Bu hafta sosyal barış durumumuz bakımından geldiğimiz son evreyi konuşalım.
Malum geçen hafta HDP’li Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesinin defni sırasında mezarlıkta yaşananlara değinelim.
O ne acı bir durumdur öyle.
Neresinden bakarsanız bakın olayın kabullenilecek veya hoş görülecek bir tarafı yok.
Yapılanlar insanlık değerleri acısından utanç vericidir, faciadır.
Bu tespitten sonra birkaç kelam edelim.
Ülkemiz kırk yıldır fiilen ayrılıkçılık üzerinden çatışma yaşıyor.
Devlet aklı bugüne kadar, çatışmayı ve ayrışmayı engellemek, milletin ve ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak için değişik yöntem ve politikalar denedi.
Uygulanan politikalar ve alınan tepkiler üzerinden ülkede zaman zaman tansiyon yükseldi, zaman zaman düşüş gösterdi.
Ama hep var oldu.
15 yıldır iktidarda olan Ak Parti sorunun çözümü adına toplumsal mutabakat ve sosyal barış için çaba ortaya koydu.
Karşılığında ne oldu?
Terör örgütünün çözüm arayış sürecinde gizli hesaplar peşinde koştuğunu gördük.
Örgütün siyasi kanadı, elinde bulunan belediye imkânlarıyla devletin yumuşama politikalarını fırsat bilerek hendek ve çukurlar kazdı.
Bölge halkına güçlü ve Kürtlerin tek temsilcisi olduğu mesajını verdi.
Suriye özelinde bölgede yaşanan olaylardan cesaret alarak, bölgede kalkışma girişimlerinde bulundular.
Buna karşı devlet vazifesi gereği, örgütün yaptıklarına cevap verdi ve gücünü ortaya koydu.
Tamam anladık; ülkede yaşanan kuşatılmışlık hali iktidarı söylemlerinde sertleştiriyor.
Ancak yaşanan sertleşmeye paralel muhalefet de içeride gerilim tırmandırıyor.
Ana muhalefet partisi milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun partide insan haklarından sorumlu başkan yardımcısı sıfatıyla son günlerde yaptığı açıklamalar yaşanan gerilimin “Tuzu biberi olmuştur.”
Olayları geniş açıdan bakmadan cenaze defni sırasında yaşanan insanlık ve hukuk dışı uygulamayı kavramış olamayız.
Öfkeli ve ayrılıkçılığı körükleyen yaklaşımlar tasvip edilememeli doğru.
Zaten devlet yapılanlara karşı tavır alarak yanlışa prim vermeyeceğini beyan etmiştir.
Mezarlıkta yaşananların sorumluluğu yapanların üzerindedir, gereken yapılmalı ve asla tolerans gösterilmemelidir.
Bu konuda tereddüt en hafif tabirle zafiyettir.
Peki, bu duygusal patlamaya sebep olanların yaşananlarda hiç mi sorumluluğu yok?
Daha geçen yıl bir kalkışma yaparak ülkeyi ele geçirmek için çalışan mel’un örgütü korumak için “Adalet” eksenli yürüyenlerin, Erdoğan karşıtlığı üzerinden bir araya gelerek ittifak arayanların, ortak mücadele platformu kuranların, el ele, omuz omuza mücadele edenlerin. Ülkesine karşı açıkça tavır alan ülkelere şikâyet edenlerin, terör örgütlerine karşı yürütülen mücadeleyi sekteye uğratacak bilgi kirliliği üretenlerin hiç mi sorumluluğu yok?
Herkes şapkasını önüne koyup düşünmelidir.
Bu ülke hepimizin.
Kendilerinden hiç bir fayda görmediğimiz devletlere sığınarak varacağımız yer yok ve elde edeceğimiz milli menfaat olamaz.
Toplumun milli refleksler vermesi için diğer tarafta pusuda bekleyen ve bir şekilde küresel güçlerin yedeğinde tuttuğu faşist örgütlere fırsat oluşturmak doğru değildir.
Demokrasi mücadelesi demokrasinin düşmanlarıyla verilmez.
Ülkemizin yaşadığı zor süreçte yöneticilerin kullandığı dil ve üslup size demokrasi anlayışınıza uygun gelmiyorsa bunun çaresi demokrasi düşmanlarıyla işbirliği ve terör örgütlerinin “Avukatlığını yapmak” değil, tam aksine, millette tedirginlik ve öfke uyandırmayacak dili ve mücadele yöntemini bulmaktır.
Korkarım bu dil ve üslubu bulamazsanız ülkeyi gerilimden gerilime sürükleyeceksiniz.
Üslupsuzluğunuzun ülkeye de, size de faydası olmayacak.
Demokratik duruş ve adalet talebiniz, terör örgütlerine malzeme ve umut olmamalıdır.
Haberiniz olsun.
CHP’li seçmeni üzüyorsunuz.
Sabır ve sadakat bir yere kadar.
CHP gözden çıkarıldı yerine Akşener öncülüğünde bir hareket mi hazırlanıyor?
Bunu düşünün isterim.
Aydınpost ANDROID'de TIKLA İNDİR! Aydınpost APPSTORE'da TIKLA