• BIST 107.963
  • Altın 151,316
  • Dolar 3,6631
  • Euro 4,3336

    Padişah tuğraları ölümsüzleşiyor

    02.02.2011 13:43
    Viktor Öcal, Osmanlı padişahlarının tuğralarını özel tasarımlarla ölümsüzleştiriyor.
    Padişah tuğraları ölümsüzleşiyor
    Padişah tuğraları ölümsüzleşiyor Padişah tuğraları ölümsüzleşiyor Padişah tuğraları ölümsüzleşiyor

    Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı olan mücevher ustası Viktor Öcal, dünya tarihine adını yazdıran Osmanlı padişahlarının tuğralarını kişiye özel tasarımlarla ölümsüzleştiriyor. Özel tasarım meraklıları parmaklarında, özellikle Fatih Sultan Mehmet'in tuğrasını taşımak istiyor.

    Osmanlı'nın kültür, sanat ve egemenliğini temsil eden tuğralar, ferman gibi pek çok resmi evrak üzerine resmiyet kazandırmak için yazıldı. Daha sonra hükümdarlık sembolü olarak paralarda, bayraklarda, pullarda, resmi abidelerde, resmi binalarda, camilerde ve saraylarda kullanıldı. Bir güç ve egemenlik simgesi olan tuğralar, günümüzde yavaş yavaş yok olan meslekler arasında yer alan sadekarlığın son temsilcilerinden Viktor Öcal'ın tasarımlarıyla parmakları süslüyor.

    28 yıl önce mücevher sanatıyla tanışan Öcal (40) AA muhabirine yaptığı açıklamada, kendisinden tuğralarla ilgili özel tasarım isteyenlerin en belirgin ve ortak özelliklerinin, milliyetçi bir kimliğe sahip olmaları olduğunu ve düşüncelerinin beğenilerini şekillendirdiğini ifade etti.

    Osmanlı sultanlarının her birinin kendilerine has karakteri, birbirlerine çok benzemeyen ruhsal yapıları olduğunu, kendisinden özel tasarım isteyenlerin, bu padişahlarla kendileri arasında davranış ve yaşam felsefesi açısından yakınlık kurduklarını dile getiren Öcal, ''Padişah tuğralı yüzükleri taşıyanlar, Osmanlı'nın mirasına, hatırasına sahip çıktıklarını düşünüyorlar. Osmanlı çok kültürlü, çok uluslu bir yapıdaydı. Haklı olarak her fetihle birlikte o çağa ait olan akımlardan etkilendiği gibi bu yeni kültürün katkılarıyla kültürel anlamda da zenginleşiyordu. Geçmişe duyulan özlem ile insanlar kendi dünyalarında bu sultanların meziyetlerini benimsemeye gayret sarf eder oldular'' diye konuştu.

    -EN BÜYÜK İLGİ FATİH'İN TUĞRASINA-

    Tuğrası en çok istenen sultanın Fatih Sultan Mehmet'in olduğunu anlatan Öcal, ''Bunun nedeni ise öncelikle İstanbul'u fethetmesi. Fatih Sultan Mehmet'in farklı nitelikleri ise çocukluğundan beri kararlı ve inatçı olması, Rumca'yı çok iyi bilmesi, insan ilişkilerinde başarılı olan yapısı, ilerici bir sultan olması'' dedi.

    Öcal, Yavuz Sultan Selim'in tuğrasını isteyenlerin, onun savaşlarında izlediği politikayı benimsediklerini ve Mısır seferi sırasında bir cariyenin kendisine duyduğu aşk ile kendi yaşanmışlıkları arasında bağ kurduklarını dile getirdi.

    Kişiye özel bir yüzük tasarlamak için öncelikle kendisinin ikna olması gerektiğini ifade eden Öcal, ''Kişiye özel bir tasarım istiyorsunuz ve bu tasarımda belirleyici unsur olan sultan olduğu kadar aynı zamanda kişinin kendisi. Aksi durumda piyasada bulunan standart yüzükleri alması konusunda ben yönlendiriyorum'' diye konuştu.

    Bir cihan padişahının tuğrasını taşımak hayali olan bir kişinin, o sultana saygı göstererek kulaktan dolma bilgilerle değil, gerçek anlamda o sultanın özelliklerini bilmesi gerektiğini dile getiren Öcal, ''Bu, sanatçı olarak benim çalışmalarımı özel ve orijinal kılacak olanı da beraberinde getiriyor. Tasarım, biraz kişinin biraz da sultanın belirgin özelliklerini taşımalı ki şahsına özel olsun'' dedi.

    -FATİH VE ABDÜLHAMİT'İN TUĞRASI AYNI YÜZÜKTE-

    Yaptığı bir tasarımda Fatih Sultan Mehmet ile Abdülhamid'in tuğralarını aynı yüzükte buluşturduğunu anlatan Öcal, bu yüzüğün ilginç olan yanının Fatih Sultan Mehmet'in çocukluk tuğrasını seçmesi olduğunu dile getirerek, ''Sultanın çocukluk defterindeki tuğra denemelerinden birini seçtim ve daha sonra bu defteri bulup ciltlettirerek hazinede saklanması için değer veren Sultan Abdulhamid'in tuğrasını yüzüğe ekledim. İki sultan arasındaki bu bağ yüzüğümüzün temalarından birini oluşturdu. Fatih'in tuğrasını çevreleyen muhafazaya, defne yaprağı motiflerini kalem işlemesiyle nakşettim'' diye konuştu.

    Yüzüğün taşıyıcı kolunu, stilize edilmiş Selçuklu ejderleriyle süslediğini anlatan Öcal, şunları kaydetti:

    ''Fatih'in mirasına sahip çıkan sultanın tuğrasını, Fatih'in fermanlarını simgeleyen altın çerçeve içerisindeki sedef formun üzerine yerleştirdim. Yüzüğün diğer yüzüne Türk bayrağını, rubellite taşı kesip işleyerek yerleştirdim. Orijinal Türk bayrağına hassasiyet göstererek uçkurunu temsil eden eki bayrağı çerçeveleyen muhafazaya iliştirdim. Yüzüğün alt kolunda, çifti temsilen iki garneti yan yana yerleştirdim. Yüzüğün ancak taşıyanın görebileceği kısmına Osmanlı'da kullanılan süsleme sanatlarından esinlenerek, merkezinde Latin harfleriyle 'HİC' yazan kapağını yine kalem işlemesiyle süsledim.''

    -''TUĞRALARIN DİKKATLİ ÇALIŞILMASI GEREKİYOR''-

    Yapacağı tasarım öncesinde hayal dünyasını beslemesi için konuyla ilgili dokümanlar toplayarak, ulaşabildiği tüm kaynaklardan faydalanmaya çalıştığını belirten Öcal, hatta Osmanlı'nın görkemini iyice hissetmek adına mekan ziyaretleri yaptığını ve bu mekanlarda vakit geçirdiğini anlattı.

    Kuyumcu vitrinlerinde bilgisayar teknolojileriyle ve yeni teknolojik üretim teknikleriyle binlerce üretilmiş, her biri birbirinin aynı ürünlerin bulunduğunu ifade eden Öcal, ''Osmanlı'da mimari tip ve mücevherin ustaları Ermenilerdi. Biz yeni bir şey yapmadık. Osmanlı'nın mücevherdeki mirasına sahip çıkmakla bir anlamda Ermeni mücevher sanatı kültürüne de sahip çıkmış olduk. Tasarım yaparken, sultanların tuğralarının dikkatli ve hassas çalışılması gerekiyor. Gelişigüzel çalışılmış ve hassasiyet gösterilmemiş çalışmalar, bana göre sultanlara hakaret gibi. Ben Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatkarıyım. Yalnızca bu nedenle bile bu tuğralara sahip çıkmalıyım diye düşündüm'' diye konuştu.

    -3 BOYUTLU TASARIMLAR-

    Kuyumculuğun, 21 sanat ve meslek dalının doğduğu bir alan olduğunu anlatan Öcal, ''Tasarımını yaptığım çalışmayı kullanacağım metal alaşımından başlayarak her aşamasını yine sırasıyla üzerinde olmasını istediğim sanat dallarıyla hayata geçiriyorum. Bazen 2 bin yıldır uygulanan ve üzerine benim geliştirip üniversitelerde heykel, takı ve gemoloji bölümlerinde tanıtımını ve workshoplarını yaptığım 'negatif heykel tekniği'ni kullanıyorum. Taşın içini oyarak, 3 boyutun da ötesinde mikro ölçekte ve mikron hassasiyetinde heykeller yapıyorum'' dedi.

    Tasarımlarını yaparken öncelikle renkleri belirlediğini, sonrasında bu renklere hangi metal alaşım ya da taş uygunsa bunu seçtiğini anlatan Öcal, ''Sonrasında çalışmamın konusu olan tarihsel dönem, felsefe, inanç, etkileştiği siyasi ya da toplumsal düşünceye göre platin, titanyum, gümüş ya da platin ya da palladium alaşımlı gümüş kullanıyorum. Tasarımı bazen sertleştirmek için 5-6 metali belli oranlarda karıştırıp, alaşım metaller oluşturuyorum. Önceliğim bazen sertlik, bazen renk, bazen de dayanım oranı oluyor'' şeklinde konuştu.

    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve kişilik haklarını hiçe sayan yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
    Diğer Haberler
  • iDANSla çağdaş dans vakti02 Ekim 2012 Salı 22:10
  • İstanbulda en kısa festival02 Ekim 2012 Salı 22:09
  • Turuncu Filmler Antalyada02 Ekim 2012 Salı 22:08
  • Beat’lerin Kralı Babylonda02 Ekim 2012 Salı 22:06
  • Türkiyeye utanç verici ceza02 Ekim 2012 Salı 22:05
  • Fazıl Sayın Evreni ilk kez Salzburgda02 Ekim 2012 Salı 15:02
  • Bilgin Adalı hayata veda etti01 Ekim 2012 Pazartesi 23:20
  • Uluslararası caz günü İstanbul’da gerçekleşecek30 Eylül 2012 Pazar 15:04
  • Askerler öldürdüklerini göremezlermiş30 Eylül 2012 Pazar 07:00
  • İşte Neşet Ertaşın son şiiri29 Eylül 2012 Cumartesi 16:38
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim