Özlem Hanım büyükşehir nedir, anlamış değil

Abone Ol

Büyükşehir yasası bütünüyle incelendiğinde ruhunun:

-İl çapındaki altyapı hizmetlerinin tek elden yürütülmesi,

-Az gelişmiş ilçeler ile gelişmiş olanlar arasındaki açığın kapatılması,

-Çarpık yapılaşmanın önlenmesi,

-Yerinde istihdama yönelik tedbirlerle taşradan kente göçün önüne geçilmesi, kentteki işsizliğe çözüm üretilmesi,

-Tarihi ve kültürel değerleriyle, ticaretiyle, turizmi ve diğer zenginlikleriyle kentlerin birbirleriyle rekabet eder konuma getirilmesi olduğu görülecektir.

Yasanın öngördüğü sistemde artık ilçe belediyeleri günlük işleri, büyükşehir ise yatırım yapacak.

Bu amaçla şirketler kuracak, ulaşımdaki sorunları çözecek, ortaklıklar tesis edecek, tarım, ticaret, kültür başta her soruna el atabilecek, koordinatörlük yapacaktır. Onun için BŞB bütçeleri hazineden sağlanan yeni kaynaklarla güçlendirilmiştir.

 Bir fikir vermesi bakımından Aydın BŞB’nin 2015 ve 2016 bütçesine bakmak yeterlidir sanırım.

2015’de ASKİ ile birlikte yaklaşık 1 milyar 44 milyon TL… 2016’da da 1 milyar 110 milyon TL…

İhtiyaç duyulması halinde baraj, enerji santrali gibi pahalı yatırımlar için BŞB’lere iç ve dış fonlardan yararlanma, yerli ve yabancı finans kuruluşlarından borç alma yetkisi tanınmıştır.

Ahmet Fakıbaba’nın Şanlıurfa’da yaptığı gibi bu yolla kentlerini iç ve dış turizmin gözdesi haline getiren başkanların sayısı az değildir.

Bu öyle tek başına yapılacak bir iş değil” karşılıklı güvene” dayalı kolektif çalışmayı gerektiren bir iştir.      

Paydaşları da başta ValiMerkezi hükümetÜniversite rektörüTicaret OdalarıMühendis ve Mimar Odaları… İlgisine göre kurum müdürleri… Kısaca katkısı olacak herkes…

Mesela tarihi eserlerin restorasyonu mu yapılacak kapısı çalınacak kurum Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü.

Tarımsal işletmeler mi kurulacak, Ziraat Fakültesi, Ziraat Odaları ve Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü… İmar söz konusu ise Mühendis ve Mimar Odaları… Ticari konularda Ticaret Odaları… Kısaca çorbada tuzu olacak kim varsa kapısı çalınacak.

Bu şekilde kolektif çalışmayı ilke edinen çoğu belediye başkanı tarihi ve kültürel özelliklerini pazarlamaları sonucu Fakıbaba örneğinde olduğu gibi kentlerini daha yasa çıkmadan rekabetçi konuma getirmişlerdi.

Onlar böylece bu yarışa üç adım önden başlamış oldular. Peki, Aydın’da durum ne?

-İki yıldan bu yana bir başkan kurumun kuruluşunu bile tamamlayamamışsa,

-Seçimlerin üzerinden daha iki yıl geçmeden bir kurum üst düzey bürokratların resmigeçit platformuna döndüyse,

- Mesela en önemli müdürlük ASKİ’ye görevden almalar nedeniyle kimin geldiğini, kimin gittiğini takipte kamuoyu zorlanır hale geldiyse,

-Çarpık yapılaşmayı ve imar rantını önleyecek, yapımı için yasanın BŞB’ye iki yıl süre tanıdığı “Nazım İmar Planının” ihalesi bile yapılamadıysa,

-Birinci derecede iş birliği yapılacak makam valilik üzerinden, gerilim yaratmak adına, siyaset üretilmeye devam ediliyorsa,

-Diğer partilerden olanları geçtik Başkan kendi partisinden olan belediye başkanlarıyla karşılıklı ilişkide sorun yaşıyorsa,

-Ankara, İstanbul gibi yerlerde 40-50 günde bitirilen ve yatırımdan sayılmayan köprülü kavşak yapımı kamuoyuna büyük yatırım diye takdim ediliyorsa,

-Açılış töreni düzenlemek sokak fırınlarına kadar düşmüşse,  

-İcraatlarda nesillerin gelecekteki mutluluğu yerine gelecek seçimlerdeki başarı ölçü alınıyorsa orada gerçek anlamda büyükşehirden söz edilemez.

O ad altında yutturulmaya çalışılan da kırk yıl öncesinin dış Dünya’ya kapalı, vatandaşın” ucuz yöntemlerle” avutulduğu, ”eşraf ve tacir” egemenliğindeki kasaba belediyeciliğidir.

Bu sistemde “yatırım” sözcüğünün anlamı da  ” lokma döktürme”,” iftar yemeği” ya da cami avlusunda” limonata ikramı” gibi seçime yönelik “mide yatırımlarıdır.”

Zira bu vizyon ancak buna yeter.

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }