• BIST 98.314
  • Altın 143,771
  • Dolar 3,5550
  • Euro 3,9921

    ‘Ben gitmezsem o gitmezse bu çocuklar nasıl okuyacak’

    03.10.2011 07:19
    ‘Ben gitmezsem o gitmezse bu çocuklar nasıl okuyacak’
    Terörün hedefinde, savunmasız ve tek başına cesur bir köy öğretmeni
    ‘Ben gitmezsem o gitmezse bu çocuklar nasıl okuyacak’ ‘Ben gitmezsem o gitmezse bu çocuklar nasıl okuyacak’ ‘Ben gitmezsem o gitmezse bu çocuklar nasıl okuyacak’

    Son iki haftada Doğu’da 12 öğretmen kaçırıldı. Doğu’daki yetersiz koşullarda öğretmen olmak zaten yeterince zor. Bir de, çoğu Kürt çocukları eğitmek için canla başla çalışan öğretmenlerin, “Kürt meselesi bahane edilerek” kaçırılması içimi acıttı. Bunları düşünürken geçen hafta bir haber düştü internete. Van’ın bir köyünde 4 yıldır öğretmenlik yapan 24 yaşındaki Pınar Öztürk’ün başarı haberi. Pınar öğretmen üniversite öğrencilerinden oluşan Gençlik Platformu’na ‘Çocukların paltoları yok’ diye yazmış. Platformdakiler hemen birlik olup 400 öğrenciye palto getirmiş. Dünyalar güzeli bir öğretmen korkmadan yıllardır görevini icra ediyor. Evinin sıcağını bırakıp ülkenin en doğusunda bir köye gelen Pınar öğretmenle konuşmalıydım.. Hemen gerekli izinleri alıp fotomuhabirimiz Burak Kara’yla uçağa atladım.

    İstanbul’dan 2 saatlik bir yolculuktan sonra Van’a ulaştık. Taksiyle merkeze giderek otele yerleştik ve belediye önünde bizi bekleyen Pınar öğretmenle buluştuk. Önce meşhur bir Van kahvaltısı yaptık. Sonra içinde başka öğretmenlerin de olduğu servise binerek Karakoç Köyü’nün yolunu tuttuk. Köy 50 km uzaklıkta. Yolun bir kısmı bozuk toprak yol. Van merkezde kalan öğretmenlerin yolu 3 saat sürüyor.

    İlk ders 06.20’de

    Yaklaşık 1.5 saat sonra köydeyiz. Önce diğer öğretmenleri yer verilmediği için, köyün dışında tepeye yapılan okulun büyük binasına bırakıyoruz. Biz de Pınar ve Yusuf öğretmenle köyün içindeki küçük okul binasına gidiyoruz. 50 öğrenci okul bahçesinde bizi bekliyor. Bize meraklı gözlerle bakıyorlar. Bunlar öğlenci. Sabahçı öğretmenlerin işi daha da zor. Hava erken aydınlandığı için ilk ders 06.20’de başlıyor. Öğretmenler servise sabah 5’te biniyorlar.

    Kömür parası cepten

    Servis parasını kendileri ödüyorlar. Aylık 200 TL. Devletin verdiği para yetmeyince okulun kömürlerini de, kağıt ihtiyacını da kendileri karşılıyorlar. Çocuklar üşümesin diye birinin erkenden sobayı yakması gerekiyor. Van o kadar soğuk ki okul bir türlü ısınmıyor. Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yerlere halıfleks ve çocuklar için terlik istemişler. İlginç ama hemen gelmiş halılar. Çocuklar okula gelince ayakkabılarını poşet içine koyup terliklerini giyiyor.

    Tir tir titriyorum

    Köye göre kocaman bir cami var, ancak sağlık ocağı yok. Okulda 18 öğretmen var. Din, Beden Eğitimi, Müzik gibi derslerin hocaları var. Türkçe ve Matematik öğretmeni ise atanamamış. Bu derslere başka öğretmenler giriyor. Ayakkabılarımız çıkarıp okula giriyoruz. Tir tir titriyorum. Ama çocuklar üzerlerinde bir önlük ama üşümüyorlar. İlk ders matematik... Türkçe, ikinci dil. Birinci sınıfla öğrenmişler Türkçeyi. Öğretmenler de onlardan Kürtçe öğrenmiş.

    Babam izin vermez ki!

    Çocuklar derste altı basamaklı sayıları öğreniyor. Ben de onlara yardımcı oluyorum. Bir yandan Burak fotoğraflarımızı çekiyor. Öğretmenlerine o kadar konsantreler ki Burak bile onların ilgisini dağıtmıyor. Pınar öğretmen öğrencilerinin gözlerinin içine bakıyor. Burunlarını siliyor. Dersler bitiyor. Bütün kız çocukları çevremi sarıyor. Sıraya girip beni tek tek öpüyor. “Hepiniz üniversite okuyacaksınız unutmayın” diyorum. Hızla elimi tutan minik öğrenci Eda “Öğretmenim babam bana izin vermez ki diyor.” Bir kaç saniye durakladıktan sonra “Yeterince istersen o da izin verir” diyorum. Ne diyebilirim ki...

    Köye gelip kalacağım lojmanı görünce sabaha kadar ağladım

    “Beden” dersinde çocuklar dışarı çıkınca sobada demlenen çayı içip, konuşuyoruz Pınar öğretmenle. 20 yaşında geldiği Van’da geçirdiği 4 yılı anlatıyor: “Aslen Sivaslı’yız ama Ankara’da doğdum, büyüdüm. Sivas’ta köyde okuyan babamın anlattığı hikayelerle büyüdüm. Ben de hep köy öğretmeni olmak istemiştim. Van’a da kendi isteğimle geldim. İki kadın öğretmen atandık. İlk kez köye gelip kalacağımız lojmanı görünce sabaha kadar ağladık. Sabah gözlerimiz şişmiş, birbirimizi tanıyamadık. İlk hafta köylülerin evinde kaldık.

    Tezeklerden pirelendik

    Hiç sobalı evde yaşamadım. Mangal kömüründen başka kömür bilmem. Babam kömür alıp getirmiş ama nasıl yakacağımı bilmiyorum ki. Zamanla hepsini öğrendik. Okul bahçesindeki lojmanda bir odada 4 öğretmen kalıyorduk. Banyo odanın içindeydi. 2 yıl okul bahçesinde yaşadım. Öğrenciler tezek getirdiler yakalım diye. Biz de bilmediğimizden tezekleri lojmanın içine aldık. Meğerse sıcakta pire oluyormuş. Hepimiz pirelendik. Nasıl kaşınıyoruz ama. Sonra tanıdığımız bir köylü ilaç getirdi bize de öyle kurtulduk.

    Köylülerin şakası

    İlk geldiğim zamanlarda her an her şey olabilir korkusuyla yaşıyordum. Bir akşam kapı hızla vuruldu. Kürtçe bağırışmalar... Donup kaldık. Ellerim buz kesti. Ailemi düşündüm. Kapının kırılmasını bekledim. Sonra Türkçe konuşan bir ses ‘Hocam korkmayın biziz’ deyince kendimize geldik. Bir öğrencimin ağabeyi bize yemek getirmiş. Yolda da aklına böyle bir şaka yapmak gelmiş.

    ‘Buraya kadarmış’ dedim

    “İlk yıllar sabahçıydım. Derse yetişmek için saat 05.00’te servisi bekliyordum. Hava karanlık. Önümde beyaz bir araba durdu. Kendi kendime “Pınar buraya kadarmış” dediğim anda araçtan biri indi. Kimliğimi istedi. Öğretmen kartımı gösterdim. Meğer sivil polislermiş. “Hocam ne işiniz var bu saatte” dediler. “Okula gidiyorum” dedim. “Bu saatte mi” diye şaşıp kaldılar.

    “Öğretmen” PKK telsizlerinde

    Son zamanlardaki öğretmen kaçırma olaylarından dolayı karakol bize uyarıda bulundu. “Telsizlerde bu ara öğretmen kelimesi çok geçiyor. Dikkat edin” dediler. Ne yapabiliriz ki. Ancak korkmuyoruz. Çünkü ben gitmezsem o gitmezse bu çocuklar ne olur. Bu ara ülkedeki durumlar karışık olduğundan biraz endişeliyiz tabi. Ama öğrencilere belli etmiyoruz” diyor. Pınar hoca son olarak yolda “Hayat bundan sonra benim için çok daha kolay. O kadar büyük bir deneyim oldu ki benim için bu köy. Buradan gidince en çok öğrencilerimi özleyeceğim. Gözümü artık hiçbir şey korkutamaz” diyor.

    Su donuyor, elektrik kesiliyor

    Öğretmenlerin köyde kalacakları bir yer yok. Eskiden okul bahçesinde iki odalı bir lojman varmış ancak köyün şartları çok yetersiz. Kışın sular donuyor, elektrik günlerce gelmiyor. O yüzden öğretmenler merkezde kalmak zorunda. Onları köydeki okula getiren servisi bile kendileri ayarlamış.

    4 öğrenci 1 domatesi paylaşıyor

    Dersler bir bir geçiyor. Beslenme saati gelip çatıyor. Ancak hiç bir öğrenci yanında yiyecek getirmemiş. Sınıfın köşesinde 3-4 erkek öğrenci yere çökmüş önlerinde bir poşet duruyor. Bir domatesi paylaşıyor ve kuru katmer yiyorlar. Öğretmen odasına geçip ısınmaya çalışıyorum. Kapıda kız öğrenciler bekleyip iki de bir bir ihtiyacım olup olmadığını soruyor. Onlara aç olup olmadıklarını soruyorum. Karınlarının zil çaldığını söylüyorlar. Hemen uçakta yiyemeyip yanımda getirdiğim peynirli domatesli sandviçimi üç kız öğrenciye pay ediyorum. Biri “hayatımda hiç sandviç görmemiştim hocam. Tadı çok güzelmiş” deyip yavaş yavaş sandviçini yemeye koyuluyor.

    2,5 yaşındaki kızıyla her gün 3 saat

    Okulun anaokulu öğretmeni İstanbullu 29 yaşındaki Esra Hoca ise 2,5 yaşındaki kızı Berra ile 1 yıldır her gün gidip geliyor köydeki okula. Küçük Berra’nın her gün 3 saati annesi ve meslektaşlarıyla Van yollarında geçiyor. Berra serviste kucaktan kucağa gezerken uyuyup kalıyor. Esra hocanın kızını bırakabileceği bir yer yok. “Eş durumundan” İstanbul’a geçecek ancak değişen kanun yüzünden seneye Ağustos’u beklemek zorunda.

    Yolumuzu PKK değil inekler kesiyor

    Ders 5’te bitiyor. Ancak hava erken karardığı için hem öğretmenlerin güvenliği açısından hem de çocuklar eve dönerken kurtların saldırısına uğramasın diye öğretmenler son dersleri biraz kısaltıyor. Servise binip yola düşüyoruz. Hava kararmaya yakın. Dönüş yolu gergin geçiyor. Bir önceki gün servise eskortluk yapan jandarma bugün yok. Ben endişeyle dağların arasından geçerken her karaltıyı, tarlalardaki korkulukları tehlike olarak görüp endişelenirken, 14 öğretmen kendi aralarında yaptıkları espirilere kıkır kıkır gülüyor. Yolda bir inek sürüsü yolumuzu kesiyor. Onları bekliyoruz. O sırada biri, “Teröristler inek kılığına girip yolumuzu kesiyorlarmış” diye yaptığı espiriye gülüyoruz. “Korkmuyoruz” diyorlar. Çünkü korksak da yapacak bir şey yok. Biz olmasak başka öğretmenler verilecek buraya. Bu çocukların eğitime ihtiyacı var. Korkuyla olmaz bu işler.” Herkes yorgun. Minik Berra annesinin kucağında, öğretmenler birbirlerinin omuzlarında uyuyor. Ne kadar cesurlar. Hayatlarını ortaya koyuyorlar. Pınar öğretmen, “Burayı yaşadıktan sonra benim için hayat daha kolay. Artık gözümü hiç bir şey korkutamaz” diyor. Keşke öğretmen olsaydım diyorum..

    Kaçırılan 12 öğretmenden haber yok

    İlk olarak önceki hafta Elazığ’da dört öğretmeni kaçıran PKK, Diyarbakır’ın Hazra ve Lice ilçelerine bağlı köylerde de beş öğretmeni kaçırdı. Kaçırılan öğretmenlerin sayısı 12’yi buldu. Öğretmenleri kurtarmak için bölgede geniş çaplı operasyonsyonlar sürüyor. Kaçırılan öğretmenler arasında hiç kadın yok.

    Canlı kalkan yaptılar

    20 PKK’lı terörist, Siirt’e bağlı Belenoluk Köyü’ndeki ilköğretim okulu yanındaki öğretmen lojmanlarına sızarak, 80 metre uzaktaki karakola roketatar ve uzun namlulu silahlarla ateş açmıştı. Öğretmenlere zarar gelmemesi için ateş etmeyen askerlerden, 6’sı şehit düşmüştü.
    vatan          

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim