banner116

Sarsilmaz Türk-Sovyet Rus Dostluğu 100 Yaşinda

Stalin'in Türkiye dostluğu!

Atatürk ve Lenin’le başlayan Türk Sovyet dostluğu, 1920’den 2020’ye sarsılmaz şekilde sürüyor. Arada pürüzler çıksa da kurulan sağlam dostluk köprüleri bunların aşılmasında yol haritası oluyor.

Emperyalizmin iki ülkeyi de tekrar tehdit ettiği günlerde, bu dostluğu hatırlatmak bizler için önemli bir vazife. İşte bu tarihi dostluğa Stalin’in sunduğu katkılar…

ERCAN DOLAPÇI

5 Mart, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı Josef Stalin (73)'in ölüm yıl dönümü... 1953 yılında hayatını kaybeden Sovyet Devrimi'nin Lenin'den sonraki en önemli lideri Stalin, Türkiye tarihinde de ayrı bir yere sahip. Her ne kadar bazı yayınlarda "diktatör", "zalim" gibi gösterilse de o aslında ülkesini kalkındıran ve İkinci Dünya Savaşı'nda Büyük Vatan Savunması'nın başkomutanı olarak, Alman faşizmini yenen büyük bir lider... Gürcü asıllı Stalin'in Kurtuluş Savaşı ve Atatürk döneminde Türkiye'ye karşı gösterdiği yakın ilgi ve dostluk ayrı bir öneme sahip. Bu dostluk sayesinde Sovyetler Birliği'nden en zor günlerde silah ve mali yardım alarak, emperyalizme karşı mücadele verdik ve bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kurduk. Biz de Çanakkale'de direnerek onların devrimini hızlandırmıştık... Lenin'le başlayan Sovyet dostluğu, Atatürk'ün üstün gayretleriyle hızla gelişti ve sarsılmaz bir dostluğa dönüştü. Bize de Atatürk'ün vasiyeti olarak kaldı. İşte bu dostluğa Stalin'in de büyük katkısı oldu. Bu bizim iddiamız değil, bizzat o dönemin devlet adamlarının yaşadığı ve anlattığı bir gerçek! İşte, Stalin'in Türkiye dostluğu ve buna ilişkin aktarılanlar:

ZOR GÜNLERİN DOSTLUĞU

Sovyet Rusya ile ilişkilerimiz Kurtuluş Savaşı günlerinde başladı. 24 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal Paşa, Lenin’e tarihi dostluk mektubunu gönderdi… Bu adım temasların başlangıcı oldu. Özellikle Sakarya Zaferi’nden sonra Mustafa Kemal’e olan güven arttı ve ilişkiler gelişti. Büyük Zafer öncesi de silah ve maddi yardımlar hızlandı. Rusya’dan çok sayıda önemli isim Ankara’ya gelerek Mustafa Kemal ile görüştü. Bunlardan birisi de Frunze’ydi. Bundan önce de Upmal ve Eşba Yoldaşlar ile görüşüldü. Ankara’ya atanan Aralov da ilişkilerin gelişmesinde önemli katkılar sundu. Türkiye de Ali Fuat Paşa’yı Moskova’ya atadı. 16 Mart 1921 tarihinde dostluk antlaşması imzalandı. Bu dönemde Rusya Dışişleri Bakanı Çiçerin gibi bazı isimler sorun yaratıyordu. Çiçerin bizden Kars ve Ardahan’ı geri istemişti… Bunların Batıcı tutumu Rus temsilcilere iletildi. Stalin’in müdahalesiyle bu akılsızlık önlendi. Stalin, “Ermenistan ile sınırınızı, bize bırakmadan halledin” önerisinde bulunmuştu. Kâzım Karabekir’in harekâtı ile Türk Ordusu ile Kızıl Ordu sınırda buluştu ve İngiliz emperyalizminin örmeye çalıştığı Kafkas Seddi yıkıldı. Doğu cephemiz sağlama alınmış oldu.

BAKAN ARAS: STALİN TÜRKİYE'YE

KARŞI DOSTANE TUTUM ALDI

Atatürk döneminde 13 yıl Dışişleri Bakanlığı yapan Tevfik Rüştü Aras, 1967 yılında Sovyetler Birliği'nin Novoe Vremya dergisinin muhabiri İ. Andronov'la, İstanbul'da görüşür. İki ülke arasındaki dostluktan bahseder. Aras, Stalin'i şu ifadelerle anlatır: "1930'lu yılların sonunda, diye devam etti Aras, Soçi'ye gittim, orada Stalin tarafından kabul edildim ve onunla çok açık süren bir görüşme yaptım. O zamanlar yabancıları nadiren kabul ediyordu. Gözgöze konuştuk. Stalin, bana Milletler Cemiyeti'nde silahsızlanmayla ilgili olan Cenevre müzarekelerini sordu. Sorularından, onun, bu meseleyi ve müzarekelerin özünü çok iyi bildiği anlaşılıyordu. Stalin'in, uluslararası meselelerde büyük bir birikime ve bu meselelere sağlıklı bir yaklaşımı olduğuna ikna oldum. Türkiye'yle ilgili meselelerde oldukça dostane bir tutum aldı. Kendiniz kararverin: Biz, o sıralar Sovyetler Birliği'nden büyük miktarlarda kredi aldık, tekstil fabrikaları inşa edildi ve o günden beri onlar, dostluğumuzun anıtı olarak duruyorlar! Moskova, ordumuz için top ve ateşli silahlar temin etti..." (Mehmet Perinçek, Türk-Rus Diplomasisinden Gizli Sayfalar, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011, 325-326.)

Aras, başka bir açıklamasında ise Stalin hakkında şu değerlendirmeyi yapar: “Stalin, Türk dostluğuna önem verirdi. Stalin’in Atatürk’ten askeri tavsiye bile aldığı olmuştur. Şahsi dostum Stalin, modern bir Cengiz idi. Çarları bombalarla öldüren cesur ihtilalcilerin bulunduğu bir diyarda, Gürcü çocuğu tam bir diktatörlük kurmuştu. Bu basit bir iş değildir. Ancak çok kuvvetli şahsiyetlerin başarabileceği bir iştir.“ (Doğan Avcıoğlu, Yön, 30 Ekim 1964, sayı: 83, s.5’ten aktaran; Tevfik Rüştü Aras, Atatürk’ün Dış Politikası, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s.207.)

İNÖNÜ-STALİN GÖRÜŞMESİ

Atatürk döneminin Başbakanı İsmet İnönü'nün de anlattıkları benzer nitelikte. İnönü, Başbakan iken 26 Nisan-10 Mayıs 1932 tarihleri arasında 15 gün Sovyetler Birliği'ni ziyaret eder. Bu ziyaret önemlidir. İki ülke arasındaki ilişkilerin zirve dönemidir. İnönü burada incelemelerde de bulunur. Sovyetler Birliği'nden 8 milyon dolarlık bir de kredi alır. Planlama ve sanayi tesislerinin kurulması yardımı da cabasıdır. Bu ziyaret sırasında Başkan Stalin tarafından da kabul edilir. Çok sıcak geçen görüşmeyi İnönü, anılarında şöyle anlatır:

"Rusya'ya yaptığımız bu seyahatin Sovyet Rusya'nın iktisaden çok sıkıntı çekmekte olduğu bir zamana rast geldiğini, Moskova'ya gider gitmez fark ettik. Bu sıkıntıları bütün hallerinden anlaşılıyordu. Rusya daha ihtilal yıllarında iktisadi bakımdan büyük zorluklar içine düşmüştü. (...) Kremlin'de yaptığımız ilk toplantıda bize yardım etmek imkânı olduğunu söylediler. Azami kolaylığı gösterecekleri anlaşılıyordu. Daha evvel görüşmeler yapılmıştı. Sekiz milyon dolarlık altın değerinde bir borç vermeyi kabul ediyorlardı. Stalin ayakta dolaşarak müzakerelerin seyrini takip ediyor. Lüzum gördükçe müdahalede bulunuyordu. Evvelâ faiz meselesi açıldı. Faiz istemiyorlar. Sıra vadenin tayinine geldi. 20 sene vade ile müsavi taksitler halinde ödeyeceğiz. Bu karara bağlandı. Borcun ödenmesinin para olarak değil, mal olarak karşılanmasında mutabık kaldık. Bu tarzda bir dostluk havası içinde ayrıldık." (İsmet İnönü, Cumhuriyet'in İlk Yılları, C.1, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., İstanbul, 1998, s.142-143.)

İnönü, Stalin hakkında ise şu değerlendirmeyi yapar: "Seyahatin devamınca Stalin'e bir teşhis koymaya çalıştım. Adamın kuvveti nereden geliyor, bunu anlamaya hususi bir dikkat sarf ettim. Ruslarla beraber çalışmak için, Rus cemiyetine hakim olmak için tecrübesi çok. Onu gördüm. Bir defa son derece çalışkan bir lider. Bütün arkadaşlarına yetişmeye, onları tamamlamaya çalışıyor. Yine son derece dikkatli. Bir Rus milliyetçisinin ideali olarak gönlünde yatan ne gibi arzuları varsa, bunların hepsini çok iyi bilen ve tahakkuk ettirilmesi için bir Rus milliyetçisinden daha çok düşünen bir insan intibaını veriyor. Yani bir Rus milliyetçisi olarak düşünülecek ne gibi meseleler varsa, hepsine sahip çıkmıştır. Oradayken bana, büyük bir harp için hazırlandıklarını söylüyorlardı. (...) Tam bir dostluk gördük, çok iyi dostluk gördük ve birbirimize tam itimat veren bir hava içinde ayrıldık." (Age, s.143-144.)

Stalin, İnönü’yle 6 Mayıs 1932 günü yaptığı görüşmede şu önemli uyarıyı yapar: “Eğer kendi sanayinizi kurmazsanız, sizi yeryüzünden silerler.” (Mehmet Perinçek, Atatürk’ün Sovyetler’le Görüşmeleri, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s.415.)

Rusya gezisine yazar ve sanatçılar da katılır. Cumhuriyet gazetesi başyazarı Yunus Nadi geziye ilişkin olarak gazetesinde şunları yazar: “Stalin Yoldaş’ın en ziyade hayret ve takdir ile gördüğü işlerden biri milliyetçi Gazi Mustafa Kemal Türkiye’sinin teminine muvaffak olduğu maddi ve manevi zaferlerdir. Rusya’nın en selahiyettar insanı milliyetçi Türkiye’yi işte böyle görüyor ve böyle takdir ediyor.” (Cumhuriyet, 5 Mayıs 1932.)

ATATÜRK İLE STALİN’İ BİR ARAYA

GETİRMEYE ÇALIŞTILAR 

Türk-Sovyet diplomatlarının önemli bir uğraşı da Atatürk ile Stalin’i bir araya getirmekti. Bunu da Soçi’de yapmak isterler. Bu tür girişimler 1934 ile 1936 yılları arasında gündeme gelir. Ancak iki liderin de yurt dışına çıkma konusundaki soğuk yaklaşımları bunun gerçekleşmesini engeller. Bunda amaç, iki ülke arasındaki sorunların iki liderin yüz yüze yapacağı görüşmeyle çözülmesidir. 1934’te dostluk antlaşmasının 10 yıllık olarak imzalanması, 1936’daki görüşmede ise Montrö konferansı sonrası iki ülke arasındaki pürüzlerin çözülmesiydi… (Ayrıntısı için bakınız; Perinçek, Age, s.231-232.)

Atatürk döneminde Sovyet dostluğuna büyük önem verilir. 1932 yılında biz Milletler Cemiyeti’ne, 1934 yılında da bizim desteğimizle Sovyetler MC’ye alınır. Her alanda iş birliği yapılır. Karşılıklı güvene önem verilir. Atatürk her konuşmasında Sovyetler için “büyük komşumuz” der. Atatürk’ün son vasiyeti de Sovyet dostluğudur. Bunu da yazar Zekeriya Sertel, Celâl Bayar ve Tevfik Rüştü Aras’ı şahit göstererek şu ifadelerle açıklar: “Sovyetler Birliği’ne karşı asla bir saldırı politikası gütmeyeceksiniz. Doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak Sovyetler’e yöneltilmiş herhangi bir antlaşmaya girmeyecek ve böyle bir antlaşmaya imza koymayacaksınız.” (Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Yaylacık Matbaası, İstanbul, 1968, s.217.)

SARACOĞLU'NUN STALİN GÖRÜŞMESİ

Atatürk'ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı İnönü olur... Onun dönemine İkinci Dünya Savaşı'nın zorlukları damgasını vurur. İlişkiler sıkıntılı geçse de asla düşmanlık olmaz... Savaşı yıllarında Türkiye tarafsızlık politikası güder. Atatürk'ün vasiyeti de bu yöndeydi. En önemlisi de Türkiye, Lozan Antlaşması'yla bütün meselelerini halletmişti. Bu sağlam anlaşma sayesinde, savaş yıllarında dik durmayı becerdi. İsmet Paşa'nın deyimiyle “Halledilmemiş meselemiz yoktu.” Ancak savaş başladığı günlerde Sovyetler Birliği ile zaman zaman anlaşamadığımız konular da oldu. İsmet Paşa, Türkiye-İngiltere-Fransa ve Sovyetler Birliği'nin içinde olduğu bir itifaktan yanaydı. Bunun için Sovyetler Birliği ile görüştü. Ancak Sovyetler asıl tehlike olarak İngiltere'yi görüyordu. Bu birliğe yanaşmadı. Almanya'yı da yakından takip ediyordu. Almanya'nın bastırmasıyla Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı'nı imzaladı. Bu dengeleri değiştirdi. Bu günlerde zaman zaman Sovyetler Birliği ile ilişkilerimiz soğusa da asla karşı karşıya gelmedik. Hatta Türkiye, Girit'ten Kafkasya'ya kadar uzanan uzun hatta 1 milyon askerini seferber ederek bir anlamda Almanlara karşı güvenlik hattı kurdu...

İkinci Dünya Savaşı'nın yeni başladığı günlerde, Dışişleri Bakanı Şükrü Saracoğlu başkanlığında bir heyet, 15 Eylül-17 Ekim 1939 tarihleri arasında Moskova'ya resmi bir ziyaret yapar. 1 Ekim 1939 günü SSCB lideri Stalin ve Dışişleri Bakanı Molotov ile görüşür. Görüşmede son gelişmeler ve iki ülke arasındaki ilişkiler konuşulur. Görüşmede bir ara konu Adalar meselesine gelir ve Başkan Stalin şu önemli teklifte bulunur:

STALİN: ADALAR'I ALSANIZA!

“Türkler bana sormadılar, eğer bana sorsalardı, ben onlara İngiliz-Türk ve Fransız-Türk paktlarının yapılmasına onay vermelerini önermezdim. Elbette, büyük donanmaya sahip devletler olarak hem İngiltere hem de Fransa Türkiye için gereklidir. Türkiye kendini Akdeniz'de büyük devlet olarak görüyor. İngiltere ve Fransa'nın Akdeniz ve Ege'de Türklere vermeleri gerekenleri, bu arada adaların geri verilmesi, SSCB bugün karşılayabilecek güçte değildir. Bu nedenle ben, Türkiye'nin Akdeniz'de kendisine lazım olanı almak ve Oniki Ada'daki çıkarlarını savunmak amacıyla, bir taraftan İngiliz ve Fransızlar, diğer taraftan ise İtalyanlar arasındaki çekişmelerden yararlanma niyetini tam bir anlayışla karşılıyorum. Bu doğrudur. Adalar sadece bu yöntemle alınabilir. Sonrası biraz karmaşıktır. Bu noktaya kadar Türkiye galip durumundadır.”

Bakan Saracoğlu bu konuyu, -karşılığında istenecekleri bildiği için- anında geri çevirir... 

Bu diyalogda görüşme şöyle sürer:

Saraçoğlu – Her şeyden önce söylemeliyim ki, İsmet bana bir görev verdi; eğer Stalin Yoldaş'ı görürsen söyle ki, İsmet, Sovyetler Birliği'ni ziyareti sırasında Stalin Yoldaş'la görüşmesinde edindiği unutulmaz duyguları ve iyi izlenimleri unutmamıştır.

Stalin Yoldaş – Hakkımızda iyi hatıralar muhafaza ettiğinden dolayı Cumhurbaşkanı'nıza teşekkür ederim. İsmet'in sağlığı nasıl?

Saraçoğlu – O kendini iyi hissediyor.” (Rusya Toplumsal Siyasal Tarih Devlet Arşivi'nde fond 558, liste 11, dosya 388, yaprak 14-32 numaralı Stalin koleksiyonundan aktaran; Mehmet Perinçek, Türk-Rus Diplomasisinden Gizli Sayfalar, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011, s.299-313.)

STALİN: TÜRKLER BİZİ ARKADAN VURMADI

Gazeteci Ahmet Emin Yalman, II. Dünya Savaşı yılları içinde Türkiye'den Rusya'ya yönelik bir saldırı olmaması nedeniyle, Stalin'in daha sonra Türkiye'ye teşekkür ettiğini belirtiyor. Stalin bu konuda şunları söylemiş: "Türkler bizi en nazik zamanlarımızda arkadan vurabilirlerdi, vurmadılar. Kendilerine karşı minnet duyuyoruz. Boğazlar'ın güvene layık bekçileri olduklarını ispat ettiler. Türkler'i hem mükâfatlandırmak, hem de Boğazlar'ı daha iyi savunabilecek bir hale koymak lazımdır. Bulgaristan'a Karadeniz'de bir liman yeter. Bulgar sahilinin diğer kısımları hinterlandıyla bareber, Türkiye'ye verilecek bu maksat sağlanmalıdır." (Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, C.2, 2. Baskı, Pera AŞ., İstanbul, 1997, s.1178-1179.)

Yalman, Stalin'in bu sözlerini 21 Ağustos-7 Aralık 1942 tarihleri arasında Savaşı izlemek için bir grup gazeteciyle gittiği İngiltere'de, Rusya'dan yeni dönen İşçi Partisi'ne mensup İngiliz siyasetçi Sir Stafford Cripps'e anlattığını ve bunu da bizzat Cripps'in kendisine aktardığını belirtiyor. Cripps, Mayıs 1940'tan Ocak 1942'ye kadar Moskova'da büyükelçi olarak görev yapar.

SOVYETLER'İN TOPRAK TALEBİ

Önemli bir konu da savaştan sonra Sovyetler'in bizden Kars-Ardahan'ı istemesi ve Boğazlar konusunda ortak yönetim talebinde bulunulmasıydı... Bu konu çok tartışıldı, hatta yalanlandı da... Ancak o dönemin Dışişleri Bakanı Molotov'un anıları bu konuya son noktayı koydu. Molotov talepleri doğruluyor. Molotov savaştan sonra böyle bir taleplerinin olduğunu ve bu konuda başarılı olamadıklarını, daha fazla da ısrar etmediklerini açıklıyor. Bu olay ilişkileri soğuttu. Ancak yine de düşmanca bir tutum takınılmadı. (Konunun ayrıntısı için bakınız; Feliks Çuyev, Molotov Anlatıyor, 2. Basım, Yordam Kitap, İstanbul, 2010, s.116-118.)

Atatürk’ün Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bu konuda yıllar sonra şu görüşü savunur: “Savaştan sonra Sovyetler’in toprak talebi Molotof’un budalalığıdır. Sovyetler’in ittifak teklifimize karşılık, Molotof budalası talepler ileri sürdü ve o tarihlerde Rus hayranlığı içinde bulunan bugünkü müttefiklerimizi uyarmış oldu. (…) Stalin’in toprak taleplerini ciddiyetle desteklediğini sanmıyorum. O tarihlerde, o yüksek politika ile meşguldü. Toprak taleplerini Stalin ciddiyetle tutsaydı, Londra ve Washington’da ‚yaşasın Stalin‘ diye bağırdığı bir sırada durum nazik olurdu. Ama toprak talebini gerçekleştirme yolundaki bir hareket, asıl Sovyetler Birliği için kötü olurdu. Biz sonuna kadar direnecektik. Bu direnmede yalnız bırakılmazdık. O tarihlerde Amerika çok güçlü, Sovyetler Birliği zayıftı.“ 

(Doğan Avcıoğlu, Yön, 30 Ekim 1964, sayı: 83, s.5’ten aktaran; Tevfik Rüştü Aras, Atatürk’ün Dış Politikası, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s.207.)

İsmet İnönü, 18 Kasım 1953 günü TBMM'de bir soru önergesi üzerine yaptığı konuşmada, Sovyetler'in taleplerinden vazgeçtiğine ilişkin açıklamasına değinir ve şunları söyler: "Sovyet Rusya 1945'te Türkiye'den, Şarktan ilçeler istedi, Boğazlar'dan üsler istedi. Kaç senedir bu politikanın mücadelesi içindeyiz. Sovyet Rusya geçenlerde verdiği bir nota ile bu talebinden vazgeçtiğini söyledi. (...) (İsmet İnönü'nün TBMM'deki Konuşmaları, İkinci Cilt, (1939-1960), TBMM Yayınları, Ankara, 1993, s.124.)

İnönü aynı konuda 25 Şubat 1960 günü TBMM'de yaptığı konuşmada ise şunları belirtir:

"Yakın komşumuz Sovyet Rusya ile münasebetlerimizin iyileşme istidadı göstermesinden   memnuniyet hissederiz. Dünya barışının konuşmalarla aranması yolunun açılması bizi sevindirmiştir. Bu yolun kaybolmamasını ve büyük devletler arasında daimi araştırmanın devam etmesini ciddi olarak istiyoruz.” (Age, s.293.)

Suriye ekseninde son günlerde başlayan gerginliğin de aynı tutumla aşılması dileğiyle… Sarsılmaz Türk-Rus dostluğu daha nice yıllara ulaşsın. İranlıların güzel bir sözüyle bitirelim: “Dostluk, düşmanlıktan iyidir!”