• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443

    İstemeye istemeye yazıyorum

    27.11.2011 09:07
    İstemeye istemeye yazıyorum
    Star Televizyonu'nun satılmasının ardından satıştan çok haber merkezinin durumu ve özellikle Uğur Dündar'ın kendine uygun bir koltuk bulunamadığı için Doğan Grubu'ndan ayrılması konuşuldu.
    İstemeye istemeye yazıyorum İstemeye istemeye yazıyorum İstemeye istemeye yazıyorum

     

    Profesyonel gazeteci karabatak gibidir, battı zannedersin ağzında bir balıkla çıkar

     O haber merkezinde önemli bir görevi olan ama resmi titrini 'Hürriyet Gazetesi yazarı' olarak seçen Yılmaz Özdil, satış sonrası süreci ilk kez anlattı...


    Doğan Grubu'nun önemli kanallarından Star Televizyonu geçtiğimiz ay Doğuş Grubu'na satıldı. Neredeyse iki yıldır konuşulan satışın nihayet gerçekleşmesi ardından satış değil bu kanalın lokomotifi olan Uğur Dündar ve haber merkezinin büyük bölümünün işsiz kalması konuşuldu. Dündar ile birlikte resmi olarak yönetici titri olmasa da o haber merkezinin lokomotifi olan Yılmaz Özdil ise bu süreçte konuşmamayı tercih etti. Ortalık biraz durulunca kendisini aradım ve satış sürecini ve sonra olanları bir de ondan dinlemek istedim... Tabii söz konusu Yılmaz Özdil olunca günlük siyasete de girdik ve çok konuşulan Dersim yazısıyla ilgili eleştirileri de yanıtladı. 

    - Uzun süredir konuşuluyordu Star'ın satılması... 
    Benim açımdan hiç sürpriz olmadı, biliniyordu, talipler vardı; satıldı. 
    - Satış değil de sonrasında yaşananlar galiba sürpriz oldu. Haber merkeziyle ilişiğin kesilmesi sırasında bir üslup sorunu mu yaşandı?
    Değerli Ağabeyim Uğur Dündar, zaten olanı biteni anlattı ama benim açımdan soruyorsan ben Hürriyet'in personeliyim. Bir gün Uğur Ağabey geldi, dedi ki 'Yılmaz, benimle Star Haber'de çalışır mısın?' Ben de gurur duyarım dedim ve gittim. Sonra gün geldi Uğur Dündar 'Ben ayrılıyorum' dedi, ben de ceketi alıp çıktım. Yani Star Haber ile Star Televizyonu ile ilişkim zaten sadece buydu.  
    - Kendi adınıza müsterihsiniz ama işsiz kalan arkadaşlarınız için... 
    İşsiz kalan arkadaşların yeniden iş sahibi olması için kişisel olarak elimden geleni yapıyorum. Bu sadece Star Haber ile alakalı bir şey de değil. Çalıştığım gruba ait olmayan basın organlarında çalışan arkadaşlarımız arasında işsiz kalanlara da yardımcı olmak için elimden geleni yapıyorum. Biz çalışanlar aynı ırktanız.

    KİMSEYLE VEDALAŞMADIM
    - Kalanlar açısından bakınca, gidenlerle vedalaşmak zor olsa gerek.

    Kimseyle vedalaşmadım çünkü bir yere gitmiyoruz ki... O arkadaşlarım da bir yere gitmiyor. Hepimiz aynı sektörün içindeyiz. Bazen aynı, bazen farklı çatılar altında çalışırız; bu yaşanan ne ilk ne de son. Bir de bu işin sorumluluğunu biliyorum. 
    - Yönetici olma kısmı mı? Star Haber'de sorumluluğunuz 'yönetici' olarak yok muydu?
    Yoktu ama yönetici olduğum gazete ve televizyonlarda da ne kimseyi işten attım ne de kimseyi işe aldım... Eksik olan bir kadro varsa biri alınmıştır, onu da örneğin muhabir lazımsa haber müdürleri almıştır. Star Haber'de de aynı şekilde davrandım. Uğur Ağabey de öyle. Biz gittiğimizde orada kim varsa onlarla çalıştık. 
    - Peki, Dündar'ın, 'Biz giderken bir pasta kesilmemesi, teşekkür edilmemesi kırıcıydı' dediği durum... Bu hissiyatına katılıyor musunuz?
    Uğur Ağabey'in bu sözlerini ben de röportajlarında okudum. Kendi aramızda doğrusu bunu konuşmadık. Yani bütün samimiyetimle söylüyorum, Uğur Ağabey gel dedi gittim, o bıraktı ben de çıktım.  
    - Uğur Dündar'ın yaptığı açıklamaların toplamına bakınca satıştan sonra Doğan Grubu ile yola devam etmemesinde muhalif duruşuyla ilgili bir sorun olduğuna çekiyor dikkatleri. Siz de ismi muhalif yazarlar arasında geçen birisiniz; sizin böyle bir kaygınız var mı?
    Muhalif yazar değilim. Çünkü iktidarda AKP'nin, CHP'nin ya da MHP'nin olması umurumda değil. Herhangi bir partiyle organik bağım olmadığı gibi, bir karşı duruşum da söz konusu değil. Hadiseyi muhalefet olarak görmüyorum...
    - Uğur Dündar ile hep altını çizdiğiniz iş değil bir ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduğunuz. Türk televizyonculuğu için bir mihenk taşı olan bu ismin boşta olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Uğur Dündar televizyonculuğun Zeus'udur. Bunu kimse değiştiremez. 
    - Bu kadar yıl el üstünde tutulan kişinin de şimdi bir burukluğu vardır diye düşünüyorum.
    Bunu Uğur Ağabey ile hiç konuşmadık. Son derece şeffafım, neticede biz profesyoneliz, bizim bireysel duygularımızın işimizle bir alakası yok. Yaptığımız işi insanların duygularına hitap ederek yaparız. Mesela Van'da çadırda kalan insanın duygusu önemli bizim için. O duyguyu hala hissedebiliyorsak gazeteciyiz zaten. Yoksa televizyon satılmış, orada çalışmışım, burada işsizim; bunlar bizim işimizin duygularıyla alakalı bir konu değil. Profesyonel bir gazeteciyi, karabatağa benzetirim, battı zannedersin ağzında yeni bir balıkla çıkar. Onun dışında burukluk falan bende yok. 
    - Kalın deselerdi... 
     Uğur Ağabey devam etseydi ben devam eder miydim; sanmıyorum. Farklı patronlara çalışamazsın. 
    - Aydın Doğan'ın Star'ı satmasını ticari bakışla mı okumak gerekiyor yoksa siyasi bir yorum içeriyor mu?
    Bunu Aydın Bey'e sormanız lazım. Sebeplerini bilmiyorum, beni ilgilendiren bir konu değil, zaten sormak da haddimize değil. Dünyanın genel durumuna baktığınızda medya sektöründeki reklam piyasasının büyümeyeceğini, daralacağını düşünüyorum. Artan özel televizyon ve gazete sayısını da göz önüne aldığımızda, okur sayısı da ortada olduğuna göre, daha fazla kar eden kuruluşlara yoğunlaşıp kar etmeyen ya da zarar eden kuruluşlardan kurtulmak mantıklı geliyor bana. 
    - Televizyonda çalışır mısınız yine?
    Hayat beş yıllık kalkınma planı değil... Geleceğe dair hiçbir planım yok. Bundan önce de televizyon haberi yapayım diye bir beklentim ya da derdim yoktu. Bundan sonrasına dair de bir fikrim ve beklentim yok.  
    - Ciddi bir yoğunluk bir anda hayatınızdan çıktı ve bir boşluk doğdu. Şimdi size kalan bu vakti nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Benim adıma mutlu bir boşluk bu. Spora, arkadaşlarıma daha çok vakit ayırıyorum; yani memnunum doğrusunu isterseniz. Bu olumlu bir şey ama spor yaparken de televizyon seyrediyorum. 
    - Yazmaya daha çok vakit kaldığına göre, yeni bir kitap yazarsınız belki...
    Yeni bir kitap için çalışıyorum, önceki gibi değil. Önceki kitap çıkmış olan yazılarımın bir derlemesiydi ama şimdi başladığım kitap öyle değil. 
    - Gazetecilikle mi ilgili, roman mı?
    Yine gazeteci kitabı olacak tabii. Roman, işin edebiyat tarafı, ben edebiyatçı değilim. O başka bir iddia, şu an için öyle bir niyetim yok. Bir gazeteci kitabı ve adı da 'Sessiz Film'.
    - İnternette bir fenomen oldunuz, binlerce insan yazılarınızı paylaşıyor. Hürriyet okurunun dışında bir Yılmaz Özdil okuru kitlesi var... 
    Yazılarımı beğenip internette paylaşan herkese teşekkür ederim. Sonuçta bu da bir çabadır. Herkes diyor ya; 'İyi de ben ne yapabilirim?' Bazıları da bunu yapıyor. Ama yazılarım milyonlara ulaşıyor hesabı içinde değilim. Her gün Hürriyet'teki köşemde kendi görüşümü ortaya koyarım. İster alırsın ister almazsın, ister beğenir ister beğenmezsin.
    - Hürriyet markasından bağımsız bir marka oldunuz... 
    Hürriyet logosunun üzerine hiçbir yazar çıkamaz. Benim yazdığım köşede daha önce Oktay Ekşi, Çetin Altan, Rauf Tamer, Bekir Coşkun yazıyordu. Bu bir gökdelendi ve ben onun çatı katına çıkıp oturmuş oldum ama bu gökdeleni oraya diken Hürriyet logosu. Sabah Gazetesi'nin de üçüncü sayfasında yazıyordum. Sabah'ı küçümsemek için söylemiyorum ama bir logonun, bir gazete yazısının okunma oranını ne kadar artırdığını Hürriyet'te gördüm. 

    YAZARLIĞI SEVMİYORUM
    - Bağımsız bir marka olma başarısı ayıplanacak bir şey değil ki, birçok isim marka olmak için çalışıyor... 

    19 senedir İstanbul'da gazetecilik yapıyorum. Öncesinde de İzmir'de... Çalıştığım her yerde hep Hürriyet ile bir rekabet vardı; hayat beni Hürriyet'te yazar yaptı. Bu bir şans. Söylediğimin samimiyetine inanmanız için ailemle konuşmanız gerekir ama kesinlikle şunu söylemeliyim ki benim açımdan burada yazar olmakla, buranın yazı işlerinde çalışmak ya da muhabir olmak arasında bir fark yok. Yazar olmak, popüler olmak güzel ama tatsız da aynı zamanda. Şöhret olmayı seviyorsanız güzel ama şöhret olmayı sevmiyorum. Yazı işleri kökenli biri olduğum için, aslında yazarlığı da çok sevmem. Editörlerin, sayfa sekreterlerinin yazar kaprisleri yüzünden neler çektiğini biliyorum. 
    - Sütununuzun eski sahiplerini sayarken Bekir Coşkun, Oktay Ekşi gibi kişilerden bahsettiniz.  Bu kişilerin başlarına gelenlere bakınca, o sayfanın bir zorluğu, bedeli var mı?
    Öyle görmüyorum doğrusu... Düşündüğümü yazıyorum; bu 3. sayfa da olabilir, 23. sayfa da olabilir. Bir de başkaları adına konuşamam ama kişisel kaygım yok. 
    - Sokakta olumlu ya da olumsuz tepki gösterenler oluyor mu?
    Tabii oluyor. Bir gazetede yazıyorsun ve görüyorsun ki o yazı okunmuş. Beğenen de beğenmeyen de var ama okunduğundan eminsin. İşimi iyi yaptığım konusunda müsterihim. Bu, iç huzuru veriyor. İşin sadece bu tarafıyla ilgiliyim.
    - Yanlış anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz ya da yanlış anlaşılma kaygısı sizi frenliyor mu?
    Hiç böyle bir kaygım yok. Ben yazarım, bazıları da beni yazar. Hadise bu... Fikrimi hukuk çerçevesinde söylüyorum. Burada çok deneyimli bir yazı işleri ve hukuk bürosu var. Yazdıklarım hukuka aykırı olsa, beni uyarırlar, ben de değiştiririm ya da yazmam ama böyle bir uyarı yok. 29 senedir gazetecilik yapıyorum, hukuk işimin bir parçası. O çerçevede yazıyorum; beğenirsin, beğenmezsin. O senin bileceğin iş.

    Nedim ŞENER tren gibi adamdır
    - Nedim Şener geçtiğimiz gün mahkeme önüne çıktı, siz gittiniz mi mahkemeye?
    Gitmedim, çünkü yazımı yazdığım saatti. 
    - Çıkacaklarına dair bir beklentiniz var mı?
    Bu duruşmadan bir tahliye doğrusu beklemiyordum. Nedim tren gibi yaşayan bir insandır. Eviyle işi arasındaki rayda yaşayan bir adam. Çok iyi bir aile babası, çok iyi bir arkadaş, Nedim'in herhangi bir suça karıştığına asla ve asla inanmıyorum. Nedim gibi bir adamı içeri atıyorlarsa, çıkarmayacaklardır...

    Mühendislik ve fen bilimleri okuyanlar gazetecilik yapmalı
    - Eğlence kanallarındaki ana haberleri izliyor musunuz?
    Tabii izliyorum, bu benim işim.
    - O haberi öyle vermezdim ya da bunu böyle yapardım gibi eleştiriler yapıyor musunuz?
    Yok, benim işim şu anda yazı yazmak. Günlük, popüler konuları yazmaya gayret ediyorum dolayısıyla televizyonlara popüler meseleleri takip etme açısından bakıyorum. Televizyon haberlerinden kurtulduğuma mutluyum. 
    - Yine de habercilik-gazetecilik yaşam biçimi mi sizin için?
    Elbette, onda değişen bir şey yok. Herhalde bıraksam da değişmez. Çünkü severek ya da isteyerek yaptığım bir şey değil ama bu benim işim. Dolayısıyla işimi iyi yapmaya gayret ediyorum.
    - Sevmeme meselesi enteresan, insan sevmediği işi nasıl bu kadar uzun süre ve iyi yapabilir?
    Bu bir disiplin, hayata bakışla ilgili bir şey. Tekstille uğraşsaydım da en iyi gömleği yapmaya çalışırdım.  
    - Üniversitede gazetecilik eğitimi aldınız ve isteyerek seçmediniz mi?
    Hiç değil. Üniversite sınavına girdiğim dönemde önce tercihleri sıralıyor, sınava giriyordun. Ben de tercihlerimi sıraladım sınava girdim. Yaptığım soru neti Ege Üniversitesi Gazeteciliğe denk geldi.
    - İlk tercihiniz neydi?
    Boğaziçi, Elektrik. İzmir Atatürk Lisesi ağırlıklı matematik bölümü mezunuyum. Sınıf arkadaşlarımın tamamı Türkiye dereceleri aldılar ve Boğaziçi - ODTÜ - İTÜ gibi üniversitelerin mühendislik bölümlerine girdiler. İzmir Atatürk Lisesi tarihinde matematik okuyup Türkçe ile üniversiteye giren tek öğrenci benim. 
    - Hayaliniz mühendislikti öyle mi?
    Hiçbir hayalim yoktu aslında. Matematik dersini çok kolay yapardım, hala da öyleyim. Çalışmadan geçer puan alabiliyordum. Sosyal dersler zor geldiği için matematiğe girdim. Gazetecilik yapmaya başlayınca gördüm ki gazetecilik aslında sosyal bilimlere ait bir iş değil. Daha çok sosyal bilimlerden gelen insanlar gazeteciliğe yöneliyor. Halbuki haber dediğimiz hadise bana göre bir matematik. Yazının ve haberin bir mimarisi var... Elimde sihirli bir değnek olsa gazetecilerin tamamını analitik zekaya sahip mühendislik ve fen bilimlerinden gelen insanlardan seçerdim. Eğer böyle olsaydı, gazetelerin ve televizyonların durumu bugün çok daha iyi olurdu.

    Dersim tartışması Gül'ün İngiltere ziyaretini gölgeledi
    - Bu hafta ülkenin en çok konuşulan meselesi Dersim tartışmalarıydı. Siz de yazdınız... 
    Başbakan PKK ile görüşürken 'ben değil devlet görüşüyor' diyor, Dersim meselesinde devlet adına özür dileyebiliyor. Öncelikle bu tanımın yapılması lazım. Ermeni soykırımı iddialarında hep 'bu meseleyi tarihçilere bırakalım' demiyor muyuz? E, Dersim meselesini niye siyasetçilere bırakıyoruz? Ayrıca PKK'nın Dersim hadisesini bir soykırım olarak ortaya koyduğunu Avrupa Parlamentosu'nda bununla ilgili konferans düzenlediğini biliyoruz. Dersim, Ermeni soykırımı iddiasıyla paralel bir meseledir, beraber konuşulması lazım. 
    - CHP'nin tavrını nasıl değerlendirdiniz?
    Onur Öymen ile başlayan bir hadiseydi bu, Kemal Kılıçdaroğlu orada farklı bir tavır sergilemişti, şimdi farklı bir tavır sergiliyor. Dolayısıyla Başbakan da bunu yakaladı ve güzel bir hadise olarak ortaya koydu. Zamanlama itibarıyla da bakarsak bedelli ve Dersim'in üst üste gelmesinde paralel bir şey daha var. Cumhurbaşkanı'nın İngiltere'deki ziyareti. Mesela, Dersim tartışmaları yüzünden o ziyaret de gölgelenmiş oldu. AKP içinde de öne çıkma rekabetiyle ilgili bir konu olduğunu düşünüyorum. 
    - Sizin Seyid Rıza'yı konu alan yazınız da çok eleştiri aldı; 'evet o bir kuklaydı ama çoluk çocuk öldürülmeli miydi' diyen eleştirilere nasıl cevap vereceksiniz?
    Yani şimdi mesela orada çocuklar öldürüldü mü; öldürüldü. Bunu tartışmak ya da bunu inkar etmek geri zekalılıktır. Benim yazdığım yazı üzerine bu eleştiriyi getirmek de geri zekalılıktır. Bir hadise varsa başından sonuna kadar değerlendirilmesi lazım. Sadece sonuçları konuşarak bir yere varamayız. 
    - Faşist olduğunuz için yazınızda ölen kadın-çocuk masumlardan bahsetmediğiniz yorumlarına ne diyeceksiniz?
    Mustafa Kemal olmasaydı, bu ülkede ezan bile okunmazdı. Mustafa Kemal'e diktatör denilen bir ortamda, bizim gibilere faşist demeleri normal. Sürgün, ölüm meselesine gelince... Kardeş bildiği insanların ihanetine uğrayıp, komşuları tarafından sırtından bıçaklanan, doğduğu topraklardan silah zoruyla sürgün edilen bir ailenin çocuğuyum ben, kız kardeşi öldürülen, dayısı süngülenen, ocağına incir ağacı dikilmiş bir kadının torunuyum. Şehit kanını parayla satın aldıranlardan, 'vicdani ret'i destekleyenlerden alacak vicdan dersimiz yok.

    AKŞAM

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim