Ömer Özmen çekildi, ya bundan sonrası?

Abone Ol

1980’lerden sonra Turgut Özal, Süleyman Demirel gibi liderler Cumhurbaşkanı olunca ideolojik temeli olmayan partileri iflah olmadı, silindi gitti.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla AK Parti’nin de aynı yola girip girmeyeceği merak konusuydu.

Ama üç nedenden dolayı bu gerçekleşmedi.

BİR: İslamcı kesim gibi sağlam bir kitlesi olması,

İKİ: Lideri’nin Özal ve Demirel’in aksine partisiyle ilişiğini kesmemesi,

ÜÇ: İktidar olmasıydı.. gücü ve güçlüyü bizim insanımızın sevmesiydi.

AK Parti bütünlüğünü korudu ama mutlak iktidar hastalığı.. güç tutulmasına yakalandı.. heyecan yok oldu.. moda deyimle metal yorgunluğu baş gösterdi.

Reis 2019 için çıtayı 50+1’e yükselterek gemiyi saplandığı bu bataktan kurtarmak için çabalıyor.

Teşkilatları sert sözlerle silkelemesi.. yorulanları, partiden geçinenleri tez elden görevi bırakmaya davet etmesi bundandır.

Fakat bu noktada bir soru karşımıza çıkıyor.

Bu partideki temel sorun metal yorgunluğu mu yoksa AK Parti’nin kuruluş felsefesine başka bir deyişle fabrika ayarlarına geri dönme ihtiyacı mı?

İkisi aynı şey değildir.

İlkinde operasyonla işi bitirirsiniz… İkincisinde ise operasyonla birlikte restorasyon da yapmanız gerekir.

“Reis” ölçüyü ve hedefi belirliyor.

-“Teşkilatlarda adı yolsuzluğa karışan olmayacak,

-Hiçbir kimse grup ya da hizbe bağlı olmayacak,

-Parti sayesinde sahip olduğu makamı kendi gücünü artırmak için kullanmayacak,

-Parti tarafından verilmiş makam üzerinden insanlara tepeden bakmayacak,

-Şahsi çıkarını parti ve ülke önüne koymayacak,

-Zira 50+1hedefine motivasyonu kalmamış, bencillik batağında çırpınan, defolu kişilerle ulaşamayız.”(Rize,07.08.2017)

 

Peki, Aydın’da sorun yüzeysel, metal yorgunluğu mu, yoksa yeniden yapılanmayı da gerektirecek yapısal bir sorun mu?

Yapısal diyenler çoğunlukta…

Gerekçeleri de yetki kullanmada at izinin it izine karışmasıdır.

Tam ifadesi.. davulun il başkanının boynunda tokmağın ise üç, beş kişinin elinde olma hali…

Mesela sırtını iktidara dayayan sendika başkanları kamu kurumlarında parti adına siyasi baskı oluşturuyorlarsa…

Mesela dernekler, kurum müdürleri, rektörler, kamu görevlileri, il başkanlığına soyunma cesareti gösterebiliyorlarsa…

Mesela bir taşeron işçi çalıştığı dairede “ben parti temsilcisiyim” diyerek kurum müdüründen personele herkesi aleste ayakta tutabiliyorsa, orada il başkanın varlığı da yokluğu da bir demektir.

Kısaca sahtekârlığın, menfaatperestliğin, dalkavukluğun geçer akçe olduğu, eski bakan Nihat Ergün’ün deyişiyle ”siyasetin cemaate, şirkete dönüştüğü” (Taha Akyol, Hürriyet,18.08.2017) bir yerde troller tarafından yetkilerinin gaspedilmesine göz yumulmuş bir il başkanı ne yapabilir?

Dahası Kadın Kolları arkasına güvenerek ayrı yöne, Gençlik Kolları başka yöne çekerse o il başkanından başarı beklenir mi?

Nasıl atadınız, ne kadar yetki verdiniz, ne inisiyatif tanıdınız, özetle nasıl bir yönetim kültürü oluşturdunuz da ne bekliyorsunuz?

Gerçek şu ki, bu gün AK Parti’deki uyuşukluk hali sadece teşkilatlardan kaynaklanan metal yorgunluğu değildir.

Onun da ötesinde şahsi çıkarlarını partinin önüne koyanlardan, partiyi rant aracı yapanlardan, partili adı altında her türlü sistimali yapanlardan kaynaklanan ve ahlaklı, dürüst insanlara “lanet olsun” dedirtecek derecede siyasetten nefret ettiren yapısal bir sorundur.

16 Nisan öncesi yüzde 10’luk bir AK Parti seçmeninin “hayır” oyu kullanacağı tespitinde bulunan analist M.Ali Kulat’a göre ki, AK Parti’ye yakın bir isimdir, bu erozyon devam ediyor ve oranı da yüzde 14-15 civarıdır.

Ayrıca o bu ‘asabı bozuk’ seçmenin bir yere gitmediğini ya AK Parti’nin fabrika ayarlarına dönmesini beklediğini ya da o ayarda bir parti aradığını söylüyor. (Deniz Zeyrek, Hürriyet, 17.08.2017)

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de AK Parti’nin yeniden kuruluş dönemi değer ve politikalarına dönmesini hatırlatması derinden gelen bir dalgaya dikkat çekmedir.

Aydın için söylüyorum bu sorun kangren olan bir yaraya pansuman yapmakla yani sadece il başkanını değiştirmekle aşılamaz.

Fabrika ayarlarına dönmek diye ifade edilen hem operasyon hem de restorasyon gerektiren bir konudur.

Bir taraftan yorulan, gevşeyen, ganimet derdine düşen tayfaları ürkütmeden yenileri ile değiştireceksiniz diğer yandan da gemiyi tamir ederek eski haline getireceksiniz.

Bu iş ise sanıldığı kadar kolay değildir. Zor olduğu kadar risklidir de... Zira yanlış doktor kaş yapayım derken gözden edebilir.

Bunu en iyi yapacak, hizipleri asgari müşterekte toplayacak, trollerin tepki çeken şımarıklarına son verecek, herkesin güven duyacağı saygın, Ankara projesi olmayan, siyaseti ve AK Parti’yi iyi bilen bir “ağabeyden” başkası değildir.

Aksi halde dikiş tutmaz.. erozyon devam eder.

 

 

{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }