• BIST 108.434
  • Altın 151,386
  • Dolar 3,6580
  • Euro 4,3278

    Şizofrenliği bu ülkede öğrendim

    02.03.2011 21:57
    Başarılı oyuncu Engin Günaydın, yeni sinema ve tiyatro projelerini anlattı.
    Şizofrenliği bu ülkede öğrendim
    Şizofrenliği bu ülkede öğrendim Şizofrenliği bu ülkede öğrendim Şizofrenliği bu ülkede öğrendim

    Avrupa Yakası dizisinde oynadığı “Burhan Altıntop” karakteriyle seyirciyi kendine hayran bırakan, senaryosunu yazıp başrolünde oynadığı ödüllü “Vavien” filmiyle eleştirmenlerden tam not alan başarılı oyuncu Engin Günaydın, yeni sinema ve tiyatro projelerini anlattı.

    Sinemada yapmak istediği ilk projenin babasının ölmeden önceki 3 ayında yaşadıklarını anlatmak olduğunu belirten Engin Günaydın, projenin pahalı ve prodüksiyonu yüksek olması nedeniyle, problemleri daha küçük ve halledilebilir olan Vavien filmini öne aldığını söyledi. “Vavien”in kendi içerisinde yarattığı başarının bu projenin de önünü açtığını ifade eden başarılı oyuncu, “Aslında 10-11 yıl önce projenin ilk versiyonunu yazmıştım. Hemen bu yaz bir versiyon daha yazdım” dedi. Filmin yüksek bütçeye sahip olmasının hala bir sorun oluşturduğunu aktaran Engin Günaydın, yine de sürecin olumlu geliştiğini ve her şey yolunda gittiği takdirde filmi yaza çekmeyi planladıklarını ifade etti.

    Filmde kendi babasından yola çıkarak bir baba-oğul hikayesini anlattığını dile getiren sanatçı, “Onun yaşadıkları şey ülkenin bir anlamda tarihiydi. Baba-oğul ilişkisini anlatırken ülkenin de tarihini zemin olarak yerleştirdim ve aslında bir ülkenin nasıl bir tarih yaşayarak bir babayı ne hale getirdiğini anlatmak istedim” diye konuştu.

    Aile içi ilişkiler ya da baba-oğul, anne-oğul ilişkilerini çok güçlü bulmadığını aktaran Günaydın, sinema projesinde bu konuyu seçmesinin nedeninin bir oğulun babasını, babanın oğlunu, ablanın ablalığını hatırlamasında önayak olabilir umudunu taşıması olduğunu vurguladı.

    Babasıyla kurduğu ilişkinin iletişimsizlik üzerine olduğu için aslında herkesi ilgilendireceğini savunan Günaydın, “İnsan ailesini pek tanımıyor. Düzen, tanıtmamak için elinden geleni yapıyor galiba. Ben de ailemi tanımadan büyüyenlerden birisiyim. Aslında babamın çok ilginç bir adam olduğu, değişik bir kafası olduğunu öğrendim ve onunla daha önce iletişim kurmadığıma pişman oldum. Buna hala da üzülüyorum. Ondan dolayı böyle bir baba-oğul ilişkisi yazmak istedim” dedi.

    “BU ÜLKEDE BÜTÜN BABALAR KENDİLERİNİ SUÇLU HİSSEDER”

    Bu ülkedeki bütün babaların hiçbir suçları olmadığı halde kendilerini bir şekilde suçlu hissettiklerini savunan sanatçı, şunları söyledi:

    “Baba, kendisini baba gibi hissedemiyor. Oğul çok eleştiriyor, kız çok eleştiriyor, anne 'ya şuradan bir git' durumu var. Babaların psikiyatristleri yoktur. Dertlerini hiç kimseye anlatamazlar. Dünyanın en yalnız insanlarıdır. Onun için aslında çok büyük sıkıntı yaşayan bir gruptur babalar grubu. Anne de babaya söyleniyor, ama babanın gidebileceği kimse yok. Ondan dolayı çok üzücü buluyorum babaların durumlarını.”

    Babasıyla kurduğu ilişkinin kendisini daha çok 'insan' yaptığının altını çizen Günaydın, kişinin eğitime, öğrenmeye başladıktan sonra bir kişilik oluşturma çabasına girdiğini hatırlatarak, “Benim karakterim ne?' diye araya araya yıllarım geçti. Babamla kurduğum ilişkiden sonra karakter aramama gerek olmadığını anladım. Benim karakterim zaten ortada. Ondan dolayı beni daha bir zeminine oturttuğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Engin Günaydın, geleceğe dair yönetmenlik düşünmediğini çünkü yönetmenliğin dış dünyayla temas, hakimiyetle alakalı bir konu olduğunu, oysaki kendisinin içe dönük, kapalı birisi olarak bu konularda hiç iddialı olmadığını ifade etti.

    “Zaman zaman açıldığında mutlu olan birisiyim” diyen oyuncu, “Oyunculuk ve senaristlik düşünüyorum. Çünkü ikisi de yalnızdır onların. Senaristlik de hayal kurarak, kendi içerisinde yalnızlıkla yapılabilecek bir iş. Bana büyük bir tatil gibi geliyor senaryo yazma süreci. Oyunculuk da yine yalnızlıkla alakalı bir meslek. O yüzden çok seviyorum” diye konuştu.

    “ŞİZOFRENLİĞİ BU ÜLKEDEN ÖĞRENDİM”

    Oyuncuların şizofrenliği bildiğini ve zaten bilmesi gerektiğinin altını çizen Günaydın, oyuncunun bunu bilmediği takdirde rolün etkisinde kalabileceğini söyledi.

    Şizofrenliği bu ülkeden öğrendiğini açıklayan sanatçı, “Kendi olmamak için elinden geleni yapan bir ülke burası. Kendi dilini, kendi duygularını kullanmamak... Hep başkalarına göre idare vardır bizde. Bana da bu öğretildi. Tabi insanları da bu şizofren yapıyor” dedi.

    Başkalarına göre davranmanın kendi içinde yaşadığı dünyayı yansıtmamak, başka bir kişilik oluşturmak anlamına geldiğini ifade eden başarılı komedyen, “İnsan özellikle bu ülkede kendisini çok özlüyor. Ben de kendimi çok özleyenlerden birisiyim ama ben çok şanslı birisiyim, çünkü ben kendimle yaşamaya çok daha fazla çaba harcayan birisiyim. Bu ülkede tabi ki çok sıkıntılı” şeklinde konuştu.

    HÜCRELER

    Tiyatro projesi “Hücreler”den de bahseden Günaydın, “'Hücreler', vücudun içinden geçen bir proje. 'Hücreler'i yazmamda aslında çok önemli gerekçeler var. Küçük bir ülkeye benzer insan organizması. İyi yönetildiği zaman iyi gider, kötü yönetildiği zaman virüsler girer. Vücudun içerisinde geçiyor ve hücrelerin hayatını anlatan bir proje ve uzun bir konu. Müzikli bir gösteri ve dansçıları olan büyük de bir prodüksiyon aslında. Pahalı bir proje. Bu kadar geç kalmasının nedeni de aslında o. Buna cesur bir yapımcı gerekiyor” diye konuştu.

    Engin Günaydın, “İstanbul bir sanatçıyı nasıl besliyor?” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
    “Ankara'da olsaydım daha sakin bir insan olurdum. Düşünceleri daha net, daha güvenilir birisi olabilirdim belki ama İstanbul gerçekten ne olduğu belli olmayan bir şehir. Hiç sakin bırakmayan, ritmi bozuk, düşünceleri bozuk... O muydu, bu muydu deyip zorla kendini eve attığın bir yer. Kapıyı pencereyi kapatıp kendi haline zorla kaldığın bir şehir İstanbul. Onun için çok güvenilmez bir şehir İstanbul. Ama bu güvenilmezliğin bir anlamda iyi bir tarafı da var. Hücreleri çalıştırıyor. Çok problemlerin içerisine sokuyor. Ondan dolayı yeni projeler ürettiriyor. Bu anlamda da İstanbul benim için gerekli bir yer. Ankara da gerekli bir yer. Bu iki şehrin de ruh dünyası gerekli bir yer. Çünkü insan organizması aslında tekrardan hiç hoşlanmaz. Yani sanıldığı gibi böyle rahat edersek her şey yolundadır. Organizma böyle yaşamaz. Organizma çalıştığı ölçüde kendini yeniler, gelişir. O anlamda İstanbul'a da Ankara'ya da ihtiyaç var.”

    Kendisini “problem çözücü” olarak tanımlayan başarılı sanatçı, “Ben sanatçı mıyım değil miyim, oyuncu muyum değil miyim. Aslında ben bir problem çözücü olarak görüyorum kendimi. Mesela bu film benim için büyük bir problem. Bu problemin altından kalkmam gerekiyor. Sonra bana ne diyecekler iyi oyuncu mu diyecekler kötü oyuncu mu diyecekler. Onları bilmiyorum. Ben problem olarak görüyorum ve problemleri çöze çöze gidiyorum. sonra da çok iyi bir problemi çözdüğümde eğlenceye veriyorum kendimi. Onun dışında benim için her şey boş” ifadelerini kullandı.

    AA

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim