• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387

    Baykal temiz suyu zehirliyor

    22.04.2008 12:50
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında milletvekillerine hitap ediyor. İşte Erdoğan’ın açıklamalarının satırbaşları:
    Baykal temiz suyu zehirliyor
    Baykal temiz suyu zehirliyor Baykal temiz suyu zehirliyor Baykal temiz suyu zehirliyor

    AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefetin, her konuda ret cephesi haline geldiğini, bunun, "Bana yar olmayanı, kimseye yar etmem' anlayışı" olduğunu belirterek, "Bu, iktidarın su içme ihtimali olan her kuyuya zehir atma gayretidir. Bazı muhalefet partilerinin gerçekçilik zemininden uzaklaşmasını, halkla buluşabilecekleri mecraları bir türlü
    yakalayamamalarına bağlıyorum" dedi.

    Erdoğan, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmada, yarın hem 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı hem de TBMM'nin açılışının 88. yıldönümü kutlayacaklarını anımsattı.

    "23 Nisan 1920'nin, siyasi hayatımızdaki anlamı ve yeri üzerine yeniden
    düşünmenin, hem bugün hem gelecek açısından istikamet tayin edici
    vasfını yeniden hatırlamamızın önemli olduğunu düşünüyorum" diyen
    Erdoğan, 1920'nin zor şartlarında yapılan temel bir tercihle, milli
    mücadelenin millet iradesine sımsıkı bağlanmasının, Türk milletinin
    tarih yolculuğunda bir sıçramaya, yeni bir safhaya denk geldiğini
    söyledi.

    Bu yeni safhada, milli egemenlik kavramının, Türk milletinin tarihi
    yürüyüşünde bir pusula olduğunu, millet mukadderatına hakim hale
    geldiğini dile getiren Erdoğan, Türkiye ve milletin çağdaşlaşma
    istikametinin, 23 Nisan 1920'de belli olduğunu kaydetti.

    Erdoğan, bu istikametin, milli egemenlik fikri etrafında inşa edilen,
    milletin ve millet iradesinin üstünlüğüne dayalı bir siyasi-toplumsal
    düzen olduğuna işaret ederek, "Bugün sahip olduğumuz modern
    siyasi-hukuki kavram ve kurumların temelinde milli egemenlik fikri
    vardır" dedi.

    -"MECLİS, CUMHURİYETİN KALBİ"-

    Milli egemenlik fikrinin, parlamenter demokrasinin olmazsa olmazı,
    vazgeçilmezi olduğunu ifade eden Erdoğan, bu gerçeğin en veciz
    ifadesini, Atatürk'ün "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir"
    sözünde bulduğunu belirtti.

    Demokrasiyi, "siyasi idarenin, meşruiyetini millete, topluma, halkın
    iradesine dayandıran bir düzen" olarak tanımlayan Erdoğan, demokratik
    sistemlerde, meşruiyetin kaynağının millet olduğunu vurguladı.

    Erdoğan, millet iradesinin oluştuğu yerin de seçilmiş meclis olduğuna
    dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
    "Onun için çatısı altında bulunduğumuz bu yüce Meclis, demokratik, laik
    ve sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetimizin kalbidir. Demokrasinin
    mümkün olabilmesi, millet dışında bir siyasi meşruiyet kriterinin
    dışlanmasını gerektirir. Siyasi meşruiyeti keyfilikten ve şahsilikten
    arındırarak, milleti meşruiyetin yegane kaynağı haline getirmeden,
    demokrasiden söz edilemez. İşte bu sebeple milli egemenlik, demokrasiyi
    mümkün ve zorunlu kılan bir ilkedir.

    Meşruiyeti millete veren milli egemenlik fikri, siyasi temsilin de
    millete dayandırılmasını gerektirmekte, monarşik bir yapıya izin
    vermemektedir. Hiç kimse, milletten almadığı bir temsil yetkisini
    kullanamaz. Bu, seçkin bir zümrenin, bir grubun, bir cemaatin değil, bir
    bütün olarak milletin söz sahibi olması, hiçbir grup ya da zümrenin
    toplumu tahakküm altına almaması esasına dayanan bir yönetimdir."

    -"MİLLİ EGEMENLİĞİN GÖLGELENMEYE ÇALIŞILMASI"-

    Başbakan Erdoğan, milli egemenlik fikri, modern siyasi ve hukuki
    kavramın, dünyayı şekillendiren ana kaynak niteliğinde olduğunu dile
    getirerek, demokratik bir yarış sürecinin sonunda, TBMM çatısı altında
    yer almaya hak kazananların da milli egemenlik nosyonunun muhafazasında
    ne kadar özenli davranması gerektiğinin ortada olduğunu söyledi.

    Meclisin varlık nedeninin, milli egemenliğin güçlendirilerek
    sürdürülmesi, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işler kılınması
    için emek sarf edilmesi olduğunu kaydeden Erdoğan, "Zaman zaman
    Türkiye'de milli iradeyi değersiz hale getirmek, milli egemenlik fikrini
    aşındırmak isteyen demokrasi dışı yaklaşımların revaç bulmaya
    başladığını görebiliyoruz. Cumhuriyet, laiklik, demokrasi gibi ortak
    değerlerimizin tartışmaya açılarak milli egemenliğin gölgelenmeye
    çalışıldığı süreçlere şahit olabiliyoruz" diye konuştu.

    Erdoğan, millet egemenliğine dayalı temsili demokrasiyi benimsemiş
    siyasi ve toplumsal aktörlerin asla düşünemeyecekleri, asla ifade
    edemeyecekleri otoriter-dayatmacı sözde fikirlerin, bu konjonktürde
    gündeme daha rahat sokulabildiğini belirtti.

    -"ATATÜRK'Ü YENİDEN OKUMALARINI TAVSİYE EDİYORUM"-

    "88 yıl önce, Atatürk ve dava arkadaşlarının tereddütsüz benimsediği
    milli egemenlik ilkesinin içi, çeşitli özel gerekçelerle ve çıkar
    mücadeleleri adına boşaltılıyor, sulandırılıyor" görüşünü dile getiren
    Erdoğan, heyecana kapılıp, "Biz laikliği millet oyuyla mı getirdik"
    diyenlerin bile çıktığını söyledi. Erdoğan, "Onlara dönüp, Atatürk'ü,
    milli mücadele ve inkılap tarihimizi yeniden okumalarını tavsiye
    ediyorum" dedi.

    Erdoğan, milli mücadelenin en zor zamanlarında bile Atatürk'ün, TBMM'yi
    devre dışı bırakmadığına işaret ederek, şöyle devam etti:
    "Millet iradesini ve onun tecelligahı olan bu yüce Meclisi, meşruiyet
    kaynağı olarak daima muhafaza etmiştir. Millet adına alınacak bütün
    kararların meşruiyetini burada, milletin verdiği yetkide aramıştır. En
    kritik kararlar, Meclis çatısı altında müzakere edilerek alınmıştır.

    TBMM, bu itibarla Kurtuluş Savaşımızın karargahı olmuştur. Atatürk'ün
    önderliğinde Kurtuluş Savaşımızdan muzaffer olarak çıkan da
    cumhuriyetimizi kuran da o Millet Meclisidir.

    Cumhuriyetle birlikte yeni rejimin bütün esasları, yine aynı
    hassasiyetle TBMM'nin onayına müracaat edilerek hayata geçirilmiştir.

    Zira yeni siyasi, hukuki ve toplumsal düzenin, millete dayatılması
    değil, benimsetilmesi amaçlanmıştır. Atatürk'ün bu sebeple o sancılı
    kuruluş yıllarının bütün zorluklarına rağmen Meclis iradesine başvurma
    ilkesini nasıl çalıştırdığını, en ileri reformları bile bu özen içinde
    gerçekleştirdiğini özellikle hatırlatmak isterim. Cumhuriyetimizin
    çağdaşlaşma hedeflerini milletimiz eğer benimsemişse o da işte bu
    sayededir."

    -"LAİKLİK, MİLLETE MAL OLMUŞTUR"-

    "Laiklik ilkesi de yine milletimize mal edilmek maksadıyla tedrici bir
    yöntem izlenerek cumhuriyetimizin temel bir niteliği haline
    getirilmiştir" diyen Erdoğan, 1924'ten itibaren belirli aşamalardan
    geçildikten sonra, 1937'de laiklik ilkesinin, TBMM'de görüşülüp
    oylanarak, Anayasaya girdiğini anımsattı.

    Bugün, milletin bireysel tercihlerinin güvencesinin laiklik; laikliğin
    güvencesinin de onu benimsemiş olan millet olduğunu belirten Erdoğan,
    "Görüyoruz ki başlangıçta amaçlandığı gibi süreç kendini tamamlamış,
    başarıya ulaşmış ve laiklik millete mal olmuştur. Bugün hala Atatürk'ün
    arkasına saklanarak milleti, milletin iradesini, laikliğe tehdit olarak
    görenleri anlamak mümkün değildir. Bu anlayışta olanlara söylüyorum;
    Atatürk'e de cumhuriyete de laikliğe de yapılacak en büyük haksızlık, en
    vahim kötülük bu antidemokratik yaklaşım tarzıdır. Rahat olun, size
    rağmen laikliğin güvencesi millettir, millet olmaya devam edecektir"
    diye konuştu.

    -"KENDİNİ BULMA DURUMU"-

    Erdoğan, bu konjonktürün, bazılarında akıl tutulmasına yol açarak,
    demokrasinin, millet egemenliğinin olmazsa olmazı genel ve eşit oy
    ilkesini bile tartışmaya açabildiklerini ifade etti. Erdoğan, akıl
    tutulması yerine, bir kendini bulma durumundan söz etmenin daha doğru
    olabileceğini vurguladı.

    Türk siyasi tarihinde olduğu gibi, bugün de Türkiye'de demokratik
    görünümlü otoriter dayatmacı zihniyetin örneklerini bulmanın mümkün
    olduğunu vurgulayan Erdoğan, son zamanlarda muhalefetin artan biçimde
    gerçekçilik ve inandırıcılık sorunuyla karşı karşıya kaldığını savundu.

    Demokrasinin sağlığı bakımından, bunun nedenleri üzerinde ciddi
    durulması gerektiğini ifade eden Erdoğan, bunun, sadece bazı muhalefet
    partilerinin sorunu olarak görülüp, geçiştirilemeyecek kadar mühim bir
    sorun olduğunu vurguladı.

    -"SADECE MİLLETLE DEĞİL GERÇEKLERLE DE ARASI AÇILMIŞSA"-

    Eğer bir demokraside muhalefetin, sadece milletle değil gerçeklerle de
    arasının giderek açılmaya başlaması halinde durup düşünmesi gerektiğini
    belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
    "Her ne kadar bu özeleştiriyi yapmak öncelikle yine muhalefet
    partilerinin sorumluluğu olsa da iktidar olarak biz de onlara yapıcı
    eleştirilerle katkıda bulunmaya hazırız.

    Bazı muhalefet partilerinin gerçekçilik zemininden uzaklaşmasını,
    öncelikle halkla buluşabilecekleri mecraları bir türlü
    yakalayamamalarına bağlıyorum. Millete daha iyisini vaat etmek, iktidarı
    daha iyisini yapmaya zorlamak, eksikleri işaret ederek eleştirmek
    yerine, bugün muhalefet ne yazık ki her konuda bir ret cephesi haline
    gelmiştir. Tek yaptıkları, her yeniliğe, her değişikliğe, atılan her
    adıma, milletin hayrına mı şerrine mi olduğuna bakmadan karşı çıkmaktır.

    Bu anlayış, 'bana yar olmayanı, kimseye yar etmem' anlayışıdır.

    İktidarın su içme ihtimali olan her kuyuya, zehir atma gayretidir bu.

    Yalnız, milletin bütün su kaynaklarını kirletmeye
    çalışanların, kendilerine sormaları gereken basit bir soru var; o su
    kaynakları yarın, onlara da lazım olmayacak mı?Öyle zannediyorum ki,
    'ben kazanamayacaksam, herkes kaybetsin' saplantısı, muhalefetin bu
    basit gerçeği bile görmesine engel oluyor."

    -"SÜRREALİST SİYASET ÇİZGİSİ"-

    Ana muhalefete; "Gelin, 'bu saplantıdan kurtulun,' diyorum. Kendinizi
    umutsuzluğa, çaresizliğe bu kadar kaptırmayın. Milletin sesine kulak
    verirseniz, sizin de kazanma şansınız olabilir" diye seslenen Erdoğan,
    demokrasinin özünde millete güvenmek olduğunu vurguladı. Erdoğan, şöyle
    konuştu:
    "Önce buna kendiniz inanın... Gelin, işe buradan başlayın. Kanaatimce
    muhalefet, ilk olarak milletle barıştıktan sonra ikinci olarak da son
    yıllarda giderek daha fazla küstüğü gerçekler dünyasıyla artık
    barışmalıdır. Muhalefetin içine kapandığı vehimler dünyasından çıkma
    zamanı artık gelmiştir. Çaresizlik ve umutsuzluğun ittiği bu fantastik
    dünya, sadece muhalefet partilerinin kendilerine değil, Türkiye'ye,
    millete, memlekete zarar vermektedir.

    Ben hoşgörülerine sığınarak bu durumu, resim sanatındaki 'sürrealist'
    akımlara benzetiyorum. Özellikle ana muhalefet partisinin, neredeyse
    tamamen 'sürrealist', yani gerçek-üstücü bir siyaset çizgisine kaydığını
    görüyoruz. Gerçeklere küsmenin kimseye faydası olmamıştır. Gelin bundan
    da vazgeçin."

    Diğer Haberler
  • Demirtaştan Akla Ziyan İddia!05 Ekim 2012 Cuma 08:37
  • Vekilin İsteği Başka!05 Ekim 2012 Cuma 08:36
  • Hüseyin Çelik: Panik yapmayın!04 Ekim 2012 Perşembe 20:18
  • Hüseyin Aygünden ilginç iddia04 Ekim 2012 Perşembe 20:07
  • MHPnin Neden Evet Dediği Belli Oldu04 Ekim 2012 Perşembe 14:46
  • Muharrem İnce Meclisi birbirine kattı04 Ekim 2012 Perşembe 14:44
  • CHPli heyetten ilk açıklama03 Ekim 2012 Çarşamba 22:45
  • Seçim teklifi komisyondan geçti03 Ekim 2012 Çarşamba 21:00
  • CHPden sağduyu çağrısı03 Ekim 2012 Çarşamba 20:55
  • BDPden ilk yorum Kaplandan03 Ekim 2012 Çarşamba 20:52
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim