• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033

    Türkiye'ye neden geldi?

    13.04.2009 09:12
    Obama dost arıyor Türkiye yardım edebilir
    Türkiyeye neden geldi?
    Türkiye'ye neden geldi? Türkiye'ye neden geldi? Türkiye'ye neden geldi?

    Parris, “Obama neden Türkiye"ye geldi?” sorusuna şu yanıtı veriyor: En çok ciddiyet arzeden meselelerin birçoğunun Türkiye"ye yakın yerlerde meydana geliyor olması ya da buraların Türkiye"nin tarihsel ya da güncel nüfuzunun belirgin olduğu yerler olmaları nedeniyle, Türkiye Obama"ya herkesten çok yardım edebilir

    ABD"NİN ESKİ ANKARA BÜYÜKELÇİSİ MARK PARRİS:

    Eski ABD Başkanı Bill Clinton"ın Türkiye"yi ziyaret ettiği 15 Kasım 1999 tarihinde ABD"nin Ankara Büyükelçisi Mark Parris"ti. Ancak Parris"le bir mülakat yapmayı istememizin tek nedeni tabii ki bu değil. Mark Parris ABD"nin en önemli, en gözde diplomatlarından biri. İki sebeple:
    1- Eski kariyeri: Moskova (Siyasi Ataşe), Tel Aviv (Büyükelçi Müsteşarı), Ankara (1997-2000 Büyükelçi). Ulusal Güvenlik Konseyi"nin eski Yakın Doğu ve Güney Asya Direktörü. Tüm bu alanlarda dönemin Başkanı Clinton"un özel temsilcisi. Ayrıca Gorbaçov"la Reagan"ın tarihi Reykjavik zirvesinde müzakereci.
    2- Şimdiki kariyeri: “Demokratların kalesi” ya da “Demokrat başkanların personel havuzu” olarak bilinen düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü"nde Türkiye ve Ortadoğu tezleri üzerine çalışmalar yapıyor.
    Dolayısıyla biz de bu hafta ABD Başkanı Obama"nın ziyareti ve geride bıraktığı soru işaretlerinin hiç değilse bir kısmını Mark Parris"e sorduk. İşte Parris"le Atlantik ötesinden doğru yapmaya çalıştığımız mülakatımız:
    - En başından başlayalım… Başkan"ın Türkiye"ye ziyaret kararı sizce neden bu kadar süratli alındı? ABD Dışişleri Bakanlığı"nın dahi bu geziden karar alındıktan sonra haberdar olduğu ve bu konuda CIA tarafından haberdar edildiği ileri sürülüyor…
    Evet, karar hızlı alınmış gibi gözüküyor. Ama şunu da hatırlamalısınız ki, biz yeni bir yönetimin henüz başlangıç günlerindeyiz. Bir geçiş döneminde, henüz kilit noktalara gelecek bazı yeni görevliler daha koltuklarına bile oturmadan, karar alma sürecinin bazen bir miktar öngörülemez oluşu çok da şaşırtıcı bir durum değil. Öyle düşünüyorum ki, önemli olan süreç değil, bunun yönetimin işe koyulduğu bu ilk aylarda üzerinde düşünülmüş, ölçülmüş biçilmiş bir karar olduğu gerçeği. Bu kararın yeni yönetimin ana önceliklerini yansıtması olarak okunması gerekiyor. Bu da Türkiye-ABD ilişkilerinin önümüzdeki yılları için iyi bir haber olmalı.

    TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİ RETORİĞİN ÜSTÜNE ÇIKACAK
    - Bu ziyaret, dünyaya Türkiye-ABD ilişkileri ve Amerika"nın öncelikleri açısından sizce ne demiş oluyor? AB, NATO, Rusya ve İslam Dünyası gibi aktörler tarafından nasıl okunmalı bu ziyaret?
    Bu çok önemli bir olay, çünkü daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmadık. Bill Clinton"ın Türkiye"yi ziyaret etmesi yedi sene aldı. George Bush"un gelişi üç yıl aldı ve bir günlük bir ziyaret oldu, üstelik Türkiye"ye uluslararası bir toplantı için gelmişti. Bu durum, Obama Yönetimi"nin Türkiye"yi çok ciddiye aldığını kuvvetli bir şekilde göstermiş olmalıdır.
    Çok açık ki, dünya da dikkatle izliyor. Bazı Avrupalıların, Başkan"ın Türkiye"nin AB üyeliğini sıkı bir şekilde desteklemiş olmasına verdikleri tepkileri de hemen görmüş bulunuyoruz. Tahminin o ki, ABD ve Türkiye stratejik enerji meseleleri üzerindeki işbirliğini ileri götürdükçe, Ruslar da bu gelişmeleri çok yakından izliyor olacak.
    Görebildiğim kadarıyla Başkan"ın İslam"la ilgili olarak sarf ettiği sözler Müslüman dünyasında gayet olumlu karşılandı ve bu cümlelerin Türk Parlamentosu"nda dile getirilmiş olması zihinlerden çıkmayacaktır. Kanımca işin özü şurada: Türkiye-ABD ortaklığının retoriğin üstüne çıkacak şekilde yeniden canlanacak olması bulunduğunuz bölgenin tümü ve dünya için önemli bir gelişme olacak.

    DAVOS ÜZDÜ, AMA HASAR KONTROL ALTINA ALINDI
    - Peki bu ziyaret “Davos fatihi” Erdoğan"ın ülkesine yapılan bir ziyaret olarak mı görülmeli? Yoksa acaba Erdoğan"ın “one minute” çıkışından sonra bu gezinin yapılmasını İsrail-Türkiye arasındaki krizin perde arkasında çoktan giderildiğine mi bağlamalıyız? Ya da ABD"nin İsrail-Türkiye arasındaki gerginlikten çok daha önemli öncelikleri mi var?
    Ben, Davos"ta her iki tarafın da çok iyi göründüğü, devlet adamlığına yakışır bir görüntü verdiğini düşünmüyorum. Başbakan"ın performansı – medya aracılığıyla ulaştırıldığı kadarıyla- Amerika"daki izleyici kitle üzerinde temelde kuvvetli ölçüde olumsuz bir izlenim bıraktı. Türkiye"nin Amerika"da nasıl algılandığı konusunda kaygılar taşıyan biri olarak bu durumdan üzüntü duydum.
    Ancak şunu da söylemeliyim ki, Davos"un Türkiye-İsrail ilişkilerini tahrip edeceğini ya da Türkiye"nin bölgesel etkisini zayıflatacağını dile getiren tahminler de açıkça abartılıydı. Benim izlenimime göre, Türkiye-İsrail ilişkilerinde ortaya çıkan hasar kontrol altına alındı; İsrail"in Türkiye"nin tarafsızlığına duyduğu güven zedelenmiş olsa bile- ki muhtemelen zedelenmiştir- İsrailli liderler, Türkiye ile olan stratejik ilişkilerine değer vermeye devam ediyor. Ve Başbakan"ın, devletten devlete işbirliğinin boyutunu küçültmeye yönelik somut adımlar atılması yönündeki çağrılara direnmiş olması da önemlidir. Bu koşullarda, Davos meselesinin, Türkiye"ye ziyaret kararında büyük bir faktör olduğunu zannetmiyorum.
    - Bu noktada “Türkiye İsrail"in yerini alıyor” şeklindeki yorumlar için ne dersiniz?
    Bununla ne denmek istendiği konusunda hiçbir fikrim yok. Ama eğer, ikisi arasında bir seçim yapmamız anlamına geliyorsa, bu saçma… Bunu yapmayacağız ve geçmişte de yapmadık... Biz, her iki ülkeyle ilişkimize de değer veriyoruz ve her zaman İsrail ile Türkiye arasındaki iyi ilişkilerin, ABD"nin bölgedeki çıkarlarını zenginleştirdiğini gördük. Bu ilişkilerimizin biri diğerinin pahasına olmaz.

    RASMUSSEN SEÇİLMESEYDİ OBAMA"NIN TÜRKİYE ZİYARETİ FARKLI OLURDU
    - Türkiye ziyaretine gelmeden önce birkaç soru NATO zirvesiyle ilgili olacak. Birincisi niçin Rasmussen? Obama neden kendi tarzı ve geçmişinden bu kadar uzak bir isim üzerinde ısrar etti?
    Rasmussen"in seçilmesi meselesinin detaylarına vakıf değilim. Ve bu şahsı da tanımıyorum, bu durumda tarzı üzerine yorum yapamam. Kendisinin Müslüman dünyasıyla bir olayı var ve bu bağlamda ittifakın bugün karşı karşıya olduğu zorlukların, sınavların ağırlıklı olarak Müslüman ülkelerde ya da bölgelerde olduğu düşünülürse, Türkiye"nin bunu bir mesele olarak gündeme getirmesinin uygunsuz olduğunu düşünmüyorum. Başkan Obama"nın katıldığı ilk NATO zirvesinden uyumlu bir sonuçla çıkması ise kuşkusuz kendisi açısından çok önemliydi.
    Benim tahminim şu: Washington"un, yeni bir genel sekreter seçimine yaklaşımı öncelikli olarak bunların bir bileşkesiydi. Türkiye"nin kendisi için bu kadar zor bir kararda esneklik sergilemesi, olgunluğunun ve sorumluluğunun bir göstergesi oldu ve de şüphesiz, bu olaydan birkaç gün sonra yapılacak ziyaretin başarılı geçmesi için de zemini hazırlamaya yardım etti.
    - Sizce Türkiye bu konuyu Obama"nın ziyareti sonrasına bırakmaya çalışsa istediğini elde etme şansı artar mıydı?
    Her iki durumda da cevabım, “zannetmiyorum” olur. İlk durumda yeni bir genel sekreter seçme konusundaki başarısızlık, NATO zirvesinin infilak etmesine yol açardı. Bu durumda da, Obama ziyareti çok farklı bir bağlamda gerçekleşirdi.
    - Önce Davos, ardından Rasmussen krizi… Batılı kimi gözlemcilerin dile getirdiği bu iki krizin Başbakan Erdoğan"ın imajını zedelediği yorumlarına katılıyor musunuz?
    Davos olayının Amerika"daki izleyicileri üzerinde olumsuz bir izlenim yarattığını söylemiştim. Bunların bir kısmı, Başbakan"ın tutumu konusunda bu olaydan bugüne dek açıkça eleştirel bir tavır sergileyegeldiler. Bazıları, Davos"u onun bir ortak olarak güvenilirliğini sorgulamak için dile getirdi. Ancak bunun olaya çok radikal bir sonuç atfetmek olduğunu düşünüyorum. Görünen o ki, Başkan Obama da benim gibi düşünüyor.
    Rasmussen meselesine gelince, Amerikalıların çoğu büyük bir olasılıkla böyle bir meselesinin varlığından habersizdir. Bu hadiseden yola çıkarak Başbakan hakkında sonuçlar çıkarmaya eğilimli kişiler, zaten Rasmussen bir mesele haline gelmeden önce de bunu yapanlardı. Açık olarak, bunun Obama"nın Türkiye"ye yaptığı ziyarete bir etkisi olmadı, elbette bu kısmen Ankara"nın meselenin sonuçta çözüme bağlanması için sergilediği beceri sayesinde oldu.


    ZİYARETİN GERİSİNDEKİ NEDENLERDEN BİRİ AF-PAK
    - Sizce Avrupa, ABD"ye Afganistan konusunda istediklerini verecek mi? Yoksa ABD Türkiye"den diğerlerine nazaran Afganistan"da daha çok şey yapmasını mı istiyor?
    Müttefiklerimizin Afganistan"da ve hemen çevresinde aslında hepimiz için ortak bir tehdit olan bu durumla mücadeleye yardımcı olabilecekleri pek çok yol var. İdeal bir dünyada, Başkan Obama, Afganistan"a gönderilmek üzere yeni muharip güçler için üye ülkelerden taahhüt almaktan memnun olurdu. Ama ideal bir dünyada yaşamıyoruz. Bu durumda, alabildiğimiz yardımı alacağız ve biz ilerledikçe müttefiklerimizden daha çok katkı isteyeceğiz.
    Gerçi yaşadığımız dünyada kimi ülkeler diğerlerinden daha fazla yardım edebilir. Türkiye"nin bayağı yardımı olabilir ve şimdiye kadar da zaten çok yardımcı oldu. Başkan Obama"nın ziyaretinin ana nedenlerinden birinin gerisinde, Türkiye"nin Afgan-Pakistan sınırının her iki tarafında da uzun süreli bir nüfuzunun olmasının (Cumhurbaşkanı Gül"ün Obama"nın gelişinden hemen önce düzenlediği üçlü toplantının da yansıttığı üzere), Türkiye"nin ISAF"ta oynadığı rolün ve Türkiye"nin bu çabaya getirebileceği “yumuşak güç” tarzına dair bir farkındalığın yattığını düşünüyorum. Bütün bunlar, Obama Yönetimi Afganistan-Pakistan stratejisini oluştururken yaşamsal girdilerdir.

    1997"DEKİ ABD-TÜRKİYE İLİŞKİSİ AB İÇİN UYARICI OLMUŞTU
    - Siz, Obama"nın, Türkiye"nin AB"ye alınması konusunun önemini yinelemesine Avrupa"nın nasıl tepki vermesini bekliyorsunuz? Bu girişim Türkiye"nin şansını artıracak mı, azaltacak mı?
    Korkarım Başkan Sarkozy"nin verdiği yanıt, onun ve diğer birçok Avrupalının, -eğer tabi bu konuda kararlarını çoktan vermemişlerse- zor ikna edileceği anlamına geliyor. Ancak, bu meseleye bakmanın yolunun şu olduğunu düşünüyorum: Eğer ABD açık bir şekilde Türkiye"nin adaylığını desteklemeyi durdursa ne olur? Tahminim o ki, Avrupa"da Türkiye"nin AB"ye alınmasına karşı çıkanların tartışmayı kazanmaları çok daha kolaylaşır. Şunu da hatırlayalım, Türkiye ve AB arasında bundan önceki tıkanıklık dönemlerinde, örneğin 1997 Lüksemburg zirvesinden sonra, güçlü ve genişleyen bir ABD-Türkiye ilişkisi, Türkiye- Avrupa diyalogunu da teşvik edici, uyarıcı bir etki sağladı. Bir denge çerçevesinde, yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum.

    OBAMA"YA HERKESTEN ÇOK TÜRKİYE YARDIM EDEBİLİR- Gelelim malum Türkiye ziyaretine… Obama gelmeden önce, ziyareti esnasında ve şimdi gittikten sonra tartışılan ana soru şu: Obama Türkiye"ye niçin geldi?
    Bu “büyük soru”nun yanıtının, Başkan"ın halefinden devraldığı hiç de iç açıcı olmayan dış politika envanterinde yattığını düşünüyorum. Yakın dönemlerde, görevi devraldığında bugün olduğu ölçüde zorlu ve acil bir tabloyla karşı karşıya kalan başka bir ABD Başkanı"nın olduğunu zannetmiyorum. Bu büyüklükte sorunlarla karşı karşıya kaldığınız zaman, size yardımcı olabilecek dostlar aramaya başlarsınız. Gerçek şu ki, en çok ciddiyet arzeden meselelerin birçoğunun Türkiye"ye yakın yerlerde meydana geliyor olması, ya da buraların Türkiye"nin tarihsel veya güncel nüfuzunun belirgin olduğu yerler olmaları nedeniyle, Türkiye Obama"ya herkesten çok yardım edebilir.
    Ben konunun, bu derece basit olduğunu düşünüyorum. Meseleyi, Washington"un yardım arayışında olduğu yerlerin bir listesi bağlamında ele alırsanız, Afganistan-Pakistan, İran, Rusya ve stratejik enerji meseleleri, Arap-İsrail ilişkileri ve genel olarak da Müslüman dünya ile ilişkilerimizi sayarım. Ermenistan, dikkatli ele alınmayı gerektiren bir mesele ama özel bir mesele. Elbette, tek yönlü bir liste olamaz, ama bu büyük bir olasılıkla, Amerika"nın “en önemliler listesi“ olacaktır.

    ATATÜRK"E YAPILAN VURGU ÇOK NORMAL
    - Obama"nın Anıtkabir"deki duruşu ve Meclis"teki Atatürk"le ilgili söylemi çok güçlüydü. Burada mesaj vermek istediği kim? AB mi? AKP mi? İslam alemi mi? Türkiye"deki laikler mi? Belki de yakın bir süre sonra Afganistan için askerlerini isteyeceği TSK mı? Türkiye"ye “Benimle ancak laik ve demokrat olursanız yürüyebilirsiniz” demek için mi? Ilımlı İslam projesinin bittiğinin bir kez daha altını çizmek için mi? Neden?
    Öncelikle, Bir Amerikan Başkanı"nın Ankara"yı ziyaret etmesi ve de Atatürk"ün mirasına ve Türkiye"nin laik demokrasisine olan saygımıza ve hayranlığımıza işaret etmemesi tasavvur edilemez. Bu, Türkiye"nin ağırlıklı Müslüman nüfusu ile yan yana düşünüldüğünde, sizin ülkenizi eşsiz ve bu nedenle de bu derece önemli kılan unsurlardan birisi. Bu durumda, Atatürk üzerine yapılan vurgunun gereğinden fazla büyütülmesine karşı uyarıda bulunmam gerekir.
    İkinci olarak, sizin sorununuz demokratik ve laik olmanın birlikte yürüdüğü önermesinden yola çıkıyor, bu da laik değilseniz demokrat olamazsınız anlamını içeriyor. Belki soruyu yanlış anladım, ancak çoğu Amerikalı konuya sadece bu şekilde bakmıyor. Şundan oldukça eminim ki, Başkan Obama"nın yollamaya çalıştığı mesaj bu değildi.

    MÜSLÜMAN OLMANIZ ZİYARETİ ÖNE ÇEKTİ
    - Hem TBMM"deki konuşması sırasında hem de İstanbul"daki jestleriyle Obama İslam ülkelerine nasıl bir mesaj verdi sizce? Acaba bu gezinin bütün amacı İslam ülkelerine mesaj vermek miydi?
    Şahsi geçmişini ve de devraldığı dış politika sorunlarını düşündüğümüzde, Başkan"ın Müslüman dünyasıyla nasıl ve ne tür şartlarda bir ilişki içine gireceği konusuna bir hayli kafa yorması gerektiği çok doğal. Beyaz Saray, yakın biri zamanda Amerika ve İslam konulu bir temel konuşmanın yapılacağı sözünü verdi ve Türkiye ziyareti açıklanırken de, Meclis"te yapılacak konuşmanın bu ana konuşma olmayacağını da belirtti.
    Ama, gelin gerçekçi olalım: Meclis"te İslam hakkında söyledikleri gayet önemli ve üzerinde dikkatle düşünülmüş fikirlerdi. Samimiyetle söylemem gerekir ki, Türkiye"nin dışındaki medyanın üzerinde odaklandığı laiklik üzerine yapılan vurgu değil tam da bu cümlelerdi. Türkiye"nin Müslüman kimliğinin, buraya yapılacak ziyaretin bu denli erken olmasında önemli bir unsur olduğundan eminim.
    Ayrıca şundan da eminim: Hem yaptığı konuşmadan hem de ziyareti planlama biçiminden, - İstanbul programı dahil- anlaşılacağı üzere, Başkan, İslam ve laik demokrasiyi birbirini dışlayıcı unsurlar olarak görmüyor. Özellikle de, Türkiye"nin kimliğinin bu farklı unsurlarının sentezi, onu bu denli eşsiz ve de kesinlikle önemli kılıyor.

    “MODEL ORTAKLIK”IN İÇERİĞİ AYNI, ÇERÇEVESİ GENİŞ
    - Köşk"teki ziyareti sırasında çok önemli bir ifade kullandı Obama: Model ortaklık. Bu kelimenin seçimi ne anlama geliyor; geçmişte kullanılan stratejik ortaklık kavramının yakın dönemlerde yıprandığını mı anlatıyor?
    Bu ilişkiyi sloganlara indirgeyemezsiniz, mümkünse bu denenmemeli. “Stratejik ortaklık” kavramı, Bill Clinton kullandığı zaman, Türkiye ve Amerika"nın geniş bir çerçevede bölgesel ve işlevsel meseleler üzerindeki işbirliğini – gayet başarılı bir işbirliğiydi- doğru bir şekilde tanımlamak konusunda yeterli bir kavramdı.
    Başkan Obama, Çankaya Köşkü"nde yaptığı konuşmada formülü açıkça “ağırlıklı olarak Hıristiyan bir ülke ile ağırlıklı olarak Müslüman bir ülke” arasındaki işbirliği olarak tanımladı. Bu açıklama sanki bir miktar daha geniş bir çerçeve içeriyor. Ama içerik olarak herhangi bir değişime tekabül ettiği konusunda emin değilim.
    Amerika ve Türkiye arasındaki her türlü ortaklık stratejik olacaktır ve hepimiz umut ediyoruz ki ortaklığımız sonuçları bakımından bir model olsun…

    BAŞARININ ANAHTARI: TÜRKİYE"YLE ERKEN ANGAJMANA GİRMEK
    - Peki Türkiye"den ve ABD"den, “model ortaklık” başlığı altında, ne türlü faaliyetler ve tutumlar bekliyorsunuz?
    Az önce de belirttiğim gibi gündemin fazla değişeceğini zannetmiyorum. Model sözcüğünün gideceği anlamın, hem iki ortak açısından hem de üçüncü taraflar açısından bu ilişkinin başarılı addedilecek olması yönünde olduğunu düşünüyorum. Son yılların envanterine baktığımızda, iyileştirme yapılabilecek pek çok alan olduğu aşikar. Başarının anahtarının tam da Obama ekibinin son birkaç haftadır yapageldiği şey olduğunu düşünüyorum: Türkiye ile erkenden angajmana girmek, iki tarafın liderleri arasında sağlam ilişkiler tesis etmek; böylelikle iki taraf arasındaki danışma sürecini sahici ve anlamlı kılmak… Her ne anlama gelirse gelsin, ortaklık iyi bir başlangıç yapmak üzere.
    - Bu arada “Stratejik ortaklık” tanımı ilk kez 18 yıl önce mi kullanılmıştı?
    “Stratejik ortaklık”, ilk olarak ve en yetkili bir şekilde resmi bir ağızdan dokuz sene önce Bill Clinton tarafından kullanılmıştı. Bundan önce de kullanılmış olabilir, ama resmi ABD siyaseti değildi.

    ORTAKLIĞIN İLK SINAVI İRAN VE AZERİ DOĞAL GAZI
    - Türkiye"de “Obama elimizi sıkarken avucumuza ateşten toplar bıraktı” (Nuray Mert, Radikal-7 Nisan) yorumu da yapılıyor. Bu balayı sona erdiğinde, ABD Türkiye"den ne isteyecek?
    İşte burası, elbette işin en ilginç olmaya başladığı yer. Gerçek şu ki, bir önceki ABD yönetimi döneminde dahi, ABD ve Türkiye"nin stratejik hedefleri geniş bir şekilde örtüştü; farklı olan, bu hedeflere nasıl ulaşacağımız konusundaki perspektiflerimizdi. Obama ekibinin daha farklı, daha kapsayıcı bir tarzı var ve diplomasiden korkmuyorlar, hatta hasımlarla yürütülmesinden bile... Bu nedenle, Türkiye"nin ve ABD"nin yaklaşımlarını uyumlu hale getirmek daha kolay olmalı. Ancak, kendimizi farklı konumlarda bulacağımız durumların da ortaya çıkacağını tahmin edebiliriz.
    Örneğin, eğer İran, ABD"den ve uluslararası camiadan yapılan açılımlara yanıt vermezse, Türkiye, İran"a bunun bedelini ödemesi için sarfedilecek ortak çabalara katılmaya hazır olacak mıdır?
    Örneğin, stratejik enerji ulaşımında biz işbirliğimizi yeniden canlandırmaya çalışırken, Türkiye Azeri doğal gazının geçişi konusundaki katı yaklaşımını yumuşatacak mıdır?
    Şunu kesinlikle bekliyorum ki, biz “model ortaklığımızın” parametrelerini tanımladıkça, önemli taktiksel farklılıklar ortaya çıkacaktır. Ve elbette bu tek yönlü bir yol olamaz: Washington"un, Türkiye"nin görüşlerine de hassas olabileceğini kanıtlaması gerekecek. Ancak benim deneyimim odur ki, eğer iletişim kanalları açık olursa, eğer her iki tarafın da liderleri sürecin içinde kalırlarsa, “kazan-kazan” yaklaşımları bulunabilir. Obama ziyareti esasen bu çeşit bir dinamiğin temelini atmış oldu.
    - Peki Afganistan için Türkiye"den muharip asker istenecek mi ve acaba Türkiye “Hayır” diyecek olursa “model ortaklık” tanımı büyük yara alır mı?
    Böylesi bir taahhütten şüphesiz çok hoşlanacak olmalarına rağmen, Washington"un, Türkiye"ye muharip güç için baskı yapıp yapmayacağını bilmiyorum. Eğer, Türkiye bunu yapmaya hazır değilse, diğer katkılarının da hoş karşılanacağından şüphem yok. Bu nedenle potansiyel ortaklık konusuna bir tehdit görmüyorum.

    OBAMA ERMENİSTAN MESELESİNİ RAYDAN ÇIKARMADI
    - Köşk"teki basın açıklaması sırasında bir soru üzerine Obama Ermeni soykırımı konusunda görüşlerinin kayıt altında olduğunu ve değişmediğini söyledi. Bunu Türk Cumhurbaşkanı"nın evinde söyledi. Meclis"teki konuşması sırasında da Türk-Ermeni trajedisini bir anlamda Amerika kıtasındaki yerlilerin yaşadığı katliamla ilişkilendirdi. Bunları bugüne kadar bir ABD Başkanı"nın yaptığı en sert çıkışlar olarak değerlendirir misiniz?
    Bundan önceki Amerikan başkanları arasında 1915 olaylarını, bizim yerli Amerikalılara karşı çoğunluk yüz kızartıcı olan davranışlarımızla ilişkilendirmiş birinin olduğunu hatırlamıyorum. Başkan"ın gelmeye çalıştığı nokta, elbette şuydu: Uluslar, geçmişlerindeki karanlık sayfalarla yüzleşerek daha iyi duruma gelirler. Başkan'ın Türkiye"nin Osmanlı geçmişinde yer alan ve kendisinin daha önce soykırım olarak adlandırdığı olaylar konusundaki görüşlerini değiştirmediği yolundaki sözlerini de söylendiği gibi algılamak lazım. Ziyareti esnasında, Türkiye"nin Ermenistan"la olan ilişkilerinin normalleşmesi için başlatılmış olan hassas ve umut verici görüşmeleri raydan çıkarabilecek ifade ve fiillerden kaçınmak hususunda gösterdiği sorumluluğu ben şahsen cesaret verici buldum. Bu görüşmelerin verimli bir şekilde sonuçlanması, bu konuda Amerika'da içte yapılan tartışmanın bağlamını radikal bir biçimde değiştirecektir.

    BAKÜ, TÜRKİYE"NİN ERİVAN AÇILIMINI REHİN ALMAMALI
    - Peki ama Türkiye Azerbaycan"ı kaybetmeyi göze alamayacağına göre Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan meselesinde gerçekçi bir açılım bekliyor musunuz? Azerbaycan"ı kırması ABD"nin de Kafkasya planları açısından aleyhine olmaz mı? Sizce bu meseleyi çözecek formül ne olmalı?
    Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakın bağların çok iyi farkındayım. Bu bağları, Kafkaslar"daki dinamiklerin bizim tarafımızdan değerlendirilmesinde - her ABD yönetiminin de bu bağları böyle kavradığını sanıyorum- olumlu pozitif bir unsur olarak görüyorum.
    Her iki ülkeye de, bu ilişkinin ciddi bir biçimde zedelenmesine yol açabilecek bir şeyler yapmaları için baskı yapacağımızı zannetmiyorum. Ancak, Türkiye- Azerbaycan ilişkisinin ruhunun ya da yakın arkadaşlar arasındaki herhangi bir ilişkinin, birinin diğerinin meşru ve önemli bir ulusal çıkarının sağlanması arayışının önünü kesmesiyle bağdaşmayacağını düşünüyorum.
    Türkiye, yıllardır büyük bir hassasiyetle Azerbeycan"ın çıkarlarını gözetiyor ve Ermenistan ile devam eden diyalogunda, Bakü"nün Dağlık- Karabağ sorunundaki pozisyonunu tehlikeye sokmamaya azami gayreti sarfediyor. Bakü"nün de şimdi , Türkiye"nin açıklamış olduğu üzere Erivan ile ilişkilerinde yapmaya sağladığı açılımı rehin almaya çalışması doğru değildir.

    RUM KÖKENLİ AMERİKALILAR BİZİM SİSTEMİMİZDE ETKİLİ
    - Heybeliada"daki ruhban okulu meselesi sizce ilişkilerde ne kadar öncelikli olacak? ABD Başkanları için dile getirmek adettendir diye mi Obama bunu söyledi, yoksa gerçekten takip edeceği için mi?
    Bu aslında en çok Rum kökenli Amerikalılar için önemli olan bir konu. Ancak, Rum kökenli olmayan Amerikalılar da, konuyu öğrendikleri zaman, ruhban okulunun kapanmasının, Türkiye hakkında bildikleri modern, Batılı ve hoşgörülü olma özellikleriyle örtüşmediğini düşünmeye meyledeceklerdir. Ve ayrıca da Rum kökenli Amerikalılar bizim sistemimizde hiç de etkisiz sayılmazlar. Bu sorun çözülmediği sürece, ikili ilişkilerimizde -ve Amerikalılar için de - açıklanamaz bir yük oluşturacak. Ve şunu da garanti ederim ki, her Amerikan Başkanı tarafından üst düzey Türk devlet adamları ile yapacakları her toplantıda, bir ilke ve vicdan meselesi olarak gündeme getirilecektir.
    - Obama"nın ziyaretinden sizce ABD"deki Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri nasıl notlar çıkarmışlardır?
    Bunlar hiçbir şekilde homojen gruplar değiller, o yüzden bu ziyarete verecekleri tepkileri karakterize etmeyi denemeyi hayal bile edemem.

    YANILMAYIN; KÜRTLER İÇİN “AZINLIK” LAFI BİR GAFTI
    - ABD, Kuzey İrlanda"da uygulanmış olana benzer bir paket teklifiyle mi Türkiye"ye gelmeye hazırlanıyor? Sizce PKK ve Kürt sorunuyla ilgili Türkiye kendini ABD"den neler duymaya hazırlamalı?
    PKK ile ilgili olarak, Barack Obama"dan örgütün ABD"nin terör örgütleri listesinde yer almaya devam edeceğini, PKK terörüne karşı mücadelede Türkiye ile işbirliğini sürdüreceğimizi ve de Türkiyeli Kürtlerin endişelerine şiddetin çare olamayacağını dile getirdiğini duydunuz. Obama"nın, tüm Türk vatandaşlarına eşit muamele ve fırsat sağlanması konusundaki adımları destekleyeceğini ve teşvik edeceğini açıkça ortaya koymasına karşılık, Obama yönetiminin kendini Türkiye"deki Kürt sorununa ilişkin tartışmanın içine sokacağını düşünmem için ise hiçbir neden yok.
    - Peki İstanbul"da gençlerin sorularını yanıtlarken Türkiye"deki Kürtler için kullandığı “azınlık” kelimesi Obama"nın dil sürçmesi mi, yoksa ABD"nin meseleye bakış açısı mı?
    Eminim ki bir gaftı. Birçok Amerikalıyı bunu yaparken gördüm; ben kendim bile Türkiye"deki ilk aylarımda yapmış olabilirim. Türkiye, belki de dünyada, Lozan Anlaşması yüzünden, azınlık kelimesinin taşıdığı siyasi yükün bu şekilde olduğu tek ülkedir. Yabancılar bu kelimeyi kullandıkları zaman, Türkler, bizim her zaman bunun tarihi ve siyasi önemini anladığımızı zannediyorlar ve neredeyse her zaman yanılıyorlar.

    TBMM"DE CLİNTON FELSEFİ, OBAMA İŞE DÖNÜK KONUŞTU
    - Sizce bu ziyaretin ertesinde insanları gece de ayakta uyanık tutacak (Bu benzetme MP"ye ait) yegane mesele ne?
    Bence her iki taraf da Ermenistan meselesiyle ilgili kısmı kesinlikle doğru algılasa iyi olur.
    - Peki Bill Clinton"un 1999"daki Türkiye ziyareti sırasında siz de Ankara"da büyükelçiydiniz. O ziyaretle, 10 yıl sonra Obama"nın yaptığı ziyaretin bir ortak noktası ikisinin de 26 dakika sürmesi. Peki ya farkı?
    En çarpıcı farklılık, bağlam meselesi… Bill Clinton"ın Türkiye ile ilk yılları biraz problematik geçmişti gerçi, ama Ankara"ya ayak bastığında Türkiye"nin eşsiz konumunu ve stratejik önemini derin bir şekilde takdir etmiş bulunuyordu. Yıllar içinde pek çok konu üzerinde üretken ve başarılı bir şekilde yürümüş olan bir işbirliği zemini üzerinden konuşmasını yapmıştı. Aynı zamanda, o dönem Amerikan etkisinin zirvede olduğu bir dönemdi, dünyada refah artıyordu, yeni bir milenyumun eşiğindeydik ve 11 Eylül ve onu izleyen her şey o dönemde tahayyül dahi edilemezdi. Bu nedenle de, çok daha felsefi ve bazı açılardan kendini de takdir edebilen, hem ABD hem de Türkiye için umut verici bir geleceğe bakan bir konuşma yapabilme lüksüne sahipti.
    Bunların neredeyse tümü, Obama Ankara"ya ayak bastığında bambaşka bir yerdeydi. Obama, bir süredir ilişkilerimizin sallantılı olduğu bir ülke ile yeni bir ilişkiler dizisi oluşturuyordu. Kendisinin ve kendi yönetiminin İslam"la ilgili tutumunu, bir Müslüman izleyici kitlesi önünde ilk kez dile getiriyordu. Çözülüp nüfuzu gerilemiş olan bir Amerika ile bu sırada etkisi giderek büyümüş olan bir ülke arasında yenilenmiş bir ortaklık için gündemi çiziyordu. 1999 senesinde bugünkü kadar keskin olmayan meseleler – Ermeni sorunu ve Türkiye"nin iç dinamikleri gibi- etrafında geziniyordu. Konuşma bütününde şunu yansıttı: Daha çok işe dönük bir metindi ve retorik olarak daha mütevazııydı. Ancak, ABD- Türkiye ortaklığının önemini vurgularken daha az samimini olduğunu düşünmüyorum.

    MİCHELLE OBAMA"NIN GELMEMESİNİN SEBEBİ IRAK"TIR
    - Obama"nın konuşmalarını kim hazırlıyor? Acaba böyle bir ziyaretin mimarı ya da görünmeyen kahramanı kim?
    Süreç içerisinde yer almadım, o nedenle vereceğim en kısa yanıt şudur: “Bilmiyorum”. Ama bu tür işler grup projeleridir. Büyükelçiliklerimiz, metin yazarlarımız, çeşitli düzeyde ve unvanda bürokratlarımız, tümünün bir rolü vardır.
    Bu yönetimde, Türkiye"yi tanıyan birçok insan var ve kuşkusuz hepsi katkıda bulundu: Hillary Clinton, Dick Holbrooke, James Jones ve Jim Jeffrey aklıma gelenler.
    En son kertede, bu tarz işlere katkıda bulunan insanlar patronlarının, yani Birleşik Devletler Başkanı"nın temel yaklaşımını yansıtabilme kabiliyetlerinden dolayı seçiliyorlar. Yapamazlarsa, bu işteki ömürleri uzun olmaz. Dolayısıyla Obama"nın konuşması Obama"nın konuşmasıdır.
    - Michelle Obama"nın ziyarete katılmamış olması manidar mıdır?
    Şu anda, Bayan Obama"nın orada bulunmayışının sebebinin açık ki, İstanbul"dan doğrudan Irak"a geçilecek olunması olarak düşünüyorum. Katılmayışının bir “mesaj” olmadığına eminim.
    - TBMM"deki üç muhalefet partisi liderini tek bir toplantıya davet etmek bir pot değil miydi?
    Büyük ihtimalle, üç lideri de tek bir toplantıya davet etmek hata idi. Hatalar olur. Ama ziyarete hiçbir etkisi olmadı.

    AMERİKALILAR EN ÇOK İSLAM MESAJINA ODAKLANDI
    - Türkiye Obama"nın ziyaretini büyük bir merakla, neredeyse saniye saniye izledi. ABD"de nasıl izlendi bu ziyaret? Türkiye"ye gidip gitmemesi gerektiği konusunda ya da verdiği mesajlarla ilgili olarak fazla bir tartışma oldu mu?
    Kısmen bizim ortak tarihimizin büyük bölümü açısından Türkiye"nin bir “problem” ülke olmayışı nedeniyle, Amerika"da Türkiye"yi izleyen insanların sayısı görece az. Bunu söylemekle beraber, insanlar – ve medya- ziyareti kimi detaylarıyla takip etti ve gezi hiç de fena sayılamayacak ölçüde editoryal yorum üretti.
    Bu yorumların çoğu, Obama"nın, Meclis"te yaptığı konuşmada İslam dünyasına verdiği mesaja odaklandı. Bir kısım tanınmış yorumcular, özellikle New York Times, bu ziyareti olumlu karşıladı ancak, Erdoğan Hükümeti"nin seçim (2007) sonuçlarındaki başarısını reformları yavaşlatmak, medya ve başka yerlerdeki muhalif seslere gözdağı vermek için bir yetkilendirme şeklinde kabul ettiği yolundaki delillerden yola çıkarak endişelerini dile getirdiler.

    İÇ HEGEMONYA, JEOPOLİTİK HEGEMONYADAN DAHA SAĞLIKLI BİR HADİSE DEĞİL
    - 29 Mart"tan sonraki Türkiye"yi nasıl görüyor, AKP"nin oy kaybını nasıl değerlendiriyorsunuz?
    Benim hissettiğim kadarıyla bu Türkiye siyasetinde önemli bir kilometre taşıydı. En yalın olgu şu, daha önceki seçimlerde elde ettiği oy yüzdesini yükseltmeyi ve hatta aynı düzeyde tutmayı AKP ilk kez başaramadı. Ancak, partinin çoğunluğu sağlam bir şekilde yerinde duruyor ve ABD ve diğer hükümetlerin önümüzdeki birkaç sene içerisinde de Başbakan Erdoğan ve AKP hükümeti ile çalışmaya devam edeceği hususunda pek bir tereddüt yok. Bu durum, muhalefet partilerine bir dahaki sefere daha etkili bir meydan okuma için ilham verir mi? Bilmiyorum. Sonuç Türk demokrasisi için iyi midir? Bu tartışılabilir… Benim deneyimim, iç politikadaki hegemonyanın, jeopolitikteki hegomonyaya kıyasla daha sağlıklı bir hadise olmadığıdır.
    - Ya peki AKP"nin sekiz puan gerilemesi ABD"nin AKP hakkındaki resmi görüşlerini etkiledi mi? Bu skor üzerine farklı bakış açıları oluştu mu?
    Başkan Obama, 29 Mart"ın ardından AKP ile ilgili görüşünün değişip değişmediği konusunda bana bir açıklamada bulunmadı. Ancak, kendi deneyimim, ABD hükümetinin seçilmiş devlet adamlarının yetkilerini nadiren sorguladığı yönündedir ve AKP"nin yönetme yeteneği yerel seçim sonuçlarından etkilenmemiştir. Bir erken seçim ihtimali haricinde, Bay Erdoğan ve arkadaşları, öngörülür gelecekte Başkan Obama"nın ekibinin çalışacağı kişilerdir. Bu mesele üzerine, Yönetim içerisinde bir tartışma olduğuna dair bir işaret görmüyorum.

    29 MART, HER ŞEYDEN DAHA YÜKSEK SESLİ VE İKNA EDİCİ
    - ABD medyası Erdoğan"ı otokrat olarak nitelendiriyor, ancak Obama Erdoğan"a sarılıyor, öpüyor, elini bırakmıyor. Obama ABD medyasını tekzip etti diyebilir miyiz?
    ABD medyasının ve Barak Obama"nın farklı işleri var. Obama"nın ziyareti, büyük ölçüde, benim gördüğüm kadarıyla, dışarıda Amerikan nüfuzunu ve de liderliğini yeniden tesis etme çabalarına aslında herkesten çok yardım edebilecek ya da zarar verebilecek bir ülkenin liderleriyle kişisel ilişkiler kurmak için yapıldı. Elbette, bunu ev sahiplerinizle kavga çıkararak ya da kendinizi onların iç siyasetinin içine sokarak yapmazsınız.
    Başbakan"ın kimi tavır ve davranışlarının Amerika"da Türkiye hakkında yapılmakta olan tartışmada bir mesele haline gelmeye başladığı hususu doğru. Eğer bunlar devam ederse, bir aşamada iki ülke arasında devletten devlete kanallarda da ele alınacağı olasılığını dışlamıyorum. Bunlar zaten ABD Dışişleri Bakanlığı"nın insan hakları raporunda dokümante edilmiş bulunuyor. Ancak, Başkan"ın ve de ekibinin, 29 Mart sonuçlarının, Başbakan"a üslubu hakkında kendilerinin söyleyebilecekleri her şeyden daha yüksek sesli ve daha ikna edici bir mesaj verdiğini umduklarını tahmin ederim.

    OBAMA"NIN ZİYARETİNDE “AKP BAŞARISININ” DA PAYI VAR
    - Sizce Obama"nın ziyareti daha ziyade Türkiye"nin gücü sayesinde miydi, yoksa bu ziyaret AKP"nin başarısı mı?
    Daha önce de belirttiğim üzere, kendisinden öncekilerin bıraktığı dış politika karmaşasının üstesinden gelmeye yönelen yeni yönetime, bu uğraşında Türkiye"nin kendisine diğer birçok ülkeye oranla daha çok zarar verebileceği ya da yardım edebileceği hususundaki doğru kavrayışıyla ilgiliydi bu ziyaret.
    Bu hesabın bir yönü, Türkiye"nin coğrafyası, güçlü ekonomisi ve ehil ordusu gibi göreceli daimi unsurların bir türevi. Bir başka yönü, Türkiye"nin laik demokrasisi, ve ağırlıklı Müslüman nüfusu gibi kimlik meselelerinin bir türeviydi. Şüphesiz AKP hükümetlerinin Türkiye"ye son yıllarda sağladıkları göreceli etkili yönetişim ve de dış politikada kazandıkları kredibiliteyi de birer faktör olarak bu bakışın içine katmak gerekir.

    2007-2008"DE TÜRK DEMOKRASİSİ AĞIR BİR DARBE ALABİLİRDİ
    - Sizin AKP"yle ilgili görüşleriniz değişti mi?
    Benim işim AKP"nin yanında ya da karşısında olmak değil. Ben, Türkiye"nin başardığını görmek istiyorum çünkü başarılı bir Türkiye"nin benim kendi ülkem için de iyi bir şey olacağından eminim. Analitik bir açıdan yaklaştığımda, kendinden önceki yakın dönemlerle karşılaştırdığımda, AKP"ye, Türkiye"de birçok yıl boyunca görece iyi yönetişim ve büyüme sağladığı için kredi veriyorum.
    Yakın zamanda, hükümeti, 2007"de aldığı yetkiyi, birçok Türkün 2003 ve 2007"de uğruna oy verdiklerini düşündükleri reform gündemini kenara itip, Türkiye"de siyaseti kördüğüme sokan cepheleşmelere heba ettiği için hatalı buluyorum. İktidar Partisi de kuşkusuz siyaset sahnesinin kaynamaya devam etmesi için kimi katkılar da almadı değil… 2007 ve 2008"de AKP"nin gücünü kontrol etmek için başvurulan tartışmaya açık taktikler başarılı olsaydı, Türkiye"yi ciddi bir şekilde geriye itecek, Türkiye"nin dış dünyadaki modern ve Batılı bir demokrasi olarak sahip olduğu saygın konuma ağır bir darbe indirecekti.

    BAŞBAKAN"IN HAYAL KIRIKLIĞI YARATTIĞI NOKTA
    Başbakan"ın bu hadiselerden, her türlü muhalif sesi, medya dahil, bastırabileceği ya da ezmesi gerektiği yönünde bir ders çıkarttığı gibi
    gözükmesi ise beni hayal kırıklığına uğrattı. AKP"nin dış siyasetinde de, samimi olmak gerekirse beni endişelendiren yönler var: Sudan meselesindeki duruşu bunlardan birisi. Ancak, ben, ülkemdeki kimilerinin hükümetin “stratejik derinlik” arayışından duydukları sıkıntı kadar sıkıntılı değilim. Bu yaklaşımın belirli bir mantığı var ve fikrimce temelde anti-Amerikan ya da anti- Batıcı değil. Söyleyebileceğim kadarıyla, Türkiye"de de büyük destek görüyor.

    TÜRKİYE DIŞ POLİTİKADA KAPLAMA ALANINI GENİŞLETTİ
    - Siz Ahmet Davutoğlu"nu “Türkiye"nin Kissinger"ı” olarak tanımlamışsınız. Bunu söylerken en çok hangi özellikleri aklınızda vardı?
    Geçen sonbaharda, Brookings Enstitüsü"ndeki bir tanıtımda, Henry Kissenger"ın –bir latife olarak - “Amerika"nın Davutoğlu"su” olarak tasvir edildiğini çok yakın zamanda duyduğumu bir espri olarak anlattım. Türk basını, doğal olarak, bunu tam tersine yorumladı. Benim takdim konuşmamda daha ciddi bir şekilde vurguladığım nokta, Büyükelçi Davutoğlu ve Dr. Kissinger"ın bilim adamları olarak, çok seçkin geçmişlere sahip oldukları ve bunu daha sonra diplomat olarak kariyerlerinde uygulama şansını elde ettikleriydi.
    - Davutoğlu"nu, Türk dış politikasının asli oyuncusu olarak mı görüyorsunuz?
    Davutoğlu"nun Türkiye"nin üst düzey dış politika ekibinde tuttuğu güvenilir ve önemli pozisyon hakkında herhangi bir ciddi soru olduğunu düşünmüyorum. Rolünü ya da etkisini daha detaylı bir şekilde tanımlamak haddimi aşmak olur.
    - Türk dış politikasının Ortadoğu"ya kaydığını düşünerek endişelenenler var. Sizce Türk dış politikasında bir kırılma var mı?
    Şüphesiz, vurguda farklılıklar olduğunu düşünüyorum ve ayrıca, bu kaymaların, Ortadoğu"da ve genel olarak Müslüman dünyasında, Türkiye"ye daha büyük bir “kaplama alanı” sağladığını düşünüyorum. Dürüst olmak gerekirse, Ankara ile birbirimize yakın yıllarda olmadığımız biçimde angaje olduğumuz sürece, bunun nihayetinde ABD ya da Batı çıkarlarına bir tehdit oluşturduğunu düşünmüyorum. Bana, Obama"nın ziyareti, daha önce söylediğim gibi, tam da gelecekte herhangi bir kayma olasılığını en aza indirecek şekilde ilişkileri ve mekanizmaları yerli yerine oturtmak için tasarlanmış gibi gözüküyor.

    Milliyet

    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim