• BIST 75.727
  • Altın 129,878
  • Dolar 3,4745
  • Euro 3,6641

    Sanki Fethullah Gülen reklamı

    19.11.2010 17:29
    Sanki Fethullah Gülen reklamı
    Kırmızıgül'ün New York'ta Beş Minare filmi Gülen'i aklama girişimi olması ile oldukça ilgi çekiyor.
    Sanki Fethullah Gülen reklamı Sanki Fethullah Gülen reklamı Sanki Fethullah Gülen reklamı

    Mahsun Kırmızıgül'ün New York'ta Beş Minare isimli filmi Hollywoodvari aksiyon sahneleri ve Fethullah Gülen'i aklama girişimi olması ile oldukça ilgi çekiyor.

    Büyük bir tanıtım-reklam kampanyasının ardından gösterime giren ve geride kalan 2 haftalık sürede yaklaşık 2 milyon kişi tarafından izlendiği açıklanan New York'ta Beş Minare filmi, özellikle İslamcı kesimde "Artık bizim de sinemamız var" mutluluğu yaratmış görünüyor. Ancak filmin içeriği ve film hakkında yazılanlar mutluluğun "Yaşasın, artık kendimizi Hollywoodvari biçimde anlatabiliyoruz" anlamında olduğunu gösteriyor.

    Film, Fethullah Gülen benzeri bir kişiyi ve Gülen cemaatini akla getiren bir oluşumu anlatması ile de islamcı kesimi heyecanlandırırken, güncel bir çok konuya da bütünlükten kopuk olarak göndermelerde bulunuyor. Töre cinayetlerinden İslami terör örgütlerine, 11 Eylül saldırısından faili meçhul cinayetlere, Bitlis'ten New York'a uzanan film, Gülen cemaatini aklama girişimi olduğunu gizlemiyor.

    Mahsun'un filmini eleştirmek 'Beyaz Türklük' mü?
    Film hakkında yazılan bazı yazılarda "şimdi Beyaz Türkler filmi eleştirmeye başlayacaklardır. Onlara göre bir türkücü ve halkın arasından gelen bir kişi film çekemez" benzeri cümleler dikkat çekiyor. Ancak bilindiği gibi film, Mahsun Kırmızıgül'ün kendisine ait olan Boyut Film tarafından 11 milyon dolarlık bir maliyetle çekildi. Bunun yanısıra, film 5 Kasım'da gösterime girmeden önce aylarca tanıtım-reklam yapıldı. Ve film gösterime girdiğinde bütün salonları işgal etti. Filmin konusunun ve verdiği mesajların iktidarla ve egemen ideoloji ile 'yandaşlık' derecesinde uyumlu olduğunu da eklemek gerek. Bunlar düşünüldüğünde, Mahsun Kırmızıgül'ün 'mağdur' olduğu tezinin altı oldukça boş görünüyor.

    Fimin verdiği mesajlar: Sinemada yandaşlık örneği
    Zaman'ın Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı filmle ilgili yazısında "hemen, verilen mesajların çiğ propaganda olduğu yönünde eleştiriler yapacaklardır ancak ben hiç de öyle olduğunu düşünmüyorum" diyor. Ancak filmde öyle mesajlar veriliyor ki bunlara 'çiğ propaganda' ve 'yandaşlık' dememek mümkün değil. Bunlara birkaç örnek:

    - Filmin bütününde Emniyet Teşkilatı güzellemesi yapılıyor. Teşkilatın yüksek teknoloji kullandığı, polislerin müthiş bir fedakarlık, cesaret ve sevgi ile çalıştığı mesajı hemen her karede hissediliyor. Öyle ki, ABD'ye Hacı karakterini yakalamak üzerine gönderilen 2 Türk polisi, FBI ajanları ve Amerikan polisine adeta ders veriyor. Türk polisinin FBI ajanlarına sözlü olarak kafa tutması ise 'göğsünüzü kabartıyor'.

    - Başından sonuna kadar filmde, Emniyet Teşkilatı'ndaki Fethullah Gülen 'sevgisi'nin 'normalleştirilmeye' çalışıldığını söyleyebiliriz.

    - Filmde, 'Hacı' karakterinin Türkiye'ye getirilmesinin ardından Hacı'nın Amerikalı müridi kendisine 'hoşgörü' gösteren polise (kendisi ile İstanbul Golden Otel'de yemek yiyor, bu anda kamera reklam için bir süre otelin tabelasına odaklanıveriyor) kaygılı olduğunu çünkü Türkiye'deki insan hakları ihlallerini bildiğini söylüyor, polis ise kendisine (Mustafa Sandal'ın çok kötü oyunculuğu ile) son yıllarda gerçekleşen Avrupa Birliği reformları ile büyük ilerlemeler kaydedildiğini söylüyor.

    - İslamın dünyada kötü algılanmasına neden olduğu mesajı verilen bir İslami terör örgütünün lideri Deccal karakteri (filmden bu kişinin Hizbullah lideri olduğunu çıkarıyorsunuz) yakalanıp, 'masum' ve 'mağdur' Hacı karakterinin (filmden bu kişinin de Fethullah Gülen olduğunu çıkarabilirsiniz) yan koğuşuna konuluyor. Emniyet Müdürü öfkeli bir biçimde gelip Deccal karakterine kızdığı sırada Hacı kendisine büyük bir 'sevgi' ile İslam ve müslümanlık dersi veriyor. İslamı dünyaya yaymanın şiddet kullanarak değil ancak sözle anlatarak olacağını söylüyor.

    Birini seçmek zorundasın: Hizbullah mı, İsmailağa tarikatı mı, Gülen cemaati mi?
    Filmin temel amacının Fethullah Gülen ve Said-i Nursi güzellemesi olduğunu söyleyebiliriz. Dünyada İslamın yanlış algılanmasına neden olan terörist örgütler yanında Gülen cemaati benzeri bir oluşum sevgi ve hoşgörüsü ile doğru ve makul olanı temsil ediyor, medeniyetler arasında köprü kuruyor, önyargıları yıkıyor. Öyle ki, Hacı karakterinin eşi bir hristiyan ve kızının nikah töreni hem kilisede hem de camide yapılıyor.

    "Kim tarafından kontrol edildiği belli olmayan, kafa kesen, terör yöntemini uygulayan İslamcı örgütler" arasında Gülen cemaati yükseliyor. Gülen cemaatinin Batı için ne büyük bir şans olduğu mesajı verilirken Türkiye'deki laik kentli izleyiciye de önyargılarını yıkma çağrısı yapılıyor.

    Mütevazi, hoşgörülü, sivil ve mağdur! Yerseniz!
    Filmde Hacı karakteri kendini tasavvufa vermiş, mütevazi, sevgi dolu, hoşgörülü ve kendi gibi müridleri olan bir cemaat lideri olarak gösteriliyor. Ancak filmde öyle sahneler var ki, bu imaj oldukça sırıtıyor.

    Gülen cemaati benzeri bu oluşumun FBI ve Amerikan polisinin elinden silahlı adamları ile Hacı'yı kurtardığı sahne bu kadar da olmaz dedirtiyor. Hele ki, 5 dakikada geliveren bir helikopter ile Amerikan polisinden kaçabileceğini gösteren sahne cemaatin gücünü göstermeye çalışırken oldukça güldürüyor.

    Senaryo danışmanı Zekeriya Öz mü?
    Filmin başında Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı suikastlarını andıran bir patlama gerçekleşiyor. İlerleyen bölümlerde bu kişiyi Hizbullah benzeri bir örgütün öldürdüğünü anlıyorsunuz. Bombalar patlatan, aydınlara suikast düzenleyen ve domuz bağı ile insanları öldüren bu örgütün yaptıklarından büyük bir hata ile Hacı karakteri sorumlu tutuluyor. Gerçek suçlular yakalandığında ise Emniyet Müdürü'nün, "bu örgütleri hangi karanlık güçler kontrol ediyor, bunları cesur bir savcı soruşturmalı" diye isyan etmesi ise herkesin aklına tabi ki Ergenekon ve Zekeriya Öz'ü getiriveriyor. En azından Mahsun Kırmızıgül böyle istiyor.

    Biz size Hollywood filmi çekemezsiniz demedik!..
    Ekrem Dumanlı'nın filmle ilgili Zaman'da yazdığı yazı islamcıların sanat konusunda nasıl bir aşağılık kopleksine sahip olduğunu da ortaya koyuyor: "... New York'ta Beş Minare, her geçen gün kendine daha fazla güvenen Türk sinemasının ulaştığı noktayı gösteriyor. ... Çok daha sade sahneler yerine Hollywood filmlerine parmak ısırtacak sahnelerin çekilmesi Türk sinemasının özgüvenini gösteriyor. ... Oysa bunun örneğine 'Hollywood sineması'nda sıkça rastlanıyor. ... Türk sinemasının komplekslerinden kurtulması, kendini bulması halkıyla barışmasıyla mümkün. ... Öteden beri Mahsun'u içine sindiremeyen bir kitlenin varlığı gözden kaçmıyor. Hatta bir kısım çapsız tepkilerin tipik bir 'Beyaz Türk kibri' olduğu da aşikâr."

    Bu satırlarla birlikte herkesi dünyaya batı gözüyle bakmakla eleştiren islamcıların Hollywood hayranlığını da bir kez daha görmüş oluyoruz. Bu Hollywood hayranlığıyla sağa sola 'Beyaz Türk kibri' yaftası yapıştırmalarının da nasıl bir mantık olduğunu da sormadan edemiyoruz.

    Son olarak, filmin Zaman gazetesi reklamlarını hatırlattığını da not etmek gerekiyor: Birbirini dinle, sevgi ve höşgörü göster, gerçeklere zaman ayır ve önyargıları yık!

    Emre Deveci / sol.org.tr

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim