O topraklar ki;
Yazının ilk yazıldığı, matematiğin, astronominin, tıbbın doğduğu,
Okumanın yazmanın, yani ilmin irfanın yuvası…
Peygamberler yurdu ve inançlar merkezi bir ulu diyardı.
Evet, Orta Doğu’dan bahsediyorum.
Orta Doğu’nun Mezopotamya’sı, Mısır’ı ve Arabistan’ından…
Gelin görün ki şimdi;
Suriye ölüm tarlası,
Bağdat patlamalar diyarı,
Türkmen Dağı ateş dağı,
Afganistan’ın durumuna zaten alışılmış…
Arabistan’ın petrol kralları kör sağır dilsiz ve iştahlı…
Bir yandan cehalet, sevgisizlik, merhametsizlik, vurdumduymazlık, daha ne derseniz deyin almış başını gitmiş.
Türkiye bu alevlerin yanı başında. Rüzgâr sertleştikçe yalımları yüzüne vurmakta.
***
Yıllar yüz yıllar geçti, ne acılar bu topraklara, ne bu topraklar acılara doydu… İyi ve kötü zamanların kadim komşuları, Anadolu ve Orta Doğu…
11. ve 13. Yüz yıllar arasında yaklaşık iki yüz yıl boyunca, yüz binleri aşan haçlı orduları Anadolu’yu da yakıp yıkarak Orta Doğuya aktılar.
Sonuç kendileri için cennet olmasa da, bilim ve uygarlık alıp, geriye kan ve gözyaşı bıraktılar.
Onlardan sonra yağma ve talan sırası Moğollara geçti. Bu defa Moğollar yakıp yıktı Anadolu ve Orta Doğuyu. Ne Sivas’ı kaldı, Ne Erzincan’ı, ne Bağdat’ı…
Bundan sonra 20.yüz yıla kadar ortalık biraz sakindi. Ta ki petrol bulunup bu topraklar tekrar kıymetlenene kadar.
Olmaz olaydı bu petrol. Ama öyle olmadı işte. Petrolün sıcak yüzü sömürgeci Batının iştahını öyle bir kabarttı ki… Orta Doğu’da isyanlar, paylaşmalar ve 1.Dünya Savaşı derken milyonlarca insan, ki bunların on binlercesi Mehmetçiktir, Orta Doğunun kızgın kumlarına karıştı gitti.
***
Takvimler Ocak 1991’i gösterdiğinde yeni bir süreç başlar Orta Doğu’da.
Saddam’ın Kuveyt’i işgali bahanesi ile ABD bölgeye çöreklenir. Irak parça parça edilir. Yüz binlerce masum insan ya ölür, ya sakat kalır yahut vatanını yurdunu terk eder.
Türkiye sözde bir koyup üç alacaktı, ama sonuçta kendisine milyarlarca dolarlık fatura çıkartılır.
Üç dört yıl önce ise Suriye’de başlayan iç savaşla birlikte bu kez kan Suriye’de akmaya başlar. Bu süreçte de yüz binler ölürken, milyonlar başta Türkiye olmak üzere göç yollarına düşerler.
Bölgede hâkimiyet ve paylaşma olayına İngiltere, Almanya, Fransa ve Rusya’da katılınca hiç bakma artık Orta Doğunun haline…
İşte bundan sonradır Orta Doğu’nun cehalet zemininde, Batı’nın arsızlığı yüzünden kan ve gözyaşı oluk oluk akmaya başlar.
Hal böyle iken bizdeki karar vericiler ne yapar?
Belli değil mi?
Yanar da yanar ortalık.
Sonra bir Rus uçağı düşürülür.
İyi mi oldu, kötü mü oldu? Bu sorunun cevabı çok önemli değildir…
Düşürme pozisyonu bu gün olmasa da yarın illa ki ortaya çıkacaktı zaten, kaçışı yok. Çünkü Rusya ile rakipsindir. Zaten dolaylı olarak savaştasındır. En başından taraf olmuşsundur.
***
İçinde sadece ölümlerin olduğu değil, açlıkların, yoklukların, bin türlü dramların, göçlerin, parçalanmaların ve akla hayale gelmedik acıların olduğu korkunç bir süreçtir savaş. Öyle orduların güçlerinin kıyaslandığı, gururların duyulduğu, artık düşman diye bellenen ülke liderinin isminin değiştirildiği ergen bir süreç değildir.
Atatürk’ün dediği gibi hayati olmadıkça savaş bir cinayettir.
Diplomasi ise ince bir sanattır. Duygusuz ve açık zihinli bir sanat.
Vurmalı kırmalı bir zihniyetle olacak bir şey hiç değildir.
İsmet İnönü’yü çok eleştirirler, 2. Dünya Savaşına girmediğimiz halde çektiğimiz sıkıntılardan dolayı. Aç kaldık susuz kaldık, ekmek karneye bağlandı, bir avuç tuz bile bulamadık. Bu ne iştir diye.
İnönü o meşhur cevabını verir: ‘’ Aç kaldınız ama çocuklarınız yetim, kadınlarınız dul kalmadı’’.
Evet dostlar,
Savaş insanoğlunun başına gelebilecek en kötü olaylardan biridir. Kazansan da kaybetsen de olumsuz etkileri nesiller üzerinde uzun süre devam edecek bir süreçtir.
Yani gerçekte kazananı olmaz.
Hayati değilse bir cinayettir.
Sağlıcakla kalın…