Ben bir rehber değilim. Bu yazıyı bir seyahat acentesi olarak, masa başından değil, sahada yaşadıklarımdan yola çıkarak yazıyorum.
Çünkü bugün rehberlik alanında yaşananları görmek için rehber olmaya gerek yok.
Sahada olan, sahayı dinleyen ve gerçekten çalışan herkes aynı tabloyla karşı karşıya.
Ve bu tablo artık istisna değil, süreklilik kazanmış bir gerçek.
》REHBERLER BU SEKTÖRÜN RAKİBİ DEĞİL OMURGASIDIR!
Turist rehberleri, seyahat acenteliği sektörünün tamamlayıcısı değil; omurgasıdır.
Rehberlik zayıfladığında, acente tek başına ayakta kalamaz.
Tur kalitesi düşer, operasyon aksar, ülke tanıtımı zarar görür.
Bu nedenle rehberleri korumak, acenteler için bir tercih değil;
"sektörü ayakta tutma refleksidir."
Biz aynı gemideyiz.
Bu gemi su aldığında, kimse güvertede kalmaz.
》REHBER ÖRGÜT SEÇİMLERİNDE "SAHADAN GELİYORUZ" SÖYLEMİYLE GELEN BİR YÖNETİM GERÇEĞİ
Seçim dönemlerinde kullanılan dili hepimiz hatırlıyoruz.
"Sahadan geliyoruz",
"sahayı biliyoruz",
"rehberin ve acentenin halinden biz anlarız" denildi.
Bu söylemlerle oy istendi, bu söylemlerle yönetime gelindi.
Ama bugün sahada hissedilen gerçek bambaşka.
Sahadan geliyoruz diyerek yönetime gelenlerin, yetkiyi eline aldıklarında yaptığı ilk şey sahayı anlamak değil, sahayı hizaya sokmak oldu.
Bugün sahada;
Mevzuatın keyfi yorumlandığı,
Aynı uygulamanın farklı yerlerde farklı sonuçlar doğurduğu,
Bir yerde görmezden gelinenin başka yerde ağır yaptırımla karşılandığı,
Sorun çözmenin değil, ceza üretmenin öne çıktığı
bir düzen var.
Bu düzen ne rehberleri güçlendiriyor ne de acenteleri koruyor.
》İLGİLENMEDİKLERİ, ÇÖZEMEDİKLERİ VE YAPILMAYAN İŞLERİN BEDELİNİ SAHAYA ÖDETİYORLAR
Rehberlik alanında yaşanan sıkıntının kaynağı sahada değil.
Türkiye turizmde büyüyor, çeşitleniyor, farklı pazarlara açılıyor.
Ama rehberlik sistemi aynı hızda dönüşmüyor.
Nadir dillere ihtiyaç ortada:
- Çince
- Korece
- Japonca
- İspanyolca
- Portekizce
- Arapça
- Farsça
- Lehçe
... ... ..
ve daha birçok nadir dilde ciddi rehber açığı var.
Peki bu diller için;
■ Hangi planlı eğitim modeli kuruldu?
■ Hangi sürdürülebilir program hayata geçirildi?
■ Kaç genç bu mesleğe kazandırıldı?
Sahadaki karşılığı net:
Bu alanda sonuç üreten bir çalışma yok!
Ancak bu eksikliğin bedeli;
● Rehberlere kesilen cezalarla,
● Acentelere yöneltilen yaptırımlarla,
● Sahada çözüm üretmeye çalışanların baskı altına alınmasıyla ödetiliyor...
Sorunu üretmeyenler, sorunun bedelini ödüyor.
》TECRÜBE BİR SORUN DEĞİL, GENÇLEŞEMEME BİR RİSKTİR
Bugün sahada, yıllarını bu mesleğe vermiş, ülkenin tanıtımında büyük emeği olan çok değerli rehberlerimiz var.
Bu bir zafiyet değil, aksine büyük bir güçtür.
Ancak rehberlik mesleğinde yaşanan asıl sorun, tecrübenin artması değil;
bu tecrübeyi devralacak yeni kuşakların sisteme yeterince dahil edilememesidir.
Hepimiz yaş alıyoruz...
Mevcut, tecrübeli, bilgili, eğitimli ve güçlü rehberlerimiz de doğal olarak yaş alıyor.
Meslek doğal seyrinde ilerlerken, onu geleceğe taşıyacak genç rehberlerin önünün açılmaması, rehberlik mesleğinin genç tutulmaması sorunu derinleştiriyor.
Bu durumun sorumluluğu sahada değil, planlama yapması gerekenlerdedir.
》SORUMLULUK SAHADA DEĞİL, YETKİYİ KULLANANLARDA
Eğer bugün;
□ Sahadaki aktif Rehber sayısı yetersizse,
□ Rehberlik mesleği sürdürülebilirliğini kaybediyorsa,
□ Gençler sisteme giremiyorsa,
□ Sahada sağlıksız uygulamalar ortaya çıkıyorsa,
bunun nedeni sahadaki insanlar değildir.
Bunun nedeni;
- Yetkisi olup sorumluluk almayan,
- Eğitim üretmeyen,
- Planlama yapmayan,
ama denetimi yönetim zanneden yapılardır!
Yetki yol göstermek için değil,
baskı kurmak için kullanıldığında,
ortaya çıkan şey düzen değil, güvensizlik olur.
》DENETİM GEREKİR AMA DENETİM YÖNETİM DEĞİLDİR
Denetim elbette olmalı.
Kural elbette olmalı.
Ama;
! Eğitim olmadan ceza,
! Rehberlik olmadan yaptırım,
! Sahayı dinlemeden alınan karar
bunların hiçbiri meslek örgütü olmanın karşılığı değildir...
Bugün bir rehberi, savunmasını dikkate dahi almadan 14 ay rehberlikten men etmek, ceza değil güç zehirlenmesidir.
Üstelik bu cezayı veren yönetim kurulunda, cezaya konu olan aynı nadir dilden lisanslı rehberler varsa, bu durum ayrıca manidardır.
Böyle bir ceza alan rehber, 14 ay boyunca ne yer, ne içer, kirasını nasıl öder?
Bu, sadece yetki kullanmaktır.
Ama yönetmek değildir.
Sonuç itibariyle bu yazı,
"sahadan geliyoruz" diyerek yönetime gelip,
bugün sahayı ceza üzerinden yöneten anlayışa karşı yazıldı.
Rehberlik mesleği;
◇ Denetimle değil,
◇ Ceza ile değil,
◇ Korku ile hiç değil,
akıl, adalet ve sahayı gerçekten bilen bir yönetimle ayakta kalır...
Bu gerçek görülmediği sürece,
sektörün yükünü çekenler yalnız kalmaya,
sorunlar ise büyümeye devam eder.
Son olarak şunu da eklemek isterim. :
Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere, idari yaptırımların ölçülü, gerekçeli ve orantılı olması; kişilerin çalışma hakkını fiilen ortadan kaldıracak sonuçlar doğurmaması esastır.
Savunma hakkı dikkate alınmadan, geçim kaynağı doğrudan meslek olan bir faaliyetten uzun süreli men edilmesi, sadece disiplin değil aynı zamanda temel haklara müdahale tartışmasını da beraberinde getirir.
Bu nedenle rehberlik alanında uygulanan yaptırımların, cezalandırma refleksiyle değil; hukuk devleti ilkesine, ölçülülüğe ve hakkaniyete uygun şekilde değerlendirilmesi artık bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur!