiği kişilere veriyoruz. Yardımların bir kısmı da elden gidiyor. Süleyman Mercümek hakkında Fatih Asliye Ceza Mahkemesi’nde yardım toplamadaki usulsüzlüklerle ilgili dava açılmış. Avukatı da o dönem Fuat Sağıroğlu’ydu. Bana bir gün gelerek, ‘Davanın son duruşması seçimlerin arefesine denk geliyor. Mahkûmiyet kararı vereceklerini duydum. Seçimlerden önce kara çıkarsa kötü olur. Erteletebilir misin davayı?’ dedi. Hakime ‘sanık Mercümek’in avukatı vekaletini bıraktı. Dosya hakkında bilgim yok. Dosyanın ertelenmesini istiyorum’ dedim. Hakim söylediklerime inanmamıştı. Ancak talebim de hukukiydi. Süre verdi ve mahkemeyi erteledi. Mercümek davası seçim sonrasına kaldı.”
    Seçimler bitmiş, dava ertelenmişti. Seçimlerden sonra ertelenen duruşma olmuş ve Süleyman Mercümek’e mahkûmiyet kararı çıkmıştı.

    ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞTÜ

    “Bu işle ilgili yurtdışında da başkaca şahıslar vardı. Bunların da ifadesi alınmalıydı. Ayrıca o savaş ortamında yardımların resmi yollarla intikal ettirilmesi mümkün değildi. Elden ulaştırılan yardımlarla ilgili Bosnalı komutanların kendilerine ne kadar yardım yapıldığının belgelenmesi gerekiyordu. Yüksek yargı mecburen mahkûmiyeti bozdu. Çünkü eksik soruşturma olmuştu. Dosya mahkemesine iade oldu. Senelerce yurt dışında bu paraların verildiği iddia edilen Bosnalı komutanlar senelerce yurt dışında arandı. Sonunda da dosya zaman aşımından düştü.”

    BOSNA PARALARI REPOYA GİTTİ

    “Dosyayı çalışırken şunlara şahit oldum: Bizim arkadaşların Bosna’ya yardım diye topladığı paraların rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın emriyle Körfez ülkelerinde repoya yatırıldığını, daha sonra bir kısmının Erbakan’ın uygun gördüğü yerlere harcandığını, aslında Erbakan’ın Marmara Bank, Exim Bank, TYT Bank gibi bazı batmış bankalarda parasının bulunduğunu, bu bankaların batması nedeniyle tahsilat problemi çektiğini şaşkınlıkla gördüm. Erbakan Hoca’nın yakınında bu işleri yöneten birkaç kişiye niçin repo yapıldığını, bunun haram olup olmadığını sorduğumda yanıt şu oldu: ‘Hocamız, Türkiye’deki cihat kazanılmadan başkalarına yardım edilmez’ diyor. Onun için yardımların bir kısmı da burada harcandı’ cevabını aldım. Bana kısaca ‘Savunmanı yap, bu işleri sorgulama” ültimatomunu verdiler.”

    BEŞİR DARÇIN OLAYI

    Refah Partisi’nin gizli kasası olduğu iddia edilen Beşir Darçın’ın da kısa bir süre avukatlığını yaptı Faik Işık. Tansu Çiller’in başbakanlık döneminde, İnter Star adlı TV kanalında Kadir Çelik’in sunduğu Objektif programına katılan Beşir Darçın, çıkışta mali polis tarafından gözaltına alınacaktı. Milli Gazete’den Ekrem Kızıltaş’ın ricası üzerine Faik Işık müdahil oldu. Ancak, müvekkiliyle görüşme talebi reddedildi. Bir de üstüne ağır hakaretler işitti. Önce dönemin İstanbul Barosu Başkanı Turgut Kazan’ı aradı. Sonra da SHP’li İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Azimet Köylüoğlu’na ulaşmaya çalıştı. İkisinden de minnettarlıkla bahsediyor: “İkisi de sol görüşlü bu kişiler, tamamen insani ve hukuki gerekçelerle, polisteki hukuksuzluğun karşısında durdu. Bakan Azimetoğlu’nun devreye girmesiyle Refah Partisi’nin kasası Beşir Darçın ile emniyette görüşebildim.”

    ORKESTRASI VE DANS TOPLULUĞU OLAN MÜZİĞE AŞIK BİR AVUKAT

    Konservatuvar öğrencilerinin oluşturduğu, İstanbul’da eski Ali Sami Yen Stadı’nın kapanışında ve Türk Telekom Arena Stadı’nın açılışında gösteriler yapan müzik ve dans grubu MİR Sanat Topluluğu’nun kurucusu Faik Işık’ın hayatta vazgeçmediklerinin başında müzik geliyor. Gençlik yıllarında Arif Sağ’dan bağlama dersleri alan Işık, Timur Selçuk’un Çağdaş Müzik Merkezi kurslarında da solfej eğitimi görmüş. Hayatının her anında müziği yaşayan Işık, “Müzik bir anlatım dili. Düşünceleri, insanları anlatan başka bir dil. Müziğin harfleri, kelimeleri evrensel. Dünyada her millet ayrı bir dil kullanıyor. Müzik harf, kelimeleri ve anlamları ortak dünyadaki tek evrensel dil. O yüzden müziği anlamak istedim. Bu yüzden de öğrenmeye çalıştım” diyor.

    HİKMETYAR FOTOĞRAFINI PARTİDEN BİRİ SIZDIRMIŞTIR

    Bu planlara bir örnek olarak da Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlik yıllarında, Afgan lider Gulbettin Hikmetyar’ın dizinin dibinde çektirdiği fotoğrafı veriyor Faik Işık, “Hikmetyar 1980’li yıllarda Süleyman Demirel’in davetiyle meşru birisi olarak Türkiye’ye gelmişti. O fotoğraf da o yıllarda çekilmişti. Bu fotoğrafın Erdoğan’ı yıpratmak için Saadet Partisi’nin içinden ve hatta o gün Hikmetyar’ın elini öpen bir kişi tarafından basına sızdırıldığını düşünüyorum” diyor.

    BAŞBAKAN AZLETTİ

    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatlığını yaptığı için yaklaşık 10 yıldır gündeme gelmek istemediğini söyleyen Faik Işık, “Aziz Yıldırım’ın avukatı olmam ikisine de zarar verecekti. Tayyip Bey’i arayarak beni avukatlığından azletmesinin uygun olacağını söyledim. Sağolsunlar beni kırmadılar. Azilname gönderdiler” dedi.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim