Sevgili Aydın Post okuyucuları bu yazımızda Türkiyedeki Turizmi konuşacağız.
Bir Zamanlar Avrupa’nın Gözdesi Olan Türkiye Turizmi
Ülkemize turist gönderen ülkelerin sıralamasına bakınca, insanın kalemi eline alası geliyor.
2025 verileri ortada:
1- Rusya
2- Almanya
3- İngiltere
4- İran
5- Bulgaristan
Bir zamanlar Avrupa pazarının yıldızı olan Türkiye, bugün bambaşka bir tabloda.
Oysa Türkiye turizmi, 2014’e kadar Avrupalı turistlerle birlikte gerçekten büyük işler başarmıştı. Turizm gelirinde 60 milyar dolar hedefi konuşuluyor, bu hedef hayal gibi durmuyordu. Avrupa Birliği üyelik süreci, sadece siyasetçilerin değil, turizmcilerin de yüreğini coşturuyordu. AB oylamaları öncesinde salonlar “EVET” pankartlarıyla süslenmişti. Ortadoğu ülkeleri, “AB’ye komşu oluyoruz” diye hesap yapıyordu.
Dönemin Başbakanı Avrupa’da mahşeri kalabalıklarla karşılanıyor, turizmcilerin içi bayram yerine dönüyordu. Vizesiz Avrupa, serbest dolaşım, yüksek motivasyon… Açık söyleyeyim: O günkü duyguyu bir daha yaşamadım.
Katılım müzakereleri 64 başlıktan oluşuyordu. Bunların 61’i TBMM’den geçti. Kalan üç madde ise geçmedi. Avrupa Birliği ülkelerinden delegasyonlar art arda Türkiye’ye geldi, telkinlerde bulundu. Bugünün Almanya Cumhurbaşkanı, o dönem Almanya Dışişleri Bakanı olarak Türkiye’ye gelip üst düzey görüşmeler yaptı. Ama sonuç değişmedi.
Bu sırada ne oldu?
Türkiye’nin turizmdeki rakipleri sahneye çıktı.
Avrupa şehirleri turistlere kota koymaya başladı. Ayakbastı parası aldı. “Gelmesinler” dedikçe insanlar daha çok geldi. Kişi başı günlük harcamalar rekor seviyelere ulaştı.
Bizde ise turizmcilerle kamu arasında bitmek bilmeyen bir gerilim başladı. Turizm Bakanlığı ile adeta bir düello yaşandı. Turizm endüstrisi yıprandı. TÜRSAB, acentalara sahip çıkamadı. Kongreler, karar alma ve sektör yönlendirme zemini olmaktan çıkıp, yalnızca “yönetici seçme” törenlerine dönüştü.
TUREB, acentaları sömürmekten vazgeçmedi.
Otobüslerde rehber mecburiyeti, D-belgesi gerekçeleriyle Ulaştırma Bakanlığı denetimleri, TÜRSAB’ın belirlediği ağır aidatlar… Tüm bunlar acentaları nefessiz bıraktı.
Oysa turizm geliri, cari açığı azaltan en kritik döviz kaynağıydı.
Basit bir örnek verelim:
Antep’ten dört kişilik bir aile Antalya’ya gidip 100 bin TL harcadığında, para sadece şehir değiştirir. Ama Avrupa’dan gelen bir turist, havalimanına indiği andan ayrıldığı güne kadar sisteme yeni döviz sokar. Kimin cebine girerse girsin, o para döner dolaşır Merkez Bankası’nın kasasına ulaşır. Türkiye’nin ihtiyacı olan da tam olarak budur: döviz.
1618 sayılı yasa gölgesinde acentalara sağlanan tek bir iyileştirme bilen varsa, lütfen not düşsün.
Schengen vizesi ise Türkiye ile Avrupa arasına adeta bir Çin Seddi örmüştür. Bu ülkenin doğası, denizi, tarihi, potansiyeli ve sıcak kanlı insanları bu muameleyi hak etmiyor. Schengen uygulaması, Türk halkı için fiili bir blokajdır. Kabul edilemez.
Türkiye’deki turizmciler, dünyayla iletişim kurma ve entegrasyon konusunda son derece yetkin insanlardır. Birçoğu birden fazla dil konuşur, yüksek özgüvene sahiptir. Buna rağmen yeşil pasaport talebimiz yıllardır görmezden gelinmektedir.
Türkiye turizmi hâlâ güçlüdür. Ama bu güç, yanlış politikalar ve ilgisizlik yüzünden heba edilmektedir.
Saygılarımla