• BIST 95.734
  • Altın 271,249
  • Dolar 5,5633
  • Euro 6,1703

    Siyasetçiler jeotermal konusunda net olmalı, kraldan fazla kralcı olmamalı

    29.07.2019 08:45
    Duran Teke / Ters Köşe

    Duran Teke / Ters Köşe

    Jeotermal konusu Aydın’ın gündemine 1990’lı yıllarda Buharkent yakınlarındaki Kızıldere sondajından sonra girdi ve tartışmalar da çıkan akışkanın analizinde normalin üzerinde bor minerali çıkması üzerinden devam etti.

    O günün yöneticileri bu mineralin uzun vadede toprağa vereceği zarardan çekindikleri için kararlarını Aydın’ın Tarım Havzası olarak kalması yönünde verdiler ve böylece jeotermal santralleri de Aydın’ın gündeminden geçici bir süre de olsa çıkmış oldu.

    Ta ki,13 Haziran 2007 tarihli Resmi Gazete’de 5686 Sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu yayınlayıncaya kadar.

    Karar aynı zamanda devletin Aydın Ovası’nın tarım havzası olmasından vazgeçtiği anlamına geliyor.

    Artık bu gün “dağlarından yağ ovalarından bal akan” o eski Aydın’ın yerini bitkilerinden radon, civa gibi ağır metaller akan verimli topraklarından jeotermal santrali bacası fışkıran” Aydın aldı.

    Peki, Aydın Ovası hem tarım hem de enerji havzası olarak varlığını devam ettiremez mi?

    Ettirir ancak kanunda öngörülen tedbirlerin eksiksiz uygulanmasından ödün verilmemesi ve ihlali halinde enerji şirketlerine çekinmeden cezalarının verilmesi kaydıyla…

    İşte Aydın’da jeotermal konusundaki çekişmelerin başlıca nedeni eskilerin efradını cami, ağyarını mani yani dört dörtlük bir araştırmanın gecikmesidir.

    Bir ara dönemin Aydın Valisi Ömer Faruk Koçak bir basın toplantısında (18 Ocak 2017) böyle bir araştırmanın Valilikçe yapılması düşünüldüğünü söylemişti ancak sonrasında Valilikten bu konuda bir ses çıkmadı.

    Bu da bir şüpheye yol açtı ve gerek bazı araştırmacıların gerek köşe yazılarının son yıllarda bitkilerde, suda, havada ve toprakta artış gösteren olumsuzluklara jeotermali göstermesine neden oldu.

    Yetkililerin bu iddialar karşısındaki sessizliğine siyasetçilerin ikircikli davranışları eklenince vatandaşların şüpheleri önyargıya dönüştü ve sonrasındaki jeotermalle ilgili yazılan, çizilen her olay bu önyargıyı besledi.

    Buna biraz da vatandaştaki tepkiyi küçümseyen ve havadaki kükürt dioksit kokusunu insanlarla alay eder tarzda “hayvan dışkısı” ile açıklamaya kalkan Jeotermal Elektrik Santral Yatırımcılar Derneği (JES-DER) yöneticileri neden oldu.

    Politik ve bürokratik endişeler ve para kazanma hırsının bir sonucu insan sağlığını tehdit edecek noktaya varan jeotermal olgusuna kayıtsız kalan sadece bürokratlar ya da kazanç hırsıyla hareket eden sermaye sınıfı değildir soruna çözüm üretmek zorunda olan siyasetçilerin de olanlarda payı vardır.

    Başından beri olay karşısında sergilediği paradoksla büyükşehrin ne yapmak istediği ve kimden yana olduğu ise bir türlü anlaşılamamıştır.

    Bir bakıyorsunuz Başkan Özlem Çerçioğlu jeotermalin olası zararlarını ölçmek ve halkı bilgilendirmek için 7/24 saat çalışacak “seyyar ölçüm cihazları” alımından söz ediyor.(Aydınpost 24.07.2017 Akın Yakan)

    Ama ne ölçüm cihazı alınıyor ne de hava kirliliği ile ilgili bir veri açıklanıyor!

    Başka bir zaman da bakıyorsunuz sorumluluktan kendini soyutluyor “Ölçümleri kime yaptırıyorsunuz, eş dost ilişkisiyle mi oluyor, bu ölçümler, bu kadar zor mu, gizlemeyin, bizi de bilgilendirin” diyebiliyor. (25.07.2019)

    Aynı konuyla ilgili bir bakıyorsunuz Aytermal AŞ. Aracılığıyla BŞB Sultanhisar Belediyesi ortaklaşa Koreli bir firmaya Jeotermal Santral yaptırma girişiminde bulunuyor. (Aydınpost,31.12.2018,Akın Yakan)

    Bir diğer zaman da bakıyorsunuz “Her geçen gün daha fazla çok jeotermal tesisler kuruluyor. Beş yıl sonra, on yıl sonra ne olacak, buna kim dur, diyecek,” diyebiliyor. (Aydınpost 23.01.2019)

    Jeotermal gibi hayati bir konuda sergilenen bu paradoksu sorumluluk açısından anlamlandırmak mümkün değil.

    Haklarını savunmada vatandaşın avukatı olması gereken iktidar partisi milletvekillerinin takındıkları tavrı ise anlamak hepten zor.

    Aydın Gazeteciler Cemiyetince 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı törenleri çerçevesinde düzenlenen Ödül Töreni’nde konuşan Rıza Posacı “Her ortamda jeotermal konusundaki hassasiyetimi dile getirdim. Kim bu coğrafyaya zarar veriyorsa karşısında biz varız. Çevre çocuklarımıza bırakılacak en önemli miras,” sözleriyle görevinde en tutarlı davranışı ortaya koyan milletvekili oldu.

    Bundan iki gün sonra 110 jeotermal alanın ihaleye çıkarılacağı haberlerine tepki gösteren STK’larla ilgili düşüncelerini yazılı bir açıklamayla dile getiren Bekir Kuvvet Erim ise endişeleri gidermek yerine vatandaşa aba altından sopa gösterircesine kanun hatırlatması yapıyor.

    Fakat Bekir Kuvvet Erim’e sormak gerekiyor.

    Tarımda ve termal alanda jeotermalden faydalanmak isteyen bir şahıs kanunun bütünüyle enerji şirketlerini muhatap almasının bir sonucu kendi arazisi üzerine sera ya da termal amaçlı sondaj yapmak için enerji şirketleri ile birlikte ihaleye girmek zorunda kalması ne derece hakka, hukuka uygundur?

    Onun için de ayrı yasal düzenleme gerekiyor. Bekir Kuvvet Erim’in yapması gereken vatandaşa devletin sopasını hatırlatmak değil bir milletvekili olarak kanunda lehine yapılması gerekli bu değişikliğe öncülük etmektir.

    Ayrıca jeotermal santrallere yasada belirtilen kurallara uyulması, denetlemekle yükümlü kurumların görevlerini eksiksiz yerine getirmeleri şartıyla enerjide kimsenin bir itirazı yoktur.

    Ancak burada bu kaynağın termal turizm ve seracılıkta kullanımında enerji şirketlerine tanınan hakkın toprağın asıl sahibine tanınmaması gibi anormal bir durum vardır.

    Sondajı gücünün bir hayli üzerinde orta ölçekteki bir çiftçi ya da turizmci bu haktan nasıl yararlanacak 5686 yasada bir açıklık yoktur.

    Kanunla bu eksikliklerin vatandaşın lehine giderilmesini istemek, enerji şirketlerinin doğayı, suyu ve havayı kirletmeden faaliyetlerini yürütmesini devletten talep etmek, bu konuda yetkilileri göreve çağırmak Metin Yavuz’un dediği gibi neden yaygaracılık olsun?

    Bu konuda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası ile 200 bin Euro karşılığında gerçekleşecek, pilot olarak da Aydın, Manisa ve Denizli’nin seçildiği “Jeotermal Kaynakların çevresel etkilerini” konu alan ihale tartışmaları dindirme noktasında Aydın’a bir umut ışığı yakmıştı.

    Ancak bilindiği gibi AB geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanındaki eksiklikleri bahane ederek yardımları kesme kararı aldı.

    Bu da ona takılırsa umutlarımız sönebilir. ​​​​​​​

     

    Aydınpost ANDROID'de TIKLA YÜKLE!   Aydınpost APPSTORE'da TIKLA YÜKLE!

    Bu yazı toplam 1547 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim