Prof.Dr. Sinan Canan’a göre özetle düşünce insanları tarih boyunca devirlerinde iyi gitmeyen şeyleri düzeltmek için parlak fikirler ve çözümler üretmişlerdir. Fakat insanların büyük bir kesimi üretilen bu düşünceleri birikimleri yetmediği için tam anlamıyla algılayamazlar.
Sonra toplumlardan birileri çıkar onların ürettikleri bu yüksek düşünceleri herkesin anlayabileceği şekilde sadeleştirirler.
Sadeleştikçe de kitlere hitap eder, Kitlelere hitap ettikçe de izmleşir yani ideolojiye dönüşür, bunun sonucunda da değişime karşı direnci artar ve gerçeklikle bağı zayıflar ki, bir düşünceyi bu şekilde izmlere dönüştürmek o fikri öldürmekle aynı şeydir.
Sinan Canan’a göre tarih boyunca bütün büyük fikirlerin başına aynı şey gelir. Tıpkı Mevlana’nın, Marks’ın Neitzche’nin başlarına geldiği gibi…(George Orwell, Hayvan Çiftliği ve Okuma Rehberi, s.177)
Bu girişi yapmamamın nedeni nasıl ki ideolojiler bir fikri, düşünceyi öldürüyorsa 27-28 Mayıs günlerinde yapılan Yörük Çalıştayı ve Toyu’nda görüldüğü gibi oy ticareti için yapılan siyasetin sanatı ve kültürü nasıl zehirlediğini anlatmak içindir.
Üzülerek söylemek gerekir ki, bu gün toy, şenlik, festival adı altında yapılanlar Yenipazar ve Karaçakal Yörükleri olarak 2007 yılından başlayan ve aralıksız pandemi başlayana kadar devam ettirdiğimiz, bakanların, valilerin,bütün partilerin, vekillerin ve halkın katılımıyla 25 bin kişiyi ağırladığımız Yörük şenliklerinin hayli uzağında…
Bizim bu işi uzun süre devam ettirebilmemizin sırrı bakan dışında kalan bütün siyasetçilere mikrofon vermede adil davranmamızdı.. Öyle olunca da siyasetçiler arasında ne çekişme oluyordu ne de kavga çıkıyordu.
Valilik ve Kültür Müdürlüğü organizesinde gerçekleşen son Yörük Çalıştayı ve Toyu ile bir daha görüldü ki, artık siyasi çıngarın çıkmayacağı kültürel bir etkinliği yapmak neredeyse imkânsız hale geldi.
Çünkü bu etkinlikleri genellikle belediyeler düzenliyordu o zaman da ister istemez propaganda amaçlı bir toplantı algısına yol açtığından diğer parti(li)ler katılmıyordu.
Nitekim bu algının bir tezahürü Valiliğin desteğinde bu yıl ilki gerçekleşen Yörük Çalıştayı ve Toyu’ndan Kültür Müdürünün BŞB’nin Aydın’ın tanıtımına bütçeden ayırdığı kaynakla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımı öne sürerek 8 dernek son anda çekildi.
Buna da asıl neden her ne kadar Vali Hüseyin Aksoy her partiden belediye başkanı ile olan ilişkilerinde bir devlet adamı davranışı sergilese de bazılarının gözünde devlet kavramı aşındığından, iktidarla devletin aynı kefeye konmasıdır.
Bir bürokrat olan Kültür Müdürünün muhatabı olmayan bir siyasetçiyi eleştirmesi ne kadar yanlışsa derneklerin de kuruluş amaçlarına uygun üstelik valiliğin desteğinde ve himayesinde gerçekleştirilen bu çaptaki bir etkinliği boykot etmeleri de kültür adına o kadar düşündürücüdür.
Ayrıca edindiğimiz bilgiye göre bütün siyasi partilerin il başkanlıklarına, büyükşehir ve ilçe belediyelerine ve milletvekillerine davetiye gönderildiği halde muhalefetten icabet eden çıkmamış.
Herkesin katılımını sağlamak için doğru olan bu tür kültürel etkinlikleri derneklerin kendilerinin düzenlemesidir.
Ancak hepsinin katılımıyla gerçekleşecek bir etkinlik için:
BİR: Aydın’daki aynı amacı taşıyan Yörük Derneklerin bir federasyon çatısı altında toplanması,
İKİ:-Etkinliğe yetecek maddi yeterliliğe sahip olmaları,
ÜÇ- En önemlisi de bir dernek bir kültürün yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasını gerçekten istiyorsa, yani naylon dernek değilse onun dışında bir amaç taşımamalı, kısaca kültürü zehirleyecek, bir siyasi partinin yan kuruluşu izlenimi vermemelidir.
Çünkü hedonist baskının kimlik ve kişiliklerinden uzaklaştırdığı, haz, hız ve çılgınca tüketim üzerine kurulu popüler kültürün pençesinden, gençlerimizi kurtarmak gerekiyor.
Bu da ancak kendi kültür kodlarımızı popüler kültürle harmanlamamızdan geçiyor. Bu anlamda gönlü ve sofrası herkese açık Yörük ve Türkmenlerin kökü Orta Asya mitolojisine kadar uzanan özgün kültürlerinin bu sürece olumlu katkılar yapacağında şüphe yoktur.
O nedenle yakından takip edenler hatırlarlar, çoktandır yeri geldikçe sözünü etmeye çalıştığım üç konu vardı, bunlardan ilki Adnan Menderes Müzesi idi o gerçekleşti, ikincisi Yörük Müzesi, üçüncüsü de Kurtuluş Savaşı Müzesi idi.
Bunlar dert edinecek birilerini bekliyor.
Eğer geç kalınırsa ileride Yörük Müzesi’ni açmak daha da zorlaşacaktır çünkü konuyla ilgili kahve değirmeni,dibek, kap, kacak türü alet ve edavat, keçe, çul gibi yaygılar, ıstar, çıkrık gibi dokuma aletleri yıl geçtikçe yaşam alanını dışına çıkıyor, kayboluyor.
Kurtuluş Savaşı müzesini de zaman geciktikçe açmak hem pahalılaşacak hem de daha da zorlaşacaktır.
Eskişehir, Gaziantep, Konya gibi bazı illerde büyükşehirler açtıkları müzelerle bu kültür hareketini başlatalı hayli zaman oldu. Her nedense Aydın bu alanda sessizliğini sürdürüyor.
O zaman da ister istemez kapitalizmin sadece emek, sermaye, tüketim ilişkilerinden ibaret olmadığı aynı zamanda da temeli geçmişi unutturmak olan bir ideoloji olduğu gerçeğinden hareketle kültüre gerekli önem vermeyenler bu anlayışın mı sahibi yoksa etkisi mi altındalar, diye insan sormadan edemiyor.
Hâlbuki Yörüklüğün yaygın şekilde bu gün de devam ettiği Torosların büyük bölümünde Yörüklere Aydınlı denir.
Nasıl ki Adnan Menderes Müzesi projesiyle Menderes’i siyasetçi esnafının istismarından, Aydınlıları da dışarıya karşı bir mahcubiyetten kurtardıysa Yörük Kültürü’nün araştırılması ve gün yüzüne çıkartılması konusunda da ilk adımı atan yine Valilik oldu.
Anemon Otel’de 27 Mayıs günü Ege Üniversitesi ve Adnan Menderes Üniversitesi öğretim üyelerinin konuşmacı olarak Vali Hüseyin Aksoy’un izleyici olarak katıldığı çalıştaya Adana, Antalya, İzmir, Uşak, Manisa, Gaziantep ve Muğla gibi birçok ilden 180 misafire Aydın ev sahipliği yaptı.
Ancak gerekli duyuru yapılamadığı ve basınla iletişim sağlanamadığı için çalıştayla birlikte Yörük Toy’u da gerek Aydın yerel basınında gerek ulusal basında hak ettiği ilgiyi göremedi.
Ayrıca Yörük Toyu ile bir kez daha görüldü ki, Aydın’da deve güreşlerinin yapıldığı Ay-Ter Alanı dışında bu tür etkinliklerin yapılacağı bir yere ihtiyaç var. Bu işler için en uygun yerlerin başında gelen Pınarbaşı Mesire Alanıdır. Ancak mevcut durumu bu ihtiyaca cevap verecek yapıda değil.
Siz karar verin artık belediyelerimizin ne kadar başarılı olduklarına(!)
Atatürk Meydanı ile gösterilerin yapılacağı Ay-Ter Alanı arası bir hayli uzak olmasına rağmen o sıcakta ekiplerin birçoğu kortej yürüyüşüne katılmayı ihmal etmediler.
Gösterinin en ilgi çeken gösterisi ise Yenipazar Karaçakal Yörüklerinin gelin alma ve eşek sarma etkinlikleriydi.. Diğer gruplar da oyunlarıyla dikkat çektiler.
Akşamki programa damga vuransa tamiri bir saat süren ses yayın cihazı arızasıydı. O nedenle program da aksadı. Ama Vali Hüseyin Aksoy başta izleyenler akşamın serinliğinden yerinden kalkmadı.
Ses yayın cihazının yol açtığı kusuru telafi eden de İzmir Türk Dünyası Dans ve Müzik Topluluğu sazları eşliğinde sahneye çıkan Sökeli ses sanatçısı Fatma Meşe Öz oldu.
Sanatçı gerek sahne performansıyla gerek güzel sesiyle söylediği Ege Türküleriyle herkesi damardan etkiledi.
Şüphesiz gecenin sürprizi de aynı zamanda Kültür Müdürü Mehmet Umut Tuncer’in babası olan Mahmut Tuncer’di. Usta sanatçı olası bir spekülasyonu önlemek için her hangi bir ücret karşılığında gelmediğini, uçak parasını da cebinden ödediğini söyledi.
Sanatçı ilerlemiş yaşına rağmen ortaya koyduğu performansla da herkese parmak ısırttı, ayrıca yaptığı esprilerle milleti kırdı, geçirdi.
Programa verdiği emekle izleyicinin ve dernek yetkililerinin takdirini kazanan da Kültür Müdürü Mehmet Umut Tuncer’le birlikte proje sorumlusu personelden Nurcan Özsanat oldu.
Sonuç olarak daha iyisi olabilir miydi, elbette mümkündü Fakat bardağın dolu tarafından bakacak olursak Aydın sıcağında o kadar misafiri ağırlayacak organizeye talip olmak ayrıca kıyasıya bir siyasi çekişmenin olduğu bir yerde bu işi en az hasarla atlatmak bir başarı olduğu kadar Yörük Kültürü için de umut vericidir.