• BIST 75.504
  • Altın 129,213
  • Dolar 3,4246
  • Euro 3,6547

    Bana bakılmasını seviyorum!

    10.01.2009 20:39
    Bana bakılmasını seviyorum!
    Eurovision'a katılacak Hadise: "Mini eteklerimi seviyorum"
    Bana bakılmasını seviyorum! Bana bakılmasını seviyorum! Bana bakılmasını seviyorum!

    -Sizinki bir gurbetçi mi yoksa bir Avrupalı hikâyesi mi?
    - Öncelikle ben Belçika'da doğdum, bu yüzden ben bu durumu daha farklı yaşıyorum açıkçası. Türkiye'de doğup, büyüyüp, Belçika'ya dönseydim gurbetçi bir kızın hikâyesi olurdu ama ben Belçika'da doğdum, her şeyi orada gördüm, hayatımın tüm evrelerini Belçika'da yaşadım, her şeyi orada tattım. Benim hikâyem bu yüzden bir Avrupalı hikâyesi.

    - Ama yine de Belçikalılar gibi yaşayan bir Türk kızısınız, zorlukları olmadı mı?
    - Belçikalılar gibi yaşayan bir Türk kızı derken, tam anlamıyla onlar gibi yaşadığımı söylemek zor. Sonuçta benim annem babam, 1972 yılında Belçika'ya gitmiş ve kendilerini oraya adapte etmek zorunda kalmışlar. Mecbur kalmışlar, hiçbir şey isteyerek olmamış, yani Flamanca öğreneceksin, orada nasıl yaşanıyor bunları öğreneceksin. Bizi de aslında kökümüzü kaybetmeden bir Avrupalı gibi yetiştirmeye uğraşmışlar, kendi görgüleri oranında.

    - Dışlanmışlık hissettiğiniz oldu mu hiç?
    - Ben okula gittim, okulda Türkçe konuşmak yasaktı, çok Türk yoktu. Sadece ben, ablam ve Fatma diye bir kız vardı. Ben de her Türk kızı gibi yaşadım ama Flaman okuluna gittim. Orada dersimi gördüm, orada büyüdüm ve her şeyi orada yaşadım. İlkokul dönemimde Türk olduğum için ırkçı bir saldırıya uğradım ama herkes çok küçüktü o zamanlar. Ama aslına bakarsanız her şey aynı, biz de orada Ramazan Bayramı'nı kutluyoruz, Kurban Bayramı'nı kutluyoruz. Böyle gelenekleri orada da yaşatıyoruz.

    - Kendinizi Türk gibi mi Belçikalı gibi mi hissediyorsunuz?
    - Hayatımın hiçbir döneminde Türkiye'de yaşamadım. Ünlü olana kadar Türkiye'ye de çok fazla gelmiş gitmişliğim yoktu. O kadar çok gelmiyorduk eskiden, birkaç kez aile ziyareti için, birkaç kez de tatil için geldik ama çok az. Sürekli gidip gelmiyordum yani. Ben kendimi fity fity Türk ve Belçikalı hissediyorum. Ben orada büyüdüm ama Türk kızıyım. Belçika'ya gidince burayı özlüyorum, buraya gelince Belçika'yı özlüyorum. Çünkü annembabam orada, kardeşlerim orada. Onlar Türkiye'de yaşasaydı bence burası benim için daha özlenir olurdu.

    - Aileniz gurbette ayakta kalmaya çalışan bir Türk ailesi, müzisyen olmak istemeniz onları korkutmadı mı, desteklediler mi sizi?
    - Evet sürekli. Annem zaten hiç şüphe duymadı benden. Annem hep "İstediğini yap, ben senin arkandayım," dedi. Babam ilk başlarda biraz daha "Kızım yapma, önce okulunu oku, diplomanı al, ondan sonra ne yapmak istiyorsan yap," dedi ama bence tüm babalar böyle korumacı. Ben de, "Babacığım ben hem okuyacağım hem de kariyer yapacağım," diyordum. Hakikaten okulumu okudum, diplomamı da aldım. Pazarlama diploması aldım, yüksek lisans yapmak istedim, zamanım yoktu artık, yani babama sözümü tuttum aslında.

    - Eğitiminizi tamamlamak zor olmadı mı?
    -Yurtdışında Türk çocukların çok okumamasını, orta sınıf okullardan mezun olup, orta sınıf işler yapmalarını tercih ediyorlar. Geçenlerde gazetede okudum, Belçika'da, Türkler daha çabuk okulu bırakıyorlarmış, ilk senelerini bile bitirmeden, ya evleniyorlar, ya yapamıyorlar ve okulu bırakıyorlarmış. Ben bu konuda da örnek olmak istiyorum Türklere. Çünkü ben yarışmanın ardından hem mesleğimle ilgileniyordum hem de okuyordum. İkisini yürütmek çok zordu, ağladığım geceler çok oldu ama başardım. Ben başarabiliyorsam, herkes başarabilir.

    - Seksi olmayı çok iyi taşıyan birisiniz ve bunu kullanmaktan da çekinmiyorsunuz değil mi?
    - Ben çok seviyorum seksi olmayı. Ama "Of, ben çok seksi olmalıyım," demiyorum ama içimden nasıl geliyorsa kendimi öyle yansıtmayı seviyorum. Ama "Mecburum seksi olmaya, plak şirketine ya da menajere ayıp olacak, seksi olmalıyım, seksi olmak satıyor," diye değil. Hatta menajerim Süheyl, "Biraz daha uzun etek giyseydin," diye uyarır beni, korumayı sever Süheyl'ciğim benim. Ama ben çok seviyorum minilerimi, 23 yaşındayım, ben de genç kızlıktan kadınlığa attığım adımları kullanmayı çok seviyorum.

    - Kadın güdüsü bu, baktırmak hoşuna gider kadının, sizinki de böyle sanırım...
    - Değil mi, kadın sever baktırmayı... Ben çok seviyorum bana bakılsın. Ben istiyorum ki insanlar izlerken keyif alsın. Sadece şarkım değil ben de önemliyim, insanlar beni izlemek için geliyorlar. İnsanları eğlendirmeyi çok seviyorum, her konuda ama; dans konusunda, kıyafet konusunda, her seferinde farklı saçla, farklı makyajla olmayı çok seviyorum.

    - Sizi bugünlere taşıyan, ünlü olmanızı sağlayan Belçika'daki şarkı yarışmasında birinci olamadınız ama nasıl böyle patladınız?
    - Ben şuna inanırım; dünyanın geneline bakınca çok iyi sanatçıların hepsinin bir hikâyesi var. Ben inanıyorum ki, benim de bir hikâyem var. Ben Belçika'da doğmuş bir Türk kızıyım. Kendi dalımda çok profesyonel işler yaptım, sahnede duruşumu kendim de çok beğeniyorum. Sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum, yeni danslar öğrenmeye çalışıyorum, hep prova yapıyorum.. Yükselmek istiyorum her konuda, sadece albüm satışlarında değil, sanatçı olarak da söz yazarlığında da ses konusunda da şovlarımla da yükselmek istiyorum.. Bu yüzden insanlar beni seviyorlar, onları şaşırtıyorum. Sadece sahneye çıkıp, dansımı yapıp, playback yapıp inmiyorum. Hikâyem var, yaptığım işi çok seviyorum.


    - İçinizde müziğe dair kıpırtılar ne zaman başladı?
    - Çok erken başladı müzik benim içimde. Anneme göre üç-dört yaşımdayken şarkılar söyleyip, ayna karşısında tarakla dans edermişim. Çok iyi hatırlıyorum, beş-altı yaşındaydım, dik yakalı bir kazağım vardı. Akşamları canım çektiğinde, pantolonumu çıkarırdım, o kazağı çekiştirip mini elbise yapardım. Minik bir sandalyem vardı, onun üstüne çıkıp, mutfak camını ayna olarak kullanıp, önüne geçerdim. Dans ederdim, kendime bakardım, şarkı söylerdim, çok hoşuma gidiyordu kendimi seyretmek, mini etekler, bacaklar açıkta falan. O zamandan belliymiş bugünler... Ben çocukken bile topuklu hastasıydım. Biri fotoğraf çekecekse hemen topuklu giymek isterdim. Ayakkabı topuğundan ses çıkardı, ben rahatlardım. O zamandan başlamış hikâyem, sahnede insanlar beni spor ayakkabıyla göremez, mümkün değil. Ben her zaman topuklu ayakkabılarımla olmalıyım, o zaman tam anlamıyla kadın hissediyorum kendimi.

    - Mükemmeliyetçi bir yapınız mı var?
    - Ben her yaptığım işin dört dörtlük olmasını çok isteyen biriyim. Mesela çok önemli bir konserimiz vardı, gece 12.00'de yurda geldim, o sırada okulun yurdunda kalıyordum. Ertesi sabaha sınavım vardı Flamanca.. Hiçbir şey çalışmamıştım. Ama o konser yorgunluğunun üstüne, sabah 05.00'e kadar çalıştım, bir saat uyudum, kahvaltımı yapıp sınava girdim. Böyle gecelerim çok oldu.
    - Dans eğitimi aldınız mı?
    - Hayır almadım. Herkes dans edebilir, önemli olan içinde bir ritim olması. Hissedeceksin şarkının tüm detaylarını, bence dans budur. İçinde yoksa yapamazsın. Ben bu yarışmaya kadar bir yerlerde şarkı söyleyen biri değildim, okulda tiyatrolar organize edilirdi, ben orada şarkı söylerdim. Bugünlere geleceğimi hayal ediyordum ama bekliyor muydum? Hayır. Ama sürekli hayal ediyordum, sürekli ama... Ders çalışırken hayallere dalıp. "Ben sahnelerde olmak istiyorum, okulda derste değil. Nasıl yapacağım bunu, kapıma mı bir prodüktör gelecek? Nasıl başlayacağım bu işe?" diye hayaller kuruyordum ve bu dünyanın içinde buldum kendimi.

    - O kadar enerji göndermişsiniz ki yeryüzüne gelip sizi bulmuş galiba?
    - Buna da inanıyorum biliyor musunuz. Bir şeyi çok istiyorsan başarırsın.

    - Eurovision ne ifade ediyor sizin için?
    -Biz eskiden her sene toplanırdık ailece... Popcornlar, cipsler masada her ülkeye puan verirdik, Eurovision denince aklıma hep bu kare geliyor.

    Sonat Bahar- Sabah

    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim