• BIST 88.830
  • Altın 144,131
  • Dolar 3,6361
  • Euro 3,8595

    Sadece bir taş için...

    29.08.2009 08:41
    Sadece bir taş için...
    'Bir taş için mi yatıyorum?
    Sadece bir taş için... Sadece bir taş için... Sadece bir taş için...

    Müge İplikçi 'taş atan çocuklar'la görüştü

    Kürt açılımı için: Haydi çocuklar hayata

    Siyasetçiler, akademisyenler günlerdir hararetle "Kürt açılımı"nı tartışıyor. Atılacak adımlardan birinin de yasadışı gösterilere katıldığı için tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırılan çocuklarla ilgili olması bekleniyor

    Vatan yazarı Müge İplikçi, Diyarbakır"da cezaevinde yatan çocuklar ve aileleriyle görüştü

    Diyarbakır kuru sıcakla iç içe, oruçlu bir gününde. Karşımdaki narin yüzlü çocuğun ve içinin aydınlığı gözlerine vuran babanın anlattıklarını takip etmeye çalışıyorum. Hiç söze dökülmese herhangi bir kentin herhangi bir köşesindeki sevecen bir ikili olarak tanımlanabilecek bir baba-oğul. Oysa işin çok farklı bir rengi var.

    H.A. 14 Temmuz 2008"de Diyarbakır"ın Koşuyolu Parkı"nda yapılan elli bin kişilik mitingde tutuklanan altı çocuktan biriydi. Gerekçe: Polise taş atmak! Bu yüzden fidan yaşında tam 10 ay 8 gün cezaevinde yattı H.A.

    Şu anda dışarda ve almış olduğu 6 yıl 11 aylık cezası Yargıtay"da bekliyor. Devamsa, evet hayata devam ediyor kaldığı yerden.

    Mümkün mü bu?

    Böylesi bir devamın karşılığı şimdilik midesindeki ülser, saç dökülmeleri, başındaki yaralar, nefes almasındaki düzensizlikler biçiminde özetlenebilir. Başka açıdan bakıldığında ise bu göstergeler H.A."nın somut hayat belirtileri aslında! Tezat gibi görünse de hayatın hoyratlığına gencecik bir bedenin verdiği hazır cevaplar, isyanlar bunlar belli ki. Üstelik H.A. tüm sakin görünümüne karşın kendi konumundaki insanların üzerine çöken sisi bertaraf etme yönünde bir gizilgüce de sahip. Bu gizilgücün en önemli tanığı ise kalemi. Yazıyor"85 İçerde yazmaya başlamış ve kendi kaleminden yansıyacak öyküsünü herkesin bilmesini istiyor!

    Yazmanın insan ruhu için nasıl bir tedavi olduğunu bildiğimden böylesi bir direncin daha içsel boyutunu en yalın biçimiyle sormaktan çekinmiyorum:

    “Gerçekten gelecekten bir şey bekliyor musun?”

    Bugüne kadar çekmek durumunda kaldığı acılar sorudaki sahiciliği seçmesine yetiyor. Arkadaşlarının teker teker kaybolduğundan bahsediyor o zaman. “Arkadaşlarımla birlikte yaşayabileceğim bir dünya bekliyorum” diyor, barışın gerçek ve işlevsel tarifini yaparcasına.

    BARIŞ SAYIKLAMALARI

    Babası Arif Bey"in tam da bu noktada aktardığı anekdot H.A."nın cümlesini pekiştiriyor.

    “Oğlum cezaevinden çıkalı 3 ay kadar olmuştu. Hava sıcak, balkonda yatıyorlardı kardeşleriyle birlikte. Ben de onların yanında yatayım dedim o gece. Oğlum o sırada derin uykuda. Sayıklamaya başladı. Uyandırmaya çalıştım, uyanmadı. Sarfettiği kelimeler çok açıktı. Sürekli olarak "barış olmalı, barış kesinlikle olmalı"diye bağırıyordu.”

    Sabah kalktıklarında ısrarla sormuş oğluna. “Oğlum barış istiyordun nasıl bir barış bu, toplumsal mı, kişisel mi?” diye. H.A. ise hiçbir şey hatırlamıyormuş o sıra.

    Tesadüf sayılamaz elbette bu hatırlamayış. Ne yazık ki rüyalar hatırlanamaz derinliklerde geziyor bu çocukların kıyılarında. Belki yaşam da. Oysa hatırlamanın yaşama yayılan boyutu baba Arif"in dilinde daha farklı bir perspektife sahip: “Sorun travmayı unutmak değil, bu acılarla yüzleşerek yaşamayı öğrenmekte.”

    Galiba aslolan da bu.

    Yüzleşerek yaşamak"85 Diyarbakır"da konuştuğumuz birçok kişi devletin Kürt açılımının ilk durağının bu çocuklara yönelik cezanın kaldırılmasıyla başlayabileceğini söylüyor. Onlara göre bu çocukların yaşamı bir savaş oyunu olarak görmelerindeki temel nedenlerin araştırılması gerekiyor.

    Bu çocuklar, gençlik isyanlarında sonuna kadar haklılar. Telafisi mümkün olmayan acılarla büyümek, telafisi mümkün olmayan öfke ve kini de yanıbaşında hazır tutmaz mı? Hele hiçbir öfkenin nedensiz olmadığına inanıyorsak! Peki ya inanmıyorsak? İşte o zaman bunlar oluyor. Bu çocukları sahiden teröre teşvik ediyorsunuz; sahiden geleceklerini yok ediyorsunuz. Bir taş atmanın bedeli 30 yıla kadar uzanan bir cezayla karşılık buluyorsa, ne yalan söylemeli, sizin de içinizden geçen şu oluyor: Sağa sola okkalı taşlar atmak istiyorsunuz! Cezaevinde yemekler berbat, temizlik koşulları yetersiz, işkence Allah"ın emriyse ve üstelik en beteri MASUMSANIZ (suçlu olan kimdir, bunun da tarifini net yapabiliyor muyuz?) başınıza derin bir ağrı saplanıveriyor. Bu ağrıyla haşırneşirken Arif Bey H.A."nın yine de “şanslı” olduğunu belirtiyor. Çünkü Doğu cezaevlerinde TMK (Terörle Mücadele Kanunu) mağduru çocuk statüsünde kahır çekmek Batı cezaevlerinde aynı statüden yok olmaktan daha iyi. Batı cezaevlerinde, özellikle Adana gibi illerde devreye bir de milliyetçi mahkumların tahakkümü giriyor. Kısacası bir de buradan yak halleri!

    Burak Kara, Mardin"de recm ile katledilen Şemse Allak"ın anısına ithaf edilmiş parkta baba oğulu fotoğraflarken H.A. ellerini gökyüzüne açıyor, sonra yeşil çimenlere uzanıyor. Bugüne kadar gördüğüm en dinç özgürlük karelerinden biri bu. Yeşilin ve Şemse Allak"ın bağrında serpilen bir kare.

    Sonrasında H.A."nın aynı dönemde cezaevinde birlikte yattığı F.G."yi görme şansımız olmuyor. Çünkü 17 yaşındaki F.G. hâlâ içerde! Onun yerine ablası, gencecik ama hayatın yükü erkenden omuzlarına binmiş Leyla ile buluşuyoruz. Akşamüstüne doğru Leyla bizi Bağlar"daki evlerine götürüyor. Bağlar"ın şimdiki zamandaki izleği çocuk seslerinin toza, tozun bilinmeze karıştığı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Sanki herkesten bağımsız soluk alıp veren bir güç var sokaklarda.

    BİR TAŞ İÇİN Mİ YATIYORUM?

    Bindiğimiz araba daracık yolda eve doğru ilerlerken Leyla"nın anlattıklarını düşünüyorum.

    “En son kardeşimi gördüğümüzde psikolojisi çok bozuktu. Her gittiğimizde "Ben bir taş için mi yatıyorum?"diye soruyor. Bizleri görünce gözleri doluyor. Eskiden böyle değildi. Kaldıkları koğuşta havalandırma sorunu var, paralarıyla pervane aldılar, sağlık ortamı sıfır, doktora zar zor gidiyorlar. Gözlerinde akıntı var. Bütün koğuş hep birlikte boğaz enfeksiyonuna yakalanmışlar. Yemekler berbat. Bir deri bir kemik kalmış kardeşim. O kadar çok dayak yedi ki TEM şubesinde"85 Sırf bir gün boyunca meydan dayağı yemiş. O ve onun gibiler bu dayağı yerken kimseler sahip çıkmadı. Onun için istenen 7 yıl 8 ay. Dışarda olsaydı şimdi lisedeydi kardeşim. Bu çocukların hepsi ölümün pençesinde. İnşallah herkes elini vicdanına koyar ve bu çocukları kurtarır.”

    Evet Leyla"nın anlattıkları... O ve ailesinin susarak anlattıklarına karışıyor, F.G."nin güllü, kalpli kağıtlara yazdığı isyan sözcükleriyle yüklü mektuplara değiyor, derken sokağa taşıyor. Yazgıyı değiştirebilmekteki umuda, güce ve ötesine. / vatan

    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim