Siyaset mi? İç düşman üretmek mi?

Abone Ol

İnsanların ve kurumların zaman zaman ne oluyoruz?

Nereye gidiyor, ne yapıyoruz?

Dediği zamanları olmalı.

Yani durum muhakemesi yaptığı zamanlar.

Çoğu zaman içinde bulunduğumuz anafora kendimizi kaptırıyoruz.

Bu anafordan kurtulmanın yolu,  yaptıklarımızı gözden geçirmek ve söylediklerimizi, üslubumuzu kontrol etmekten geçer.

Bazen en haklı olduğumuz konuyu kullandığımız üslup ve öfkeyle ortaya konulan tavırla kaybederiz.

Yani haklıyken haksız duruma düşeriz.

Böyle bir duruma düşmemek için itidal ve muhasebe elzemdir.

Durum muhakemesine ise muarızlarımızdan değil kendimizden başlanmalıdır.

Kuruluşundan beri içinde bulunduğum AK Parti tam bu noktadadır.

7 Haziran seçimlerinde başlayan gerileme sürecinin sebeplerini enine boyuna değerlendirmesi şarttır.

,.

1 Kasım seçimleri öncesi bu tarihi fırsattır.

Kesinlikle iyi ve doğru değerlendirilmelidir.

Tamam, ülkemizde muhalefet birlik olmuş AK Partiyle uğraşıyor.

Bunu görüyoruz.

Ancak;

AK Partiye yapılanlar geçmişte başka partilere de yapıldı.

Yaşananlardan ülkemiz ve demokrasimiz zarar gördü.

Şimdi aynı filmi tekrar vizyona koydular.

Bunda hem fikiriz.

Bu kısır döngüden çıkmanın yolu çatışma ve düşman üretme midir?

Yok, mu bunun başka yolu?

Geçmişte yaşanan tecrübe ve aklımızı kullanmamızı engelleyen nedir?

Demem odur ki; artık olayların anaforundan ve bizi yanlış yönlendirenlerden kendimizi kurtaralım.

Kurtaralım ki, ülkede oluşturulmak istenen kaosa teslim olmayalım.

Dirlik ve düzenliğimizi yeniden inşa edelim.

Milletin tamamını kucaklayan siyaseti ve siyaset dilini yeniden üretelim.

Bunu yapmaz veya yapamazsak sıkıntı büyüyecektir.

Ürettiğimiz iç düşmanlarla(!) aramızdaki mesafe açılacaktır.

İktidar olduk diye “Ceberrut devlet anlayışının” milleti bölen anlayış ve üslubuna sarılmak mecburiyetimiz yok.

28 Şubat ve öncesinde  aynı devlet üslubu ve tutumu bize  “İç düşman” diyordu

Onlara göre biz “Rejim muhalifi irtica” odaklarıydık.

Bu sebeple “Öteki” muamelesi görüyorduk.

Kendilerine göre bir çok sebepleri vardı “Öteki” olmamız için.

Biz, asla yaftalamak ve suçlamak kolaycılığına tevessül etmemeliyiz.

Cumhuriyet dönemi öncesinden başlayan “ötekileştirici ve dayatmacı” siyaset ve uygulamaların ürettiği ve şiddete evrilen sorunu çözmek için risk alarak siyaset üretmeye çalışan akıl, savrulmamalı ve siyasetin çözüm üretme imkânından asla vazgeçmemelidir.

Sorunlarımızın çözümü, gücün, yani devletin buyurucu ve “Benbilirimci” tavrında değil, karşılaşılan sorunlara “Kalıcı çözüm arayan siyasete” yönelmektedir.

AK parti bunu yapmalıdır ki; millet nezdinde siyaset kurumu itibar kazansın.

İç düşman üretmeye yönelik alışkanlıkları olan güvenlik bürokratlarına, kolaycı çapsız danışmanlara, goygoycu yazarlara itibar etmemelidir.

İş adamlarımızın eli kelepçeli görüntülerle televizyonlarda gösterilmelerini, itibar zedeleyici olarak gören ve bu uygulamaya son veren AK Parti, eli silahlı güvenlik görevlilerinin eğitim kurumlarına yaptığı operasyonlara bu şekliyle fırsat vermemeli, yapılan soruşturmalara gölge düşürmemelidir.

İyi de ülkemizde;

Suçlu vatandaşlar, muhalif duruşlu ve hatta geleceklerini dış odaklarla birleştiren kesimler yok mu?

İtirazınızı duyar gibiyim.

Elbette var ve olacaktır.

Bunların varlığı siyaset için bir imkândır.

Onların itirazlarının şiddeti ne olursa olsun “İç düşman” olarak tanımlanması siyaseten doğru değildir.

İçeride düşman üreten dil, millette birliği ve dirliği tesis edemez.

İçeride birliği ve dirliği tesis edemeyenlere millet niye itibar etsin?

Düşmanlarımızı çoğalttığı için mi?

AK Parti bu hataya düşmemelidir.

1 Kasım seçimleri AK Parti ve milletimiz için milattır.

Adayları, söylemleri ve üslubuyla “Sivil, Özgürlükçü, Değişimci, Adaletçi, Kalkınmacı AK Parti milletimizden hak ettiğinden fazla destek bulacaktır.

AK Parti bu seçimleri fırsata dönüştürecek akla ve birikime sahiptir.

Yeter ki istesin ve etrafını saran ve kendi gelecekleri için partiyi yanlışa sürükleyen, kavgacı üslubu körükleyenlere fırsat vermesin.

Gerisi millete kalmıştır.

İşi millete bırakmak siyasetin güzel ve doğru tarafıdır.

Seçimlerde kullanılacak söylem ve aday belirleme süreci dikkatle yürütülmelidir.

Ne partililere, ne de seçmenlere aday dayatmak doğru olmayacaktır.

Başarı elde edilememiş yerlerde aynı adaylarla devam etmek “Seçmenle inatlaşmaktır.”

Talep ve beklentiler dikkatle ölçülmeli, çıkan sonuca göre karar verilmelidir.

Ak Parti “Kuruluş felsefesine” uygun davranmalıdır.

“Milli İradeye” yaslanan AK parti şimdiye kadar kazandı.

Bundan sonra da kazanacaktır.

Vesselam….

 

 

 
 
 
{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }