• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490

    Silahlar sussun demek vebaldir

    01.03.2011 07:26
    Silahlar sussun demek vebaldir
    Barış ve Demokrasi Partisi Eşbaşkanı Gültan Kışanak, BDP Diyarbakır İl Başkanlığı’ndaki Vedat Aydın Salonu’nda gazetemizin sorularını cevapladı.
    Silahlar sussun demek vebaldir Silahlar sussun demek vebaldir Silahlar sussun demek vebaldir

    Barış ve Demokrasi Partisi Eşbaşkanı Gültan Kışanak, BDP Diyarbakır İl Başkanlığı"ndaki Vedat Aydın Salonu"nda gazetemizin sorularını cevapladı.

    Demokratik Toplum Kongresi"ne katılan ve “PKK"ya silahlarınızı susturmaya devam edin” çağrısı yapamayan BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, “Bu süreçte PKK"dan silahlarını susturmaya devam etmesini istemek vebal olur. Ben de bu vebale ortak olamam” dedi.

    SORULARIMIZI CEVAPLADI

    Gültan Kışanak, BDP Diyarbakır İl Başkanlığı"ndaki Vedat Aydın Salonu"nda sorularımızı cevapladı. “CHP taklitçi bir parti” diyen Kışanak, CHP"nin Kürt açılımı konusundaki arayışlarını da hikâye olarak niteledi.

    Örgütüm yok dedi ama!..

    BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, röportaj sırasında, “Benim silahlı örgütüm yok” dese de PKK"yı masum göstererek, “1 Mart”ta sona erecek eylemsizlik sürecini destekleyen açıklamalarda bulundu.

    Bazı siyasetçiler rüzgârgülü gibi eylem ve söylemlerini esen yele göre değiştirirler. Bu durum BDP"liler için daha tuhaf bir hal arz ediyor. Zira onlardan bazıları İmralı ve Kandil"den esen rüzgâra göre yön değiştirirler. Örneğin dün silahlar sussun derken bugün tam aksi görüşleri dile getirebiliyorlar. Gültan Kışanak da ne yazık ki bunlardan biri olduğunu gösterdi. Diyarbakır"da görüştüğümüz Kışanak, Kürt meselesinin çözümünde gelinen noktada hiçbir adım atılmadığını, çatışmaların tekrar başlamasına tek sorumluluğun hükümette olduğunu ileri sürerken PKK"yı adeta masum gösteren cümleler kurdu. Kışanak ile yaptığımız söyleşiden bazı bölümler.

    > DTK toplantısında dile getirilen; “Kürt çözümünde hiçbir şey yapılmadı. Örgüte silahları susturun diyecek yüzümüz yok. Çatışmaların tek sorumlusu hükümettir" gibi mesajlar çok sert olmadı mı? Gerçekten gelişmeleri böyle mi okuyorsunuz?

    Bu sorun, çözüm konusunda daha hızlı yol almamız gereken bir aşamaya geldi. Sonuçta bir tıkanıklık vardı.

    Yeniden çatışma ve istemediğimiz kaos süreci gelişebilirdi. Bunu engellemek adına toplumun tüm dinamikleri bir araya gelip çağrılar yaptı. Bunun neticesinde silahların tek taraflı da olsa susmasını sağlamış olduk. Ama bu yedi ay içerisinde, bu süreci kalıcı kılmaya dönük hiçbir şey gerçekten yapılmadı. Toplum şuna rıza gösterdi: Eğer çözüm olacak ve akan kan duracaksa Öcalan ile görüşülebilir... Devletin kurumları bu konuda bir mutabakat içerisinde oldular. Şayet mutabakat olmasaydı hiçbir kurum tek başına görüşmeler yapabileceğini düşünmüyorum.

    Madem böyle bir devlet aklı oluştu. O zaman adım atılmalıydı. PKK bu konuda büyük bir opsiyon tanıdı.

    > PKK ateşkesin seçim sonuna kadar olacağını ilan etmişti. Ama Öcalan, “Mart başında çekilebilirim” deyince hepinizin fikri değişti. Bu tuhaf değil mi?

    Biz başında bunu söylerken şartlı konuştuk. Hep şunu dedik; geçmiş ateşkeslere benzemesin. Bu ülkenin eski genelkurmay başkanı bile 2004 yılındaki ateşkes sürecinin iyi değerlendirilmediği özeleştirisini vermek zorunda kalmıştır.

    CENAZE GELİNCE SORUN ÇÖZÜLÜR MÜ?

    > DTK kongresinde verilen mesaj, “bugüne kadar silahları susturdunuz bir şey olmadı. Şimdi silahlarınız konuşsun” anlamı taşımıyor mu?

    Adım atılmadan kalıcı barışa gitmemiz mümkün değil. Bunu hissettirmek lazım. Çözüm için Öcalan ile görüşmek konusunda bile bir devlet aklı oluştuysa artık bu yolda adımların atılması gerekiyor. Ama küçük adımlar bile atılmadı. Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmadı. Bunun siyasi bir riski bile yoktu. Türkiye"deki herkes, "geçmişimizle ve yaşadıklarımızla yüzleşmemiz gerekiyor" diyor. Bunu, Kürtler, ulusalcılar, solcular, milliyetçiler kısacası herkes söylüyor. Niye adım atılmıyor?

    > ”30 yıldır devam eden silahlı çatışmaların netice vermediğini, silahların miadını doldurduğunu” söylemiyor muyuz? 7 ay boyunca cenazelerin gelmemesi bile başlı başına önemli değil mi? Silahlar konuşunca, cenazeler gelince sorun çözülecek mi?

    Hiç böyle düşünmüyoruz. Tam tersine en başından beri şunu net söyledik. Konuştuklarımızın karşılıklı duyulmasını istiyorsak ki, yol almak için en önemli şey ve diyalog bu demektir. O zaman silahların susması lazım. Bunun için çağrı yaptık. Bir taraf çağrıya olumlu cevap verdi. Silahlarını susturdu ama devlet susturmadı. Operasyonlarına devam etti.

    > Yedi aylık süre zarfında kaç operasyon yapıldı?

    Operasyonlar konusunda biliyorsunuz yeni hazırlıklar var. Sınır bölgelerine yerleştirilecek birlikler konusunda çalışmalar yürütülüyor. Sürekli sevkiyatlar yapılıyor.

    > Profesyonel sınır birliklerinin kurulmasına niye karşı çıkıyorsunuz? Vatandaşın gencecik acemi asker çocukları niye ölsün?

    Vatandaşın acemi er çocuğu buraya gelmesin. Biz barışı silahla temin edemeyiz. Gelin bu sorunu çözelim. Bu konuda şunu ifade edeyim. Süreci ilerletmek zorundayız. Hükümet en kolay ve güven geliştirici adım atmaktan bile imtina ederse, bu bizim isteğimiz, temennimiz dışında başka şeylere yol açar.

    > Bu toplantıya 800 delege katıldı. Bunların hepsi siyasetçi. Ama meselenin çözümü için İmralı ve Kandil"i adres gösterdiniz. O zaman devlet sizi niçin muhatap alsın?

    Bu sorunuzla olayı geriye götürüyorsunuz. Devlet aklı bile "Öcalan ile görüşerek bu sorunu çözebilirim" deme noktasına gelmişken ve yaklaşık bir yıldır hiç kimsenin inkâr etmediği görüşme varsa siz bu soruyu sorarak bu işi geriye götürmeye çalışıyorsunuz. Peki hükümet yedi ayda ne yaptı? Anadilde savunma yapma hususunda kriz oluşturdu. Herkes KCK davasında hiç olmazsa seçilmişler serbest bırakılsın dedi. Ama ortada hiçbir şey yok. Bizler bunun önünü açmak için ha bire politika üretiyoruz. Demokratik özerklik, anadil diyoruz; gelin konuşalım diyoruz, kaçıyorlar. Peki ne ile çözeceğiz bu işi?

    DİRENMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    > Kuzey Afrika"daki halk hareketlerini mi model alacaksınız?

    Başbakan Kuzey Afrika ve Orta Doğu"daki direnişlere saygı gösteriyorsa, benim direnişime de saygı gösterecektir.

    Dünyanın hiçbir yerinde bir şey diğerinin tekrarı olamaz. Her ülkenin kendi şartları vardır. Her ülke kendi direnme modellerini kendisi bulur. Biri diğerinin taklidi olamaz.

    > Sizin modeliniz nasıl olacak?

    Kürt halkının demokratik hak ve talepleri kabul edilmediği müddetçe, bu halk direnecektir. Elindeki tüm imkânlarla her türlü yol yöntemler direnecektir.

    > Silah da bir yol ve yöntem mi?

    Benim elimde silah mı var? Benim arkamda silahlı bir örgüt mü var? Ben böyle bir şeye karar verebilir ve bunun yolunu çizebilir miyim? Bu sorunun muhatabı ben değilim. Bunu gidin PKK ve KCK"ya sorun.

    > Siz silahlı mücadelenin yanlış olduğuna ilişkin soru soran herkesi AK Parti"li mi görüyorsunuz?

    Bu sorunuz yanlış. Ben de gazetecilik yapmış bir kişiyim. Ben böyle bir soruyla karşılaşmak istemezdim.

    > 30 yıldır devam eden bir silahlı çatışma döneminde sorun çözülmedi. Yeniden silahların konuşması meseleyi çözer mi?

    Silahların çözüm getirmediğini ben niye söyleyeyim. Yeter artık silahlarınızı susturun dememi niye benden bekliyorsunuz?

    > Sorunu çözmenin tek bir yöntemi ve yolu olduğunu bunun da barıştan geçtiğini söyleyebilirsiniz?

    Biz bunun için bu tür toplantıları gerçekleştiriyoruz.

    > Ama toplantınızda silahların susması yönünde bir karar çıkmadı. Örgüte bir çağrı da yapılmadı?

    Silahların susması çağrısında biz niye bulunalım. Vebal altında kalıyoruz. Bize ne! Burada bir tasfiye planı var. Niye bunun ortağı olalım.

    SİLAH BIRAKIN DEMEYİZ

    > Silahların susmasını istemek, kanın durmasını talep etmek bir vebal midir?

    Silahlı mücadeleye engel olmak için yaptığım çağrıyı birisi bir yerleri bastırmak, sindirmek, tasfiye etmek için kullanıyorsa bu vebaldir. Tasfiyeyi inanarak yapıyorlar. Zamanında da yaptılar. Biz de şunu gördük ki, AK Parti açılım politikasında bir çözüm değil, tasfiye programı çıkarmaya çalışıyor. Biz de bundan dolayı örgüte silahları bırakın demeyiz.

    > Ama daha önce silahların susması çağrısında bulundunuz.

    Bulunduk tabiî ki. Ama devlet buna olumlu yaklaşmadı.

    > Türkiye"de herkes artık bir barış istiyor. Bunun içinde toplumun farklı kesimlerinde çatışma ortamının tekrar başlamama talepleri dillendiriliyor.

    Medya üzerinden bize gelen toplumsal baskının yüzde 10"nu AK Parti"ye yönelseydi şimdiye kadar bu sorun çözülürdü. Yedi aydır devam eden tek taraflı bir ateşkes süreci var. Bu yedi ay içinde meseleyi çözmek için ne yaptınız diye niye sorulmuyor.

    > Açılım politikaları çerçevesinde hiçbir şey yapılmadı diyorsunuz. Peki, 10 yıl önce bölgedeki hiçbir insan rahatlıkla çarşıda pazarda gezemez, arama noktalarından bunalırdı. Şimdi böyle mi? Bu bile bir şey değil mi?

    Bunu kimin sağladığı önemlidir. Bunları hükümet yapmadı. Bu hükümete hep şunu söylüyorum: Eğer böyle devam ederseniz sonunuz Demirel hükümeti gibi olacak. Demirel de ilk başlarda "Kürt realitesini tanıyorum" dedi ama iki yıl sonra topyekûn savaşa teslim oldu.

    CHP"YE ÇATTI: TAKLİTÇİLER, AÇILIM HİKÂYE

    > Yani ülkedeki tüm olumlu gelişme ve meselenin çözümü PKK sayesinde mi oluyor?

    Kesinlikle PKK çatışmaları başlatmış olsaydı AK Parti"nin yapacağı tek şey yasal olmayan yapılarla iş birliği yapmak olacaktı.

    > Çatışmalar şimdi başlayacak. Peki bu durum kime yarayacak. Size mi, CHP"ye mi, MHP"ye mi?

    Halkımıza yaramayacağını biliyoruz. Ama bunun karşılığı teslim olmak değil. Zarar görmemek için teslim olmayı hiçbir onurlu halk kabul etmez.

    > CHP"nin Kürt açılımı çerçevesinde Van"da düzenlediği toplantıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Hikâye. Tam anlamıyla AK Parti"yi taklit ediyor. AK Parti sekiz yıldır orada burada toplantılar yaparak kendince mesaj veriyor. CHP bunu gördü ve iyi bir şey zannetti. Bunun üzerine "ben de bir şey yapayım" diyerek seçime yatırım yapmaya başladı. Oy toplama hesabından başka hiçbir niyeti ve amacı yoktur.

    PKK"DAN TEHDİT...

    Terör örgütü seçim sürecini sabote kararI aldı

    PKK bugüne kadar 8 defa eylemsizlik kararı aldı her defasında da bozdu. Bu tavrından dolayı sık sık eleştirilere konu edilen PKK, yapılan değerlendirmeleri haklı çıkaran bir karara daha imza attı. Yaklaşık yedi aylık süre zarfından geniş çaplı bir tek operasyon bile yapılmamışken örgüt, sudan sebepler bahane ederek tek taraflı ilan ettiği eylemsizlik kararına son verdiğini duyurdu. Dün örgüte yakın internet sitesinde yer alan haberlere göre KCK Yürütme Konseyi Başkanlığının eylemsizlik sürecini bitirdiği belirtildi. Bu sürecin AK Parti hükümetinin izlediği inkâr-imha politikaları sebebiyle geçerliliğini kaybettiği iddia edildi. Örgütün eylemsizlik kararının, kış şartlarından dolayı alındığı da şu cümlelerle itiraf edildi: “Mevsim şartları sebebiyle çatışmalarda bir azalma olduysa da Kürt siyasetine karşı operasyonlar artarak sürdürülmüştür.”

    türkiye

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • Demirtaştan Akla Ziyan İddia!05 Ekim 2012 Cuma 08:37
  • Vekilin İsteği Başka!05 Ekim 2012 Cuma 08:36
  • Hüseyin Çelik: Panik yapmayın!04 Ekim 2012 Perşembe 20:18
  • Hüseyin Aygünden ilginç iddia04 Ekim 2012 Perşembe 20:07
  • MHPnin Neden Evet Dediği Belli Oldu04 Ekim 2012 Perşembe 14:46
  • Muharrem İnce Meclisi birbirine kattı04 Ekim 2012 Perşembe 14:44
  • CHPli heyetten ilk açıklama03 Ekim 2012 Çarşamba 22:45
  • Seçim teklifi komisyondan geçti03 Ekim 2012 Çarşamba 21:00
  • CHPden sağduyu çağrısı03 Ekim 2012 Çarşamba 20:55
  • BDPden ilk yorum Kaplandan03 Ekim 2012 Çarşamba 20:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim