Lozan 2023'te bitiyor mu?

Abone Ol

Son yıllarda öğrencilerimizden Lozan Antlaşması ile ilgili, o kadar çok ve birbirinin aynı sorular geliyor ki…

 Lozan Antlaşması 2023’de mi bitiyor hocam?

Lozan yüz yıllık mı hocam?

Lozan bir hezimet midir?

Gizli maddeleri varmış, biliyor musunuz?

 Kazandığımız bir savaşın masa başında kaybedilmiş hali midir? Gibi sorular, sorular…

 Hatta bazısı soruyu da sormaz, bilgiyi oldukça emin bir şekilde kendisi verir:

“Hocam hani Lozan antlaşması 2023’de bitiyor ya, artık elimizi kolumuzu bağlayan maddelerden kurtulacağız…”

 İnanın bazı zamanlar konumuz Lozan antlaşması olmasa da, dersimiz Lozan ile başlar Lozan ile biter…

 “Değerli öğrencim bu bilgileri nerden okudun, kim anlattı…” diye sorduğumda ise, kimi dershanede tarih öğretmenim anlattı, kimi internetten okudum, kimi falan dergiden filan gazeteden okudum cevabını verir… Hele o internette okunanlar… Tövbe haşa, sanırsınız ayet-hadis

***

Şimdi;  Son kırk beş yılı savaşlarda geçen bir millet düşünün… Sanki savaşmak için yaratılmış. Geride kalanlarsa dönecekler diye beklemek için… Savaşlar filmlerdeki gibi değildir. Kahramanlık hikayeleri gibi hiç değil…

Açlık, yokluk, pislik, rezillik, korku, endişe, ümit, ümitsizlik, kahramanlık hepsi iç içedir ve de gerçektir. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan… Tâ ki işgalcilere karşı giriştiğimiz Kurtuluş Savaşının bittiği Eylül 1922’ye kadar… Anadolu’da sağlam insan kalmamıştır. Kimi dul, kim kör, kimi topal, kimi yetimdir. Ama hepsi de gazidir. Bırakın canlıları bağlar bahçeler tarlalar hepsi gazidir. Para-pul, ekonomi diye bir şey yoktur.

Artık köylümüzün topraklarına, çocuklarımızın okullarına, kadınlarımızın kızlarımızın endişesiz hasretsiz evlerine geçip güven içinde oturma vaktidir. Memleketi fabrikalarla, hastanelerle, yollarla donatma vaktidir. Gönül istemektedir ama, Musul’a, Kerkük’e, Hatay’a, İskenderun’a  ve Batı Trakya’ya yürüyecek derman kalmamıştır.

İşte bu şartlarda Lozan Konferansı’na, Türk Devletini temsilen, İsmet İnönü başkanlığında içinde Hasan Saka, Rıza Nur, Yahya Kemal ve Celal Bayar’ın da bulunduğu kırk kişilik bir heyet gider…

İsmet İnönü masaya oturduğunda elindeki kartlarda kazandığımız bir Kurtuluş Savaşı, yanmış yakılmış bir ülke ve üstünde aç, sefil, yorgun, yılgın bir şekilde, artık yaşamak ve gün yüzü görmek isteyen bir millet vardır.

Lozan görüşmeleri kesintilerle birlikte sekiz aydan fazla sürer.  Türkiye masanın bir tarafında tek başınadır. Karşısında ise İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Yugoslavya (Sırp- Hırvat- Sloven), Romanya ve Japonya… Boğazlar konusunda bunlara Rusya ve Bulgaristan’ da eklenir.

Görüşmelerde Kapitülasyonlar, Doğu Anadolu’da kurulacak Ermeni Devleti, Osmanlı borçları, yabancı okullar, Fener Rum Patrikliği, azınlıklar, boğazlar ve Osmanlı döneminde imzalanmış ticari antlaşmalar gibi konular vardır. Yani bu antlaşma sadece kazandığımız Kurtuluş Savaşımızın sonunda yapılacak bir sınır-toprak antlaşması değildir. Türklerle Batılıların en az iki yüz yıllık hesaplaşmasıdır.

Kurtuluş Savaşı esasta Birinci Dünya Savaşının devamıdır. Sakarya Zaferimiz olduğu kadar, Büyük Taarruz olduğu kadar, öncesinde Mondros ve Sevr hezimetleri de vardır. İç Anadolu’da bize reva görülen bir avuç toprak vardır. Zafer midir? Hezimet midir? Diye sorarken bunları da bilmek lazım.

 İnönü Savaşlarını, Sakarya’yı, Büyük Taarruzu ve Başkomutanlık Meydan Savaşını kazandık diye isteklerimizi yazıp da ‘’hadi imzalayın bakayım şunu…’’diyeceğimiz bir şey değildir yani…

 Oldukça hararetli, çetrefilli uzun tartışmalardan sonra nihayet taraflar 24 Temmuz 1923 de 143 maddelik Lozan Antlaşması’nı imzalarlar. Doğal olarak her şey istediğimiz gibi olmaz. Musul-Kerkük, Hatay-İskenderun, Boğazlar ve Batı Trakya gibi konularda isteklerimizi kabul ettiremeyiz.

Fakat aleyhimize gerçekleşen bazı konular ilerleyen yıllarda kendimizi biraz toparladığımızda, ikili ilişkiler ve dünyanın siyasi ortamı iyi kullanılarak lehimize değiştirilmiştir. 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde tam egemenliğin sağlanması ve l939’ da Hatay ve İskenderun’un Türkiye’ye katılması gibi.

Şimdi hal böyle iken;

Kimilerine göre Lozan antlaşması ayaklarımızda pranga, bileklerimizde kelepçe ve kalbimize  saplanmış bir hançer imiş...2023 te de bu prangalardan, kelepçelerden ve hançerden kurtuluyor muşuz.   Hey be gözünü sevdiğimin cehaleti… neler söyletiyorsun insana…

Sanki Lozan Antlaşmasından önceki sınırlarımız Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki sınırlarımızdı da hepsini veri verdik… kala kala bir Anadolu kaldı.

Lozan Antlaşmasını imzalayan İsmet İnönü, antlaşmayı onaylayan TBMM’nin Başkanı Mustafa Kemal ve birçok millet vekili Kurtuluş Savaşında sanki hiç savaşmamışlar da, İstanbul’da düşman bayrağı altında paşalar gibi oturmuşlar, sonra da görev icabı gidip hainlik olsun diye Lozan’ı imzalayıvermişler… Var mı böyle bir şey.

Kim ne derse desin barışa en çok ihtiyacı olan bizdik. Kırk beş elli yıldan beri savaştan savaşa, cepheden cepheye koşan yine bizdik. Öyle karnı tok sırtı pek olduğumuz halde şurayı da alaydık, burayı da alaydık demekle olmuyor. Türk Milletinin o günlerdeki halini anlamak lazım ki doğru yorum yapalım.

İşte bunu 2000’li yılların Türkiye’sinde yazın serin, kışın sıcak çalışma odalarında kafalarındaki üç kuruşluk bilgi ve yüreklerindeki koyu karanlık nefretleri ile sözde tarihçilik, gazetecilik ve fikircilik yapmaya çalışıp toplumu zehirleyen kimseler galiba hiç anlayamayacak…

Sonuç olarak:

Lozan antlaşması bizim bağımsızlığımızın bütün dünya tarafından tescillendiği, Anadolu coğrafyasının, bin sene önce nasıl bizim olmuşsa yine bizim olduğunun tapu belgesidir. Dönemin siyasal, sosyal, ekonomik ve askeri şartları göz önüne alındığında yapılabilecek en iyi antlaşmadır.

Lozan Antlaşması 2023’de bitmeyecektir.

S ü r e s i z d i r….

 

Sağlıcakla…

 

 

 
 
 
{ "vars": { "account": "UA-18838004-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }