• BIST 106.711
  • Altın 143,557
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387

    Arınç: Laiklik, netameli bir konu

    13.10.2011 18:48
    Başbakan Yardımcısı Arınç: Laiklik konusu netameli bir konu. Bir yerinde bir hata yaparsanız, sizi ömür boyu takip eder ve birileri bunu bir şekilde kullanır
    Arınç: Laiklik, netameli bir konu
    Arınç: Laiklik, netameli bir konu Arınç: Laiklik, netameli bir konu Arınç: Laiklik, netameli bir konu

     

    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''Laiklik konusu netameli bir konu. Bir yerinde bir hata yaparsanız, sizi ömür boyu takip eder ve birileri bunu bir şekilde kullanır. Türkiye gelişiyor. Türkiye fikrende, zihnende, toplumsal hayat bakımından da hamt olsun gelişiyor. Eskisi gibi, 'bir kelime noksandı' veya 'birisinin üzerinde fazla durdu', 'hatta şu cümleyi konuşurken kaşlarını da çatmıştı', 'vay laiklik düşmanı' gibi yorumlar yapılmayacak bu günlerde'' dedi.
     
    Arınç, Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Acıbadem yerleşkesinde düzenlenen  ''Din Devlet İlişkileri Sempozyumu''nda yaptığı konuşmada, böyle bir toplantıda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, ''Kendisini laikçilik mağduru olarak gören bir insanım. Laiklik nedir? Laikçilik nedir? Başımıza neler getirdi? Aslında ne olması gerekirdi? Bu konuda bugüne kadar kimler ne yaptı? İçi yanmış bir insanın dilinden belki dinlemek istersiniz diye düşündüm. İyi ki gelmişim. Bu konuda konuşulan her şeyi de zihnimde not ettim. Eminim ki bu çalışmalar kitaplaştırıldığı, geliştirildiği, kamuoyuna takdim edildiği sürece çok önemli mesafeler almış olacağız'' dedi.
     
    Sempozyum için çok uzun bir konuşma metni hazırladığını ama kendisinin hiç yazılı konuşma yapmadığını kaydeden Arınç, ''Ama laiklik konusu netameli bir konu. Bir yerinde bir hata yaparsanız, sizi ömür boyu takip eder ve birileri bunu bir şekilde kullanır'' diye konuştu.
     
    Türkiye'de artık bir şeylerin de değiştiğini vurgulayan Arınç, ''Türkiye gelişiyor. Türkiye fikren de zihnen de toplumsal hayat bakımından da hamd olsun gelişiyor. Eskisi gibi, 'bir kelime noksandı' veya birisinin üzerinde fazla durdu', 'hatta şu cümleyi konuşurken kaşlarını da çatmıştı', 'vay laiklik düşmanı' gibi yorumlar yapılmayacak bu günlerde. Bütün bunları bir eleştiri olarak yapmak, hatta işin doğrusu aslında budur diyerek birbirinden farklı konuşmaları ortaya koymak çok doğru bir şey. Birbirimize saygı göstereceğiz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en beğendiğim kararı odur. İfade özgürlüğü bütün özgürlüklerin bileşkesidir. Ama ifade özgürlüğü lafta kalan bir şey olamaz. İfade özgürlüğü hoşumuza giden sözleri dinlemek değildir. İfade özgürlüğü sizi rencide eden, irite eden yüzünüzü buruşturan, hatta nefretle bu kadar da olmaz diyebileceğiniz sözleri duyduğunuzda bunlara saygı göstermek ve onları dinlemektir'' şeklinde konuştu.
     
    Arınç, bu konuda geçmişte çok şeylerin yazıldığını ve söylendiğini ifade ederek, ''Ve çok şeylerin uygulamasını gördük. Ben bunları hususi hayatımda yaşamış bir insan olarak bugün bu konunun üzerinde çalışmalar yapılacağından fevkalade memnunum. Geçmişte de yapılmış olabilir, ama şimdi tam zamanıdır. Eğer ertelemiş olsaydınız, doğrusu zamanı kaçırmış olacaktınız'' dedi.
     
    -Laik konusunun kronolojisi-
     
    Geçmişe bakarak bir kronoloji yapmak istediğini dile getiren Arınç, şunları söyledi:
     
    ''Laiklik konusu, Türkiye'de ne zamandan bu yana gündeme gelmiştir? Her halde 23 Nisan 1920'de değil. Çünkü 23 Nisan 1920'de TBMM toplanmıştı. O günün cuma gününe tesadüf ettirilmesi, Hacı Bayram Camisi'nde toplanılması, hatimler okunması, dualar yapılması ve bu dualar eşliğinde Meclisin açılması istenmişti. Büyük Atatürk ve onun silah arkadaşları, Milli Mücadeleyi başlatacakları Meclisin açılışını bu şekilde herkese duyurmuştu. 
     
    Eski dükkanlarda evlerde fotoğraflarına rastlarsınız. Mustafa Kemal Paşa ortada olmak üzere yanındaki arkadaşlarıyla ellerini açmışlar o duaya iştirak etmişlerdir. Ne bilsinler ki yıllar sonra dua etmek, üstelik hatim indirmek, üstelik hadis-i şerifler okuyarak, bir meclisin küşadını temin etmek laikliğe aykırı, en büyük suç sayılacak. 1921'de Meclis kendi anayasasını yaptı. Kısa bir anayasaydı ama 'devletin dini İslam'dır' diyordu. 1924'de bu anayasa yenilendi. Aynı hükümler kaldı. 1928'de Malatya Mebusu İsmet Paşa ve arkadaşlarının verdiği tekliflerle değişiklikler başladı. 1928'de hem 'devletin dini İslam'dır' ibaresi kaldırıldı hem de milletvekilleri o zaman and içerken Kürtçe mi yapacak, Türkçe mi yapacak endişesi yoktu. O zaman yemin metni başka türlüydü. O yeminde diyordu ki, 'şunları, şunları, şunları yapacağıma vallahi de billahi de tallahi de yemin ederim' diyorlardı. 1928'de bu da kaldırıldı. Sonra 1937'de CHP'nin 6 okundan birisi olarak 'Laikçiğiz' ifadesi anayasaya girdi. Ve ondan sonra laiklik bir Batı kurumu olarak Türkiye'ye ithal edildi ve laiklik adına icraatlar, devrimler, konuşmalar, gelişmeler yaşanmaya başlandı. 1949'da Türk Ceza Kanunu'na bir madde ilave edildi. Devletin temel lisanları laikliğe aykırı olarak değiştirilmek istendi. Örgüt kuran, propaganda yapan ve son fıkrası ile de dini istismar amacıyla şunları, şunları yapanlara ceza-i müeyyideler getirildi. 1949-1991 aradan kaç yıl geçti hesaplarsınız. Yürürlükte kaldı bu madde. Ve laiklik adına, laiklik için, 'laiklik ilkesi ihlal ediliyor' diyerek cezalar işlemeye başladı. Özellikle dindar Müslüman olarak görünen kişiler, okudukları kitaplar, kılık kıyafetleri ve ibadetleri, inançlarına ait söyledikleri sözler itibariyle cezalara muhatap oldular.''
     
    Arınç, 1991 yılında TCK'dan 141, 142 ve 163. maddelerin çıkartıldığını belirterek, ''141 ve 142. maddeler güya komünizm, faşizm, sosyalizm gibi sınıflar arasında çatışma veya belli bir sınıfın diğer sınıf üzerinde egemen olmasını arzu etmek gibi 163. maddeye benzer bir düzenlemeydi, kaldırıldı. Kaldırılma istendiği yıllarda büyük bir eleştiriyle karşılaşıldı. 'Eğer 163. maddeyi kaldırırsanız laiklik elden gider, Türkiye şeriat devletine dönüşür' diyenler oldu. O günün yayınlarına bakın. Koca koca siyasetçilerin, devlet ve hükümet adamlarının, bilim adamlarının bu yorumları yaptığını açıkça göreceksiniz'' dedi.
     
    163. maddenin çok ağır bir şekilde işlediğini dile getiren Bülent Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
     
    ''Ne iddianameler, ne davalar görüldü. Ben 1974'te avukatlığa başladım. Bu 163. madde mağdurları nedir, ne yaparlar, neyle suçlanırlar, hangi fiilleri işlemişler ki 4 sene, 5 sene, 5,5 sene ceza alırlar diye büyük bir merak içine girdim. Bütün iddianameleri inceledim. Bilirkişi raporlarını okudum. Risale-i Nur'larla ve başka kitaplarla ilgili. Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış Ahmet Hamdi Akseki'nin kitabının yasaklandığı vesikaları okudum. Sonra bu davaların avukatlığını yapmaya başladım. Ama doktorlar da hasta olabiliyormuş. 1985 yılında 'Refah Gecesi' isimli bir parti toplantısında bir buçuk saatlik bir konuşma yaptım. İçinden bir cümleyi seçtiler. Devlet Güvenlik Mahkemesinde 163. maddeye aykırılıktan dava açtılar. Çok süratli ilerledi mahkeme. İkinci celsede 4 yıl 2 ay hapis cezası verdiler. 1 sene 2 ay da Eskişehir'e sürgün cezası verdiler. 'Şunlar, şunlar, şunlar yanlış, dünyada ve Türkiye'de günün birinde Hak'kın hakimiyetini göreceğiz' demişim. Dedim ki, 'Hak'kın hakimiyeti' sözünden siz laikliğe aykırılığı nasıl çıkardınız doğrusu merak ediyorum? Dediler ki, 'sen Hak dediğin zaman şeriatı kastettin.'
     
    Hak denirken bir tane 'k' söylenir. Bana söylenen 2 tane 'k'lı bir şeydi. Bunlarla meşgul oldular. 4 sene 2 ay. Devletin temel nizamları en son belki anayasamızın 2. maddesinde gösterildiği gibi laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti. Bunların her birini eleştirmenin mümkün olduğunu düşünüyordum. Ama 'bunları kaldıralım da yerine şöyle bir hüküm getirelim' dememiştim ben. Nitekim bana bu cezayı verdiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesine gittik. 'Eleştirmek suç değildir' diye hakkımda verilen kararı bozdular. Sevinerek geldim ama İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi ısrar etti. 'Siz bilmiyorsunuz, biz bu adamı yakından görüyoruz. Bu söylerse o amaçla söyler' diye ısrar ettiler. Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gittik. 2,5 sene sonra yine oradan bozma geldi. Ama o geceyi tertip eden 3 kişi mahkum oldular 163. maddeden. Ben konuşmacıydım. Onların suçu neydi, böyle bir salonda erkekler bir tarafta, bayanlar bir tarafta oturmuşlar. O günün gazetelerine bakınız. Savcının iddianamesinde de var. 'Kadınları ve erkekleri ayrı ayrı oturtmak suretiyle laiklik ilkesine aykırı hareket ettiler.' Düşünün ki Türkiye'de bir sosyal, geçmişten kalan bir uygulama da olabilir. Otobüslerde bile bayanlar bir tarafta, erkekler bir tarafta oturabilirdi. Doğrudur, yanlıştır, o ayrı bir şey ama bunun laiklikle ne ilgisi olabilir.''
     
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim