• BIST 111.032
  • Altın 174,588
  • Dolar 4,0640
  • Euro 4,9847

    'Kuyucaklı Yusuf'un yazarının ölümünün 70. yılı 

    02.04.2018 08:30
    Ercan Dolapçı / Tarihin İçinden

    Ercan Dolapçı / Tarihin İçinden

    'Kuyucaklı Yusuf'un yazarının ölümünün 70. yılı 

     

    Arkataşı TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar

     

    'Sabahattin Ali tuzağa düşürüldü'

     

    Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali'nin 1955 yılında Rusça baskısı yapılan "İçimizdeki Şeytan" adlı romanı için kaleme aldığı yazıda, "Sabahattin Ali, Türk edebiyatının ilk devrimci gerçekçi hikâyecisi ve romancısıdır” diyordu

     

     

    ERCAN DOLAPÇI

    Uğradığı baskılardan kurtulmak amacıyla yurt dışına çıkmak için İstanbul'dan bir kamyonetle yola çıkan ve Kırklareli'nin Üsküp ilçesine bağlı Sazara Köyü yakınlarında bir ormanlık arazide, 16 Haziran 1948'de cenazesi bulunan yazar Sabahattin Ali (41)'nin bu yıl öldürülüşünün 70. yılı. (Ali'nin 2 Nisan 1948 günü öldürüldüğü saptandı.) Olaydan sonra TSK'dan atılma bir astsubay olan Ali Ertekin yakalanmış ve cinayeti işlediğini itiraf etmişti. 30 Nisan 1949-15 Ekim 1950 tarihleri arasında yapılan yargılama sonucu 4 yıl hapis cezası aldı. Bir süre sonra çıkan genel afla cezaevinden çıkan Ertekin, sorguda verdiği ifadede, Ali'yi "komünist olduğu için" başına sopayla vurarark öldürdüğünü belirtmişti. Ali'nin olaydan sonra incelenen cenazesinin nereye defnedildiği ise hâlâ muamma. Ünlü yazarın ailesi ve yakın dostları, Ali'nin Kırklareli'nden Bulgaristan'a geçerken yakalandığını ve Emniyet'te yapılan sorguda işkence sonucu hayatını kaybettiğini, daha sonra da olay yerine atıldığını ileri sürdüler.

    Şu da bir gerçek ki, Sabahattin Ali ve Nazım Hikmet gibi yetenekli yazar ve şairler, 1940'lı yıllarda yükselen faşizmin kurbanı olmuşlardı. Öğretmen yazar Ali de Köy Enstitüleri'nin hedefe konulduğu günlerde Nihat Atsızlar tarafından tehdit ediliyordu. Atsız ve Ali'nin meşhur davası bu konuya en iyi örnektir. Bu dönemde Köy Enstitüler de kapatıldı ve Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanlığı'ndan alındı. (S. Ali, Yücel döneminde MEB'nin çeviri bürosunda da çalışmıştı.) Daha sonra da Batıcı Demokrat Parti iktidara geldi. Türk Devrimi'nin duraklama dönemi başladı.

    'İNANMIŞ BİR SOSYALİSTTİ'

    Bugün de tartışılan bu konuya Sabahattin Ali'nin akrabası ve TİP Genel Başkanı (1962-1969) Mehmet Ali Aybar, yaptığı açıklamada ışık tutuyor. Aybar, yazar Sabahattin Ali'nin "tuzağa düşürülerek öldürüldüğünü" belirtir ve "Sabahattin inanmış bir sosyalistti" der. Gazeteci Doğan Akın'ın Cumhuriyet gazetesinde 18 Aralık 1990 günü yayımlanan söyleşisini, olaya ışık tutması açısından ilginize sunuyoruz:

    'NE YAPTIN SABAHATTİN?'

     

    Sabahattin Ali’nin öldürülmesiyle ilgili olarak bugüne kadar çeşitli iddialar ortaya atıldı. Hatta ajanlık dahil... Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

    AYBAR- Benim genel olarak kanaatim Sabahattin Ali'nin tuzağa düşürülerek öldürüldüğüdür. Olay netice itibarıyla budur. Sabahattin, yurtdışına çıkmak istemiştir, araya sonradan Milli Emniyet ajanı olduğu anlaşılan biri girmiştir ve Sabahattin Ali’yi öldürmüştür. Binaenaleyh o günün politik koşullarını da düşünecek olursak, bu Milli Emniyet’çe işlenmiş, yahut da daha genel söyleyelim polis kanallarıyla hazırlanmış bir tuzak ve neticesinde Sabahattin Ali ortadan kaldırılmıştır. Meselenin genel çizgisi bana göre budur. Nedenine gelince, Sabahattin, o tarihlerde yayın yoluyla iktidardaki hükümetlere karşı cephe almış kişilerden biridir, işte müteaddit dergiler çıkarılmış...

     

    Bu arada sizin çıkardığınız “Zincirli Hürriyet”teki yazısıyla da son kovuşturmasına

    uğramıştı sanırım.

    AYBAR- Evet. İşin garip tarafı, o yazıdan dolayı Sabahattin’in ölümünden sonra mahkûm oldum. O ve kendimin de yazdığı bir yazıdan dolayı ikisinden birden mahkûm oldum ve o mahkûmiyeti çektim. Paşakapısı Cezaevi’nde yattık, afla da çıktık. Şunu söyleyeyim, o son yazının bendeki imajı oldukça ilginç. Zincirli Hürriyet’in İstanbul’da çıkan ilk ve son sayısıydı. Matbaada provalara falan bakıyordum. Tabii Sabahattin’in yazısını okumak hiç aklımdan geçmedi. Öbür yazıları okuyordum, tek kişi çıkarıyordum gazeteyi ve gelen bütün yazıları okuyordum. Sabahattin Ali’nin yazısını ne diye okuyayım, şu kadar yazı okurken bir de Sabahattin’in yazısını mı okuyayım? Hiç okumadım. Çıktıktan sonra yazısına göz atıyorum. Yahu dehşet şeyler. Baskı yapılmış. Olacak şey değil. Açıkça hakaret etme falan filan. Yani Ceza Yasası’nın hangi maddesine isterseniz sokabilirsiniz. Ne yapayım ben bunu, gazeteler basılmış. Bunları iptal ettik, yeni baştan basalım, olacak iş değil. Aklıma geldi, dedim ki şuradan bir ıstampa yaptırayım ve hepsinin o en belalı kısmını yok edelim. İki üç çocukla beraber matbaada başladık takır takır takır iptal ettik. Ondan sonra matbaadan dönüp de Sabahattin’le Beyoğlu’nda buluşacağız. Siret’le beraber beni bekliyorlar, sinemaya gideceğiz. Ben bir nüsha aldım geldim. Sabahattin her zamanki gibi neşeli, şakacı falan. Yahu sen ne yapmışsın? “Ne o hayrola” dedi. Yahu bu yazılır mı? Yani bu, bizi alsınlar, götürsünler hapse atsınlar anlamına geliyor. “Yok canım mübalağa ediyorsun” falan dedi. Neyse dedim, ben oraya yani en belalı paragrafına ıstampayla şey yaptım, işte örneği de bu, kara. Üç dört çocukla beraber şu saate kadar şu kadar bin nüshayı mühürledik. Ve ondan çok kısa bir süre sonra Sabahattin çıktı, hakikaten dava açıldı. Ve gerçekten tahmin ettiğim gibi o paragraf olmadığı halde hükümetin manevi şahsiyetine hakaretten dolayı bir yıl ağır cezaya mahkûm olduk.

    'SABAHATTİN'İ ÇOK ESKİDEN TANIRIM'

     

    Sabahattin Ali’nin ölümünden sonra değil mi efendim?

    AYBAR- Ölümünden sonra. Önce dava açıldı, biliyorduk tabii dava açılacağını. İstanbul’da 2. Ağır Ceza’da birtakım savunmalar yaptıksa da boşuna gayretti. Bile bile ladesti. Ağır ceza reisi olmaya gerek yok, şöyle göz atınca, tamam dedim bu iş bitti. Ve ondan kısa bir süre sonra da Sabahattin yurtdışına çıktı. Binaenaleyh son politik arkadaşlığımız böyle bir olayla noktalandı.

     

    Yalçın Küçük, Ali'nin istihbarat örgütleriyle ilişkili olduğu yönündeki tezine, Bulgaristan yurttaşı Doç. Dr. İbrahim Tatarlı ile aralarında geçen bir konuşmayı da ekliyor. Bu konuda sizin bir duyumunuz var mı?

     

    AYBAR - Sabahattin’in çok ahbabı olmuştur. Ve her yere girip çıkardı. Bu itibarla kendisi hakkında ölümünden sonra böyle haberler çıkarılmasının izahatını, Sabahattin’in karakterini, yapısını tanımamış olmakta aramak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Sabahattin Ali inanmış bir sosyalistti. Benim kanaatim o. Sabahattin Ali’yi ben, akrabam da olduğu için çok eskiden, çok uzun zamandan beri tanırdım ve ölmeden evvel de işte Ankara’dan geldi, ben İstanbul’da Kuzguncuk’ta oturuyordum, bizde kaldı günlerce. Ve ölüm yolculuğuna da oradan gitti. Bir kamyon satın aldı, kamufle etmek için falan.

    Şimdi Sabahattin Ali’nin böyle geniş çevrelerle ilişkisi olmasını zannediyorum ki ters yorumluyorlar. Gerçekten de o yıllar, zor yıllardı solcular için, işte 40’lı, 45’li yıllar. Ve Sabahattin’in ben, bir ajan olduğuna kesinlikle inanmam. Tam tersine Sabahattin inanmış bir

    sosyalistti. Yazdığı hikâyeler sosyalist bir yazarın yazacağı, tabii o yıllardaki imkân ölçülerinde, daha başka türlü yazılır belki, ama bunların yayımlanması üzerine derhal takibat başlar filan falan. Onları da nazarı itibara alarak, bütün yazdığı kitaplarda Sabahattin’in sosyalist düşüncede bir yazar olduğu görülüyor. Şimdi iddia, zannediyorum, efendim öyle görünüp de ajanlık etmek. Ben Sabahattin’in bu karakterde, bu yapıda bir insan olduğuna inanmıyorum. Yalçın Küçük herhalde Sabahattin’i hiç tanımadı.

    'TÜRK SOLUNUN DEĞERLİ BİR SİMASIYDI'

     

    O yıllarda Bulgaristan’a çıkmanın Milli Emniyet’le anlaşmak dışında başka yolları da

    var kuşkusuz. Bu tez çerçevesinde Sabahattin Ali'nin Milli Emniyet’le anlaşma gerekçesi

    ne olabilir?

    AYBAR- Niye Milli Emniyet’le anlaşsın? Korkudan mı? Niye korksun? Yani tüm solcular o zaman korku içinde olabilirdi, ama aynı ölçüde. Binaenaleyh bütün solun, bu tez doğru olsa hakiki bütün solun hicret etmesi lazım o tarihlerde. Değil mi, öyle olsa “Aman can korkusu, Allah belalarını versin, ben buradan yakamı sıyırayım” diye herkesin çekip gitmesi lazım. Hayır, böyle bir şey olmamış. Sabahattin Ali’nin bütün yazılarını aldığınız zaman, inanmış bir sosyalist olduğu muhakkak.

     

    Sabahattin Ali’yi, Ali Ertekin’in öldürmediği, Milli Emniyet’in Ertekin’le yaptığı pazarlık sonucu cinayeti ona yüklediği şeklindeki görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    AYBAR- Ali Ertekin mi öldürdü, yoksa Ertekin ajandı ve Sabahattin’i öldüreceği yere kadar götürmekle görevli bir insandı da Milli Emniyet’in öldürme kıtaları mı icabına baktı, bilemeyiz tabii. O cinayeti işleyenler bilir, o emri verenler bilir, bir de aracılık eden Ertekin bilir. Bu üstlendiğine göre biz onu biliyoruz. Böyle de olunca bir menfaat karşılığında yapmıştır. Çünkü bir husumeti falan yok Sabahattin’e herhalde. İşte onun için de vazifelendirildiği görülüyor. Bir şey değiştirmez. O tezde diyor ki bunu Milli Emniyet yaptırdı. Ama o ajanı değildi, peki ha ajanı Hasan vurmuş, ha Milli Emniyet'ten falan bey vurmuş. Hiç fark etmez bence. Talihsiz bence arkadaşımız. Hakikaten bence Türk solunun değerli simalarından biriydi. Edebiyatçı olarak da belirli bir yeri vardı ve ben Sabahattin Ali’nin inanmış bir sosyalist olduğuna kaniyim. Başkaları başka şey düşünebilir, ama ben düşünmem.

     
    ali-ertekin-durusmada.jpgkuyucakli-yusuf.jpgmehmet-ali-aybar.jpgsabahattin-ali-ve-kizi-filiz-ali.jpg
    zincirli-hurriyet-5-sub-48-ilk-sayi.png
    Bu yazı toplam 1961 defa okunmuştur.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Aydın Post | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0256.226 61 64 | Faks : 0256.226 61 64 | Haber Yazılımı: CM Bilişim