Şiddet ve aşağılama dili sürdürülüyor

Abone Ol

TDK'ya göre baskı:Hak ve özgürlükleri kısıtlayarak zor altında bulundurma durumu, tahakküm.

Şiddet:Karşıt görüşte olanlara inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma.

Kelimelerin sözlük anlamını verelim ki, şiddet ve baskı derken neyi murad ettiğimiz doğru anlaşılsın.

Bir kişi, grup veya kurum dediğini yaptırmak için eyleme geçmeden önce yapacağı baskı ve şiddet eyleminin gerekçesini üretir.

Şiddeti örgütlemek zordur, emek ister.

İnsanlar sebepsiz yere, baskı ve şiddet uygulamak için biraraya gelmezler.

İnsanları şiddet için biraraya getirmeye yönelik, gerekli enstrüman, gerekçe ve şartları olgunlaştırmak gerekir.

Üretilecek şiddet, sivilller eliyle gerçekleştirecek ise, durum biraz daha zorlaşır.

Şiddet üretenlerin gerekçeleri genellikle; vatan, millet, din, iman, mezhep, cinsiyet, ideoloji, kamu düzenini sağlamak, siyasi görüş, düşünce, sosyal sınıf, toplumsal adetler, kültürel değerler üzerinden şekillendirlir.

Bir insanı veya grubu cezalandırmak için kışkırtacağımız kişilerin nezdinde onların cezaya müstehak olduklarını, cezayı hak ettiklerini inandırmak gerektiğinden

ülkemizde sürekli ihanet kavramı üzerinden hain ve düşman üretilmektedir.

Bunu başarılmazsa eğer yapılacak baskı veya uygulanacak şiddet meşru kabul edilmez.

İktidarlar, toplumun tamamı veya bir kısmı üzerinde otorite kurmak ve düzeni sağlamak istediğinde; Devlet, vatan, ırk, din ve kamu düzeni üzerinden şiddeti meşrulaştırır.

Eğer devlet, ideolojik bir düzene sahipse sahip olduğu ideoloji üzerinden de muhaliflere karşı baskı ve şiddeti meşrulaştırmayı yöntem olarak seçer.

Tarih bu tür örneklerle doludur.

İleri sürülen gerekçeler inandırıcı görülmezse eğer insanlar şiddet uygulamaya yanaşmazlar ve uygulanan şiddet ve baskıyı da meşru görmezler.

Esasen zulmün sürekli olamamasının sebebi, baskı ve şiddetin meşru görülmemesi, insanlık değerlerinin ayağa kalkması sebebiyledir.

Son yıllarda ülkemizde gördüğümüz şiddet ve baskıyı besleyen söylemleri bu perspektiften bakmak gerekir.

Sürekli üretilen iç düşman, ihanet ve aşağılama söylemlerinin sebebi muhaliflere uygulanacak baskı ve şiddet için taraftarlarını psikolojik açıdan beslemek, gerektiğinde onları gözünü kırpmadan şiddetin unsuru haline getirmeye yöneliktir.

Kemal Kılıçdaroğlu'na yapılan linç girişimi, Meral Akşener'e yapılan provokatif eylemler, HDP binalarına yapılan saldırılar, İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu hakkında ileri sürülen iddialar, sadece itibar suikastine yönelik değildir.

Şiddet artık toplumumuzda sıradanlaştı.

Geçmişte iktidar partisinde milletvekilliği, Genel Başkan yardımcılığı yapmış Selçuk Özdağ'ın evinin önünde yedi kişi tarafından öldürme kastıyla ve aynı gün eş zamanlı olarak muhalif gazetecilere yapılan saldırılar tesadüfen gerçekleşmiş olamaz.

Ülkemizde şiddet dili o kadar cesaret bulmuştur ki, merhum bir siyasi lideri doğum gününde anmak için toplanan ve aynı dünya görüşüne sahip insanların toplantısı basılmış, bu toplantıyı desteklediği gerekçesiyle başkentin belediye başkanı Mansur Yavaş alenen tehdit edilmiştir.

Yapılanlar bunlarla da sınırlı değildir.

Ülkede yaşananlarla ilgili soru soran, içine düştüğümüz durum hakkında yorum yapan iktisatçılar, emekli bürokratlar, gazetecilerin isimleri listeler halinde yayınlanarak susturulmak istenmekte ve yargı yolu gösterilmektedir.

Yaşananlar karşısında muhalefetin hırçınlaşması gerekir ama

ülkemizde bunun tam aksi yaşanmakta, muhalefet canı yanan, özgürlükleri kısıtlanan, yoksullukları artan, umutları tükenmekte olan kesimlere 'aman ha sokaklara çıkmayın!' telkininde bulunmaktadır.

İşte tam bu noktada, iktidarı destekleyen insanlarımız, mesnedi olmayan ve hukukun karar vermediği konularda dikkatli olmalı, oluşturulmak istenen çatışma zemininden uzak durmalıdır.

Unutulmasın, çatışmanın vebal ağırdır.

15 Temmuz sonrası yaşanan süreçte dedikodu, iftira ve asılsız ihbarların doğurduğu mağduriyetleri hep birlikte gördük.

Benzer filmi tekrar vizyona koymak isteyen muhterisler olabilir, ama bizlerin bu konuda ihtiyatlı olması gerekir.

Yani dedikodulara itibar etmediğimiz gibi hesaplaşma amacıyla devleti 'intikam aracı' olarak da görmemeliyiz.

Hasılı, toplum olarak iddialar konusunda temkinli olmalıyız.

Dövizdeki artış, fiyatlardaki yükselme, 'geçinemiyoruz!' feryatları, istisnasız 'düşmanlık' olarak nitelendirilmekte, politik tutum ve söylemler gittikçe sertleşmekte,

toplumun sindirilmesi için şiddet dili köpürtülmektedir.

Bu halin nereye kadar süreceği ise belirsiz.

Şiddet ve öfkenin beslenmesinden sonra 'ateşi harlamak' için geriye sadece kışkırtma kalıyor.

Kışkırtmanın kelime anlamının:'bir insanı, bir topluluğu, bir kimseye, bir topluluğa, bir örgüte ya da devlete karşı, sonradan ağır sonuçlar doğuracak bir eylemde bulunmaya yönlendiren, önceden tasarlanmış girişim' olduğunu yine TDK sözlüğünden verelim ki, insanlara sokaklarda şiddetin egemen olmasından niçin endişe ettiğimizi anlatmış olalım.

Bize göre muhalefet bir an evvel,

İçine düştüğümüz buhrandan çıkış için, kapsamlı çözüm önerileri sunması gerekiyor.

İktidardan umudunu kesen kesimler özellikle, adil gelir dağılımında, yargıda, ekonomide, tarımda ve sanayide girdiğimiz karanlık tünelden çıkış reçetesi ve çözüm önerisi beklemektedir.

İktidarın şiddet ve aşağılama diline karşı muhalefetin, anayasal ve evrensel hukuk değerleri zemininde kalarak şiddeti etkisiz kılacak mücadele yöntemini bulmanın ötesinde, bilinçli olarak köpürtüldüğünü düşündüğünüz şiddet dilini deşifre etmeli, toplumda oluşturulmak istenen bir plan varsa o planı da mutlaka bozmalıdır.

**Tüm okurların 2022 yılını kutluyorum.

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }