Onları bir unutulmak öldürür, bir de istismar...

Abone Ol

"Allah yolunda vurulanları ölü sanmayın; bilakis onlar Rableri katında nimetler içinde diridirler" (Ali İmran-169) diye buyurur Yüceler Yücesi Yaradan.

İşte bu bağlamda İslam Tarihinin savaş meydanlarındaki ilk şehidi Mihca Bin Salih’dir.

Bedir Savaşında şehit düşer.

Peygamberimiz onun için ‘’Şehitlerin Efendisi’’ der.

Bu tarihten günümüze kadarki savaşlarda, çatışmalarda ve kalleş pusularda, Mihca’nın peşinden giden nice kahraman, o kutlu şehadet şerbetini içip, acıyı bal, toprağı vatan eyler.

Hamzalar…

Hüseyinler…

Yahya Çavuşlar…

57.Alaylar…

Yemen’den dönemeyenler…

Sarıkamış’ta donanlar…

Sakarya’ya kan olup karışanlar…

Hasan Tahsinler…

Gökçen Efeler…

… 

Nice mevsimler, nice yıllar geçer böyle…  

Geceler ve gündüzler…

İsimler ve yüzler değişir.

Tarih 15 Ağustos 1984’tür.

Terör örgütü PKK ilk alçak eylemini yapar.

Kalleş baskında Erzincanlı Er Süleyman AYDIN şehit düşer.

PKK elinden ilk şehidimizdir.

Bir avuç eşkıya denir.

Gerçekten de o tarihlerde bir avuçtur.

Ama yılanın başı küçükken ezilmez.

Nedendir bilinmez, ejderha olması beklenir.

32 yıl geçer ilk eylemin üzerinden.

Kimseler hatırlamaz Şehit Süleyman AYDIN’ı.

90 yaşında ihtiyar anasından gayrı…

Adına yapılmış ne bir okul vardır, ne bir anıt.

Sadece 15 Ağustoslarda hatırlarsa birkaç köşe yazarı, birkaç kelam eder hakkında, o kadar. Oysa şehitler derki: ‘’Bizler vurulunca değil unutulunca ölürüz’’.

Ama kanlı terör örgütü PKK, her 15 Ağustos’u şenlik havasında kutlar. O uğursuz günün sorumlusunun heykelini diker ve adına akademiler açar. Hep hatırlansın, unutulmasın diye.

Acıdır ama böyledir işte…

Bu yazı yazıldığındaki son şehit Yüzbaşı Alper KALEM’di.

Evli ve iki kız babası.

Kaçıncı şehit olduğunu boş verin.

Çünkü biz insanların gözünde şehitlerin önüne bir rakam yazdığımızda değerleri rakamın sayısal değeri kadar oluyor.

Mesela bir günde iki üç şehit olunca haber ve duygusal değeri pek olmuyor…

Allah korusun bir günde on beş yirmi şehit olmaya görsün, sanal ortamda dahi olsa bağırılır çağrılır, bolca milli ve manevi paylaşımlar yapılır. Profiller değiştirilir.

Ama bir avuç saman alevi gibidir hepsi. Ne şavkıtır. Ne yakar. Ne ısıtır.

O lanet olası ateş sadece düştüğü yeri yakar.

Bu yüzden sayısını boş verin diyorum.

İnşallah sonuncusu olur.

*** 

Evet dostlar,

Yazının esasına gelirsek;

Toplumumuz üzerinde iki temel etkisi var şehit kavramının.

Birinde şehit olmuştur, ölmemiştir yani.

Kutsal bir amaç uğruna canını, vatana, bayrağa, Allah’a hediye etmiştir.

Bir övünçtür.

 Bir gururdur bizim için. Daha doğrusu başına gelenler için.

Ateşin dağladığı yerler için.

Artık yetim de kalsa bir şehit evladı...

Şehit babası…

Şehit anası…

Şehit eşidir.

Bu onuru, bu nişanı bir madalya gibi göğsünde bir ömür şerefle taşıyacaktır.

Bu acı da olsa bir tesellidir.

Yangını serinletir.

 

Diğeri ise ikiyüzlülerin bilmem kaçıncı yüzüdür.

Alçaklığın dibe vurmuş halidir.

Acılara karşı tepkiyi azaltır.

Nasılsa kutsaldır ya…

Ölümsüzdür ya…

Şefaat edecektir ya…

İşte bu yüzden zaman kazandırır.

İhmallerin üstünü örter.

Bahanedir.

İstismardır.

Beceriksizliğin kurtarıcısıdır.

Sorumluların suçlarının hafifleticisidir.

 

Akıl, vicdan ve cesaret varsa bunlar olmaz.

Ama bir de yoksa ve de istismar ediliyorsa bu şehitlik makamı, yani hipnoz gibi kullanılıyorsa…

Yandık ki ne yandık…

Hani ‘’sittin sene’’ (Altmış sene) derler ya…

Böylesine devam eder gider.

 

Sağlıcakla…

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }