• BIST 73.350
  • Altın 133,670
  • Dolar 3,5423
  • Euro 3,7580

    28 Şubat ile yüzleşecek

    12.03.2011 06:14
    28 Şubat ile yüzleşecek
    Türkiye 14. yılında 28 Şubat ile yüzleşme yolunda önemli bir adım attı.
    28 Şubat ile yüzleşecek 28 Şubat ile yüzleşecek 28 Şubat ile yüzleşecek

    Bu ilk adımın önemli olduğunu söyleyen Su TV Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Özdemir; Türkiye'nin tarihi ile yüzleşmesi kadar toplumsal kesimlerinde kendi tarihleri yüzleşmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Ve ekledi; "Bu yüzleşmeyi Aleviler de yapmak zorunda".

    Yaklaşık iki hafta önce 28 Şubat Post-modern darbesinin 13 yılını geride bıraktık. 28 Şubat kuşkusuz darbeler tarihinin en karanlık sayfasından birisi. Şimdi bu sayfaya bir ışık tutuldu. Bir süre önce Gölcük Donanma Komutanlığı'nda Balyoz Davası kapsamında ele geçen belgeler üzerine Özel Yetkili Savcılık inceleme başlatıldı. Bu, Türkiye'nin demokratikleşmesi ve geçmişle yüzleşmesi konusunda önemli bir adım.

    Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesi aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerin de geçmişle yüzleşmesini zorunlu kılıyor. Çünkü yüzleşme sadece gerçeği bilmek açısından değil, geleceği kurmak için de bir kılavuz.

    Bu yüzleşmeyi yapması gereken kesimlerden birisi Aleviler. Çünkü Aleviler, devletin "şeriat geliyor" propagandasına en çabuk tepki veren kesim. 28 Şubat'a giden süreçte bu oldu, 27 Nisan e-muhtırasına giderken bu oldu. Bu yüzleşmeyi tek tek yapan Aleviler olduğu gibi bazı Alevi kurumları da bu yönde adım atıyor.

    Bugün Söyleşi-Yorum'da Su TV Genel Yayın Yönetmeni Yalçın Özdemir var. Yalçın Özdemir bu yüzleşmeyi yapanlardan birisi. Özdemir, 28 Şubat için başlatılan soruşturmanın önemli olduğunu söylüyor ve bu soruşturmanın Aleviler için geçmişle yüzleşme konusunda bir kıvılcım olmasını umut ediyor.

    28 Şubat için inceleme başladı. Ne düşünüyorsunuz?

    28 Şubat, tüm toplum kesimlerinin yaşadıkları tarihsel süreci yeniden sorgulaması, hesaplaşması ve hatta yüzleşmesi gereken önemli bir kırılmadır. 28 Şubat süreci anlaşılmadan bugünümüz ve geleceğimiz ile ilgili yapılacak siyasi çıkarımlar maalesef sakat olacaktır. 28 Şubat hepimizin iyi bir sınav veremediği ve halen özeleştirisi yapılamamış bir darbe süreci olarak Alevilerin uzağında kalan bir süreç asla değildir. Aleviler 28 Şubat sürecinin tam da göbeğindedir, hem mazlum hem de zalimdir. Alevi kökenli bir yurttaş olarak horlanan, incitilen, kanatılan, katledilen aynı zamanda da zulme ortak olan ve 28 Şubat'ın Alevilik ile hiç alakası olmayan örgütleri sayesinde bu sürecin aktörleri haline getirilmişlerdir. Bundan dolayı başlatılan incelemeyi memnuniyetle karşılıyorum.

    Demokratikleşme namına ciddi bir adımdır çünkü bu kırılma bizi Gazi Mahallesi'ne Madımak'a, Çorum'a ve Maraş'a ve hatta Dersim'e kadar götürecek bir yüzleşmenin tarihsel soruşturmasının başlangıcı olacaktır. Bu yüzleşme o kadar hayati bir önem taşır ki Aleviler adına kurgulanan yapıların henüz bu süreçteki konumları sorgulanmamıştır. Bunların artık konuşulması gerek. Yüzleşmek sadece kendi mahallesinin sorunları görmek demek değil aynı zamanda da diğer toplum kesimleri ile empati kurmayı gerektirir. Demokrasinin olmazsa olmaz koşulu budur. Aleviler yaşanan bu sürecin ne kadar dışında olabilirler ki?

    Yani Aleviler de yüzleşmeli...

    Evet. Bakın ben AK Parti'nin başlattığı Alevi açılımda üç talep dile getirildi. 1)Alevilerin zorunlu din dersinin kaldırılması, 2)Madımak'ın müze yapılması, 3)Cemevlerine ibadethane olarak yasal statü tanınması. Ben bu üçüncüsüne itiraz ettim. Bu itirazın gerekçesi cemevlerini istememem değildir.

    CEMEVLERİNİ KURDURAN İRADE KİM?

    Nedir?

    Burada temel mesele bunlar ne derece Aleviler tarafından talep edildiğidir. Bu coğrafyada yüzyıllar boyunca Alevilik diye bir tanım yokken Kızılbaşlık vardı. Ve Kızılbaşlık kendini dergâhlarda kurumsallaştırmıştı. Kızılbaş Alevi geleneğinde cemevi yoktur, cem ayini vardır. Bu ayin o zamanki adı ile dergâhlarda yapılırdı. Aynı şekilde Alevilikte Cem kurumsaldır; ama Cemevi diye bir şey yoktur. Ama bakıyorsunuz birden Cemevleri ortaya peydahlandı.

    Ben hep kendime şu soruyu sordum: "Cemevleri ne zaman ortaya çıktı ve birden çoğaldı?" Bu soruya verdiğim cevap 1991-1996 yılları arası oluyor. Bu tarih sıradan bir tarih değil. Türkiye'nin en karanlık dönemi. Faili meçhul cinayet sayısının yükseldiği, Kürt sorununda çözümün konuşulurken birden şiddetin zirve yaptığı, Madımak katliamının, Gazi olaylarının olduğu; ardından Susurluk'un ve 28 Şubat'ın geldiği yıllar. Bu dönemde hem merkezi hükümetin hem de yerel yönetimlerin, gerek arsa tahsisi ile gerekse maddi destek sağlayarak bu kadar cemevinin açılmasına izin vermeleri bana çok masum gelmiyor.

    O dönemde bunu talep eden Alevilerin olması olamaz mı bu?

    O dönem, Alevilerin siyasal olarak örgütlü bir şekilde, taleplerini kamusal alanda seslendirdikleri bir dönem de değil. Tam tersine açılan Cemevleri ile birlikte birdenbire çeşitli dernek ve vakıflar "var edilmeye" başlandı. 1990'larda başlayan Cemevleri neden yasal statü verilmeden hızla üretildi? 1924 yılında dergâhları ellerinden alınan Aleviler, kendilerini var eden İslamî inancın dışına itilerek "öteki" yapıldılar. 90 yıl boyunca da tarihsel, kültürel, teolojik hafızaları eritildi ve aşındırıldı. Devamında da toplumsal hayatın içinde kendilerine yeni bir kapı aralamaya başladılar ya da çabaladılar. Diğer "ötekiler" farklı mıydı? Tüm toplum kesimlerinin kimlikleriyle oynanmak sureti ile; içi boş "laiklik" yüzünden bu insanların yaşamları altüst edildi. Oysa 4 kapı 40 makam nesilden nesile varlığını korudu ve Alevilerin Serçeşmesi Hacı Bektaş-ı Veli, Aleviliği bugünlere taşıdı. Evangelizmin, Türkiye coğrafyasındaki projesi de İslam'ı, Aleviler üzerinden Protestanlaştırmaktır. Protestanlaştırmanın bir yolu cemevlerinin ibadethane olduğu algısını yaymaktır. Tam da bu noktada 28 Şubat devreye girmektedir.

    1990 ÖNCESİNDE CEMEVİ YOKTU

    28 Şubat nasıl devreye giriyor?

    Cemevlerinin çoğal(tıl)ma süreci bu dönemde hız kazanmıştır. Bu konuya ilişkin taleplerin yüksek sesle duyurulduğu, yeni dernek ve vakıfların finanse edilerek üretildiği, yeni bir dinin yolunun açılmaya çalışıldığı bir dönemdi. Ancak başarılı olamadılar. Alevi toplulukları, devletin arka bahçesinde rezerv olarak tutuldular. Her ne kadar Balyoz, Ayışığı, Sarıkız gibi darbe planları içerisinde, Alevilere rol verilmeye çalışılsa da; başarılı olunamadı. Artık Aleviler buna kanmıyordu. Neydi plan? Yeni bir Alevi ve Sünni çatışması oluşturmak ve buradan hareketle Türkiye'yi kaos ortamına sürükleyerek, darbe yapmaktı. Aleviler de bu planın sadece bir parçası yapılmaya çalışılmışlardı.

    Alevi dernek ve vakıflarının ne kadarı 28 Şubat'a giden dönemde kuruldu?

    Birçoğu. Bakın bu vakıfların en büyüğü olan Cem Vakfı'nın kuruluşu 1995'tir. Ve bu vakfın açılımının Alevilik'le doğrudan ilişkisi yoktur. Vakıf adındaki CEM'in açılımı Cumhuriyetçi Eğitim Merkezleri'dir. Kısaca bu vakıf ve derneklerin çoğunluğu bu dönemin ürünüdür ve önceliği Alevilik midir kuşkuluyum. Bütün bu vakıf ve dernekler, 28 Şubat sürecinin yatay örgütlenmeleridir. Devletin gizli ajandasında, Alevilere verdiği bir görev vardır.

    Nedir o görev?

    Rejime ve hükümete yönelik olası bir darbe girişimini Aleviler üzerinden başlatabilmektir. Ya da Alevileri böyle bir girişimin en azından güçlü bir parçası yapmaktır. 27 Nisan e-muhtırası döneminde düzenlenen cumhuriyet mitinglerinde de gördük; katılımcıların büyük bir çoğunluğu Alevi idi. 1990'larda sayısı birden bire binleri bulan cemevleri de kaos ortamında kullanmak üzere derin devletin arka planında tuttuğu yapılanmalardır. Ben bu gözle baktığım için cemevlerine sıcak bakmıyorum.

    ALEVİLERE BİÇİLEN GÖREV

    Peki Cemevlerinin bir el tarafından kurdurulduğu çok ciddi bir iddia değil mi?

    Belki. Ancak bugünden geriye doğru gittiğimizde bana hiç öyle gelmiyor. Mesela 1993'te Eşref Bitlis'in ölümüyle başlayan sürecin devamında, 2 Temmuz'da, Madımak katliamı oldu. 1995'te Gazi ve Ümraniye olayları oldu. Susurluk'taki kazada ölenlerden biri Alevi çıktı. Bugün yargıda, medyada, bürokraside kilit noktalara Alevilerin alınması 1990'lardan önce rastladığımız bir şey değildi. Son dönemde özellikle yargıda Alevilerin kritik noktalarda olması şaşırtıcı gelmiyor bana. Acaba bu isimler bu görevlere hangi tarihte atandılar? Bence Aleviler özellikle yargıda kritik pozisyonlara stratejik olarak yerleştirilmişlerdir. Ve bu bilinçli bir tercihtir. Sonra 2007'ye gidelim. Cumhuriyet mitinglerine katılanların büyük bir çoğunluğunun Alevi olması bir tesadüf olabilir mi? Bence değil. Bununla birlikte Gazi olaylarının nasıl vuku bulduğu, Ergenekon iddianamelerinde ortaya çıktı.

    Bu aşamada benim cevabını bulamadığım bir soru daha var. Madem o dönem bu cemevleri bu kadar önemli idi de sayıları birden çoğaldı; neden açıldıkları zaman yasal bir statü verilmedi? Ki o dönem hükümet, DYP ve SHP koalisyonundan oluşmaktaydı. Hemen arkasından Madımak katliamı yapıldı. Bakın bir nokta daha; Cemevleri, evet, 1990'lardan sonra çoğaldı ama AK Parti iktidarına kadar biz "Cemevleri ibadethane olsun" talebini pek duymadık. Kimden duymadık? Sözümona, sivil toplum örgütü diye adlandırılan, aslında devletin peydahladığı, daha önce de bahsettiğimiz bu vakıf ve derneklerden.

    Peki neye dayanarak bu iddiayı ortaya koyuyorsunuz?

    Ben o dönem Anavatan Partisi'nde siyaset yapıyordum. Özellikle 1990'lardan sonra, teolojik arka planı olan, İslam'ın içerisinde, Ehl-i Beyt'e inanç ve gönül bağı olan bir Alevilik değil; daha ziyade politik bir Alevilik görüyorum. Aleviliğin ana damarı Kızılbaşlık'tır ve Kızılbaşlık da İslami inancın içindedir. Oysa son 20 yıldır yaşanan süreçte Kızılbaşlık, Anadolu Aleviliği olarak politikleştirilmiş ve laiklikle örtüştürülerek; ironik bir şekilde laiklik de bir anlamda dinselleştirilerek, devletin arka bahçesinde kullanılmaya hazır bir kimlik haline getirilmiştir.

    Tek seçimlik genel başkan: Kılıçdaroğlu

    Alevi vakıf ve dernekleri 28 Şubat'ta kullanıldılar mı?

    Evet, hâlâ da devam ediyorlar. Alevilik adına koşanların hepsinin CHP'de milletvekilliği istediğini hepimiz biliyoruz. Devletin arka bahçesine konumlandırılmış olan Aleviler bu dernek ve vakıflar aracılığıyla AK Parti'ye karşı bir blok oluşturmak için kullanılmaktadırlar. Bir başka amaç ise, halihazırda CHP'yi içselleştirmiş Alevilerin, CHP dışındaki partilere oy vermelerini engellemektir. 28 Şubat'ta Alevileri "şeriat geliyor" korkutması ile darbe psikolojisine yaklaştırmak planlanmıştır. Ve hepimiz, bunun kimin söylemi olduğunu biliyoruz.

    Kimin?

    İttihat ve Terakki'nin devamı olan Kemalizm'in. Bakın, CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal, SHP'de Genel Başkan olamayınca CHP'yi yeniden kurdu ve kurduğu günden istifa edene kadar siyasi söylemini "laik-antilaik" çatışması üzerine inşa etti. Yani bugünkü AK Parti iktidarı döneminde 'toplumu kutuplaştırılıyor' heyulası, sanıldığının aksine CHP-DYP koalisyonu döneminde başlatılmıştır. Son yıllara kadar Alevilerin sürekli CHP'ye oy vermesi bu korku yüzündendir. Ama yine son yıllarda, Aleviler kendi içlerinde de farklılaşarak, bir tür yüzleşme sürecinin içine girdiler.

    12 HAZİRAN KILIÇDAROĞLU'NUN İLK VE SON SEÇİMİDİR

    Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Aleviler yeniden CHP'ye yöneldi ama...

    Evet. Bazı araştırmalar bunu gösteriyor. Baykal kasetle gitti ama Kılıçdaroğlu tesadüfle gelmedi. Kılıçdaroğlu'nun tercih edilme sebeplerinden biri Alevi ve Kürt kökenli kimliğe sahip olmasıdır. Ancak bu kimlikleri, manipülasyon amaçlı kullanılmaktadır. Asıl hedef, 15 milyona yakın Alevi kökenli yurttaşı "Türk üst-kimliği projesinde" buluşturmaktır. Ve bu çok tehlikelidir; çünkü bu Alevi kökenli nüfusun çoğunluğu Kürt-Alevileridir. Bu durum, ırkçı bir politika olmakla beraber, ana damarından kopartılan Aleviliği Protestanlaştırmaya da yöneliktir. Aynı zamanda da, Alevileri yeniden CHP'de bloklaştırma projesi de denebilir. Bu yüzden Kılıçdaroğlu bir seçimlik liderdir. 12 Haziran'da CHP arzulanan oyu alamazsa Kılıçdaroğlu gidecek, başka biri gelecektir.

    Ama Alevi ve Kürt olduğunu da ifade etmekten kaçıyor...

    Bence sahip olduğu her iki kimlik de önemlidir. O, bunlara sahip çıkmayarak bu kimliklerin somut olarak yaşadıkları sorunları görmezden gelmeyi yeğliyor. Yani inkar ediyor. Kısaca, Tunçeli, Dersim'e tercih edilmiş oluyor. Oysa her iki kimliğine de sahip çıkmış olsa ve partisinin programlarını statükoculuktan çıkartıp, toplumun bugünkü kimlikleri ve talepleri üzerine inşa etmiş olsa, Türkiye'nin dönüşümüne önemli bir katkı sunabilirdi. Ciddi bir muhalefet boşluğu da oluşmamış olurdu.

    Açılımla birlikte Alevilik tanındı

    Hükümetin Alevi açılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Bir hükümet çıkıyor, bu coğrafyada ihmal edilmiş ne varsa tartışacağız diyor. Bence, bu tek başına çok değerli; ama yeterli değil. Bunu sadece Alevi açılımı için söylemiyorum; Kürt açılımı, Ermeni açılımı, Roman açılımı vs. Hükümet iyi niyetli olarak bir tür geçmişle yüzleşmeye soyunuyor ama alt yapısı güçlü değil. Çünkü Türkiye'de sivil toplum örgütleri diyebildiğimiz yapıların hiçbiri "sivil" değildir. Bu nedenle de AK Parti, Türkiye'nin sosyo-ekonomik ve toplumsal meselelerine dair sorunları tespit eden ve çözüm yollarını tartışan, tartıştıran bir iklim zeminini oluşturmak için demokratik açılım projelerini hayata geçiriyor. Bugüne kadar, her türlü kimliğin inkarına dayanan bir yönetim anlayışından, demokratik bir yönetim anlayışını hakim kılacak bir altlık oluşturmaya çalışıyor. Bunlardan birisi de Alevi açılımı. Her ne kadar bu açılımlar süreci yavaş ilerlese de; bu açılımları yöneten kurumlar ve kişiler derin reflekslerini, gizli şifrelerini ve kodlarını kafalarının gerisinde ısrarla barındırsalar da; Başbakan'ın kararlı adımları karşısında dayanamayacaklarını gördüler. Örnek... Kızılcahamam toplantısında bir açılımın başlangıcında yer alan AK Partili milletvekili, şunu söyleyebiliyordu: "Mustafa Kemal de İttihatçıydı". Başka bir örnek... Alevi açılımını sürdüren bakanlar, bu açılımları zaman zaman manipüle etmektedirler. Örneğin, bugüne kadar Diyanet İşleri Başkanı'nı değiştirememişlerdir. Yeni göreve gelen Diyanet İşleri Başkanı'nın açıklamalarını dikkatle izlemek yeterlidir bence.

    AK PARTİ'YE KUŞKU İLE BAKILIYOR

    Aleviler neden AK Parti'ye bu kadar uzak?

    Öte yandan, Alevi dernek ve vakıfları, iktidardan gelen her şeye kuşkuyla bakıyor, samimiyetini sorguluyor. Mesela bazı Alevi vakıf ve dernek yöneticileri ilk çalıştaya katıldılar ama sonrakilere katılmadılar. Ama şunu görmek gerekiyor ortada devleti yönetmeye çıkan, 2007'de yüzde 47 oy alan bir hükümet var. Onaylayın ya da onaylamayın; bu hükümet bugüne kadar ihmal edilen problemleri biraz bilerek, biraz el yordamı ile çözmeye gayret ediyor. Bu aşamada yapılması gereken hükümete katkı sunmaktır. Elbette bu süreçte hükümetin eksikleri olmuştur ama unutmayın ki çözmeye çalıştığı tartışmaya açtığı sorunlar bin yılın birikmiş sorunlarıdır. Bence bu sorunların tartışılmaya açılması bile önemlidir. Her şeyden önce, kendi içinde bir araya gelmeyen Alevi örgütlenmeleri, bu vesile ile bir tartışma kültürü kazanımı elde etmişlerdir. Bu yalnızca kendi aralarında değil, aynı zamanda merkezi yönetimle de ilişkili bir tartışma kültürüdür.

    Yani olumlu bir sürecin içindeyiz...

    Bir, din dersi başta olmak üzere Milli Eğitim müfredatı içinde Alevilikle ilgili ne kadar olumsuz şey varsa hepsi ayıklanıyor. İki, Madımak kamulaştırıldı. Burası kesinlikle anıt park veya müze olmalı. Bugünkü Diyanet içine Aleviliği sokmak bence doğru bir politika değildir. Henüz tartışma süreci bitmemiştir, yeni projeler tükenmemiştir, ortak aklı yakalama hedefi devam etmektedir. Bence hükümet seçimlere kadar Alevi açılımı konusunda iki önemli adım daha atabilir.

    Nedir onlar?

    Nevşehir'de bir Hacıbektaş-ı Veli Üniversitesi, Dersim'de de Baba Mansur Üniversitesi. Bence bunlar sembolik olarak çok, çok önemli. Zaten önümüzdeki yıldan itibaren Alevilik Milli Eğitim müfredatına giriyor ki, bu bence devletin Aleviliği resmen tanıması demektir. Tabii yeni ve sıfır kilometre bir anayasa ile.

    KEMALİZM'LE HESAPLAŞMA ŞART

    Olmazsa olmaz...

    Evet. Bence 2011 seçimleri ne kadar önemli ise yeni anayasa yapmak da o kadar önemlidir. AK Parti burada bence tarihi bir sorumluluk taşıyor. Ve demokratikleşmenin en önemli taşıyıcısı görünüyor. Bu yüzden kadrosunda ciddi bir revizyon yapacağı izlenimini veriyor. Bence bu revizyonu ne kadar geniş bir çerçevede yaparsa hem kendisi hem de Türkiye için o kadar yararlı olur. Ben özellikle aday yelpazesinin geniş olmasını ümit ediyorum. Toplumun tüm kesim ve katmanlarını kucaklayan ve 12 Eylül referandumunda "evet" oyu veren; hatta "yetmez ama evet" diyenlerin de içinde olduğu bir konsensus listesi oluşturacağını ummak istiyorum.

    Aleviler çoğullaşıyor dedik. Peki yüzleşme ne zaman olacak?

    Aslında kendi içlerinde ve hayatlarında yüzleşiyorlar. En önemlisi de Alevilerin, Kemalizm'le yüzleşmesidir. Mustafa Kemal sevgisi üzerinden, Alevilerin inançları ipotek altına alınmıştır. Cumhuriyete ve "laikliğe" bağlılık vesayetinden kurtulmaları için; Koçgiri ile, Dersim ile, Çorum, Maraş, Madımak ve Gazi Mahallesi ile yüzleşmeleri gerekiyor.

    yenişafak
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim