• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242

    'Türkiye'de rejim değişiyor'

    06.03.2011 11:55
    "Düne kadar sadece gazetecilik araştırması olan bir haber dosyası ihtilal provasına dönüşebiliyor."
    Türkiyede rejim değişiyor
    'Türkiye'de rejim değişiyor' 'Türkiye'de rejim değişiyor' 'Türkiye'de rejim değişiyor'

    Gürkan Hacır/Akşam

    İstesek de istemesek de Türkiye yeniden kurgulanıyor

    Bu kaçıncı hafta bilmiyorum... Yine bir 'Ergenekon dalgası' konuşuyoruz. Evet, Türkiye'de rejim
    değişiyor. Suçluyla suçsuz işte bu yüzden karışıyor. Düne kadar sadece gazetecilik araştırması olan bir haber dosyası hükümeti devirme planına, askerin harp oyunu ise ihtilal provasına dönüşebiliyor.

    Osmanlı'nın münevverleri Cumhuriyeti ve Atatürk'ü beğenmiyordu. Şimdi ise Cumhuriyetin aydınları 'Yeni Türkiye'ye burun kıvırıyor. Oysa tarih kendi yatağında ilerliyor. Kavga da bundan kopuyor

    Bitmek bilmeyen bu Ergenekon davası, herkesin aklında soru işareti oluşturmaya başladı. Ve hemen herkes aynı soruyu sormaya başladı. 3 yıldır bir türlü karara bağlanamayan, türlü hukuksal çelişkiler olduğu iddia edilen Ergenekon davası yoksa düzmece bir dava mı? En güzel değerlendirmeyi Star gazetesinden Mustafa Akyol yaptı. Yazısının başlığı 'Ergenekon örgüt mü, yoksa ideoloji mi'ydi. Ergenekon davasında yargılanan şeyin aslında bir örgütten daha çok 'Ortodoks Kemalizm' olduğunu vurguluyordu. Akyol'a göre Ortodoks Kemalizm, Atatürk ilke ve inkılaplarını, demokrasi temel hak ve özgürlüklerden daha yüksekte tutan bir düşünce biçimiydi. İşte şimdi bu 'Ortodoks Kemalistler' yargılanıyordu.

    Belki de davanın başından bu yana yapılmış en gerçekçi analizdi. Ama Sevgili Mustafa'nın eksik bıraktığını ben tamamlayayım. Türkiye'de rejim değişiyor. Suçluyla suçsuz işte bu yüzden karışıyor. Düne kadar sadece gazetecilik araştırması olarak kalacak bir haber dosyası hükümeti devirme planına, askerin harp oyunu ise ihtilal provasına dönüşebiliyor.

    NEREDE BU ÖRGÜT?


    Ergenekon sanıklarının birçoğu hep aynı şeyden yakındılar. 'Böyle bir örgüt var da, biz mi bilmiyoruz. Bilmediğimiz, duymadığımız, üstelik eylemi olmayan bir örgütten dolayı yargılanıyoruz.'
    Kılıçdaroğlu bir adım daha ileri götürdü. 'Nerdeymiş bu örgüt? Adresini verin gidip üye olacağım!'

    Örgüt dediğiniz şey eğer sadece ideolojiden ibaretse ve bu ideoloji de gün gelir değişirse o zaman yaptığınız her fiil suça dönüşebilir. Hatta suç işlediğinizden haberiniz bile olmayabilir.
    Bakın bu size tuhaf gelmesin.

    REJİM DEĞİŞİRKEN...


    Yıldıray Oğur yazmıştı. 'Ergenekon üyesi olduğundan haberi olmayanlar var' demiş ve aynı anda bir koro yükselmişti 'yuh artık!..' Ben şimdi size 1926'yı anlatacağım. Cumhuriyetimiz kurulurken Ergenekon davasının neredeyse aynısını yaşamıştık. Atatürk'e suikast davası tıpkı Ergenekon gibi görülmüştü. Orada da organik bir örgütten çok bir dönem, bir ideoloji yargılanmıştı. Orada da tıpkı şimdi olduğu gibi eyleme geçilmemiş sadece teşebbüs aşamasında kalınmıştı. Üstelik bundan sanıkların çoğunun haberi bile yoktu.
    Gelin o halde 'Atatürk'e Suikast' davasına bir uzanalım. Bakın bugünle nasıl benzerlikler var. Atatürk 1926 Haziran'ında İzmir'e bir gezi yapacaktı. Balıkesir üzerinden gelecekti. Ancak Balıkesir'deyken gelen ihbar, geziyi iptal ettirdi. İhbarcı kaçakçı Giritli Şevki'ydi. Paşa'ya İzmir'de suikast planlanmıştı. Planlayanların isimlerini verdi. Hemen operasyon düzenlendi. Başta Ziya Hurşit, suikasta hazırlanan zanlılar yakalandı. Yani Ümraniye'deki bir gecekonduda bulunan bombalar...

    Ama dava sadece suikast zanlılarının yargılandığı bir dava olmaktan çıktı. Yeni kurulan rejimi kabullenmek istemeyen Cumhuriyet muhaliflerini mahkum etmeyi amaçlayan bir yargılamaya dönüştü.

    Soruşturma giderek büyüdü ve paşalara kadar uzandı. Hem de milli mücadelenin kudretli paşalarına kadar... Kazım Karabekir, Ali Fuat, Mersinli Cemal, Cafer Tayyar, Refet Bele.

    İTİRAF EDEN İKİ KİŞİ

    Suçunu itiraf eden sadece iki kişiydi. Sarı Efe Edip ve Ziya Hurşit, ifadelerinde Atatürk'ü öldürme niyetinde olduklarını itiraf etmişlerdi. Peki ya diğerleri? Çoğu neyle suçlandıklarını dahi bilmiyorlardı. Ünlü ittihatçıların hepsi sanık sandalyesine oturtuldu. Dr. Nazım, Maliyeci Cavid, Kara Vasıf, Ayıcı Arif, İsmail Canbulad.

    Soruşturmada en temel 2 soru vardı:
    1- Hükümeti ortadan kaldırmayı düşündünüz mü?
    2- İttihat Terakki'yi halen yaşatıyor musunuz? Hemen bütün sanıklar 'muhalefet imkanı yok ki nasıl kaldıralım?' şeklinde cevap verdi. Niye toplandınız, kaç kere toplandınız, toplantıda kimler vardı? Sorular hep böyleydi. Ergenekon davasında da böyle değil mi?

    ÇOPUR HİLMİ'NİN İSYANI


    Ama şunu da teslim edelim. İttihatçıların hemen hepsi Atatürk'e karşıydı. Mecliste muhalefet girişiminde bulunmuşlar ama orası tıkanmıştı. Suikast girişiminin tanıklarından Çopur Hilmi kararı nasıl aldıklarını şöyle anlatıyor: 'Musul'u verdiğimiz gün, Gazi Büyükada açıklarında Gülcemal vapurunda eğlence düzenlemişti. Bu çok ağırımıza gitti. Hem en kıymetli toprağımızı veriyoruz bir de üstüne eğlence!..' İş o kadar dallanıp budaklandı ki İsmet Paşa'nın da suikastın içinde olduğu konuşuldu. Hatta hakkında yakalama emri çıkartıldı. Ankara emniyetine gözaltı emri iletildi. İsmet Paşa apar topar ama gizlice İzmir'e gitti. İsmini listeden çıkarttı. Unutmadan hatırlatayım. İsmet İnönü o sıralarda başbakandı!

    DALAN, ORBAY VE...


    26 davasının bir kısım sanığı tıpkı şimdiki Bedrettin Dalan, Turan Çömez gibi firariydi. Kimler mi? Bir önceki Meclis Başkanı Rauf Orbay ve milli mücadelede Mustafa Kemal'in yakın çalışma arkadaşları Halide Edip ve Adnan Adıvar gibi... İttihat Terakki Troykası'nı kaybetmişti. Talat, Enver, Cemal Paşalar artık yoktu. Geride kalan etkili kadroları ise bu davayla temizlendi. Atatürk o yıla kadar bir türlü ayak basamadığı İstanbul'a bu ittihatçı temizliğinden sonra adım atabildi. Paşalar beraat etti. Hepsi Atatürk ve yönetim sınıfıyla bağlarını kesti...
    Osmanlı'nın münevverleri Cumhuriyeti ve Atatürk'ü beğenmiyordu. Şimdi ise Cumhuriyetin aydınları 'Yeni Türkiye'ye burun kıvırıyor. Oysa tarih kendi yatağında ilerliyor. Aslında bütün kavga da buradan çıkıyor. Tarihin penceresinden baktığımızda yaşananların birbirinden pek farkı yok. Dün Atatürk Musul'u verdiği için suçlanıyordu, bugün Erdoğan Güneydoğu'da taviz verdiği için itham ediliyor. Oysa ki tarih yerinde durmuyor ve ilerliyor. İster kabul edelim ister etmeyelim ama 'Yeni Türkiye' kuruluyor. Tıpkı 1926'da olduğu gibi...

    1926'DAN İLGİNÇ DİYALOGLAR


    1926'daki duruşmalarda çok ilginç diyaloglar yaşandı. Mahkeme heyeti İsmail Canbulad'ın evinde bulunan İttihat Terakki mührünü sordu:

    - Mührü ne yapacaktınız?
    Canbulad ironik bir cevap verdi:
    - Belki ileride müze açarız. Orada kullanmak için!..
    Bir diğer ünlü sanık ünlü ittihatçı Kara Vasıf'tı. İstiklal Mahkemesi Başkanı Hakim Kel Ali, huzura getirilen Kara Vasıf'ın kimliğinden şüphe edip sordu:
    - Herkes seni işaret ediyor. Yoksa Kara Vasıf değil misin?
    Kara Vasıf acı acı gülümsedi:
    - Kara Vasıf olduğuma bin kere pişmanım!'
    Hakim sıfatıyla karşısında oturan Kel Ali'yi ilk kez silah talimine Kara Vasıf götürmüştü. Yani hakim olarak onu yargılayan kişi aslında onu en iyi tanıyanlardan biriydi. (Vasıf bu davadan beraat etti. Hayatının sonuna kadar Atatürk'ü affetmedi. Yıllar sonra evinin bahçesinde çiçekleriyle uğraşırken trenle geçen Atatürk'ün dostça seslenişine küfürle karşılık verdi. Bu olaydan bir süre sonra tuhaf bir tren kazasıyla yaşamını yitirdi...)

    İTTİHATÇILIK BİR KÜLTÜRDÜR

    Bakınız... Tarık Zafer Tunaya hoca İttihatçılar için ne diyor? 'İttihatçılar, yukarıdan aşağılayıcı, halka rağmen devrim yöntemine inanmış bir ekiptir. Vesayetçi, kendi karizmasına iman eden, muhalifliği vatan hainliği sayabilen, komitacı-partizan karışımı bir olgudur. Bu tüm bir kuşağı, bir kültürü ve bir kafayı simgeler.'
    Tarık Zafer Hoca'nın bu metnindeki İttihatçı sözcüğünün yerine 'Ergenekoncu'yu koyabilir miyiz bilmiyorum. Ama bildiğim şudur... Hoca'nın son cümlesi bugün yaşananları tarif ediyor...

    Sihirbazlık mahareti gibi

    Ergenekon yapılanmasını ortaya çıkaran Adil Serdar Saçan, zanlısı olarak mahkeme huzurunda 'Beni David Cooperfeild bile bu davadan cezaevine sokamazdı' diyordu. Ergenekon üzerine kitap yazan Ahmet Şık'ı düşünün! Bir anda davanın sanığı oldular. (Nedim Şener'e hiç girmiyorum. Gazeteciliğimizin onur abidesi Nedim'e yöneltilen bu suçlama umarım kötü bir şakadan ibarettir.)

    Twitter.com/gurkanhacir

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • O manzaralar içimizi sızlatıyordu06 Ekim 2012 Cumartesi 12:50
  • Sucuk ve Salamı karıştıramayacaklar06 Ekim 2012 Cumartesi 12:48
  • 56 yaşındaki ev hanımının yaptığı pes dedirtti!06 Ekim 2012 Cumartesi 12:47
  • Şehit yakınlarına internet indirimi06 Ekim 2012 Cumartesi 12:39
  • Bir top mermisi daha düştü!06 Ekim 2012 Cumartesi 11:51
  • Bisküvi kutusundan tarih çıktı06 Ekim 2012 Cumartesi 10:58
  • Nevşin Mengü rövanşı böyle aldı!..06 Ekim 2012 Cumartesi 10:56
  • Bu haberi okumadan yola çıkmayın06 Ekim 2012 Cumartesi 10:40
  • 4+4+4ün gerekçeli kararı Resmi Gazetede!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:39
  • Başbakan Erdoğanın arıyla imtihanı!06 Ekim 2012 Cumartesi 10:37
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim