Nisan ayının düşündürdükleri

Havalar harika, yaşasın! Aslında , havalar hiç de iyi değil... Bir süredir bu iki cümlenin içerdiği duygular  arasında bir sarkaç gibi gidip geliyorum.

Evet, havanın ılık ve güneşli olması insana ister istemez bir keyif veriyor ama sıcaklıkların neredeyse Mayıs sonu sıcaklıkları ile denk olması, meşhur Nisan yağmurlarının hemen hiç yağmaması benim canımı daha çok sıkıyor. Hele de NASA’nın son açıklamaları durumun can sıkıcıdan da öte, ciddi boyutlarda olduğunun çok önemli bir göstergesi. Pek çoğunuz bu araştırmanın , Türkiye’de  sorumlu mevkilerce pek de ciddiye alınmadığını basından ve TV’den takip etmiştir ama durum gerçekten çok ama çok ciddi ve işin şaka kaldırır bir tarafı da yok. Duymayanlar için haberi tekrar edeyim ; NASA’nın yaptığı son araştırmalara göre Türkiye’ninde içinde bulunduğu Orta Akdeniz havzasında 900 yılın en büyük kuraklığı yaşanıyor. Kuraklık Türkiye  İsrail, Lübnan, Filistin, Suriye, Ürdün ve Kıbrıs’ı 1998’den beri etkilemekte ve etkilerini giderek attırıyor. Orta Doğu’dan çıkıp, Türkiye üzerinden Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmen artışının en önemli sebeplerinden birisi de bu etkisini arttıran kuraklık. Giderek şiddeti artan kuraklık dönemleri yaşıyoruz. 1980’lerden itibaren her 4-5 senede bir kuraklık meydana gelmekte. Son 30 yılda Türkiye’nin su havzalarına düşen yağış miktarı yaklaşık % 25 azaldı. Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de % 35, nüfusun yoğun olduğu Marmara’da % 20 ila 30 oranında azalma var. 2050’de Türkiye nüfusunun 93 ila 110 milyon aralığında olacağı tahmin ediliyor. Bir yandan yaşanan kuraklıklar, bir diğer yandan yürütülen yanlış su politikaları Türkiye’nin su fakiri olma yolunda emin adımlarla yürümesine neden oluyor. Havzalar arası su taşıma veya transfer etme gibi uygulamalar da su varlıklarını ciddi olarak tehdit ettiği gibi, sosyal dengelerin ve toplumsal huzurun bozulmasına yol açabilecek sonuçlar doğurabilir. Atalarımız boşuna, “Taşıma suyla değirmen dönmez" dememişler. Bu tip uygulamaların yararından çok, zararı olacağı aşikardır.

Türkiye’nin 2023 hedefleri arasında 60’a yakın  kömürlü termik santral yapmak var. İklim değişikliğini şiddetlendiren en önemli sebeplerin başında kömür çıkartılması ve kullanmı gelmektedir. Suyumuzu kirleten başlıca nedenlerden biri olan kömürlü termik santraller bütün dünyada 19 milyar metreküp tatlı su tüketiyor. Bu yaklaşık 1 milyar insanın tatlı su ihtiyacına eştir. Çin, Japonya gibi pek çok ülke kömür kullanımını azaltır ve bu yüzden dünyanın en büyük kömür firması olan Amerikan Peabody firması iflasını isterken, Türkiye’deki yetkililerin geleceğimiz için koyduğu hedefler düşündürücü ve korkutucudur.Ayrıca, Büyük Menderes, Ergene, Gediz, Sakarya gibi büyük nehirlerde sanayi kaynaklı kirlenme nedeniyle, su kaynağından çıkmadan kirlenmektedir.

Geçtiğimiz 50 yılda, Türkiye 3 Van Gölü büyüklüğünde sulak alan kaybı yaşamıştır. Mevcutta 130 civarında sulak alanımız var ancak bunların sadece 14’ü koruma altında. Korunamama sebepleri arasında yeterli parasal kaynak ayrılamadığı için istihdam sağlanamadığı söylenmekte. Sanki susuz yaşam mümkünmüşçesine bir aymazlıkla gösterilen bu boş bahaneleri kabul etmek mümkün değildir. Bütün araştırmalar, raporlar,ülke olarak yakın gelecekte  su sıkıntısı yaşayacağımızı söylerken, neden yetkililerce bu konuda gereken ve doğru önlemler alınmıyor, problem görmezden geliniyor ya da hafife alınıyor anlamak mümkün değil.

Türkiye’de suyun yaklaşık % 15’i şehirlerde kullanılıyor. Hızlı göç ve artan nüfus çok kısa zamanda hepimizi etkilemeye başlayacak. Birleşmiş Milletler'in son verilerine göre, Türkiye 2025’de su sıkıntısı çekmeye başlayacak ve 2040 yılı  itibari ile de büyük su sıkıntısı çekecek 33 ülkeden biri olacak. Biz ise hala baraj, gölet, HES gibi politikalar yürütüyor, zaman zaman da suyu komşularımıza karşı politik silah olarak kullanıyoruz. Yağmur yağmadığı taktirde bütün bu görkemli !!!  beton yatırımlar birer çöp olacak. Ayrıca, komşulara karşı suyu bir silah olarak kullanmanın ileriki dönemlerde çok tehlikeli sonuçları olabilir. Hatta savaş sebebi bile olabilir.

Gerçek şu ki, Türkiye,var olan  orman ve su varlığını koruyamazsa, enerji ve su politikalarını doğru oluşturamaz ve yönetemezse, bunun ceremesini hepimiz çok kısa zamanda çekmeye başlayacağız. Dünden çok daha fazla duyarlı, dkkatli ve etkili olarak yaşam ve su hakkımızı korumamız gerekiyor. Nisan yağmurlarının bereketini,  tıpkı bizim çocukluğumuzdaki gibi yaşamak, bugünkü ve gelecekteki çocuklarımızın da hakkıdır.

Sevgi ve Doğayla kalın,

 

Kaynak. Açık Radyo / Su Hakkı programı

banner189
google-site-verification=XM_gwNkBaKM19LDHoKaTOmBzvkdlKwOdKMcUtov1R-k